Kadınlar,oğullar,yük yük altın ve gümüş,salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi.Bunlar dünya hayatının geçimliğidir.Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.
Âl-i İmrân-14
Akrabaların gösterdiği yakınlığa karşılık veren kimse,tam anlamıyla akrabalık haklarını gözetiyor sayılmaz.Akrabalık haklarını tam anlamıyla gözeten kimse;yakınları akrabalık bağlarını ondan kestikleri halde,o onlardan alaka ve yardımını kesmeyen kimsedir.
Muslim
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 51 (0 Kayıtlı ve 51 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
Üye Albümlerinden
Üye albümlerinden en son eklenen resimler:
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
Bu tarih üçüncü Halife Osman bin Affan radıyallahu anhın şehadet tarihidir.
Bu tarihte Fitne doğdu.
O Fitne’nin çocukları oldu.
Onların çocukları oldu. Büyüdüler aile kalabalıklaştı. Yayıldılar, dağıldılar.
Medine’de doğdu, ezan okunan her yere ulaştı. O gün siyaseti itham ederek doğdu. Daha sonra ibadetten, tarihe her şeye el uzattı.
Ashabı kiramı, ulu orta tartışma cüreti o gün resmileşti.
Tarihteki, Emevi-Abbasi dönemi ayrımı o yüzdendir.
Bugünkü Sünnilik-Şiilik bölünmüşlüğü ondandır.
O gün Halife’nin evini kuşatma altına alıp, sonunda öldürenler, sadece Halife’yi öldürmediler. Müslümanlığa ait değerlerin değerini öldürdüler. Öyle bir fitne doğurdular ki, onu ancak kıyamet öldürecek.
Birinci Halife Ebu Bekir radıyallahu anh çekirdeği koruyan bir mücadelenin ötesinde kuzeye doğru açılma hamlesini başlattı. Halid bin Velid’i rüzgar gibi saldı. Ardından ikinci Halife kuzeye açılışı, kuzeydoğu ile sürdürdü. Bir yandan da iç sistemi oturttu. Üçüncü Halife de Tunus’tan Hindistan’a uzanan büyük bir alanı Kelime-i Tevhid’le imar etti.
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
Toplum değişmiş Halife değişmemişti. Osman bin Affan radıyallahu anh o eski Osman’dı. Değişmeye, modernleşmeğe karşı direniyordu. Kûfe, Basra ve Mısır eyaletlerinde, görünürde Halife’nin tutumlarına itiraz olan muhalif hareketler çıktı. Asıl maksat ise Hilafet makamıydı. Halife, ashabdan ileri gelenlerle istişareler yaptı. Medine, vilayetlerden gelen kargaşa haberleriyle çalkalanıyordu. Halife’nin önünde iki seçenek vardı. Ya sert kararlarla her baş kaldıran susturulacak ya da ikna edilerek, yatıştırılarak fitnenin büyümesi önlenecekti. Medine için birinci seçenek mümkün değildi. Halife, kendisini öldürmek için haftalarca evini kuşatma altında tutan eşkıya grubuyla bile ikinci seçeneği kullanarak görüştü, izahlar yaptı. Ama her şey beyhudeydi.
Sayıları üç bin civarında olan, daha yeni Müslüman olmuş eşkıya gurubu, adaleti gerçekleştirmek, yolsuzlukları önlemek gibi iddialarla Medine’de toplandılar. Önce Medine’de sahabilerden ve diğer Müslümanlardan taraftar toplamak istediler. Onu beceremeyince, ‘Ya Halife görevini bıraksın ya da öldürürüz.’ diye tehdit ettiler. Kimse bu tehdidi ciddiye almadı. Gelip geçer zannedildi.
Medine boştu. Halife ile ilgilenmek, onu desteklemek için evinin önünde toplanan sahabi sayısı yedi yüz civarındaydı. Mevsim hac mevsimi olduğu için Müslümanlar Mekke’de hac görevindeydiler. Bir grup sahabi de diğer İslam topraklarındaydı.
Halife’nin ikna çabaları onları sadece azdırdı. Kendilerine göre ciddi gerekçeleri vardı.
Mushaf yakmak, ümmetin malını akraba arasında bölüşmek, valileri akrabalardan seçmek, masum insanları cezalandırıp dövmek gibi şeyler dillendiriyorlardı. O bunları tek tek cevaplandırdıysa da dinleyen olmadı.
Halife, Medine’deki durumun ağırlığını, ancak vilayetlerden gelen destekle çözebileceğini anlayınca valilerinden yardım istedi. Valileri, bilhassa Şam’daki valisi Muaviye radıyallahu anh acil yardım gönderdi; ama faciadan önce yardım Medine’ye yetişmedi.
Eşkıyanın gözünün döndüğünü gören sahabiler, Halife’nin evine gelip onlarla savaşmayı kararlaştırdılar. Halife herkese Allah’ın adıyla konuştu. Yeminli cümlelerle, kendisi için Medine’de kan akıtılmamasını istedi. Yeminli ifadeleri üzerine sahabiler evlerine dağıldılar. Onların başında da Ali bin Ebi Talib radıyallahu anh vardı. Bu sahabiler genç çocuklarını yardımcı olmaları için Halife’nin evine gönderdiler. Bu gençler arasında Hasan bin Ali, Abdullah bir Zübeyr, Muhammet bin Talha gibileri vardı.
Komitacılar Halife’nin evine içme suyu ulaşmasını engellediler. Giren çıkanı tehdit ettiler.
Arûma kuyusunu satın alıp Müslümanlara vakfeden Osman bin Affan’dı. Medine içme suyunu ondan karşılıyordu. Ama son günlerinde o sudan içmesine engel olundu.
Hicretin 35. yılında Zülhicce’nin 18. günü eşkıya grubu Halife’nin evine girdi. İkindi namazından sonraydı. Halife Kur’an okuyordu. İçeri girenler önce bir demirle kafasına vurdular. Akan kan okuduğu Mushaf”a sıçradı. Sonra kılıçla ölmesini sağlayacak darbeleri vurdular.
Medine’de büyük bir matemle beraber, ağır bir terör estirmişlerdi. Kimse evini terk edemiyordu. Halife şehid edilmiş, cenazesinin defnedilmesine bile izin verilmemişti. Bir ara Ali bin Ebi Talib radıyallahu anh cenazeyi kaldırmaya teşebbüs etti. Onu taşladılar. Üç gün şehid naaş o evde bekledi. Sonra bir grup sahabi gizlice cenazeyi evden çıkardılar. Yıkanmadan, kanlarıyla ve elbiseleriyle Baki’ mezarlığına defnedildi. Osman bin Affan radıyallahu anhın naaşı defnedildi; ama onun gömüldüğü yerden fitne dirildi. Ümmetin on dört asırdan beri kapatamadığı yaralar açıldı. Bölünmeler oldu. Fitne uyandı.
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
Acıklı Bir Soru:
Sahabiler Neden Kendilerini Göstermediler?
Ashab-ı kiramın kardeşlik anlayışı dillere destandı. Birbirleri için can vermekten çekinmeyen bu insanlar, hem de Halifeleri öldürülürken evlerindeydiler. Öldüreceğini söyleyen eşkıya da haftalarca evini kuşatmıştı. Facia ‘Geldim.’ dediği halde neden gerekli tedbiri almadılar? On iki yıl önce de ikinci Halife’de aynı acı yaşanmıştı. O olay da bireysel değildi aslında.
Bu sorunun makul cevapları vardır:
1- Bu sonucu Halife bizzat kendisi hazırladı. Ona yardım etmek için gelenleri yeminli konuşmalarla Medine’de kılıç kullanmaktan nehyetti. Bu, onun kadere olan teslimiyetine, kendine olan güvenine işaret ettiği kadar ikinci önemli bir noktaya da işaret etmektedir. Eşkıya grubunun söz dinlemesi mümkün değildi. Medine’ye saygı diye bir şey de bilmiyorlardı. Bir tek kendisinin ölümüyle sonuçlanabilecek bir olayı, belki de yüzlerce sahabinin Medine gibi bir yerde ölmesiyle sonuçlanacak hale getirmekten çekinmiştir. Allah ondan razı olsun. Büyük düşündü. Samimi düşündü. Zor günde düşünülmesi gerekeni düşündü; ama korktuğundan beteri oldu. Ümmet asırlardır bağrındaki yarayı kapatamıyor.
2- Ashab-ı kiram gençleri savunma maksatlı olarak Halife’nin evine göndermişlerdi. Bil-hassa Ali bin Ebi Talib radıyallahu anh ciddi bir şekilde olayla ilgileniyordu. Hiç kimse, harem-i şerifte namaz kılan o eşkıyanın bir cinayete tevessül edebileceğini tahmin etmemişti. Olay basit bir isyan gibi görülmüştü. Hâlbuki büyük bir planın parçalarından biri infaz ediliyordu
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
Osman bin Affan radıyallahu anhın İslam devletinin merkezinde, gün ortası şehid edilmesi günü birlik bir olay değildi. Olayın iyi bir tahlil görmesi için, incelemenin Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin vefatı gününe taşınması gerekmektedir. İlk itirazın, beş temel esastan biri olan zekâta yapıldığını hatırlamalıyız. Önce zekâta itiraz edildi. Zekât vermemek şartıyla Müslüman olmanın kabul edilmesi istendi. Böyle bir istek Ebu Bekir’in azmine, Halid’in kılıcına takılınca, çıkışın adı riddet oldu.
Riddet de aynı kayalara çarptı ve duruldu.
Ana sıkıntının mal olduğunu görüyoruz.
Sadece iki yıl sonra gerçekleşen ikinci Halife’nin öldürülmesi olayı da şahsi bir intikam alma değildi. Çökertilmiş bir sistemin gizli uzantıları tarafından yürütülmüş bir planla gitti ikinci Halife. Çökertilen bir imparatorluk ve o imparatorluğun Medine’ye taşınan hazineleri.
Üçüncü Halife’de bu olayı daha açık ve net görüyoruz. ‘Ona şunu niye verdin?’le başlayan cümlelerle itham edildi hep.
Hadislerde ümmetin fitnesi olarak gösterilen dünya malı, dünyanın yeşilliklerini Müslümanlara açması fitnenin başı ve dibi oldu. O gün öyle oldu, bugün öyle devam ediyor. Yarın da bugünden bellidir şüphesiz.
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
Karnı doymamış insanların iman ettiği bir toplumdan, insanların rahat doymak için iman ettikleri bir topluma geçilmişti. Fetihler, akan servetler getiriyordu. Önce bir medeniyetin etkisinde kalmamış müşrik Araplardan dönüşmüş bir toplum vardı. Yirmi yıl sonra ise, farklı medeniyetlerin etkisinde kalmış insanlardan oluşan renkli bir toplum çıktı ortaya. Din için can veren ilk fedakâr neslin yerine, canı için dinini verebilecek ‘iman iddialı’ bir nesil vardı.
Büyük bir enginlik ve zahmet çekilmeden elde edilmiş bir Müslümanlık. Ebu Cehil’in, Übey bin Halef’in işkencesine katlanmamışların Müslümanlığı! Hicret etmemişlerin, Hendek’e girmemişlerin imanı! Akşam karar verip sabah Müslüman olan, ertesi gün de söz sahibi olmaya çalışan kitleler bu dönemin kitleleriydi.
Bu değişim üçüncü Halife’nin zamanından önce vardı aslında. Ama Ömer radıyallahu anh, tavizsiz kişiliği ile gevşemenin ve ayaklanmanın önünde büyük bir engeldi. En küçük hatayı bile soruşturuyor, müfettişlere havale etmeden kendisi gündüz gece demeden gayret ediyordu. Osman radıyallahu anh ise, mülayim ve merhametli tutumuyla dikkat çekmişti. Hatır kırmamayı, üzmemeyi esas alıyordu. İki Halife’nin iki farklı kişiliği çok geçmeden devletin yapısında görüldü.
Ömer radıyallahu anh yeni Müslüman olan bölgelerle, ilk Müslümanların karma yaşamalarına karşı dikkatli bir siyaset izliyordu. Yeni keşfedilen dünyanın fitnesinin, çölde çadırdan başka bir sığınağı bile olmayan insanlar için fitne unsuru olur diye düşünüyordu. Osman radıyallahu anh döneminde ise gelişen toprak, çoğalan insan sayısı yüzünden bu siyaset güdülemedi.
Bu realiteye, büyüyen devletin o zamanın şartları açısından kontrol edilme zorluğunu da ilave edebiliriz. Medine’den Azerbeycan’a bir mektup ne kadar zamanda ulaştırılabilirdi? İletişimden, denetlemeye, eğitmeye kadar büyüklüğün getirdiği sıkıntılar aşılamıyordu. Yesrib’de kurulan küçük Medine devleti, bir kıtadan büyük hale gelmişti. Bu büyüme de yarım asırdan daha kısa bir zamanda gerçekleşmişti.
Eğitim için henüz yeterli bir yatırım da yapılamadığı, gelenin Kur’an okumasının dahi garanti edilemediği bir ortamda her türlü senaryo yazımı kolay oldu.
Toplum ve devlet değişti; ama Osman radıyallahu anh hiç değişmedi. O ilk iman eden on kişiden biri olan Osman’dı. Değişmemekte direndi, değişim de onu ezdi.
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
Sahabiler fethedilen yerlere, ya fatihler olarak gittiler ya da oradaki hizmetleri görmek için gittiler. Medine sanki boşalmış gibiydi. Ömer radıyallahu anh zamanında sahabilerin ileri gelenlerinin Medine dışına çıkması yasaklanmıştı. Hem önemli konularda fikir alış verişinin sağlanması düşünülüyor hem de sahabilerin yeni dünyanın farklılıklarına takılıp kalmalarından endişeleniyordu.
Ömer radıyallahu anh gerçekten çok haklıydı. Osman radıyallahu anh yönetime gelince, narin kişiliği ve merhameti yüzünden kimseyi Medine’de alıkoyamadı. İlk çekirdek kadro, dışarı açıldı. Fethedilen yerlerin hazineleri de Medine’ye akınca, Medine paranın ve paraya düşkünlerin buluşma yeri gibi oldu. Meydan onlara kaldı.
Üçüncü Tahlil:
Maaş Dengelemesi
Ömer bin Hattab radıyallahu anh zamanında maaşlar, insanların ilk iman edenlerden itibaren bulundukları duruma göre ayarlanıyordu. Herkesin asgari bir hakkı vardı. Ama ilk çekirdek kadro kollanıyordu. Müminlerin anneleri, ehli beyt farklı tutuluyordu. Yeni iman edenler bu duruma içlendiler. En son iman edip, ilk iman edenle aynı olmayı istediler. Bir savaşa iştirak etmiş olmayı, İslam’ın bulunmazı gibi tasavvur etmek istediler.
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
Yesrib’in Medine olmasıyla Yahudilik çok şey kaybetti. Hayber gidince de her şeyleri gitmiş oldu. Sömürdükleri Arap Yarımadası’nı kaybetmiş oldular. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin sağlığından beri intikam peşinde koşuyorlardı. Nitekim O’nu bile zehirleme girişimleri olduğu hadislerde sabittir. Osman radıyallahu anh zamanında, Abdullah bin Sebe isimli bir adamlarıyla Müslümanların arasına fitne koymayı becerdiler. Onun yönlendirdiği, ama Müslüman olduğunu söyleyen insanlar Halife’yi evinde muhasara edip öldürdüler.
Yahudilerin desiselerinin etkisini tarihi bir gerçek olarak kabullenmek zorundayız. Ancak Medine’nin gereği gibi korunamadığını da maalesef görmemiz gerekmektedir.
Altıncı Tahlil:
Halife’nin Medine Anlayışı
Osman bin Affan radıyallahu anhın farklı bir Medine anlayışı vardı. Değil devlet merkezinin Medine’den nakledilmesi, kendisinin bile Medine dışına çıkmaya tahammülü yoktu. ‘Hicret ettiğim yer, Resûlullah’ın Medinesi’ onun için çok büyük anlamlar ifade ediyordu.
Son iki senesinde kıpırdanmalar çoğalınca, bütün valileriyle Mekke’de bir toplantı yapmıştı. O toplantıda durumun tehlikeli olduğunda hemfikirdiler. Toplantının akabinde Şam valisi olan Muaviye bin Ebi Süfyan radıyallahu anhuma, Osman bin Affan radıyallahu anhaya kendisiyle beraber Şam’a gelmesini teklif etti. Cevabı: ‘Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin bulunduğu yeri bırakıp başka yere gitmem.’ şeklinde oldu. Bunun üzerine: ‘Medine’ye ilave ordu göndereyim.’ teklifinde bulundu. Bu teklife de şu cevabı verdi: ‘Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin şehrine asker yığıp, insanların rızkını onlara yedirerek, Peygamber aleyhisselamın şehrinde maişet sıkıntısına neden olamam!’
Belki Muaviye radıyallahu anhın önerileri makuldü. Ama Halife’nin Medine anlayışı bambaşka duyguları temsil ediyordu. O böyle düşünüyor, iman ettiğini söyleyen bir insanın da öyle düşüneceğini zannediyordu. Bu nedenle de evinin önünde bir aydan fazla bir zaman kendisini öldürmek için bekleyenlerin, blöf yaptıklarını zannetmişti.
Onun tavırlarında Medine’nin saygınlığını ve devletin kimliğini zedelememe ön plana çıkmıştı. O günlerde Medine’de bulunan sahabiler de Halife’nin tutumundan etkilenmiş olmalılar ki ek bir gayret içine girme ihtiyacı hissetmediler. Neticede Halife’nin tutumu, onun açısından kazanç oldu. Zirvede bir şahsiyet olarak Rabbine yürüdü. Ama Medine yara aldı. İslam, yürüyüşünde duraklama dönemine girdi.
Ashabdan Muğire bin Şube radıyallahu anh Halife’nin yanına girmiş ve üç şey teklif etmişti: Emret şunlarla savaşalım. Seni buradan Mekke’ye kaçıralım. Ya da Şam’a git.
Bu üç teklife cevabı çok açık oldu: Savaşmaya gelince, ben Müslümanlar arasında kan akıtmayı emreden ilk lider olmayı kabullenemem. Mekke’ye gitmeye gelince, bunlar orada da kan akıtırlarsa o vebale giremem. Şam’a gitmeye gelince, hicret ettiğim yerden ayrılamam.
Ashaba ricası şu oldu: ‘Bana en büyük desteğiniz, Medine’de silah kullanmamanız olur.’
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
Halife’nin evinin kuşatma altında olduğu günlerden birinde, sahabilerden Abdullah bin Ömer radıyallahu anhuma, onun yanına girdi. Halife: ‘Şu insanlar ne istiyorlar?’ diye sordu. O da: ‘Ya çekil, ya da öldürürüz.’ diyorlar şeklinde cevap verdi.
Bunun üzerine İbni Ömer’le Halife arasında şu konuşma geçti:
İbni Ömer: ‘Sen dünyada ebedi kalacak mısın?’
Halife: ‘Hayır.’
İbni Ömer: ‘Öldürmekten başka bir şey yapabilirler mi sana?’
Halife: ‘Hayır.’
İbni Ömer: ‘Sana cennet veya cehennem verebilirler mi?’
Halife: ‘Hayır.’
İbni Ömer: ‘O zaman Allah’ın sana giydirdiği bu gömleği çıkarma! Sen çekilirsen böyle bir işlem sünnet haline gelir; kim Halifeyi beğenmiyorsa ayağa kalkar, Halifeyi indirir veya öldürür.’
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
Vasiyeti Vefatının yaklaştığını anlayınca vasiyette bulundu. Vasiyetinde şöyle demişti:
‘Bu Osman’ın vasiyetidir.
Bismillahirrahmanirrahim.
Affan’ın oğlu Osman şehadet eder ki:
Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. O’nun ortağı yoktur. Muhammed O’nun kulu ve Resulüdür. Cennet haktır. Cehennem haktır. Allah, hiç şüphenin bulunmadığı bir günde kabirdekileri çıkaracaktır. Allah sözünden caymaz. Osman böyle yaşadı, böyle ölecek. İnşaallah böyle dirilecektir.’
Yedinci Tahlil:
Akrabalar
Sonunda Allah’ın kaderi tecelli etti, demekten başka bir söz kalmıyor. Fakat zahiri sebepleri de araştırıp, yaşadığımız hayatta işimizi kolaylaştıracak, bize ders oluşturacak noktaları tespit etmek durumundayız. Osman bin Affan radıyallahu anh en çok, akrabalarını görevlendirmekle itham edilmiştir. Gerçek de böyledir. Ama onun döneminde Çin sınırına dayanan büyük fetihler vb. Müslümanların göğsünü kabartan sonuçlar, o akrabalar denen kadroyla elde edilmiştir. İlk altı senedeki başarılar da aynı isimlerle sağlanmıştı.
Sahabilerden hayatta olanlardan, ona itirazı olanlar yok değildi. Ebu Bekir ve Ömer’e de itirazlar oluyordu. Zaten sahabilerin en bariz özelliklerinden biri onların, hak bildiklerini kimseden çekinmeden söyleyebilmeleridir. Osman radıyallahu anha karşı yaptıkları da buydu. Yanlış gördüklerini açık bir dille söylüyorlardı. Ali bin Ebi Talib radıyallahu anh, Osman radıyallahu anha en çok itiraz edenlerden biriydi; ama zor zamanlarında da en çok desteği o veriyordu. Çünkü hem Ali radıyallahu anhın hem diğer sahabilerin itirazları siyasi bir menfaat çizgisinde değildi. Hakkı üstün tutmanın gereği olarak konuşuyorlardı.
Hilafetinin ilk altı yılında insanların en çok sevdiği insan Osman radıyallahu anhtı. Seviliyor, sayılıyordu. Görevlendirdiği akrabaları, onun adını kullanmada bazen çizgiyi aştılar. Yumuşak huyluluğu ve kimseyi kırmadan iş görme anlayışı, Halife’yi ağır tenkitler altında kalmaya mahkum etti. Akrabalarının ona yaptığı hıyanet olarak bile adlandırılabilir. Ama akraba görevlendirmesi İslami açıdan bir suç teşkil etmemektedir. Ondan sonraki Halife Ali radıyallahu anh da kendi akrabalarından görevlendirmeler yapmıştır. Hatta denebilir ki o tip fitnenin ya-yıldığı zamanlarda, idareyi kontrol açısından akraba görevlendirmesi daha sağlıklı sonuç verebilir.
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”