Kadınlar,oğullar,yük yük altın ve gümüş,salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi.Bunlar dünya hayatının geçimliğidir.Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.
Âl-i İmrân-14
Akrabaların gösterdiği yakınlığa karşılık veren kimse,tam anlamıyla akrabalık haklarını gözetiyor sayılmaz.Akrabalık haklarını tam anlamıyla gözeten kimse;yakınları akrabalık bağlarını ondan kestikleri halde,o onlardan alaka ve yardımını kesmeyen kimsedir.
Muslim
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 59 (1 Kayıtlı ve 58 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
Üye Albümlerinden
Üye albümlerinden en son eklenen resimler:
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
sabırla okunduğunda zaman zaman hakkında menfi düşünceler sarf edilen
seyyid kutub hakkında daha müsbet kanaat uyanacağını düşünüyorum
sabırla okumanızı tavsiye ediyorum
Bir İnsan Hakkında Konuşabilmek İçin Ön Kararlar
Bir: Nebiler dışında “masum” insan yoktur.
Şuna inanırız: Kemal sıfatı Allah içindir. O’nun dışındakilerde eksiklikler vardır. Allah kullarını böyle yaratmayı dilemiştir. Kimse yüzde yüz değildir. Olamaz da. Peygamberler de masumdurlar. Onların dışında masum yani hata etmez, yanılmaz kimse yoktur. Bu kurala sahabiler, imamlar, müctehidler, herkes dâhildir. Bir insanı sevmiş olmamız, onun kişiliğini ve hizmetlerini takdir etmemiz onu nebi seviyesinde görmemizi gerektirmez. Kuralımız kesindir: Kemal Allah’ın, masumluk nebisinindir.
İki: Amellerinin bütünü ile konuşmak doğrudur.
Bir insanın geçmişinde iyi veya kötü amellerin bulunması, hayatı hakkında vereceğimiz karar için tek ölçü olamamalıdır. Mesela yetmiş yıl yaşamış bir insanın yirmi yaşında iken filan haramı işlemiş olması onun kimliği hakkında karar vermemiz için yegâne belge olamaz. Aynı şekilde küçük yaşlarında Kur’an’ı hıfzetmiş olması da onun hakkında iyi bir karar vermemiz için tek belge olamaz. Yetmiş yılın bütünü ve bilhassa ‘son’ görüntü çok önemlidir. Amellerde esas olan ‘son’ durumdur. Şu yaşından bu yaşına kadar namaz kılmayan bir insan son yıllarında cami müdavimi olarak bilinmiş ise onun için ‘namazsız’ yaftası kullanamayız. Bunun tersi de geçerlidir.
Üç: Net bilgilere dayanmalıyız. Şüpheli bilgiler, netlik ifade etmeyen, ‘miş’li bilgilerle bilhassa bir müminin imanı etrafında hüküm verilemez. Birilerinin zannına binaen filan örgüte girdiği söylenemez. Özellikle imana taalluk eden konularda elimizdeki bilgilerde ihtimal bulunmamalıdır. Bir yazarın veya bir hatibin yazısından ya da cümlelerinden cımbızla bir cümle çıkarıp, evirerek çevirerek ‘Bu cümleyi şu maksatla söylemişti de açıklayamadı.’ gibi bir vehme dayalı itham en azından iftira olma riski taşımaktadır. Kişinin açık seçik ifadeleri dururken, şüphelerden kurulu bir ifadeye dayanamayız.
Dört: Tevbe reddedemeyiz.
Biz zahire göre karar vermekle mükellefiz. Eğer kişinin, ‘Ben şu ifadelerimi veya şu işimi reddediyorum, cahilliğimden yapmıştım.’ gibi bir ifadesi varsa bizim için bu ifade muteberdir. ‘Bir kere deyiverdin!’ deme hakkımız olamaz. Onun bu dönüşündeki niyetin samimiliği veya aksi de bizimle ilgili değildir. Herkesin hesabı Rabbine kalmıştır.
devam..
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
Beş: Zaman ve çevreyi görmezden gelemeyiz.
İnsanların yaşadıkları sosyal ve siyasi ortamlar kesinlikle düşüncelerini etkilemektedir. Bir insanın düşünceleri ve eylemleri hakkında karar verebilmek için onun yaşadığı çağı, o çağdaki olayları, o olaylarla ilişkisini takdir edecek durumda olmamız gerekmektedir. Mesela, sahabilerin aralarındaki tartışma konularını yorumlayabilmenin en temel şartlarından biri, onların yaşadığı ortamı derinlemesine bilmektir. Sadece iki sahabiyi tasavvur ederek, aralarındaki bir tartışmaya asırlar sonra müdahale etmek anlamsız bir tutumdur. Bu zaman ve çevre fonksiyonunu dikkate almadığınızda pek çok değerli şahsiyetin değerinin yok olduğunu, nice köşede kalmış zannedilenin de değerlerle mücehhez olduğunu görebiliriz. Sultan Fatih ve Abdülhamid-i Sani’yi zaman ve çevre faktöründen tecrit edilmiş olarak yer değiştirdiğimizde bu formülün nasıl bir sonuç ürettiğini müşahede edebiliriz.
Altı: Bir alandaki başarı gözü köreltmemelidir.
Bir insanın hitabeti iyi olabilir. Bu onun yazısının da iyi olmasını gerektirmez. Bir insanın namaz bilgisi iyi ise, miras bilgisine de vakıf olması şart değildir. Çok iyi sosyal çalışmaların sahibi bir müminin âlim olması gerekmemektedir. İyi insan olmak beraberinde âlimlik getirmez. Hatta mücahid olmak bile âlim olmak değildir.
Müminin bulunduğu alanı ve Allah’ın kendisine lütfettiği yeteneği dininin hizmetinde kullanabiliyorsa bu onun için bir kazançtır. Diğer müminler onun bu yönünü takdir ediyor olmalıdırlar.
Başka bir zaviyeden bakıldığında şu sonucu da göz önünde tutarak karar vermemiz gerekir:
Allah herkese farklı yetenekler verirken, dinin farklı yeteneklerle doldurulabilecek bir yığın kadroya ihtiyaç hissetmesini de yaratmıştır. Herkesin fırıncı olması bir anlamda kimsenin ekmek pişirmekle uğraşmaması gibi bir sonuç doğurur. Fırıncı kadar terziye, terzi kadar da bakkala ihtiyaç vardır. Din hizmetinde de âlimlerin doldurduğu boşluğun bir benzerini siyasiler doldurmaktadır. Bir başka boşluğu da ziraatla uğraşanlar doldururken, sanayiciler mücahidlerin ve toplumun ihtiyacını karşılamanın hazzını yaşarlar. Allah yolunda can verenler ise bambaşka bir zirveden olayı seyretmektedirler.
Netice olarak, âlimin ilmi, mütefekkirin tefekkürü, davetçinin daveti, vaizin vaazı ve diğerleri birbirlerinin rakibi değildirler. Herkesin yeri kendisi içindir ve gereklidir. Bir Gazali, asla Şafii değildir. Ama Gazali’si olmayan bir ahlâk nasıl bu günleri bulurdu acaba?
Yedi: Ölçü Hak’tır.
Biz insanları Hakk’a ölçeriz. Hakk’ı insanlara göre ölçmeye kalkışmayız. Eğer bir kişinin şu veya bu tavrı, sözü Hakk’a uygunsa o sözün uygunluğundan dolayı kişi hakkında iyi kanaat kullanırız. Aksi geçerli olsaydı ve uygun olmayan bir tavır veya söz sahibi olsaydı, o tavır veya sözden dolayı onun için iyilik kanaatini kullanamayacaktık. İnsanlardan ölçü olmaz. Ölçü bizim için Allah’ın kitabı Kur’an’dır. O’nun Resulü sallallahu aleyhi ve sellemdir. O Resul’ün sünnetidir
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
ebu mus'ab kardeşim'in aktarımlarını dikkatle takip ediyorum. Allah razı olsun.
seyyid kutub rahmetli, dagistan kardeşimin de necib fazıl'dan iktibas ettiği gibi, her er'e nasib olmayan bir ölümle Mevla'sına kavuşmuştur. dik bir İslam duruşu ile dünya değiştirenlerden ve ölümü ile büyük bir nişan alanlardan. biliyoruz ki Allah teala, şehidlere kefildir.
onun hakkında konuşurken, dagistan kardeşimin yaptığı gibi, nakil ile konuşmak, kendimizi vebal atına alacak ibareler kullanmamak bizim kazancımız olacaktır.
bendenize kalsa hakkında hiç konuşmamayı yeğlerim; ama itikadi sapmalarını ifşa ve onu sevenlerin sevmelerine binaen, yanlış inanışlarını da inanış kabul etmemeleri (asabiyet) için, sadece nakil ile vebale girmemeye azami dikkat göstererek, şahsiyeti ile değil, fikri ile tenkid etmek gerektiğini de anlayabiliyorum.
ebu mus'ab, önemli ve hakkaniyetli kıstaslar ortaya koyuyor ve sanırım devam da edecek. onun izahları bitene kadar dikkatle okumayı ve sadece seyyid kutub rahmetli için değil, herkes için bu ölçüleri önemsemeyi kendime tavsiye ediyorum.
__________________ İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!
Ömrünü İslam'a adamış, bu yolda da şehid olmuş bir Zat hakkında, -üstelik Kur'an tefsir edecek donanıma da sahip- "mezhepsizdir" hükmünün verilmesini, -ilmi olduğuna göre kendisi ayet ve hadislerden hüküm çıkarabilir-bu şekilde belli hassasiyeti olanlarca damgalanmasını, kötü gösterilmesini, benim cahil kafam almıyor.
__________________ “Dilin salavat getiriyor durmadan..Ama, Mustafa’nın temizliğinden ne haber?"
bu konuya ebu mus'ab kardeşim sözünü bitirene kadar katılımcıların müdahil olmamasını rica ediyorum.
farklı fikir ve düşünceler olabilir. her zaman olmuştur. ama bu farklılıklar bizim standartlarımızda bu gibi karşılıklı görüş bildirmelerinde hep bize zarar verici oluyor ne hikmetse.
sırf bendeniz neredeyse bin kere karşılaştım bu zat hakkında uç değerlendirmelere. tenkid aşırı, övgü aşırı...
burada bu olmaz biliyorum, ama tedbiri elden bırakmayalım.
müsaade lütfedin, lütfen sözünü bitirsin ebu mus'ab
daha sonra hangi söz yanlış hangi söz doğru usuluyle ele alırız biiznillah. ama tekrar belirteyim, bu zat en azından ümmetin gözlerinin önünde dik bir duruşla canını vermişti. hakkında şerefine mütecaviz söz bizi vebal altına alabilir. tenkid ayrı, yergi ayrıdır. yermeyeceğiz diye de haksız ve hatalı sözünü tenkid etmeyeceğiz demek değildir.
__________________ İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!
bu konuya ebu mus'ab kardeşim sözünü bitirene kadar katılımcıların müdahil olmamasını rica ediyorum.
Ben sustum sözünüze binaen abi..
Ancak konu güzel işlenmiş olsa da birilerini haklı çıkarma gayreti olacaksa eğer bu da yanlış olacaktır. Başlığın ve girişin değiştirilmesi uygundur diye düşünüyorum. Takdir Ebu Musab kardeşimin ve sizindir...
Ancak konu güzel işlenmiş olsa da birilerini haklı çıkarma gayreti olacaksa eğer bu da yanlış olacaktır. Başlığın ve girişin değiştirilmesi uygundur diye düşünüyorum. Takdir Ebu Musab kardeşimin ve sizindir...
Selametle...
Allah razı olsun azizim, müsterih olunuz. önce dinleyelim, sonra mevzu hakkında usul neyse biz de sözümüzü söyleriz. hakikaten şu ana kadar güzel, lazım ve samimi ölçüler naklediyor. başlık konu açıcının tercihi ve aslında şehid olduğu an aklıma gelince, hakikaten o haliyle hepimize kutub. bu demek değil ki, onun bazı mühim itikadi sapmalarını bu sevgi uğruna, görmezden gelip, onu sevenlerin ' o demişse doğrudur' kanaati ile sapmasına vesile olacağız! asla!
üstaz'ım bendenize dedi ki: 'bende şeriata aykırı bir şey görürseniz derhal beni terk edin!' 'uyarın' demedi! 'terk edin' dedi! bu ne demek, ne anladığımızı bilahare anlatırız. şimdi söz, sahibinin olsun
__________________ İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!
Halid bin Velid radıyallahu anh mücahiddir. Allah’ın kılıcıdır. Davanın en üst seviyesindekilerdendir. Ama âlim değildir. Onun âlimlik vasfının olmayışı, Müslümanlığının veya mücahidliğinin düşüklüğünü gerektirmemiştir. Onun karşısında, dinin en derin âlimleri arasında bulunan, şu veya bu şekilde meziyetleri nübüvvet makamınca tescil edilmiş olan nice sahabiler de mücahidlikte Halid bin Velid düzeyine hiç gelememişlerdir. Ne Halid kaybetmiştir ne de diğerleri. Fakat Halid bir noktadan, öbürleri de diğer noktadan Allah’ın rızasını kazanmışlardır. Farklı alanlardan cennete koşmalarında bir mani çıkmamıştır
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”