7 Cemaziye'l-Evvel 1429
12 Mayıs 2008, Pazartesi
7 Cemaziye'l-Evvel 1429
12 Mayıs 2008, Pazartesi
Ayet
Kadınlar,oğullar,yük yük altın ve gümüş,salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi.Bunlar dünya hayatının geçimliğidir.Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.
Âl-i İmrân-14
hadis
Akrabaların gösterdiği yakınlığa karşılık veren kimse,tam anlamıyla akrabalık haklarını gözetiyor sayılmaz.Akrabalık haklarını tam anlamıyla gözeten kimse;yakınları akrabalık bağlarını ondan kestikleri halde,o onlardan alaka ve yardımını kesmeyen kimsedir.
Muslim

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:



...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Anket

hangi mevsimi seviyorsunuz????
ilkbahar: 45,35%
yaz: 17,44%
sonbahar: 25,58%
kış: 11,63%
Katılımcı sayısı: 86. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor

Online Üye

Şuan Forumda: 59 (1 Kayıtlı ve 58 Misafir) bulunmaktadır.

Online   monaroza


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye

Üye Albümlerinden

Üye albümlerinden en son eklenen resimler:

Hayatın İçinden...
mesutizm isimli üyenin, Hayatın İçinden... Albümünden

Hayatın İçinden...
mesutizm isimli üyenin, Hayatın İçinden... Albümünden

Hayatın İçinden...
mesutizm isimli üyenin, Hayatın İçinden... Albümünden

Hayatın İçinden...
mesutizm isimli üyenin, Hayatın İçinden... Albümünden

Hayatın İçinden...
mesutizm isimli üyenin, Hayatın İçinden... Albümünden

Hayatın İçinden...
mesutizm isimli üyenin, Hayatın İçinden... Albümünden

Hayatın İçinden...
mesutizm isimli üyenin, Hayatın İçinden... Albümünden

Hayatın İçinden...
mesutizm isimli üyenin, Hayatın İçinden... Albümünden

İncİler Maİl Grubu





Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » İLİM ve DÜŞÜNCE ÖNDERLERİ » Kutub adam
Konu Kapatılmıştır
 
Seçenekler
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 375


 
Teşekkür etti: 324
Teşekkür aldı: 369 konuda 1.826 kere
1906 - 1966
Bu Dönemin Genel Karakteri:


1-Başta Hilafet merkezi İstanbul olmak üzere, ezan okunan toprakların tamamına yakını yabancıların ya fiili işgali altında veya işgale gerek bırakmayacak yönetim altında bulunuyordu. Şurası huzur içinde ibadetin yapılabildiği bir yerdir, burada fakirlik insanları çökertmemiştir denebilecek bir yer yoktu. Dalgalanan hür bir bayrağın bulunmadığı, bağımsızlık mücadelesinin her yerde farklı şekillerde; ama aynı güçlere karşı sürdüğü bir dönemdir. Hindistan en büyük nüfusa sahip toprak parçası olarak İngiliz hükümranlığı altındaydı. Mekke ve Medine mukaddes bölgeler olarak Hilafet merkezinden kopmuş yeni bir oluşum için İngilizlerin masasında bekliyordu. İstanbul önce can derdinde, sonra da kimlik derdindeydi. Mısır hiç farklı değildi. Yemen öyle, Balkanlar daha beter durumda… Irak, Suriye ve Kuzey Afrika var olmak veya olmamak seçeneklerinin arasında bocalıyordu. İslam Dünyası olarak adlandırılabilecek bir dünya yoktu ortada. İslam Dünyası’ndan kalmış enkaz vardı.

2-İslam âlemi, zengin toprakların fakir insanları olarak yaşıyordu. Sefalet teknoloji ile büyüyen Batı’nın karşısında daha derin hissediliyordu. Kendi ülkesinde azlık ve yoklukla boğuşan büyük kitleler, sürüp giden savaşlarla umudunu yitirmiş bir haldeydi. ‘Varken yok’ ne demek ise yaşanan oydu. Aç ve çıplak insanlara batının fotoğrafları ulaştırılıyor, batı put haline getiriliyordu.

3-İnsanlara eğitim sunan kurumlar koca bir İslam âleminde parmakla sayılacak kadar azdı. Mevcut kurumlar da asırlık geçmişlerine rağmen ne okutmaları gerektiği tartışmalarını aşamamışlardı. Okumuşların uzaktan görünen hali içler acısıydı. Geniş halk kitleleri ise ‘ümmî’ olmaktan arınamamıştı. Tam anlamıyla bir cahillik topluma hâkimdi. Bu cahilliği, gelişen teknolojinin karşısında geri kalmışlığa uygulayabileceğimiz gibi, iman ettiği dinin esaslarını dahi bilmeyen, kendi dininin cahilliğine de uygulayabiliriz. Bilmemek; ama hiçbir şey bilmemek neredeyse toplum karakteri halini almıştı. ‘Oku’ emriyle başlamış bir kitabın müminleri hiçbir şey okuyamıyor, okuyabilenlerin önünde ezilip gidiyordu.

4-Yönetim keşmekeşi vardı. Hilafet kuşatılmış ve sonunda kaldırılmıştı. Ücra köşelerdeki topraklardan en yakındaki kasabalara kadar her yer, haçlı mantığının kölesi ülkelerce işgal edilmişti. Kimi yerlerde valiler eliyle, kimi yerlerde de yönlendirdikleri insanlarca bu toprakları yönetiyorlardı. Bu keşmekeşliğin yanında bir de ‘Nasıl yönetilsek acaba?’ sorusu, İslamî olup olmadığına bakılmadan yeni bir sistem arayışını meşrulaştırmıştı.

5-Asırların birikimi sefalet, beraberinde ciddi bir batı hayranlığı üretmişti. Batı, yegâne umut halini almıştı. Batıya ve batılıya bağlanan bu umut, akideyi bile etkileyecek seviyeye gelmiş, âlimlik vasfına haiz insanlar bile bu tuzağa yakalanabilmişlerdi.

6-Batı kudurmuştu. Elindeki silahı ve parayı iyi kullanıyor, tek bir Müslüman kalmaması için ne gerekiyorsa onu yapmaya çalışıyordu. Bir yandan silahla yok etmeye çalışıyor, bir yandan da hayatta kalanları barışçıl saydığı yollarla işe yaramaz hale getiriyordu.

7-Müslümanların başındaki yöneticiler, zulmü kendilerine mübah görüyor, tam anlamıyla ilahlaşmak için ne gerekiyorsa onu yapmaya çalışıyorlardı. Her yerde en yaygın şey zulüm olmuştu. İnsanlar konuşturulmuyor, yazdırılmıyordu. Her konuşan ve her yazanın karşısına ilk çıkan yafta ‘vatana ihanet etmek’ oluyordu.
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 19.04.2008, 06:33 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
  #11
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 6 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 375


 
Teşekkür etti: 324
Teşekkür aldı: 369 konuda 1.826 kere
Hak-dilaram´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
ebu mus'ab kardeşim'in aktarımlarını dikkatle takip ediyorum. Allah razı olsun.

seyyid kutub rahmetli, dagistan kardeşimin de necib fazıl'dan iktibas ettiği gibi, her er'e nasib olmayan bir ölümle Mevla'sına kavuşmuştur. dik bir İslam duruşu ile dünya değiştirenlerden ve ölümü ile büyük bir nişan alanlardan. biliyoruz ki Allah teala, şehidlere kefildir.

onun hakkında konuşurken, dagistan kardeşimin yaptığı gibi, nakil ile konuşmak, kendimizi vebal atına alacak ibareler kullanmamak bizim kazancımız olacaktır.

bendenize kalsa hakkında hiç konuşmamayı yeğlerim; ama itikadi sapmalarını ifşa ve onu sevenlerin sevmelerine binaen, yanlış inanışlarını da inanış kabul etmemeleri (asabiyet) için, sadece nakil ile vebale girmemeye azami dikkat göstererek, şahsiyeti ile değil, fikri ile tenkid etmek gerektiğini de anlayabiliyorum.

ebu mus'ab, önemli ve hakkaniyetli kıstaslar ortaya koyuyor ve sanırım devam da edecek. onun izahları bitene kadar dikkatle okumayı ve sadece seyyid kutub rahmetli için değil, herkes için bu ölçüleri önemsemeyi kendime tavsiye ediyorum.
hocam Allah razı olsun
isterseniz başlığı isterseniz konuyuda kaldırabilirsiniz
yukarıda birileri haklı çıkarılacaksa falan denmiş

evet bu konu şehid seyyid kutubu anlatıyor
onun yazı dizisi dir lakin yazı boyunca hiç bir akaide ait konu veya fıkha
dair işlenmeyecek

zaten Müslümanlar akaidini ve fıkhını şehidden öğrenmemeliler çünkü kendisi alim değildir

kimi konuştuğumuzu ifade için örnek olsun

şehid edileceği sırada abdünnasır ezherden birini gönderir
derki: Şıh kul La ilahe ilallah

ona dönüp "sen ne diyorsun
ben onun için ölürken sen ondan ekmek yiyorsun" der
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”

Konu ebu mus'ab tarafından (19.04.2008 Saat 06:51 ) değiştirilmiştir..
eski 19.04.2008, 06:41 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
  #12
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 8 üye:
Şeref Üyesi
 
molla - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 30.08.2006
Mesajlar: 239


 
Teşekkür etti: 41
Teşekkür aldı: 133 konuda 317 kere
sevabları ile hatalaır ile ümmedin bir değeridir.Allah rahmet eylesin amin.
__________________
İbni Abidin

eski 19.04.2008, 09:25 molla isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
  #13
molla isimli üye'ye teşekkür eden 6 üye:
Mukallid
 
Dagistan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 15.12.2007
Mesajlar: 1.184


Yarışma Puanı: 800
Teşekkür etti: 4.071
Teşekkür aldı: 1.133 konuda 4.949 kere
Blog-Yazıları: 1
ebu mus'ab´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Halid bin Velid radıyallahu anh mücahiddir. Allah’ın kılıcıdır. Davanın en üst seviyesindekilerdendir. Ama âlim değildir. Onun âlimlik vasfının olmayışı, Müslümanlığının veya mücahidliğinin düşüklüğünü gerektirmemiştir. Onun karşısında, dinin en derin âlimleri arasında bulunan, şu veya bu şekilde meziyetleri nübüvvet makamınca tescil edilmiş olan nice sahabiler de mücahidlikte Halid bin Velid düzeyine hiç gelememişlerdir. Ne Halid kaybetmiştir ne de diğerleri. Fakat Halid bir noktadan, öbürleri de diğer noktadan Allah’ın rızasını kazanmışlardır. Farklı alanlardan cennete koşmalarında bir mani çıkmamıştır
Eshab-ı Kiramın herbiri müçtehid Alim idi. Ümmetin en büyük alimleri dahi onların ulaştığı mertebeye ulaşamaz. Çok talihsiz ifadeler.

Mesela İbni Hacer-i Mekki hazretleri buyurdu ki:
Eshab-ı kiramın nail oldukları yüksek şerefe başka hiç kimse kavuşamaz. O şereften birisi, Resulullahın mübarek nazarları onlara işlemiş ve hepsine manevi imdat ile yardım etmiştir. Bu hassa, bunlardan başkasında bulunmuyor. Bunların kemalatına, geniş ilimlerine, Resulullahtan aldıkları hakikat mirasına, sonra gelenlerden hiç biri kavuşamadı. Hepsi adil, salih, veli, âlim ve müctehid idi. Kur'an-ı kerimde (Allah Onların hepsinden razıdır) buyuruldu. Onlardan birini kusurlu bilmek bu âyete inanmamak olur. (Savaik-ul-muhrika)

İmam-ı Busayri hazretleri buyuruyor ki:
(Eshab-ı kiramın hepsi de ictihad sahibiydi. Allahü teâlâ hepsinden razı idi, onlar da Allah’tan razı idi. Onlara hata isnat edilmez.) [Kaside-i hemziye]

Sehl bin Abdullah Tüstüri hazretleri buyuruyor ki:
Sahabenin hepsini büyük bilmeyen, Resulullaha iman etmiş olmaz. (Redd-i revafıd)

İmam-ı Teftazani hazretleri buyurdu ki:
Sahabeye dil uzatanın sözü Kur'an ve hadislere uygun değilse, kâfir olur. Uygun ise büyük günaha girer, bid’at sahibi olur. (Şerh-i akaid)

Gerek duyarsanız, konu hakkında daha bir çok nakil yapabiliriz...

İfadelerinizi tashih ediniz.
eski 19.04.2008, 10:46 Dagistan isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
  #14
Dagistan isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
Şeref Üyesi
 
mutasyon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.03.2008
Mesajlar: 602


Yarışma Puanı: 360
Teşekkür etti: 784
Teşekkür aldı: 530 konuda 1.506 kere
ebu musad'a.kardeşime

ilk kapandığımda.ilk seyid kutup un tefsirini okumuşumdur.radikal dir.agresif.ve bende agresif kapandım.yüksek bir düşmanlık vardı içimde.öfke.herşey.ya bilmiyorum ama çok değişik şeyler yaşadım eylemlere katıldım.ön saflarda yeraldım.gazeteye falan çıktım.baktım birileri beni iteklemeye başlamış.destur dedim.çünkü o an içime şu geldi,peygamberimizin metodu zulme karşı neydi.bu muydu.eylem yapmakmıydı.miting mi düzenlemek ti.büyük büyük yazıları evlere asıp daha da kinlenmekmiydi.....yahudi düşmanlığı.vs.vs.senden önce monaroza nın yazısını okudum.içime işledi.peygamberimizin metodu sabırla dininin üzereine yaşamak ve de sabırla anlatmaktı.ama öncesinde sevdirmek.sevgiyle şefkatle.herbir insanın gözünün içine bakarak bilemiyorum.vahdet,kardeşlik.ve allaha dayanmak sabırla.önce biraraya gelmek.zulme karşı ilk yapacağımız şey.önce birbirimize sahip çıkmak ,ancak ondan sonra mücadele .yine saçmalamış oldumsa kusurabakmayın.
eski 19.04.2008, 11:04 mutasyon isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
  #15
mutasyon isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 375


 
Teşekkür etti: 324
Teşekkür aldı: 369 konuda 1.826 kere
Dagistan´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Eshab-ı Kiramın herbiri müçtehid Alim idi. Ümmetin en büyük alimleri dahi onların ulaştığı mertebeye ulaşamaz. Çok talihsiz ifadeler.

Mesela İbni Hacer-i Mekki hazretleri buyurdu ki:
Eshab-ı kiramın nail oldukları yüksek şerefe başka hiç kimse kavuşamaz. O şereften birisi, Resulullahın mübarek nazarları onlara işlemiş ve hepsine manevi imdat ile yardım etmiştir. Bu hassa, bunlardan başkasında bulunmuyor. Bunların kemalatına, geniş ilimlerine, Resulullahtan aldıkları hakikat mirasına, sonra gelenlerden hiç biri kavuşamadı. Hepsi adil, salih, veli, âlim ve müctehid idi. Kur'an-ı kerimde (Allah Onların hepsinden razıdır) buyuruldu. Onlardan birini kusurlu bilmek bu âyete inanmamak olur. (Savaik-ul-muhrika)

İmam-ı Busayri hazretleri buyuruyor ki:
(Eshab-ı kiramın hepsi de ictihad sahibiydi. Allahü teâlâ hepsinden razı idi, onlar da Allah’tan razı idi. Onlara hata isnat edilmez.) [Kaside-i hemziye]

Sehl bin Abdullah Tüstüri hazretleri buyuruyor ki:
Sahabenin hepsini büyük bilmeyen, Resulullaha iman etmiş olmaz. (Redd-i revafıd)

İmam-ı Teftazani hazretleri buyurdu ki:
Sahabeye dil uzatanın sözü Kur'an ve hadislere uygun değilse, kâfir olur. Uygun ise büyük günaha girer, bid’at sahibi olur. (Şerh-i akaid)

Gerek duyarsanız, konu hakkında daha bir çok nakil yapabiliriz...

İfadelerinizi tashih ediniz.
yazı sahabi hocam nureddin yıldız hoca efendidir
sizin sorunuzu ona ilettiğimde verdiği cavab
kusura bakmayın ama dünya altı köşelidir diyen gibidir dedi

bir sahabeye radiyallahu anhum alim değil demek
onun mertebesini düşürmekmidir
yadar mezkur yazıdan bu mu anlaşılıyor
Halid bin velid radiyallahu anh hakkında size bir sözüm vardı
hocam ihtisab adlı bir kitabdan bahsetti ve orada kendisinin şöyle
doğru dürüst ezber yapamadığını kendinin ifade ettiğini belirtti
bahs olunan kitab mevcudumda yok
eğer isterseniz kendisine sorabilirsiniz
aşağıdada sizin hepsi müçtehiddiler sözünüze binaen bir alıntı veriyorum

MÜCTEHİD

Ayet ve hadislere dayanarak hüküm çıkaran İslâm bilgini; İslâm hukukçusu; alim, fakîh.
İctihad, sözlükte güç, takat ve çaba anlamına gelen "cehd" kökünden "iftial" vezninde olup, bir şeyi elde etmek için olanca gücünü harcamak demektir. Âyet ve hadislerden kıyas ve benzeri yollarla hüküm çıkarma anlamında mecazen kullanılır. Ayet ve hadislerden hüküm çıkarma gücüne sahip olan fakîh zata da "müctehid" denir (Zebîdî, Tâcû'l-Arûs, II, 329; Şâfiî, er-Risale, s. 477, el-Ümm, VII, 275). İctihad, ya şer'î delillerden hüküm çıkarma şeklinde olur, ya da çıkarılan bu hükümlerin toplum hayatına uygulanmasıyla ilgili bulunur.
İslâm hukukunda şer'î hükümler kesin delillere yani açık ayet ve hadislere veya icmaa dayanıyorsa ictihada gerek kalmaz. Mecelle, bunu "Mevrid-i nas'da ictihada mesağ yoktur" prensibiyle ifade etmiştir (madde, 14). Ancak nassların sübûtu veya delaleti zannî olup, kesinlik ifade etmez veya âyet ve hadislerde çözümü bulunmayan meselelerle karşılaşılırsa, reyle (ictihad) hareket edileceği, bizzat Hz. Peygamber tarafından, Muâz b. Cebel'i Yemen'e vali olarak gönderirken açıklanmıştır. Hz. Muhammed, Muâz'a Yemen'de ne ile hükmedeceğini sormuş; Muaz, "Allah'ın Kitabı ile" cevabını vermiştir. Hz. Peygamber (s.a.s) "Allah'ın Kitabında bir hüküm bulamazsan?" buyurunca; "Rasulünün sünnetiyle" demiştir. "Onda da bulamazsan"sorusuna ise Muaz, "Reyimle ictihad ederim" cevabını vermiştir. Bunun üzerine Allah Rasulü şöyle buyurmuştur: "Rasulünün elçisini, Peygamberinin razı olduğu şekilde muvaffak kılan Allah'a hamd olsun" (Tirmizi, Ahkâm, 3; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 230, 236, 242; Şafii, el-Ümm, VII, 273).

Arapça'yı iyi bildikleri ve Hz. Peygamberle beraberlik sayesinde Allah ve Rasûlünün maksadını çok iyi anladıkları için Sahabe neslinden müctehidlerin sayısı bir hayli çoktur. Ancak kendilerinden hüküm ve fetva nakledilen Sahabe müctehidi yüzotuz kadardır.

Bunlardan yedi tanesi fetvaları birer kitab olacak kadar çoktur. Fukâhâ-Seb'a denen bu sahabiler şunlardır; Hz. Ömer, Ali, Aişe, Zeyd b. Sâbit, Abdullah b. Mes'ud, Abdullah b. Abbas ve Abdullah b. Ömer (İbnü'l-Kayyim, İ'lâmü'l-Muvakkıîn, thk. M. Muhyiddin Abdulhamid, Mısır 1955, I, 14 vd).

Hz. Ömer, Ebû Musa el-Eşârî'ye gönderdiği mektupta onu kıyas ve ictihada teşvik etmiş yine aynı konuda Kâdî Şurayh'a (ö. 78/697) şöyle demiştir: "Kitâptan açıkça anlayabildiğinle hükmet. Eğer kitabın tamamını bilemezsen Rasulullah'ın hükmettiği ile hükmet. Bunun hepsini bilmezsen, doğru yolda olan alimlerin kazalarıyla hükmet. Bunların da hepsini bilemezsen, reyinle ictihad et, alim ve salih kişilerle de istişare et" (Şîrâzî, Tabakât, s: 7; İbnü'l-Kayyim, a.g.e., I, 204).

Ayet ve hadislerden hüküm çıkarmak ve ictihad gerektiren konuları çözebilmek için bir takım şartlara ihtiyaç vardır. Bu esaslar fıkıh usulünün tedvini ile birlikte, ilk defa Müctehid imamlar devrinde tesbit edilmiştir. Bir müctehidde bulunması gereken özellikleri şöylece ifade edebiliriz:

a) Arapçayı bilmek.

Fıkıh usûlü bilginleri bu noktada ittifak etmişlerdir. Çünkü Kur'ân bu dille inmiş, Hz. Peygamberin sünneti de aynı dille ifade edilmiştir. İslâm şerîatında araştırma yapan kimsenin nasslardan hüküm çıkarma gücü, Arapçanın sır ve inceliklerini bilmesi oranındadır. Şâtıbî bu konuda şöyle der: "Arapçayı anlamakta mübtedî olan kimse, şerîatı anlamakta da mübtedîdir. Arâpçayı orta derecede anlayan kimse, şerîatı anlamakta da orta durumdadır. Bu, son dereceye ulaşmamıştır. Arapçada son dereceye ulaşan kimse, şerîatı anlamakta da son dereceye ulaşır. Dolayısıyla onun anlayışı şerîatte hüccet olur; tıpkı sahabîlerin ve Kur'ân'ı hakkıyla anlayan bilginlerin anlayışlarının huccet oluşu gibi... Bunların seviyesine ulaşmayan kimselerin şerîat konusundaki anlayışları kendi seviyeleri ölçüsünde eksiktir. Anlayışı eksik olan herkesin görüşü ise ne bir hüccet olur, ne de başkaları tarafından kabul edilir" (eş-Şâtibî, el-Muvâfakât, IV,114). Ancak maslahat veya mefsedet kabilinden bir manâ ve illete bağlı olan konularda Arapça bilmeyen de prensipleri kavrayıp uygulama alanını belirleyebilir. Kıyas ictihadlarının çoğu bu kabildendir (eş-Şâtıbî, a.g.e., IV, 162, 165).

Müctehidin Arapça bilgisi genel olarak, Arapça'nın inceliklerini kapsamalıdır. Çünkü Kur'ân-ı Kerîm, Arapçanın en beliğ ve en fasihini teşkil eder. Bu yüzden, ayetlerden hüküm çıkaracak kimse, Kur'ân'ın belâgat, fesahat ve sırlarını bilmelidir ki, bu sayede onun içine aldığı hükümleri kavrayabilecek duruma gelmiş olsun.

b) Kur'ân İlmine sahip olmak

Kur'ân, İslâm'ın direği, şer'î hükümlerin esasıdır. Kur'ân ilmi çok geniştir. Bunu tam olarak bilen Hz. Peygamberdir. Bu yüzden bilginler, müctehid için Kur'ân'da hüküm ifade eden beş yüz kadar âyetin inceliklerini, özelliklerini bilmek gerekir demişlerdir. Bu ayetlerin âmm-has*, mutlak* mukayyed*, nâsih-mensuh, Sünnetle ilgili durumlarını bilmek gerekir. Diğer yandan Kur'ân'ın geri kalan bütün âyetlerini de topluca (icmâlî olarak) bilmek gerekir. Çünkü Kur'ân bir bütün olup parçaları birbirinden ayrılmaz. Kur'ân'ın hüküm bildiren ayetlerini diğerlerinden ayırdetmek, şüphesiz bütün Kur'ân'ı bilmekle mümkün olabilir.
Ebu Bekir el-Cassas (ö. 370/980) ile İbnü'l-Arabî (ö. 543/1148) gibi bilginler "Âhkâmü'l-Kur'ân"adlı eserlerinde hüküm âyetlerini açıklamaya çalışmışlardır. Ebû Abdillah el-Kurtubî (ö. 671 H.), "el-Câmi'li Ahkâmi'l-Kur'ân" ; es-Sâbûnî de, "Tefsîru Âyati'l-Ahkâm" adlı eserleriyle hüküm âyetlerinin tefsîrini yapmışlardır.

c) Sünneti bilmek.

Bu şart üzerinde de bilginlerin ittifakı vardır. İctihadın bölünebileceğini kabul etmeyenlere göre bir müctehidin teklifî hükümleri içine alan bütün hadisleri okuması, onların amaçlarını kavraması, onlarla ilgili özellikleri bilmesi gerekir. Yine onun, sünnetin nasih ve mensuhunu, âmm ve hass'ını, mutlak ve mukayyedini bilmesi gerektiği gibi; hüküm hadislerinin rivayet yollarını, senedlerini, hadis rivayetlerinin kuvvet derecelerini de bilmesi gerekir.
Hadis rivayet edenlerin hal tercemeleri ile adâlet ve zabt bakımından durumları hakkında bir çok eserler yazılmıştır. Kütüb-i Sitte gibi sahih hadis mecmuaları meydana getirilmiş ve bunlar üzerine bir çok âlimler tarafından şerhler yazılmak suretiyle hadisler senetleri bakımından tasnif edilmiş ve İslâm hukukçularının bazı hadisler üzerindeki görüş ayrılıkları ortaya konulmuştur. Bu hadis çalışmaları müctehidin bunlara başvurarak hüküm çıkarmasını kolaylaştırmaktadır. Hükümlerle ilgili bütün hadislerin ezbere bilinmesi şart değildir. Ancak gerektiğinde yerlerinin, başvurma metodlarının ve hadis rivâyetlerinin bilinmesi yeterlidir (Ebû Zehra, Usulü'l-Fıkh, s., 382 vd).

d) Üzerinde icma ve ihtilaf edilen konuları bilmek.

Üzerinde icma (ittifak) meydana gelen konuları bilmek yanında Sahabe, Tabiî ve onlardan sonra gelen müctehidlerin ihtilâfa düştükleri konuları bilmek gerekir. Ancak bütün icmâ yerlerini ezberlemek şart değildir. Araştırma konusu yapılan mesele hakkında icmâ veya ihtilaf bulunup bulunmadığını bilmek yeterlidir. Medine ve Irak fıkhının metod ve farklarını bilme yanında; doğru olanla doğru olmayan, naslara yakın olanla uzak olan şeyler arasında karşılaştırma yapabilecek akıl, anlayış ve değerlendirme gücüne sahip olmak gerekir. Gerçekte Asr-ı saadette ve daha sonra yaşamış büyük hukukçuların görüşlerini incelemek, delil ve temayülleri bakımından onlar arasında karşılaştırmalar yapmak kişinin muhâkeme gücünü ve araştırma melekesini geliştirir.

Müctehidlerin ittifak ve ihtilaf ettikleri meseleleri, ihtilaf sebeplerini açıklayan eserler meydana getirilmiştir. eş-Şirâzî'nin (ö. 476/1083) "el-Mühezzeb" adlı eseri ve Nevevî'nin buna yazdığı şerh, İbn Hazm'ın (ö. "456/1063) "el-Muhallâ" sı İbn Rüşd'ün (ö. 595/1199) "Bidâyetü'l-Müctehid" ve İbn Teymiyye'nin (ö. 728/1327) "el-Fetâvâ" adlı eserleri bunlar arasında zikredilebilir.

e) Kıyas bilmek

İctihad, bütün şekil ve metodlarıyla kıyası bilmeyi gerektirir. Hattâ imam Şâfiî'ye göre ictihad kıyastan ibarettir. Kıyasın metodunu bilmek; naslardan hüküm çıkarma esaslarını öğrenme ve ictihad yapılacak konuya en yakın olan nassı seçme imkânını sağlar. Kıyası bilmek şu üç şeyi bilmeyi gerektirir:

1- Kıyasın dayanacağı asıl hükmü bilmek. Bu dayanağın ayet, hadis veya icma olması, bunlarla ilgili gerekli bilgilere sahip olunması da gereklidir.

2- Kıyas kaide ve prensiplerini bilmek. Meselâ belirli ve özel bir durumu ifade ettiği sabit olan bir nas üzerine kıyas yapılamaz. Kendisine dayanılan asıl hükmün illetini tesbit ettikten sonra hükme bağlanacak yeni meselede (fer'î) de aynı illetin gerçekleşip gerçekleşmediğini araştırmak gerekir.

3- Önceki müctehidlerin kıyas metodlarını bilmek. el-İsnevî (ö. 772/1370) "Kıyas bilmek bir ictihad kaidesi ve sayısız hükümlerin açıklanmasına götüren bir yoldur" der (el-İsnevî, Şerhu Minhâci'l-Usûl, III, 310 (İbn Emîr'in Takrîri kenarında) Mısır 1316; Şafii, a.g.e., s., 477).

f) Hükümlerin amaçlarını bilmek İslâmî hükümlerin amaçları, belli bir nas'dan değil, bütün nasların toplamından anlaşılabilir. Bu hükümlerin asıl amacı insanlar için rahmet olmaktır. Ayette; "Biz, seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik" (el-Enbiyâ, 21/107) buyurulur. İslâm'da güçlük ve sıkıntının kaldırılması, zorluğun değil kolaylığın tercih edilmesi bu rahmetin bir sonucudur. Emredilen bazı güçlükler büyük zararları gidermek amacına yöneliktir. Cihadın farz kılınışı böyledir. Nitekim âyette şöyle buyurulur: "Allah, insanların bir kısmını diğer bir kısmıyla defetmeseydi manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın adı çok anılan camiler yıkılıp giderdi. Şüphesiz Allah, kendisine yardım edenlere yardım eder. Gerçekten Allah, güçlü ve yücedir" (el-Hacc, 22/40).
Maslahata göre fetva vermede, gerçek maslahatlarla (toplum yararı) nefsî ve şehevî arzulardan gelen bir vehimden ibaret olan maslahatları birbirinden ayırdetmek gerekir. Böylece mazarratı defetme, maslahatı celbetme, bütün insanlara faydalı olan şeyleri tercih etme, başka bir deyimle toplum yararını kişisel yararın üstünde tutma melekesi gelişir.

g) Doğru bir anlayış ve iyi bir takdir gücüne sahip olmak.

Müctehidin gerçek fikirleri yanlış olanlardan ayırdetme melekesine sahip olması gerekir. Bu da doğru bir anlayış ve keskin bir görüşe sahip olmakla gerçekleşebilir.

h) İyi niyet ve sağlam bir itikad sahibi olmak.

İslâm dinî, ancak kalbi iman ve ihlasla aydınlanmış olanların idrak edeceği bir dindir. İtikadı bozuk kimse bid'at ve nefsî arzularının peşine düşer; tarafsız bir gönülle naslara yönelemez. Kötü niyet düşünceyi de kötüleştirir. Bu yüzden büyük müctehidler fıkıhla şöhret yapmadan önce ihlâs ve takvâlarıyla meşhur olmuşlardır. İhlaslı kimse gerçeği nerede bulursa bulsun kabul eder, taassub göstermez. Büyük imamların hepsi; "Bizim görüşümüz doğrudur, yanlış da olabilir. Başkalarının görüşü yanlıştır, fakat doğru da olabilir" demişlerdir (Ebû Zehrâ, a.g.e., s. 388, 389; İslâm'da Fıkhî Mezhepler Tarihi, Trc. Abdulkadir Şener, Ankara 1968, 1969, s. 125, 126).

İşte İslâm hukukçularının müctehidde bulunmasını gerekli gördükleri şartlar bunlardır. Bu şartları kendisinde toplayan müctehide "mutlak veya müstakil müctehid" denir.

Fıkıh usulü bilginleri müctehidleri yedi tabakaya ayırırlar:

1) Şerîatte müctehidler. Ca'feru's-Sadık, Muhammed el-Bâkır, Ebû Hanîfe, İmam Şâfiî, Mâlik ve Ahmed b. Hanbel gibi.

2) Müntesip mutlak müctehidler. Ebû Yusuf, Muhammed, Züfer, el-. Müzenî, Abdurrahman b. Kasım gibi.

3) Mezhebte müctehidler. Tahâvî, Kerhî, Serahsî, İsfereyânî ve Şîrazî gibi.

4) Tercih yapan müctehidler. Bazı usulcüler önceki tabakayla bunu bir saymışlardır.

5) İstidlâl sahibi müctehidler. Bunlar; "Şu görüş rivâyet bakımından daha sağlam ve delilî yönünden daha kuvvetlidir" gibi açıklamalar yapmışlardır.

6) Hafızlar tabakası. Bunlar taklidçi olup, öncekilerin tercihlerini bilmede huccet sayılırlar.

7) Mukallidler tabakası. Bunlar, fıkıh kaynaklarını anlayabilir, fakat görüş ve rivayetler arasında tercih yapamazlar.

Dayandığı Kitap, Sünnet, İcmâ delillerinden biri bilinmeksizin bir müctehidin sözünü alıp bununla amel etmeye "taklid";

deliline bakmak, öğrenmek ve ictihadına katılmak suretiyle bir müctehidin reyini benimsemeye ise "ittiba" denir.

eş-Şevkânî'ye (ö. 1250/1832) göre sahabe, Tâbiûn ve Tebe-i tâbiîn içinde ictihad edecek dereceye ulaşamayanlar belirli bir müctehidi taklîd etmiyor; onlardan problemleriyle ilgili delilleri sorup öğrenerek bunlara ittiba ediyorlardı. Taklid bu nesillerden sonra ortaya çıkmıştır. Taklid yerine, ittiba ruh ve alışkanlığının geliştirilmesi gerekir. Bu durum, ilim adamlarını delilleri öğrenmeye zorlar, delillerin kuvvetli olanı ile zayıf olanım tartışma imkânı doğar. Bunun gerçekleşmesi için delillerin zikredildiği temel eserlere yönelmek, te'lif edilecek İslâm hukuku kitaplarında hükümlerin dayandığı delilleri de göstermek gereklidir. Bunun sonucunda araştırıcılar, vahiy, Sünnet ve icmâi ümmet üzerinde düşünme ve değerlendirme imkânı bulurlar.

Hamdi DÖNDÜREN

bir kere gören ve sonra yaşadığı çöle dönenle
efendimizin mescidinin bahçesinde ilm tahsil eden eshabı suffa
birdir yani alimdirler öylemi
Allah razı olmuştur hepsinden sonra gelenlerde hiçbir zaman onların mertebeelrine gelemiyecektir lakin sizin konuyu çekmek istediğiniz yer farklı
biz şucu veya bucu değiliz
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 19.04.2008, 12:57 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
  #16
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 375


 
Teşekkür etti: 324
Teşekkür aldı: 369 konuda 1.826 kere
mutasyon´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
ilk kapandığımda.ilk seyid kutup un tefsirini okumuşumdur.radikal dir.agresif.ve bende agresif kapandım.yüksek bir düşmanlık vardı içimde.öfke.herşey.ya bilmiyorum ama çok değişik şeyler yaşadım eylemlere katıldım.ön saflarda yeraldım.gazeteye falan çıktım.baktım birileri beni iteklemeye başlamış.destur dedim.çünkü o an içime şu geldi,peygamberimizin metodu zulme karşı neydi.bu muydu.eylem yapmakmıydı.miting mi düzenlemek ti.büyük büyük yazıları evlere asıp daha da kinlenmekmiydi.....yahudi düşmanlığı.vs.vs.senden önce monaroza nın yazısını okudum.içime işledi.peygamberimizin metodu sabırla dininin üzereine yaşamak ve de sabırla anlatmaktı.ama öncesinde sevdirmek.sevgiyle şefkatle.herbir insanın gözünün içine bakarak bilemiyorum.vahdet,kardeşlik.ve allaha dayanmak sabırla.önce biraraya gelmek.zulme karşı ilk yapacağımız şey.önce birbirimize sahip çıkmak ,ancak ondan sonra mücadele .yine saçmalamış oldumsa kusurabakmayın.
Allah'ın dinini en güzel yaşayanların örnekliklerinde
savaştıklarınıda ağladıklarınıda görürüz
iyi bir sentez lazımdır
ne kılçtan nede tesbihten ibarettir bu din
cihad ise yöneliştirki
insanın nerde ne yapması gerekiyorsa o onun cihadıdır
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 19.04.2008, 13:04 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
  #17
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 375


 
Teşekkür etti: 324
Teşekkür aldı: 369 konuda 1.826 kere
Bu Dönemin İhtiyacı:


Bütün zamanların ihtiyacı bu zamanın da ihtiyacıydı. Ümmete yön verecek, sözünü ey-lemleriyle takviye edecek lider insanlara ihtiyaç vardı. Siyasi kadroları dolduranlar, bu-lundukları mevkilerin hakkını veremiyorlardı. Düşünen ve üreten insan ihtiyacı, ekmek ve su kadar acil ihtiyaçtı. Büyük bir insan kitlesi başsız ve örneksiz kalmıştı. Ümmetin kurduğu medreselerde eğitim görüp, sarık sarmış iri ünvanlı insanların bir kısmı ünvanlarının altında kaybolmuş gidiyor, bir kısmı da farklı usullerle toplumdan tecrit edi-liyordu. Lider ve âlim ihtiyacı ciddi bir ihtiyaçtı. Bu ihtiyaç giderilebilse, insanı bol, zengin bir toprak üzerinde çok şey yapılabilecekti. Uyuyan bir nesli uyandıracak, sabah müjdesi verecek önderler bekleniyordu.

Böyle bir beklenti için en doğal merkez Hindistan, Türkiye veya Mısır olabilirdi. Tarihi birikim ve coğrafi yapı buralarda çakacak bir kıvılcım için pek uygundu.
Ne yazık ki üç yerde de fakirlik ve istiklal endişesi toplu ve plânlı bir çıkışı engelliyordu.

İlk ufku geniş çıkış Mısır’dan geldi. Hasan el-Benna, yirmi iki yaşında genç bir lider olarak 1920’li yıllarda İHVAN-I MÜSLİMİN teşkilatını kurdu. Acıyı en derin haliyle hisseden ve eğitimi ön plana çıkaran bir anlayışla çalışmaya başladı. Zaten bir arayış içerisinde olan Müslümanlar büyük bir alakayla karşıladılar onu. Kısa zamanda ses getirdi. Önce halkı Arap olan topraklarda yankı buldu çalışması. Ardından dalga dalga yayıldı.

Müslümanlar ve onların toprakları üzerinde plânı bulunan güç odakları, Hasan el-Benna’yı çok iyi anladılar. Ne demek istediğini, neler yapabileceğini tahmin etmekte gecikmediler. Önce, kendi dindaşları arasında ona aykırı sesler ürettiler. Ama el-Benna’nın tesiri çok güçlüydü. Bir umut dalgası olarak yayılıyor, her doğan güneş ona enerji oluyordu.

Hasan el-Benna’nın başlattığı İHVAN hareketine 1950’li yıllarda ikinci bir isim katıldı. O isim katıldığında el-Benna hayatta değildi. Şehit edilmiş ve teşkilatı kuşatma altına alın-mıştı. Yeni isim el-Benna’yı görememiş; ama davasına hayran olmuştu.

Bu isim, yıllarca Mısır kültür dünyasında Arapça’ya vukufiyetiyle ve edebî yetenekleriyle tanınan; fakat İslamî kimliği bulunmayan SEYYİD KUTUB’du.

Seyyid KUTUB, İHVAN hareketine yeni bir ufuk getirdi. İslam ve Müslümanlar üzerinde ufku derin açılımlara imza attı. Düşünce dünyasına yenilikler kazandırdı. Düşünce ürünü olan ve daha önce tekrar edilmemiş olan şeyleri söyledi, yazdı.
Hindistan tarafından da Ebula’la el-Mevdûdî çıkmış, o da oralarda yazıyor ve konuşuyordu.

Neden böyleyiz, ne yapacağız sorularına cevaplar oluşturan büyük bir fikir hazinesi çıkmıştı ortaya. Ancak bu çıkış, hasret içinde olan müminleri sevindirdiği kadar, düşünen mümin istemeyen güçleri de rahatsız etmişti. Hasan el-Benna’yı ortadan kaldırıp rahat ettiklerini zannettikleri bir zamanda ondan daha derin şeyler söyleyen birinin varlığı çok tehlikeliydi. Seyyid KUTUB yol gösteriyor, yüreklendiriyordu.

Seyyid KUTUB on beş yıl müminlerin arasında, onların fikrine yön veren biri olarak kaldı. Zindanlı ve çileli bir hayatı şehadetle noktalayıp Rabbine gitti. Geride, hatalarıyla ve güzellikleriyle dolu örnek bir hayat bıraktı. Kimi yanlış anladı, kimi doğru; ama herkes onu konuştu. Yıllarca o konuşuldu.

devam..
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 19.04.2008, 13:39 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
  #18
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
Hakkperest
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 4.845


 
Teşekkür etti: 10.520
Teşekkür aldı: 4.018 konuda 18.001 kere
Blog-Yazıları: 2
Hak-dilaram - MSN üzeri Mesaj gönder
üstaz ismail çetin hoca'm mü'minin istikameti velinin kerametidir eserinin 317. sayfasında şöyle bir not aktarmış:

hilafetin hazreti osman radıyallahu anhu'ya geçmesinin, müslümanlar hakkında talihsizlik olduğunu (442) iddia edenlerin yerlerinin nerede olduğunu bilmiyorum. bu yazımıza vakıf olanlar, ' hiçbir sahabi hakkında, zerre onların şan ve şereflerine muhalif bir şey olsa kalbimize gelmez, şayed gelmiş ise istiğfar ederiz, bu türlü vesveselerden tevbe ederiz' diye imanımıza şahit olsunlar.

(442) adalet-u ictimâiyyet-i fil'islam s.230, 231, basım h.1392 m.1974... türkiye'de merhum necib fazıl'ın şiddetli tenkidi üzerine, mısır'ın ve pakistan ve hindistan'ın şiddetli tenkidleri üzerine dördüncü basımdan itibaren bu kitabdan ihvan-ı müslimin, hazreti osman hakkındaki çirkin yazıları çıkarttılar. önceki ibaresi aynen şöyle idi. velekad kâne min sûittâlii zihâbul hilâfeti ilâ usmane ve huve şeyhun kebîrun.
__________________
İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!

Buraya Baktınız mı? Tıklayın
eski 19.04.2008, 14:15 Hak-dilaram isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
  #19
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 6 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 375


 
Teşekkür etti: 324
Teşekkür aldı: 369 konuda 1.826 kere
İsmail hocam kız çocuklarını diri diri
toprağa gömenler nerededirler
cevabı varmıdır
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 19.04.2008, 15:14 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
  #20
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Konu Kapatılmıştır

Yer imleri

Seçenekler

Yetkileriniz
Es ist Ihnen nicht erlaubt, neue Themen zu verfassen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, auf Beiträge zu antworten.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Anhänge hochzuladen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Ihre Beiträge zu bearbeiten.

BB-Code ist Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:13 .