4 Cemaziye'l-Evvel 1429
09 Mayıs 2008, Cuma
4 Cemaziye'l-Evvel 1429
09 Mayıs 2008, Cuma
Ayet
İyi amellerinin mükâfatı olarak, insanları memnun edecek neler hazırlandığını hiç kimse bilemez.
Secde-17
hadis
Salihlere gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve insanın hatırına gelmeyen şeyler hazırladım.
Buhari

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:



...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Anket

Hak-dilaram'a nasıl ulaştınız?
Arama Motorlarından: 12.80%
Mail Gruplarından: 4.27%
Arkadaş tavsiyesi: 37.80%
Başka Forumlar Aracılığıyla: 13.41%
İnternette gezerken: 26.52%
ulaşıldım: 5.18%
Katılımcı sayısı: 328. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor

Online Üye

Şuan Forumda: 53 (7 Kayıtlı ve 46 Misafir) bulunmaktadır.

Online  Dilnihad, ebrar69, haqperest, nehir, Sakallı, MafraK


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye

İncİler Maİl Grubu






Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » İLİM ve DÜŞÜNCE ÖNDERLERİ » Eyüp Sultan.

Cevapla
 
Seçenekler
nurgül
Şeref Üyesi
 
nurgül - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10.12.2007
Mesajlar: 430


Yarışma Puanı: 140
Teşekkür etti: 7,047
Teşekkür aldı: 401 konuda 1,534 kere
Eyüp Sultan.

Peygamber efendimiz, “Kostantiniye elbette feth olunacaktır; onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir” diye tüm Müslümanlara müjdelediği gün, Müslüman yüreklere “Feth-i Mübîn” ateşi düştü…

Yüreğine fetih ateşi düşenlerden biri de Halid bin Zeyd, yani Ebâ Eyyûb el Ensarî(Eyüp Sultan Hazretleri) idi. Peygamber Efendimiz’in Medine’ye hicreti esnasında ona ev sahipliği yapmış, evinin alt katında onu misafir etmişti.

Onunla ve ondan sonra sayısız savaşlara katılmış, hem fiilen hem de lâfzen İslâm’ı tebliğ görevini hakkıyla yerine getirmişti.

Eyüp Sultan hazretleri; Bizans’ın fethi konusunda çok istekliydi, bunun sonunda da mücadele ederek Halife’yi sefer için ikna etmeyi başardı. Halife, Hicri 50’de 50 bin kişilik bir ordu hazırlayıp Bizans’a gönderdi.

Bu orduda Eyüp Sultan hazretleri dışında Abbas oğlu Abdullah, Yezit oğlu Abdullah ve İbni Zübeyr gibi sahabeler de vardı.

Kayıkla önce Rodos Limanı’na, oradan da Bizans’a yöneldiler. Bizans’a ulaşır ulaşmaz da şehri kuşattılar…
Kuşatma tam altı ay sürdü. Son derece güç şartlar altında fethi gerçekleştirmeye çalıştılar, fakat başaramadılar. Müjde, Peygamber efendimizin adaşını bekliyordu: Fatih Sultan Mehmed’i(Muhammed) bekliyordu.

Eyüp Sultan hazretleri, seksenli yaşlardaydı. Peygamber hasretiyle o yaşta yollara düşmüştü. Fakat şartlara fazla dayanamayıp hastalandı. Ve gitgide ağırlaştı. Bir gün ordu komutanlarını yanına çağırdı. Öldüğü zaman Bizans surlarına yakın bir yere gömülmesini vasiyet etti.

Öldüğünde vasiyetine uyularak sur yakınına defnedildi… Mezara konduğu gece, surlarda nöbet tutan Bizans askerleri, Eyüp Sultan hazretlerinin mezarından semaya doğru bir ışık fışkırdığını gözlemleyip korktular…
Ertesi gün, gördüklerini herkese anlatmaya başladılar. Ebâ Eyyûb’un kabrinden ışık yükseldiği haberi hızla tüm Bizans’a yayılarak İmparator’un kulağına kadar gitti…

İmparator önce askerleri sorguladı. Sonra da işin esasını merak ederek Yezid’e bir elçi gönderdi. Surların yakınında görünen ışığın ne olduğunu sordu.

Yezid, Peygamber yıldızlarından birinin öldüğünü, vasiyeti gereği surların yakınına defnettiklerini, defnettikleri gece kabrinden bir ışık fışkırıp semaya yükseldiğini gördüklerini anlattı.

İslam ordusu kuşatmayı kaldırıp geri döndükten sonra, imparator, Eyüp Sultan Hazretleri’ne bir türbe yapılmasını ve kabrin başucunda dört kandil yakılmasını emretti.

O günden sonra, Bizanslılar, her sıkıldıkları zaman Eyüp sultan'ın ruhundan yardım dilemek için türbesine koştular. Kabrin hemen ayak ucundan çıkan suyu da akıl hastalarının tedavisinde kullandılar.

Latinlerin İstanbul’u istila edip kiliselerle birlikte her yeri yakıp yıktıkları yıllara kadar Eyüp sultan türbesi ayakta kaldı. Maalesef yıkımdan o da nasibini aldı. Yerle bir edildi.

Belirsizlik Sultan İkinci Mehmed’in Bizans’ı feth ederek müjdeye ulaşmasıyla son buldu…

Ama aradan yediyüz yıl geçmişti…

Fatih Sultan Mehmed, fetihten hemen sonra, hocası Akşemseddin’e, Eyüp Sultan hazretlerinin mezarını bulmasını rica etti.

Hoca ruh yalnızlığına çekilip bir süre tefekkür ve tezekküre daldı. Nihayet seccadesini aldı, yola çıktı. Kendisini takip edenlere dedi ki:

“Seccademi sereceğim yeri kazarsanız Ebâ Eyyûb Hazretleri’ne ulaşırsınız.”

Yürüdüler, yürüdüler…

Ve Hoca, herkesçe meçhul, kendince malum yere seccadesini serip namaza durdu…

İki rekât şükür namazından sonra emretti:

“Kazınız!”

Hoca’nın gösterdiği yeri kazdılar…

Bir süre sonra “Hâzâ Kabr-i Eba Eyyûb” yazılı kil bir tablete ulaştılar.

Kabir bulunmuş, görev tamamlanmıştı. Peygamber yıldızını artık şanına lâyık bir türbeye kavuşturmak zamanıydı.
Padişahın emriyle kabrin olduğu yere bir türbe yapıldı. Hemen sonra da, şehrin ilk büyük selâtin camii inşa edildi. Bu yapılara bir medrese, hamam ve aşhane eklenerek İstanbul’daki ilk külliye meydana getirildi.
Külliyenin masraflarını karşılamak için de, Padişah, bir vakıf kurdu…

Nihayet külliyenin etrafına İslâm-Türk geleneğine uygun biçimde evler inşa edildi Ve Bursa’dan getirtilen göçmenler yeni evlere yerleştirildi…

Bugün “Eyüp Sultan” dediğimiz semt işte böyle doğdu.

Kaynak: Yavuz Bahadıroğlu
__________________
Taş yeşermez, geçmiş olsada nevbahar
Toprak olda bak, nasıl güller açar
Taş gibi idin çok gönül kırdın! Yeter!
Toprak ol, üstünde hoş güller biter.

Hz. Mevlana
Alt 23.03.2008, 19:11 nurgül isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #1
nurgül isimli üye'ye teşekkür eden 6 üye:
nurgül
Şeref Üyesi
(Konuyu Başlatan)
 
nurgül - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10.12.2007
Mesajlar: 430


Yarışma Puanı: 140
Teşekkür etti: 7,047
Teşekkür aldı: 401 konuda 1,534 kere
Osmanlı'nın manevi sultanlarından Hazreti Halid Bin Zeyd

HAZRETİ HALİD BİN ZEYD
(EYÜP SULTAN HAZRETLERİ)

O ki, İstanbul'un medâr-ı iftiharı, Nebîler Nebîsinin mihmendârı...

O ki; Sahâbîler sarayının meşhur sultanlarından ve Peygamberler Peygamberinin bağrı yanık sevdalılarından biri...

Medine'de dünyaya gelen Hazret-i Halid Bin Zeyd, Allah Resûlü'nden duyduğu bir söz üzerine İstanbul surlarına kadar gelmiş ve beka âlemine orada göçmüştür.

Varlığın sebebi olan Cenâb-ı Peygamber (S.A.V) kâinatın merkezine îmân bayrağını dikmiş, insanları Rabbin birliğine davete başlamıştı...

13 sene Mekke müşrikleriyle pençeleşen Allah'ın Resûlü, nihayet Yüce Hakk'ın emriyle Medine yollarına düştü. Kâinatın Efendisi Medine'ye girdikleri zaman gördüler ki; şehir cıvıl cıvıl kaynamakta ve insanlar saadetle taşmakta...

Güzel Medine'nin etrafı Evz ve Hazrec kabileleriyle çevriliydi. Her kabilenin reisi kendini yola atıyor, peygamber devesinin yularını tutup yalvarıyordu:

-Ey Allah'ın Resûlü! Ey kokusu güzel Peygamber! Bize buyurunuz! Size yabancı olmayan, saygıdeğer, düşmanlarınızı tepelemeye gücü yeten ailemize misafir olunuz! Bize şeref bahşediniz...

Mülkün Seyyidi olan Cenab-ı Peygamber kendilerini karşılayan bu vefakâr insanlara hitap ediyorlardı;

- Deveyi kendi hâline bırakınız. Çünkü o memurdur, emir olunduğu yere gider; ona yol veriniz!..

Nebîler Nebîsini taşıyan Kusvâ isimli deve yürüyor halkı da peşinden sürüklüyordu. Bütün gözler hayretle açılmış, herkes heyecandan boğulur gibi olmuştu. Nihayet deve; döndü dolaştı ve ensârın büyüklerinden Ebû Eyyûb Hazretleri'nin hanesi önünde çöküverdi.

Artık göklerin ötesindeki mânâyı getiren Allah'ın Resûlü orada kalacaklardı. Hazreti Halid (r.a) yaralı bir ceylan gibi koştu. Gözlerinin yaşı iplik iplik akıyordu. Sevinç ve saadet içinde sesini yükseltti:

- Anam babam sana feda olsun, ey Allah'ın Resûlü! Buyurunuz, hanemize şeref veriniz!..

Hazret-i Halid, ensarın en ileri gelenlerindendi. Akabe biatında bulunmuş ve oracıkta Allah'ın Resûlü'nün mübarek elini tutarak ona biat etmiş ve İslâmiyet'e can atmıştı. Sadece kendi müslüman olmakla kalmamış, bütün kabilesini de İslâm dairesinin içine almıştı. İşte Cenab-ı Peygamber, şimdi kendi hanesindeydi. Âlemde böyle bir devlet kime nasip olurdu ki?..
__________________
Taş yeşermez, geçmiş olsada nevbahar
Toprak olda bak, nasıl güller açar
Taş gibi idin çok gönül kırdın! Yeter!
Toprak ol, üstünde hoş güller biter.

Hz. Mevlana
Alt 23.03.2008, 19:18 nurgül isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #2
nurgül isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
nurgül
Şeref Üyesi
(Konuyu Başlatan)
 
nurgül - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10.12.2007
Mesajlar: 430


Yarışma Puanı: 140
Teşekkür etti: 7,047
Teşekkür aldı: 401 konuda 1,534 kere
Varlığın sebebi olan Hazret-i Peygamber ona dedi ki:

- Ey Eba Eyyûb! Sendeki emaneti bize ver:

Ebû Eyyûb hayeretle sordu:

- O emanet nedir, ey Allah'ın Resûlü?

- Bize ait bir mektup!..

Gerçekten de onda bir mektup vardı. Babadan evlâda intikal ede ede gelmiş, nihayet Ebû Eyyûb'un eline geçmişti. Bu mektup; Tüban Ebû Keris Es'ad isminde biri tarafından yediyüz sene evvel yazılmıştı. Kâinatın Efendisinin şan ve şerefini belirtiyor ve Ona îmân ediyor, şöyle diyordu:

- Ben, Hazret-i Ahmed'in Allah tarafından gönderileceğine kesin olarak kanâat getirdim! Ömrüm, onun ömrüne yetişseydi, muhakkak Ona yardımcı olurdum.

O günden sonra kâinatın Efendisi, yedi ay boyunca Hazret-i Halid'in evinde kaldılar. Ebû Eyyûb ve zevcesi; Hazret-i Peygamber'in bütün hizmetlerini aşk ve şevk içinde yapıyorlardı.

Gönlü eşsiz incilerle dolu yüce sahâbî, Nebîler Nebîsinin bütün gazalarına iştirak etmişti. Allah Resûlü'nün öteler âlemine geçişlerinden sonra da İslâm ordularında yer aldı ve durmadan kılıç salladı. Allah'ın Resûl'üne karşı o kadar candan bir muhabbet taşıyordu ki, bu aşkın kanatlarını saymaya sayılar kâfi gelmez...

Ve kâinatın Efendisinin şanlar şerefler dolu hayatı son bulmuş, cennetteki ebedî saraylarına gitmişlerdi. Onun gidişi Ebû Eyyûb'un yüreğine sanki mızrak gibi saplanmıştı. Gözleri bulut gibi yaş döküyor, gönlü alev alev yanıyordu. Fakat Peygamberler Peygamberi bu dünyadan ayrıldı diye Ebû Eyyûb'un görevi bitmiyor, asıl mukaddes vazife bundan sonra başlıyordu.

Nihayetsiz olan mülkün seyyidi ve Kevser havuzunun sahibi Yüce Peygamberden; "İstanbul fetholunacaktır! Onu fetheden emir ne güzel bir emir, onun askeri ne güzel bir askerdir!.." müjdesini duymamış mıydı?

O hâlde duracak zaman değildi. Son nefesine kadar bu ilâhi müjdenin gerçekleşmesi için gayret göstermeliydi. Ebû Eyyûb (r.a), gözlerini yeni ufuklara dikmişti. Peygamber Aleyhisselâm'dan sonra İslâm devletinin başına geçen halifeler devrinde de cihad ordularında yerini almıştı.

Hazreti Ebû Eyyûb-el Ensarî'nin gönlü, çırpınan bir alev gibiydi. Fetih güneşinin ışıklarını görmek istiyordu. Toprakların her zerresini bir ikbâl yıldızına çevirecek olan fetih, elbette gerçekleşecekti. Çünkü kâinatın hilkat sebebi Yüce Peygamberimiz buyurmuştu ki:
__________________
Taş yeşermez, geçmiş olsada nevbahar
Toprak olda bak, nasıl güller açar
Taş gibi idin çok gönül kırdın! Yeter!
Toprak ol, üstünde hoş güller biter.

Hz. Mevlana
Alt 23.03.2008, 19:22 nurgül isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #3
nurgül isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
nurgül
Şeref Üyesi
(Konuyu Başlatan)
 
nurgül - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10.12.2007
Mesajlar: 430


Yarışma Puanı: 140
Teşekkür etti: 7,047
Teşekkür aldı: 401 konuda 1,534 kere
"Allah, Rum Konstantiniyye'sini (yani İstanbul'u) mü'minlere tesbih ve tekbirlerle açmadıkça, kıyâmet kopmaz!.."

Artık güzel İstanbul'un surlarına toslamanın zamanı gelmişti. Hicretin 52. senesi, İslâm ordusu harekete geçti. Denizleri kaynata kaynata yoluna devam eden İslâm ordusu, tâ İstanbul surlarına kadar gelip dayandı. Surların çevresinde müthiş bir cenk başlamıştı. Savaşın devam ettiği günlerde Hazret-i Halid'i amansız bir hastalık yakalamıştı. Artık ölüm yatağındaydı. Ordunun başkumandanı Yezid, derhal onun huzuruna koştu ve dedi:

- Bir arzun var mı Ey Eyyûb'ün babası?

Hazret-i Halid (r.a), kuruyan dudaklarını dili ile ıslatıp tane tane cevap verdi:

- Ben ölür ölmez; beni alıp tâ ilerilere, surların dibine varıncaya dek götürünüz ve oracıkta toprağa veriniz... Kabrimin üzerinde atlarınızla yürüyüp dümdüz yapınız.

- Ya Halid! Bunu ne maksatla yapmamızı istiyorsun?

- Maksadım odur ki; İstanbul'u fethe gelen İslâm orduları gayrete gelsin ve benim kabrimin, surların dibinde olduğunu bilsin. Bu onlara şevk ve cesaret verecektir...

Peygamber sancaktarı Hazret-i Halid (r.a), daha fazla konuşamadı... Îmân dudakları bir yay gibi gerildi, kelime-i tevhidi heceleyen sesi birden kesildi. Şanlı sahâbî, artık bekâ âlemine açılan kapıdan adımını atmıştı.

Zaman ırmağı durmadan akmıştı. Takvimler 1453'ü gösteriyordu. Hazret-i Halid (r.a) İstanbul surlarının dibinde yatalı 784 sene olmuştu. Türk-İslâm ordusunun başında bulunan genç hükümdar Fatih Sultan Mehmed, mürşidi Akşemseddin Hazretleri'nin işaretiyle, 28 Mayıs gecesi yaptıkları genel bir hücum sonunda Bizans'ın elinden İstanbul'u almıştı. Peygamberler Peygamberinin ilâhi müjdesi gerçekleşmiş, Fatih yıllardır özlemini çektiği zaferi elde etmişti.

Genç padişahın işi henüz bitmemişti. Sultan; sahâbînin surlar dibinde yattığını biliyordu. Fakat mübarek kabir neresiydi? Türk, İstanbul'u yapmaya oradan başlamalıydı... El uzatıp başvuracağı biri vardı. Hemen yüzü aydınlandı. Ak Şeyh'in çadırına koştu. Gönlü inciler dolu büyük velî, Fatih'in iki elmas kılıç gibi ışıldayan gözlerine hayran hayran baktı ve gülümsedi:
__________________
Taş yeşermez, geçmiş olsada nevbahar
Toprak olda bak, nasıl güller açar
Taş gibi idin çok gönül kırdın! Yeter!
Toprak ol, üstünde hoş güller biter.

Hz. Mevlana
Alt 23.03.2008, 20:43 nurgül isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #4
nurgül isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
nurgül
Şeref Üyesi
(Konuyu Başlatan)
 
nurgül - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10.12.2007
Mesajlar: 430


Yarışma Puanı: 140
Teşekkür etti: 7,047
Teşekkür aldı: 401 konuda 1,534 kere
- Devletlim, yine neyiniz var?

Fatih Sultan, ışık dolu gözlerini yere eğdi ve dedi:

- Sevgili Pirim! Ebû Eyyûb-el Ensarî'nin kabrini bulmanı istiyorum!..

- Güç bir şey istiyorsunuz Sultanım!

-Allah'ın izniyle sizin çözemediğiniz bir düğüm olamaz!

-İnşaallah size karşı mahçup olmam!

-İnşaallah!

Yüce mürşidin gözlerinde ışıklar yanıp sönüyordu. Fezâlar kadar derin gözlerini bir noktaya dikmişti...

Dervişlerine emir buyurdu:

- Seccademi şu noktaya seriniz!

Emir aynen yerine getirildi. Ak Şeyh, derin bir vecd içinde namaza durdu. İki rekât namaz kılıp selâm verdi. Tekrar secdeye kapandı. Göz ırmağı yine akmaya başlamıştı. Hem hıçkırıyor hem de Yüce Allah'a yalvarıyordu. Bir süre sonra o has incinin başı yerden doğruldu. O derin gözleri, ağlamaktan kırmızı yakutlara dönmüştü. Fatih Sultan derhâl koştu, mürşidinin ellerine sarıldı. Ak Şeyh'in îmân dudakları kıpırdadı:

- Hünkârım! İlâhi hikmete bakınız ki; seccademizi Hazret-i Halid (r.a)'ın kabri üzerine sermişiz. Hemen bu noktayı kazsınlar!..

Talebelerden üç kişi ileriye fırladılar. İşaret edilen yere kazmayı vurdular. Kazma savuranlardan biri de Fatih Sultan'dı. Az zaman sonra toprağın bağrı deşildi. Kazmaların dişleri somadaki mermerden yapılma bir taşa değince madenî bir ses duyuldu. Alıp baktılar. Mermer üzerinde kûfi yazı ile:

"Hâzâ kabri Ebû Eyyûb-el Ensarî!" yazıyordu.

Fatih ve dervişlerinin tekbir sesleri birden ufukları tuttu. Hazır bulunanlar derhâl secdeye kapandılar. İşte böylece yüce sahâbînin kabri bulunmuş ve İstanbul'un fethi tamam olmuştu.

Cihan padişahının İstanbul'da temelini attığı ilk binalar, Eyüp Sultan türbesi ve camisi oldu...

Artık Eyüp Sultan'sız bir İstanbul düşünülemez...


ALINTI...
__________________
Taş yeşermez, geçmiş olsada nevbahar
Toprak olda bak, nasıl güller açar
Taş gibi idin çok gönül kırdın! Yeter!
Toprak ol, üstünde hoş güller biter.

Hz. Mevlana
Alt 23.03.2008, 20:46 nurgül isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #5
nurgül isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
nurgül
Şeref Üyesi
(Konuyu Başlatan)
 
nurgül - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10.12.2007
Mesajlar: 430


Yarışma Puanı: 140
Teşekkür etti: 7,047
Teşekkür aldı: 401 konuda 1,534 kere
- Devletlim, yine neyiniz var?

Fatih Sultan, ışık dolu gözlerini yere eğdi ve dedi:

- Sevgili Pirim! Ebû Eyyûb-el Ensarî'nin kabrini bulmanı istiyorum!..

- Güç bir şey istiyorsunuz Sultanım!

-Allah'ın izniyle sizin çözemediğiniz bir düğüm olamaz!

-İnşaallah size karşı mahçup olmam!

-İnşaallah!

Yüce mürşidin gözlerinde ışıklar yanıp sönüyordu. Fezâlar kadar derin gözlerini bir noktaya dikmişti...

Dervişlerine emir buyurdu:

- Seccademi şu noktaya seriniz!

Emir aynen yerine getirildi. Ak Şeyh, derin bir vecd içinde namaza durdu. İki rekât namaz kılıp selâm verdi. Tekrar secdeye kapandı. Göz ırmağı yine akmaya başlamıştı. Hem hıçkırıyor hem de Yüce Allah'a yalvarıyordu. Bir süre sonra o has incinin başı yerden doğruldu. O derin gözleri, ağlamaktan kırmızı yakutlara dönmüştü. Fatih Sultan derhâl koştu, mürşidinin ellerine sarıldı. Ak Şeyh'in îmân dudakları kıpırdadı:

- Hünkârım! İlâhi hikmete bakınız ki; seccademizi Hazret-i Halid (r.a)'ın kabri üzerine sermişiz. Hemen bu noktayı kazsınlar!..

Talebelerden üç kişi ileriye fırladılar. İşaret edilen yere kazmayı vurdular. Kazma savuranlardan biri de Fatih Sultan'dı. Az zaman sonra toprağın bağrı deşildi. Kazmaların dişleri somadaki mermerden yapılma bir taşa değince madenî bir ses duyuldu. Alıp baktılar. Mermer üzerinde kûfi yazı ile:

"Hâzâ kabri Ebû Eyyûb-el Ensarî!" yazıyordu.

Fatih ve dervişlerinin tekbir sesleri birden ufukları tuttu. Hazır bulunanlar derhâl secdeye kapandılar. İşte böylece yüce sahâbînin kabri bulunmuş ve İstanbul'un fethi tamam olmuştu.

Cihan padişahının İstanbul'da temelini attığı ilk binalar, Eyüp Sultan türbesi ve camisi oldu...

Artık Eyüp Sultan'sız bir İstanbul düşünülemez...


ALINTI...
__________________
Taş yeşermez, geçmiş olsada nevbahar
Toprak olda bak, nasıl güller açar
Taş gibi idin çok gönül kırdın! Yeter!
Toprak ol, üstünde hoş güller biter.

Hz. Mevlana
Alt 23.03.2008, 20:50 nurgül isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #6
nurgül isimli üye'ye teşekkür edenler
nurgül
Şeref Üyesi
(Konuyu Başlatan)
 
nurgül - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10.12.2007
Mesajlar: 430


Yarışma Puanı: 140
Teşekkür etti: 7,047
Teşekkür aldı: 401 konuda 1,534 kere
EYÜP SULTAN’A ADINI VEREN SAHABİ EBU EYYUB EL-ENSARİ
Ebu Eyyub el-Ensari Hazretlerinin türbesi önünde ve şadırvan ile iç avlu arasındaki kapı üzerinde bulunan kitabe:

”Selam size! Yaptığınız güzel amellere karşılık girin cennete!”(Nahl süresi, 32)Yine Eyüp Sultan Camii içinde Minberin sol tarafında ki bir tablo da:

Yetişmez mi bu şehrin halkına bu ni’met-i bari
Habib-i Ekrem’in yari EBA EYYUB EL ENSARİ

Ebu Eyyub el-Ensari naklediyor;Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Sünnetim olan şeylerden yüz çeviren benden değildir.”

1.Ebu Eyyub el-Ensari Kimdir?

İstanbulumuz’un güzel ilçemiz Eyüp’te yatan ve ilçeye adını veren Ebu Eyyub el-Ensari Hazretleri aslen Medineli olup, burada yaşayan Hazrec Kabilesi’nin Neccaroğulları kolundandır. Asıl adı Halid, babasının adı Zeyd, annesinin adı ise Hind’dir.Hem baba, hem anne tarafından Hz. Peygamberle aynı soydan gelmektedir.
Ebu Eyyub el-Ensari, Hz.Peygamber ve müslümanların Mekke’den Medine’ye hicretinden iki yıl kadar önce miladi 620 tarihinde hanımı Ümmü Eyyub ile birlikte müslüman oldu.
Medine’de İslamiyet’i ilk kabul edenlerden biridir. Onun teşvik ve daveti sayesinde ailesinin bütün fertleri , akrabaları ve dostları da müslüman olmuşlardır.



2.Ebu Eyyub: Mihmandar-ı Nebi

Miladi 622 yılında Hz. Peygamber en yakın arkadaşı Hz. Ebu Bekir ile birlikte Mekke’den Medine’ye doğru yola çıktı. Hicret olarak isimlendirilen bu yolculuk Medine’de duyulduktan sonra şehirde bir çalkantı meydana geldi. Halkı büyük bir heyecan kaplamıştır. Gözler yollara dikildi ve bir bekleyiş başladı. Herkes Resul-i Ekrem Efendimizi evinde görmek ve ona Hizmet etmek düşüncesinde idi. Bu heyecanı yaşayanlar arasında Ebu Eyyub el-Ensari ile hanımı Ümmü Eyyub de vardı.
Nihayet beklenen gün geldi. Kutlu misafir Hz. Peygamber Medine ‘ye ulaştı. Medineli müslümanlar onu karşılamak için yollara düştü.
Evlerin en iyi yerlerini onu misafir etmek için hazırlamışlardı. Kimseyi kırmak istemeyen Efendimiz, devesi Kusva’yı serbest bırakarak kapısına çöktüğü evin misafiri olacağını duyurdu. Bu esnada duygulu anlar yaşandı.
Bazı Medineli’ler devenin dikkatini çekip onu evlerine yönlendirmek için gayret gösteriyordu. Ancak Kusva hiçbir yere takılmadan yürüdü. Ebu Eyyub ile Ümmü Eyyub çiftinin kapısına geldi ve çöktü.
Böylece Hz. Peygamber Ebu Eyyub el-Ensari’nin evine indi.
__________________
Taş yeşermez, geçmiş olsada nevbahar
Toprak olda bak, nasıl güller açar
Taş gibi idin çok gönül kırdın! Yeter!
Toprak ol, üstünde hoş güller biter.

Hz. Mevlana
Alt 23.03.2008, 20:53 nurgül isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #7
nurgül isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
nurgül
Şeref Üyesi
(Konuyu Başlatan)
 
nurgül - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10.12.2007
Mesajlar: 430


Yarışma Puanı: 140
Teşekkür etti: 7,047
Teşekkür aldı: 401 konuda 1,534 kere
3.Tatlı ve Heyecanlı Anlar

Ebu Eyyub el-Ensari’nin evi iki katlı idi ve üst katını Efendimiz için hazırlanmıştı. Ancak Resulullah (s.a.v.) alt katı yukarıya tercih etti. Ebu Eyyub da onun isteğine uydu. Akşam olunca herkes odasına çekildi. Üst kata çıkan Ebu Eyyüb ile hanımı rahat değillerdi. İçlerinde bir huzursuzluk vardı. Allah Resulü alt katta iken kendilerinin üst katta kalmaları hoşlarına gitmiyordu. Bunu saygıda kusur olarak değerlendiriyorlardı. Ayrıca biraz eski olan evin üst katında yürüyünce alt kata ses gitme ve toz toprak dökülme ihtimali vardı. Çok üzüldüler. Evin bir köşesine çekilip sabaha kadar uyumadan beklediler. Sabah olunca Ebu Eyyub durumu Hz. Peygambere bildirdi. Efendimiz de ona, ziyaretçi çokluğu sebebiyle alt katta kalmayı tercih ettiğini söyleyerek kendisini rahatlattı.
Ancak birkaç gün sonra bir olay cereyan etti. Bir gece üst katta dolu bir testi devrilip suyu döküldü. Ebu Eyyub ve hanımı dökülen suyu evdeki kadife yorgana emdirerek alt kata inmesine engel olmaya çalıştılar. Buna rağmen Resullah’ın üzerine damlamış olabileceği endişesiyle sabaha kadar uyuyamadılar. Sabah olunca Efendimize geldiler, huzursuz olduklarını bildirdiler ve testi olayını da anlatarak üst kata taşınması için kendisine rica ettiler. Hz. Peygamber evin üst katına taşındı.

Ebu Eyyub el-Ensari naklediyor;Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Kim emrolunduğu şekilde abdest alır da yine emrolunduğu şekilde namaz kılarsa geçmişte işlediği küçük günahları bağışlanır.”
__________________
Taş yeşermez, geçmiş olsada nevbahar
Toprak olda bak, nasıl güller açar
Taş gibi idin çok gönül kırdın! Yeter!
Toprak ol, üstünde hoş güller biter.

Hz. Mevlana
Alt 23.03.2008, 20:56 nurgül isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #8
nurgül isimli üye'ye teşekkür edenler
nurgül
Şeref Üyesi
(Konuyu Başlatan)
 
nurgül - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10.12.2007
Mesajlar: 430


Yarışma Puanı: 140
Teşekkür etti: 7,047
Teşekkür aldı: 401 konuda 1,534 kere
4. Ebu Eyyub Hz. Peygamber’le

Resul-i Ekrem Efendimiz Ebu Eyyüb’ün evinde yaklaşık yedi ay kaldı. Mescid-i Nebevi’nin ve evinin yapımı bittikten sonra da kendi evine taşındı. Ancak kendisine yaptıkları hizmet sebebiyle Ebu Eyyub’u ve eşini hiçbir zaman unutmadı. Bazı günler, ashaptan bir grup arkadaşını yanına alır ve onlarla birlikte Ebu Eyyub’un evine misafir olurdu Ebu Eyyub da Efendimiz hayatta bulunduğu sürece yanından ayrılmadı. O’na izzet ikramda bulunmaya devam etti. Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarına katıldı. Hayber’in, Mekke’nin ve Taif’in fethinde de bulundu. Bu savaşlar esnasında zaman zaman Resulullah’ın korumalığını yaptı.

Ebu Eyyub el-Ensari naklediyor;Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Ey Müslümanlar! Biriniz Cuma namazına geleceği zaman yıkansın. Şayet güzel bir koku bulursa onu da sürsün. Bulamazsa önemli değil. Yalnız dişlerinizi fırçalayın.”

5. Hz. Peygamber’den sonra

Ebu Eyyub el-Ensari, Allah Resulü’nün vefatından sonra İslam’ı yayma ve müdafaa işine önem verdi. Hz. Ebu Bekir (632-634) ve Hz. Ömer devrinde (634-644) bir çok sefere katıldı. Suriye,Filistin ve Mısır’ın fethinde bulundu. Hz. Osman döneminde (644-661) Irak’a gittiği zaman onu Medine’de yerine vekil olarak bıraktı Bu vekalet esnasında bir ara Mescid-i Nebevi’de imam olarak görev yaptı. O, müslümanlar arasında yaşanan iç çekişmelerde taraf olmadığı gibi, herkesi birlik ve beraberliğe çağırdı.
Hazrec Kabilesi’nden Ümmü Eyyub ile gerçekleştirdiği evlilikten üçü erkek biri kız olmak üzere dört çocuğu olmuştur. Erkek çocuklarının isimleri Eyyub, Halid ve Abdurrahman, kızının ismi ise Amre dir.

Ebu Eyyub el-Ensari naklediyor;Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Ramazan orucunu tutup buna şevval ayından da altı gün oruç ekleyen kişi, bütün seneyi oruçla geçirmiş gibidir”
__________________
Taş yeşermez, geçmiş olsada nevbahar
Toprak olda bak, nasıl güller açar
Taş gibi idin çok gönül kırdın! Yeter!
Toprak ol, üstünde hoş güller biter.

Hz. Mevlana
Alt 23.03.2008, 20:58 nurgül isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #9
nurgül
Şeref Üyesi
(Konuyu Başlatan)
 
nurgül - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10.12.2007
Mesajlar: 430


Yarışma Puanı: 140
Teşekkür etti: 7,047
Teşekkür aldı: 401 konuda 1,534 kere
6. Alim ve Ravi Olarak Ebu Eyyub

Okuma-Yazmanın henüz yaygınlaşmadığı İslam’ın ilk dönemlerinde az sayıdaki okur-yazardan biri olan Ebu Eyyub Hz. Peygamber’in vahiy katiplerindendi.
Resul-i Ekrem Efendimizin ders halkasında yetiştiği için engin bir ilme de sahipti. Bundan dolayı Allah Resulü’nün vefatından sonraki dönemlerde ilminden yararlanmak ve fetva almak için müracaat edilen bir kişi olmuştur.
Efendimiz’den 200 civarında hadis naklettiği bilinmektedir

Ebu Eyyub el-Ensari naklediyor;Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Herhangi bir gece İhlas suresini okuyan, o gece Kur’an’ın üçte birini okumuş gibi olur.”


7.Medine’den İstanbul’a

Ebu Eyyub el-Ensari ilerlemiş yaşına rağmen İslam için çalışmaktan geri kalmazdı. Cihad maksadıyla yılda en az bir defa sefere katılır ve herkese buna teşvik ederdi. Katıldığı en son sefer, hicri 49 (669) tarihinde müslümanlar tarafından gerçekleştirilen İstanbul kuşatmasıdır. O Medine’den binlerce kilometre uzakta meydana gelen bu kuşatmaya katıldığı zaman yaşı sekseni geçmişti. Ordu ile beraber İstanbul önlerine geldi ve şehrin fethedilmesi için büyük gayret gösterdi. Ancak bir sonuç alamadı. Bu arada kendisi ağır bir şekilde hastalanarak yatağa düştü. Bir vasiyetinin olup olmadığı sorulduğunda İslam ordusunun surlara yaklaşabileceği en ileri noktaya defnedilmeyi arzuladığını söyledi. Kuşatma esnasında vefat etti ve vasiyeti aynen yerine getirildi. Cenazesi yıkandıktan sonra bugün kendi adıyla anılan Eyüp Sultan’daki türbesinin bulunduğu yere defnedildi.
Bizans İmparatoru 4. Konstantinos (668-685), kalabalık bir asker topluluğu tarafından icra edilen cenaze merasimini surlardan izlemiş, ancak ne olduğunu anlayamamıştı. Bundan dolayı müslümanların arasına adam göndererek hareketliliğin nedenini araştırdı. İslam Peygamberi’nin ashabından önemli bir zatın buraya defnedildiğini öğrenince de Müslümanlara haber gönderdi ve islam ordusu buradan çekildikten sonra kabri açtırarak cesedi vahşi hayvanlara yedireceğini söyledi. Ancak gönderilen cevapta, böyle bir şey yapıldığı takdirde islam topraklarında yaşayan hristiyanların zarar görebileceği, hatta kiliselerin tahrip edilebileceği kendisine bildirilince bu niyetinden vaz geçerek kabre dokunulmayacağına dair teminat verdi.

Ebu Eyyub el-Ensari naklediyor;Hz. Peygamber (s.a.v.) bana şunu tavsiye etti:
“(La havle ve la kuvvete illa billah) sözünü çokça söyle! Çünkü o, cennetin hazinelerinden bir hazinedir.”
__________________
Taş yeşermez, geçmiş olsada nevbahar
Toprak olda bak, nasıl güller açar
Taş gibi idin çok gönül kırdın! Yeter!
Toprak ol, üstünde hoş güller biter.

Hz. Mevlana
Alt 23.03.2008, 21:01 nurgül isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #10
Cevapla


Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:01 .