Enes radıyallahu anh anlatıyor:
Rıdvan bey’atı gününde Osman radıyallahu anh Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin elçisi olarak Mekke’deydi. İnsanlar bey’at için toplanınca Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Osman, Allah’ın işini, Peygamberinin işini görüyor.”
(Bey’atı diğerleriyle yaparken elini onlardan gelenin elinin üzerine koyuyordu. Osman orada olmadığı için onun adına) bir elini öbür elinin üzerine koydu. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin eli, öbürlerinin kendi ellerinden daha hayırlı olmuştu Osman için. Tirmizi
Sümame bin Hazen el-Kureşi radıyallahu anh (Osman bin Affan radıyallahu anhın evinin kuşatıldığı zamandan söz ederek) şöyle diyor:
Osman’ın, isyancıların karşısına çıkıp konuştuğu zamanı gördüm. Onlara dedi ki:
“Allah ve Müslümanlık adına söyleyin. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Medine’ye geldiğinde Arume kuyusundan başka suyu içilebilir kuyu yoktu. O zaman buyurdu ki: ‘Kim bu suyu satın alıp, cennet karşılığı Müslümanlara vak-feder?’ Ben kendi malımdan onu satın aldım ve vakfettim. Siz bugün benim on-dan su içmemi engelliyorsunuz, deniz suyu içmeme sebep oluyorsunuz.”
“Allah için doğru söylüyorsun.” dediler.
“Allah ve Müslümanlık adına söyleyin. Mescid namaz kılanlara dar gelmeye başlamıştı. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: ‘Kim şu filanların arazisini satın alıp, cennet karşılığı mescide katar?’ dedi. Kendi malımdan o araziyi satın aldım, mescide kattım. Bugün siz beni orada iki rekaat namaz kılmaktan alıkoyuyorsunuz.”
“Allah için, doğru söylüyorsun.” dediler.
“Allah ve Müslümanlık adına söyleyin. Ben Tebük Gazvesi ordusunu kendi malımdan donatmadım mı?”
“Allah için doğru söylüyorsun.” dediler.
“Allah ve Müslümanlık adına söyleyin. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Mekke’de bir dağdaydı. Beraberinde Ebu Bekir, Ömer ve ben vardım. Dağ sal-landı. O kadar sallandı ki üzerinden taşlar düştü. Ayağıyla yere vurdu ve buyurdu ki: ‘Dur ey dağ! Üzerinde bir nebi, bir sıddık ve iki şehid var!’
“Allah için doğru söylüyorsun.” dediler. Osman radıyallahu anh dedi ki:
“Allahu ekber! Kâbe’nin Rabbi’ne yemin olsun, şehid olacağımı itiraf ettiler.
Allahu ekber! Kâbe’nin Rabbi’ne yemin olsun, şehid olacağımı itiraf ettiler.
Allahu ekber! Kâbe’nin Rabbi’ne yemin olsun, şehid olacağımı itiraf ettiler.” Tirmizi, Nesai, Darekutni
senabil dersleri