Ey iman edenler!Cuma gunu namaz icin cagrildiginizda her turlu dunyevi alisverisi birakip Allah'i anmaya yani hutbeyi dinleyip namazi kilmaya kosun.Eger bilirseniz bu sizin icin daha hayirlidir.
Cuma-9
Cuma gününde öyle bir an vardır ki, günah veya akrabalarla ilişkiyi kesme konularında olmamak şartıyla kul Allahü teâlâdan bir şey isterse Allahü teâlâ mutlaka onu verir.
Buhari
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 69 (14 Kayıtlı ve 55 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
Üye Albümlerinden
Üye albümlerinden en son eklenen resimler:
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
İçinde bulunduğumuz yüzyılda yapılan bilimsel araştırmalar göstermiştir ki; trigonometriye ait temel bilgiler, 8. ile 16. yüzyıl Türk - İslam Dünyası matematikçileri tarafından ortaya konul-muş ve belli bir noktaya kadar da geliştirilmiştir. Bunun nedenini, şu şekilde açıklamak müm-kündür. Bi-lindiği gibi, 8. ile 16. yüzyılda Türk - İslam Dünyası'nın hemen her yöresinde astro-nomi (gökbilim) çalışmaları ve bunun sonucu olarak da, yoğun bir rasathane (gözlemevi) kurma çalışmaları vardı. Bu rasathanelerdeki bilimsel çalışmalarda, astronomiye yardımcı olarak, trigonometri kulla-nılmaktaydı.
Astronominin temelini teşkil eden küresel astronomi, doğrudan doğruya, küresel trigonomet-rinin astronomiye uygulanmasından doğmuştur. Gezegen ve uydu ile yıldızların gökküresin-deki yerleri (koordinatları) ve hareketleri ile ilgili hesaplamalar; küresel üçgenin, küresel tri-gonometriye uygulanmasıyla elde edilebilmektedir. Dolayısıyla, o devir Türk - İslam Dünya-sı'nda, Trigonometri müstakil bir bilim haline gelmiş ve oldukça gelişmiştir.
8. ile 16. yüzyıl Türk-İslam Dünyası matematik ve astronomi bilginlerinin hazırlamış oldukları "Ziyc" adlı eserin hepsinde, bugünkü trigonometrinin temel bilgileri, ilk olarak ortaya konul-muştur. Gene bu devir Türk - İslam Dünyası bilginleri, Batlamyos'un (Claidius ptolemeios 85-160) ünlü eseri, değişik tarihlerde değişik matematik ve astronomi bilginleri tarafından mıcıstı (almagesti) adıyla şerh edilmiştir. Bu şerhlerde de, yer yer trigonometri bilgileri zenginleş-tirilip geliştirildi.
Gıyasüddin Cemşid ve Trigonometri
Gıyasüddin Cemşid, 1 derecelik yayın sinüs değerini, bugünkü değerlere göre 18 ondalıklı sayıya kadar doğru olarak hesaplamıştır. Bu konuda 1 derecelik yayın sinüsüsünü geometri ve cebir yoluyla hesaplamış ve böylece trigonometrik tabloların tanzim işini sistemle bir esa-sa bağlamıştır. Dolayısıyla kendisinden sonra gelen İslam Dünyası ie Batı Dünyası matema-tikçilerine, zamanında orjinal olan yeni bilgi hazineleri bırakmıştır.
Remzi Demir genbilim.com
TÜRK-İSLAM ALİMLERİNİN BULUŞLARI
İbni Sina’nın “Kitab-ül Şifa” adlı eserinin yüzlerce yıl Aristo’nun eseri olarak Avrupa’da okutulduğunu, Biruni’nin Yerçekimi Yasası’nı Newton’dan önce bulduğunu, Cabir Hayyan’ın 8. yüzyılda akıl yoluyla insanın kopyalanabileceğini ortaya attığını, Harezmi’nin 9. yüzyılda “0” rakamını bularak matematik biliminin bugünkü düzeyine ulaşmasını sağladığını kaçımız biliyor?
Batılı bilim adamlarını icat ettiğini sandığımız bazı buluşların Türk ve İslam bilginleri tarafından ortaya konduğunu, bugün hayretle ve hayranlıkla öğreniyoruz. Türk ve İslam bilginleri, yüzyıllar önce çok sayıda buluş ile günlük hayatta kullanılan alet ve cihazları icat ettiler. Dünya bilim tarihine adını altın harflerle yazdıran Türk – İslam bilim adamları ve onların icat ve keşifleri, “Dünyaya Doğan Güneş – İslam Bilim Tarihi” adlı 10 bölümlük belgeselle ele alınıyor. Astronomi, coğrafya, harita, matematik, fizik, kimya, tıp alanlarında adından söz ettiren tarihi simaların evrensel olana hizmetleri çarpıcı görüntülerle veriliyor.
Ankara Televizyonu Belgesel Programlar Müdürlüğü tarafından hazırlanan “Dünyaya Doğan Güneş” adlı belgesel, kamuoyu tarafından az bilinen bu konulara ışık tutuyor. Aslında iki bölüm yapmak üzere yola çıkılan ama 10 bölüm olarak tamamlanan programda yüzyıllar öncesinden dünyaya ışık olan Türk-İslam alimlerinin insanlığa bıraktıkları değerli miras anlatılıyor. Bu alandaki buluş ve icatları ele alarak Türk ve dünya kamuoyuna sunmak ve özellikle gençlerimizi bilimsel araştırmalara teşvik etmek amacıyla hazırlanan programın çekimleri başta Türkiye olmak üzere Almanya, İran, Mısır ve Özbekistan’da gerçekleştirildi.
İslam bilim tarihinin konu edildiği “Dünyaya Doğan Güneş”, bilim tarihçisi Prof. Dr. Fuat Sezgin’in anlatımıyla renkleniyor. Sezgin’in Türk ve İslam bilginlerinin icat ve buluşları onların yazdığı, kitap risale ve belgelerden yola çıkarak yapmış olduğu modeller, bugün Almanya’da Goethe Üniversitesi’ne bağlı İslam Bilim Tarihi Enstitüsü Müzesi’nde sergileniyor. Bilginlerimizin icat ve buluşları, yazdıkları eserler astronomi, coğrafya, matematik, fizik, kimya, müzik, mimari gibi bölümlerde müzenin salonlarını süslüyor. Biruni, El Cezeri, Takuyiddin, İbni Sina, Ali Kuşçu, Ömer Hayyam, Harezmi, İbnül Heysem, Cabir el Hayyan, Ebu Bekir Razi, Uluğbey ve onlar gibi pek çok bilim adamının şimdiye kadar birçoğumuzun bilmediği icat ve keşifleri, belgelerin ışığında TRT ekranlarına yansıyor.
On asırlık yanlış
Örneğin Türk bilgini İbni Sina’nın “Kitab-ül Şifa” adlı eseri, yüzlerce yıl Aristo’nun eseri olarak Avrupa’da okutuldu. Bu yanlışlık İngiliz bilim adamı Eric Holmyard tarafından ancak 1928 yılında düzeltildi. İbni Sina’nın 10. yüzyılda yaşayan bir bilgin olduğu göz önüne alınınca bu hatanın 10 asır boyunca devam ettiği ortaya çıkıyor.
Dünya bilim tarihine “Altın çağ” olarak damgasını vuran Türk İslam bilginleri, 8. yüzyıldan itibaren bilim dünyasının ebedi aydınlığı oldular. Cabir el Hayyan, Fergani, Biruni, Harezmi, Razi, İbni Sina, Sabit Bin Kusra, Heysem, Ebul Vefa, Battani ve nice Türk İslam bilginleri matematik, fizik, kimya ve tıp ilminin temellerini oluşturdular.
Batılı bilim adamlarından Bergson’un “Daha 14. asırda İslam ülkeleri birer ilim ve irfan fuarı. Hükümdar saraylarının her taşı inci gibi işlenmiş birer sanat abidesi, birer ilim ve marifet merkezi olarak gözleri kamaştırırken Avrupa yoğun bir cehalet ve karanlık içindeydi.” sözleriyle özetlediği tespitleri ne kadar dikkat çekici değil mi?
Medeniyet bütün milletlerin ortak malı. Bugünkü medeniyet çizgisinde her milletin az çok payı var. Tarihi süreç içinde Mısırlı, Yunanlı, Çinli, Hindu, İranlı, Arap ve Türk bilginler medeniyet yarışında ilmin bayrağını yükseltmeye çalıştılar. Ortaçağ’da ise Türk - İslam bilginleri hep öncü rolü oynadı. Akla ve bilgiye dayalı bugünkü uygarlığın sahip olduğu bir çok değere kaynaklık ettiler.
Ortaçağ’da Avrupa hurafelerle uğraşırken İslam dünyası “Aydınlanma Çağını” yaşıyordu. Ünlü Türk bilgini Harezmi 9. yüzyılda “0” rakamını bularak matematik biliminin bugünkü düzeyine ulaşmasını sağladı. Logaritmayı ortaya koyan ilk kişi oldu. “El Cebir” adlı kitabı Chesterli Robert ve Cremonalı Gerard tarafından 12. yüzyılda Latince’ye çevrildi. Bu kitapta Harezmi ikinci dereceden bir polinomu katsayılarının işaretine göre 6 sınıfa ayırarak sistematik olarak köklerin nasıl bulunacağını gösterdi. “Hesap” adlı kitabında ise dört işlemin nasıl yapıldığını anlattı. Harezmi açıların trigonometrik fonksiyonlarla ifade edildiğini gösteren tablolar ve kitaplarıyla matematikte çığır açan bir bilgin oldu.
Cabir Hayyan kimyasal maddeleri uçucu, uçucu olmayan, yanan ve yanmayan maddeler olarak dört grupta topladı. Akıl yoluyla insanın kopyalanabileceğini 8. yüzyılda ortaya attı. Bu çalışmalarıyla modern kimyanın kurucusu Lavosier’e öncülük etti.
Biruni “Yerçekimi Nazariyesini” Newton’dan önce buldu. “Rasati İnhitat-il Ufuk” adlı kitabında yer kürenin yarı çapını 6 bin 324.66 km olarak bugünkü geçeğe en yakın şekilde verdi.
ALINTIDIR...
__________________ İnsanın topraktan,sudan yapılmış olan kısmı değişmez amma ma'nası,siyreti değişebilir.
Tezhib-i ahlak insan içün mümkündür.Olmasaydı mükellef tutulmazdı...
On sekizinci yüzyıl Osmanlı âlimi ve büyük velî. İsmi, İbrâhim Hakkı’dır. 1703 (H.1115) târihinde Erzurum’un Hasankale kasabasında doğdu. Babası Osman Efendi olup, evliyâdan bir zâttı. Annesi Hanîfe Hâtun da Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) soyundandır. 1781 (H.1195) târihinde Siirt’in Tillo kasabasında vefât etti.
Küçük yaşta annesini kaybeden İbrâhim Hakkı, ilk tahsilini babasından gördü. Tefsir, hadis, fıkıh gibi zâhirî ilim dallarında yetişti. Baba dostu Molla MuhammedSıhrânî’den astronomi, matematik ve fen bilgilerini öğrendi. Tillo’daki ilim ve feyz kaynağı Kâdiriyye tarikatı büyüklerinden İsmâil Fakîrullah’ın mânevî terbiyesine girip iltifât ve ihsânlarına kavuştu.
İbrâhimHakkı, babası vefât edince hocasının emriyle Erzurum’a gitti. Amcalarının da teşvikleriyle sekiz sene ilim tahsil etti. Erzurum müftîsi Hâzık Muhammed’den okudu. Yirmi beş yaşında tahsilini tamamlayıp muhabbet ateşiyle yandığı hocası İsmâil Fakîrullah’ın huzûruna döndü. Tillo’da hocasının büyük oğlu Abdülkâdir Efendinin kızı Fâtma Azîze Hanımefendi ile evlendi. Tillo’da on beş sene hocasına hizmet ile şereflenip icâzet aldı.
1738’de Hicaz’a gidip hac yaptı. 1752’de İstanbul’a gitti.Sultan Birinci Mahmûd Han tarafından dâvet edildi. Saray kütüphânesinde çalışmalar yaptı. Bir sene sonra talebe yetiştirmek için Abdurrahmân Gâzi Dergâhına tâyin edilerek Erzurum’a geldi. 1755 senesinde tekrar İstanbul’a gitti. Sarayda dîvân kâtibi Ali Efendi başta olmak üzere pekçok kimselerle dost oldu. Sultan Üçüncü Mustafa Han zamânında da Abdurrahmân Gâzi Dergâhının berâtı yenilendi.
İbrâhim Hakkı hazretleri, 1764 târihinden sonra hocası İsmâil Fakîrullah’ın dergâhına yerleşip vefâtına kadar talebe yetiştirmek ve eser yazmakla meşgul oldu. Ömrünün sonlarında vasiyetnâmesini yazdı. Sık sık hastalanması sebebiyle bizzat kendisi kitap yazmak ile uğraşamıyordu. Ancak yazdırmak sûretiyle kalan ömrünü bereketlendirmek istediğinden, oğulları kâtipliğini yaptılar. 1781 senesinde Siirt’in Tillo kasabasında vefât etti.Hocası İsmâil Fakîrullah’ın yanına defnedildi. Kabri ziyâret mahallidir.
İbrâhim Hakkı hazretleri tefsir, hadis, fıkıh gibi naklî ilimler yanında aklî ilimlerde de zamânın bir tânesiydi. Biyoloji, fizik, kimyâ, matematik ve astronomiye kadar, devrindeki bütün ilimlerle meşgul olmuş, ayın hareketlerini incelemiş, arz küresinin enlem ve boylamlarını belirtmiştir. Canlılar hakkında çeşitli teoriler ileri süren Fransız doktoru Lamarc, İngiliz Ch. Darwin, Hollandalı Hügo de Vires gibi batılı ilim adamlarından çok önce canlıların yapısında, en basitinden en mükemmeli olan insana doğru düzgün bir tekâmül bulunduğunu, misâller vererek yazmış, bunun nevlerin (türlerin) değişmesi demek olmadığını da bildirmiştir. Bu konuyu ele alırken tekâmülde, arada görülen belli noktaları, husûsî özellikleri ve herbirinin hudutlarını tesbit etmiş, canlıların hepsinin ayrı ayrı türler halinde yaratıldığını ayrıca belirtmiştir.
Hayâtında hiçbir zaman okumayı ve okutmayı elden bırakmamış, ideâl insan tipi olarak ârif insanı göstermiştir. Kendisi de bu ölçü içinde kalmıştır. İbrâhim Hakkı hazretlerinin hikmetli sözlerinden bâzıları şunlardır:
“Dil küçüktür, cürümü büyüktür.”
“Kalp bir reistir. Eğer o temiz olursa, mâiyeti, bütün organlar ona itâat ederek temiz olurlar.”
“Bilmiyorum demek ilmin yarısıdır.”
“Güzel sözler, güleç yüzler, tatlı diller gönüllerde azîzdir.”
“İnsanın başına belâ getiren üç şey vardır: Şakalaşmak, alay etmek, saçma ve beyhûde konuşmak.”
“Konuşma insanın terâzisidir. Fazlası ziyân, azı vakardır.”
“Dilini tutmayan gerçek îmânı bulamaz.”
İbrâhim Hakkı hazretleri aynı zamanda hak âşığı şâir bir zât olup hikmetli şiirler söylemiştir. Onun şiirlerinden: Ebû Cehl’in sohbeti nâr-ı Cehennem’den beter Hakkı! Hakk’ı dilde bul sen, ol sana devlet yeter Hak şerleri hayr eyler, Zannetme ki gayr eyler, Ârif anı seyr eyler, Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.
Eserleri:
1) Tecvid Kitabı: İlk yazdığı eseridir.
2) Tertîb-ül-Ulûm.
3)Dîvân (İlâhinâme):Eserinde bir yılın günleri sayısınca gazel yazmıştır.
4) Mârifetnâme: Hasankale’deyken yazmaya başlamış, 1756 senesinde tamamlamıştır. Kâinâtın yaratılışını, bu yaratmanın dayandığı incelikleri, âlimleri birinci ana bölümde; tıp ilmini ve insan vücûdunu ikinci ana bölümde; insanın insan olarak ne yapması gerektiğini ve onun yücelmesini üçüncü anabölümde; âdab-ı muâşereti son bölümde işlemiştir. Eserin çeşitli yer ve zamanlarda baskıları yapılmış, Farsça ve Fransızcaya tercüme edilmiştir.
5) İrfâniyye: Farsça olup bir hadîs-i şerîf açıklanmaktadır.
6) İnsâniyye: Arapça olup içinde hocası Fakîrullah için yazdığı sekiz kasîde mevcuttur.Tasavvuf ilmi anlatılmaktadır.
7)Mecmû’at-ül-Me’ânî
8) Lübb-ül-Ulûm
9)Vuslatnâme
10)Türkçe-Arapça-Farsça sözlük.
11) Seâdetnâme
12) Vaslnâme
13) Şükürnâme
14)Meşârik
15) Sefîne-i Nûh
16) Kenz-ül-Fütûh, 17)Defînet-ür-Rûh 18. Rûh-üş-Şüyûh, 19) Ülfet-ül-Enâm, 20) Mahzen-ül-Esrâr ve diğerleridir.