12 Cemaziye'l-Evvel 1429
17 Mayıs 2008, Cumartesi
12 Cemaziye'l-Evvel 1429
17 Mayıs 2008, Cumartesi
Ayet
Ey iman edenler!Cuma gunu namaz icin cagrildiginizda her turlu dunyevi alisverisi birakip Allah'i anmaya yani hutbeyi dinleyip namazi kilmaya kosun.Eger bilirseniz bu sizin icin daha hayirlidir.
Cuma-9
hadis
Cuma gününde öyle bir an vardır ki, günah veya akrabalarla ilişkiyi kesme konularında olmamak şartıyla kul Allahü teâlâdan bir şey isterse Allahü teâlâ mutlaka onu verir.
Buhari

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:



...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Anket

Hak-dilaram'a nasıl ulaştınız?
Arama Motorlarından: 13,47%
Mail Gruplarından: 4,19%
Arkadaş tavsiyesi: 37,43%
Başka Forumlar Aracılığıyla: 13,47%
İnternette gezerken: 26,35%
ulaşıldım: 5,09%
Katılımcı sayısı: 334. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor

Online Üye

Şuan Forumda: 58 (5 Kayıtlı ve 53 Misafir) bulunmaktadır.

Online  Gülzar-ı İrfan, sevimli22, siyahsancaktar mesutizm, root


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye

İncİler Maİl Grubu


Üye Albümlerinden

Üye albümlerinden en son eklenen resimler:

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden




Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » İLİM ve DÜŞÜNCE ÖNDERLERİ » Haya Abidesi
Cevapla
 
Seçenekler
Mü'min
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 378


 
Teşekkür etti: 325
Teşekkür aldı: 372 konuda 1.834 kere
Haya Abidesi

Hayâ
Âbidesi


Nureddin YILDIZ

Güneş Tutulması da Ne?
İnsanlığın efendisi, âlemlere rahmet Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin vefatı neye benzetilebilir? O insanlığın efendisi ise, insanlık ve diğer âlemlerin rahmet sebebi ise, O’nun ölümü, âlem değiştirmesi sadece bir insanın ölümü olarak düşünülemez. Getirdiği Kur’an, kurduğu düzen, yetiştirdiği nesil, nurlandırdığı Medine, fethettiği Mekke, umutlandırdığı yürekler, sevindirdiği çocuklar, ayağa kaldırdığı kadınlar, hak hukuk sahibi haline getirdiği hay-vanlar… Hepsi göz önünde bulundurularak bakıldığında O’nun ölümü bir insan ölümü gibi kalmıyor. O’nun öldüğü gün, Medine’de güneş mi tutulmuştu, gökler mi büzülmüştü? O günkü acıya, o gidişe ne denebilir?

İnsanlık o gün, insan olarak yeryüzüne indiği andan beri en büyük acısını yaşadı. İnsanlığın o gidişten ne önce ne de sonra öyle bir acısı oldu. O hüznü tasvir etmek bile mümkün değilken, O’na kalplerini kilitleyen ashabı nasıl
dayandılar o hüzne? Nasıl delirmediler?

Nurlu Medine o gün ne garipti!
Cebrail’in gelişi yoktu artık. Başı daralan kadınlar, ağlayan çocuklar, yetimler kime sığınacaklardı? Bilal şakıyıp, uyandırır mıydı artık ümmeti? Sahibinden işkence çeken develer kime şikâyet edeceklerdi hallerini? Develerin dilinden bile anlayan kim olurdu ki?

Nurlu Medine o gün garipti.
Akıllarını yitirecekti sahabiler! Güneş tutuldu deseler ertesi gün yine açılır diye beklerlerdi. O gün başlarına geleni ifade bile edemediler. Güneş tutuldu mu, söndü mü? Adı ne olursa olsun onlar Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi kaybetmişlerdi.

Dostların İlk İşi

O büyük acı haber öğleden önce duyulmuştu. Dostları, O’na can ve mal feda eden ashabı, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi vefat ettiği odada bıraktılar. Ailesinden Ali bin Ebi Talib radıyallahu anh ve diğerlerini de yanında beklettiler. O acının üzerinden saatler bile geçmemişti ki cenazenin üç yüz metre kadar yakınında Beni Said isimli kabileye ait bir çardakta toplandılar. Ebu Bekirler, Ömerler, Ensar toplandılar. Toplanma nedenleri üç yüz metre gerideki cenaze idi. Ama cenazeyi konuşmuyorlardı.

Toplantı öğlen ezanı okunmadan başladı. Hem parçalanacak gibi yüreklerini teskin etmeye çalışıyor, hem konuşuyorlardı.
Konuları ise bir tek başlıktan ibaretti: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden sonra ümmeti kim idare edecek? Ensar, muhacirler ve diğerleri.
İdealleri ve hayata bakışları duygularına hâkim olmuş, uğrunda can verdikleri Peygamber aleyhisselamın mübarek cesedi ile değil, davası ve kurduğu medeniyetin geleceği ile ilgileniyorlardı.
Konuştular, tartıştılar ve anlaştılar: Sağlığında Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemle en yakın olan, mağara arkadaşı, hicret yoldaşı Ebu Bekir ümmetin Peygamber aleyhisselamdan sonraki ilk lideri, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Halife’si oldu.

Ölümüyle beraber Nübüvveti de O’nunla gitti. Liderliği ve kurduğu medeniyetin sürdürülme görevi ise Ebu Bekir’e kaldı.
Mescid-i Nebi’de bütün Müslümanlar Ebu Bekir’e Müslümanların ilk Halifesi olarak Bey’at ettiler.
Baş belli olduktan sonra cenaze işine dönüldü. O gece o görev de bitirildi.

devam..
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 21.04.2008, 10:02 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #1
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 8 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 378


 
Teşekkür etti: 325
Teşekkür aldı: 372 konuda 1.834 kere
Ebu Bekirli İki Yıl

Ebu Bekir radıyallahu anh ilk lider olarak, o hüzünlü günde ilk konuşmasını yaptı. Konuşması yeryüzünde konuşulmuş en ideal sözlerden biri olarak tarihe geçti. O gün dedi ki:

“Ey İnsanlar!
En iyiniz olmadığım halde başınız oldum.
İyi iş yaparsam bana yardım edin. Hata edersem beni düzeltin.
Doğruluk emanettir. Yalan hıyanettir.
Sizin aranızdaki zayıf, ben onun hakkını alıncaya kadar güçlüdür. Güçlü de, ben ondan hakkı alıncaya kadar zayıftır… Allah’a ve Resulüne itaat ettiğim sürece siz de bana itaat edin. Ben Allah’a ve Resulü’ne asi olursam bana itaat etmeniz gerekmez.”


İki yıl Müslümanların lideri olarak yaşadıktan sonra, o da altmış üç yaşında vefat etti. Hayatını hizmetine adadığı dostunun yanına defnedildi.
Ebu Bekir radıyallahu anh iki yılda şu işleri gerçekleştirerek büyük düşünceliliğini göstermiş oldu:

a- En riskli dönemde dağılmayı önledi. Çeşitli sebeplerle bir kısım insanlar İslam’dan döndüler. Meşhur irtidat hareketleri başladı. İslam’ın en önemli rükünlerinden biri olan zekâta itirazlar oldu. Ebu Bekir radıyallahu anh ‘Medine’de beni kurtlar yiyecek kadar yalnız bile kalsam…’ diye başlayan sözüyle gösterdiği istikrarlı bir siyaset sonucunda, aç kurtlar gibi saldıran mürted gurupların zararını İslam’dan uzaklaştırdı.

Müminlerin annesi, Ebu Bekir radıyallahu anhın kızı Aişe radıyallahu anha o günleri anlatırken diyor ki:

“Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem vefat edince nifak patladı, Yahudilik ve Hıristiyanlık canlandı. Peygamberlerini yitiren Müslümanlar, fırtınalı bir gecede dağılan koyunlar gibi oldular. Sonunda Allah Ebu Bekir’in etrafında topladı onları. Babamın başına gelenler, yüksek dağların başına gelseydi ezilirdiler. Vallahi, ne zaman bir konuda tartışsalar babamı karşılarında buluyorlardı.
Ömer bin Hattab’ı gören de onun İslam’a yardım için yaratıldığını anlardı.”
Ahmed, Fadailussahabe, 68

b- Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden devralınan ne varsa onu yaşattı. Tavize ve esnemeye meydan vermedi. Böylece önceki peygamberlerin emanetinin zayi edilme süreci bizim peygamberimizin başına gelmemiş oldu.

c- Kur’an’ı Kerim’in dağınık haldeki yazılmış parçalarını bir araya getirterek, tek bir Mushaf nüshası çıkardı. Kur’an’ı yazılı bir kitap haline getirdi.

d- Fetih hareketini, bütün zorluklara rağmen başlattı.
Ebu Bekir radıyallahu anh vefat edeceğini anladığı hastalığa yakalanınca, o güne kadar kendisine en yakın çalışma arkadaşı olan Ömer bin Hattab radıyallahu anhı kendisinden sonraki ikinci lider olarak seçtiğini duyurdu.
O vefat edince yerine Ömer radıyallahu anh ikinci Halife olarak seçildi, bey’at edildi.
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 21.04.2008, 21:15 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #2
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 10 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 378


 
Teşekkür etti: 325
Teşekkür aldı: 372 konuda 1.834 kere
Sahabilerden on’u, henüz kendi-leri hayatta iken Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem tarafından cennete girmekle müjdelenmişlerdir. Bunlara ‘el-aşeretü’l-mübeşşeretü’ (Cennetle müjdelenen on kişi) adı verilir. Bu sahabiler şunlardır:

Ebu Bekir,
Ömer,
Osman,
Ali,
Talha bin Ubeydullah,
Zübeyr bin Avvam,
Sad bin Ebi Vakkas,
Abdurrahman bin Avf,
Ebu Ubeyde bin Cerrah,
Said bin Zübeyr.
ALLAH ONLARDAN RAZI OLSUN.



Ömerli On Yıl
Ömer farklıydı. Tavizsizliği ve adaleti onu şöhret yaptı. Yeni kurulan İslam devletinin ilk günlerinde, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve Ebu Bekir’den emanet aldığı dini tavizsiz bir şekilde yaşattı. Yemedi, uyumadı, dinlenmedi. Yönetimde bir çığır açtı. Devlet otoritesiyle duygusallığı o kadar yakın bir çizgide yürüttü ki, tasviri bile zor sahneler yaşandı onun döneminde. Onun döneminde şu konular ana gündemi oluşturdu:

a- ‘Resûlullah’, ‘Kur’an’, ‘Bedir’ gibi müminler için değer ifade eden orijinal kavramların korunmasında en üst çizgileri zorlayacak bir titizlik gösterdi. Bu titizliği sayesinde İslam, hiçbir tahrif ve esnemeyle karşılaşmadan yoluna devam etti.

b- Ashab-ı kiramın büyüklerinin Medine dışına çıkmasını hatta cihada gitmelerini bile engelleyerek ilk mücahidlerin, davanın ilk önderlerinin, gelişen olaylara karşı temel siyaseti belirleyen güç olmalarını sağladı. Bu sayede de merkezin kararlarına karşı itirazlar olmadı, olan da ilgi görmedi.

c- Medine’de bir yandan büyüme siyaseti sürdürülürken bir yandan da devletin sistemleştirilmesi sağlandı. Vatandaşlık, yönetim, büyüme gibi konularda ilk önemli adımlar atıldı. Hak hukukla ilgili ana ilkeler oturtuldu. Valilik sistemi geliştirildi.

d- Ciddi bir fetih hareketi sürdürüldü. Bir insana daha ulaşabilmek için kilometrelerce yol kat edildi.

e- Kudüs ve İran İslamlaştırıldı.
Ömer bin Hattab radıyallahu anh bütün güzelliklerine rağmen, dış mihrakların planlarından kurtulamadı. Bir sabah namazını kıldırırken hançerlendi. Yarasının iyileşmeyecek bir yara olduğu anlaşılınca, kendisinden sonraki yöneticinin tespiti hakkında bir ilki yaptı. Yaptıkları ve konuştukları her zaman orijinal olan Ömer’in kendisinden sonraki yöneticiyi belirleme usulü de özgündü.

devam..
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 22.04.2008, 22:02 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #3
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 8 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 378


 
Teşekkür etti: 325
Teşekkür aldı: 372 konuda 1.834 kere
Ömer bin Hattab radıyallahu anh bütün güzelliklerine rağmen, dış mihrakların planlarından kurtulamadı. Bir sabah namazını kıldırırken hançerlendi. Yarasının iyileşmeyecek bir yara olduğu anlaşılınca, kendisinden sonraki yöneticinin tespiti hakkında bir ilki yaptı. Yaptıkları ve konuştukları her zaman orijinal olan Ömer’in kendisinden sonraki yöneticiyi belirleme usulü de özgündü.
Ömer radıyallahu anh, cennetle müjdelenmiş on sahabiden hayatta olan altısının yeni yöneti-ciyi aralarında belirleyecekleri bir usul geliştirdi.
Bu usule göre Ömer radıyallahu anh vefat ettikten sonra altı kişi aralarından Halife seçmek üzere toplanacaklar, Abdullah bin Ömer de gözlemci olarak yanlarında bulunacaktı. Bu orga-nizeyi yürütme görevini de Mikdad bin Amr’a vermişti.

Ömer radıyallahu anh vefat edince Suheyb radıyallahu anh cenazesini kıldırdı. ‘Şûra’ gurubu olarak belirlenen altı kişiden biri, Talha bin Ubeydullah Medine’de yoktu. Diğer beş kişi toplandı. Ebu Talha el-Ensari de şûra toplantılarının güvenliğini sağladı. Üç gün içinde yeni lideri seçmek zorundaydılar. Şûra üyesi olarak belirlenen isimler şunlardı:
Osman bin Affan, Ali bin Ebi Talib, Abdurrahman bin Avf, Zübeyr bin Avvam, Sa’d bin Ebi Vakkas, Talha bin Ubeydullah. Allah hepsinden razı olsun.
Abdurrahman bin Avf, toplantıda ilk girişimi yaptı. Kendisinin yetkilendirilmesini istedi. Görüşmelerin sonunda iki kişinin Hilafet görevini almak istedikleri görüldü: Osman bin Affan ve Ali bin Ebi Talib. Şûra iki kişinin üzerinde yoğunlaştı. Abdurrahman bin Avf, altı kişiyi iki kişiye düşürünce, Medine’ye açıldı. Ashabın ileri gelenlerinden hayatta olanlarla istişareler yaptı. Ali ve Osman, hangisini başlarında Halife görmek istediklerini sordu. İki ismi de des-tekleyenler oluyordu.

Ömer radıyallahu anhın döneminde, Ömer’in ciddi tutumları: ‘Ali de Ömer gibi sert mizaçlıdır; başımızda olursa Ömerli yıllar uzayıp gidebilir. Bari Osman gibi, yumuşak biri başımızda bulunsa!’ düşüncesinde olanları gündeme getirdi.
Abdurrahman bin Avf, tek kişide karar kılamadı. Osman ve Ali’nin beraber bulunduğu bir ortamda ikisine de şöyle bir soru yöneltti: Kur’an, Sünnet ve önceki iki Halife’nin izinden gideceklerine dair söz verip veremeyeceklerini sordu. Bu soruda Kur’an ve Sünnet’te zaten tereddüt yoktu. Ebu Bekir ve Ömer’in herkesçe beğenilen ve ümmetin rızasını kazanan tutumlarının sürdürülüp sürdürülmeyeceği soruluyordu. Ali radıyallahu anh, önceki iki Ha-lifenin izini sürmeye esnek bir cevap verdi. Osman radıyallahu anh ise, net bir şekilde ‘evet’ cevabını verdi. Bunun üzerine Abdurrahman bin Avf, zaten isim belirlemeye şûra tarafından yetkilendirildiği için, Osman bin Affan’a: ‘Uzat elini!’ dedi ve ona ümmetin üçüncü Halife’si olarak bey’at etti.

Aynı gün, Medine dışında olan Talha radıyallahu anh da Medine’ye gelmişti. Herkesin ittifakla Osman’a bey’at ettiğini duyunca o da bey’at etti. Böylece Osman bin Affan, cennetle müjdelenen beş insanın ittifakı ile seçilmiş oldu. Medine’deki bütün Müslümanlar bey’ate katıldılar.
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 24.04.2008, 09:39 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #4
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 7 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 378


 
Teşekkür etti: 325
Teşekkür aldı: 372 konuda 1.834 kere
Melek değil
Sahabi!
Sahabiler için de geçerli bir kuraldır bu. ‘Onlar da beşerdi.’
Hata etmez, yanılmaz, şaşmaz değildiler. Beşerdiler. Kerametlerine, sahabiliklerine rağmen hata ettiler, şaştılar; ama sapmadılar, dönmediler.
Onları severken ve takdir ederken bu yönlerini itibara katarak takdir etmek zorundayız.
Onları niyetleriyle itham etmekten Allah’a sığınırız. Hele hele Peygamber aleyhisselamın henüz hayatta iken: ‘Sen cennetliksin.’ dediği bir insanı, daha sonra İslam’a hıyanetle, dininden geçinmekle itham etmek, o itham edilenden önce, ona cennet vaat edeni itham etmek değil midir?
Ashab-ı kiram, İslam’ın ilk günlerinin sıkıntılarıyla imtihan oldukları gibi, refahlı yılların imtihanına da önce onlar muhatap oldular. O imtihanı kazanmak için ictihad ettiler. İctihadında isabet eden iki ecir, hata eden bir ecir aldı. Niyetleri ve yaptıklarının muhasebesi Allah’a kaldı.
Biz kendi imtihanımızda ne durumdayız, ona baksak daha kârlı oluruz.
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 25.04.2008, 21:52 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #5
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 7 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 378


 
Teşekkür etti: 325
Teşekkür aldı: 372 konuda 1.834 kere
Üçüncü Halife Osman bin Affan radıyallahu anh


Hicretten 47 sene önce Taif’te doğdu. Zengin bir babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Otuz yaşlarında iken İslam’la şereflendi. İlk Müslüman olan on kişinin içindedir. Müslüman olmasına Ebu Bekir vesile oldu. Müslüman olduğu için eziyet görenlerden biriydi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin kızı Rukayya ile evliydi. Onunla beraber Habeşistan’a ilk hicret edenlerdendir. Allah yolunda yapılan cihad hareketlerinin tamamına katıldı. Sadece Bedir, Zatü’r-rika’ ve Gatafan gazvelerine katılmadı. Bedir gününde hanımı Rukayya ağır hastaydı. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Medine’de kalmasını emrettiği için katılmadı. Diğerlerinde de Medine’de görevlendirildi. Peygamber aleyhisselam, kızı Rukayya vefat edince, diğer kızı Ümmü Külsüm’le evlendirdi onu. Ümmü Külsüm de onunla evliyken vefat etti. Peygamber aleyhisselam bir üçüncü kızı daha olsaydı onu da Osman’la evlendireceğini söylemişti.

Din konusunda ashabın en bilginlerindendi. Hafızdı. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında vahiy kâtibiydi. Ebu Bekir radıyallahu anh zamanında da önemli vesikaların yazılmasında görev alıyordu. Ömer bin Hattab radıyallahu anh zamanında ikinci adamdı. Allah yolunda infakıyla meşhur oldu. Babasından ona geçen ve artırdığı bütün malını infak etti. Kıtlık yılında İslam ordusunu donattı. Kuraklık döneminde Müslümanların su ihtiyacını karşılayacak kuyuyu satın aldı. Evliliklerinden on erkek, yedi kız çocuğu oldu.

Ömer bin Hattab radıyallahu anhtan sonra hicri 23 yılında Müslümanların üçüncü halifesi oldu. On iki yıl hilafet görevinde kaldı. Halifeliği döneminde İslam toprakları en geniş noktasına ulaştı. Bilhassa ilk altı yılda cihad hareketi zirveye tırmandı. Ebu Bekir radıyallahu anh zamanında bir araya getirilen Kur’an’ı Kerim herkesin elinde kendi imkânlarıyla çoğaltılmış durumda bulunuyordu. Tarihte ilk defa nüshalar halinde Kur’an’ı çoğalttı. Onları devlet onaylı hale getirip, insanların elindeki diğer nüshaları yaktırdı. Yapılaşma hareketi başlattı. Mescid-i Haram’ı ve Mescid-i Nebi’yi büyüttü. Polis sistemine benzer bir sistem kurdu. Yargıyı müstakilleştirdi. İlk İslam deniz filosunu kurdu. Onun döneminde refah seviyesi yükseldi. İkinci altı yılda, aslında Ömer bin Hattab radıyallahu anhın öldürülmesiyle başlayan fitne büyüdü. Mısır ve Kûfe başta olmak üzere bazı şehirlerde baş gösteren ayaklanmalar, Halife’nin merhametli siyaseti yüzünden zamanında bastırılmadı.
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 26.04.2008, 17:10 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #6
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 7 üye:
YoLuN BaŞıNDaYıM...
 
suheda - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.01.2008
Nerden: İzmir
Mesajlar: 1.517


Yarışma Puanı: 1090
Teşekkür etti: 2.735
Teşekkür aldı: 1.114 konuda 2.739 kere
Blog-Yazıları: 2
Allah razı olsun... Eklediklerinizi elimden geldiğince okumaya çalışıyorum...MaşaALLAH çok güzel paylaşımlarınız var...
__________________
Kaldır artık başını gül alnın parıldasın,
Işık saçsın etrafa tüm cihan aydınlansın,
Çağımın ruhu hasta nurunla şifa bulsun,
Selam sizden yayılan güzel sadaya selam..

Kalbimize taht kurdun feth ettin gönülleri,
Fethin mübarek olsun fatihin yadiğarı,
Dua dua çıkarken niyazım semalara,
Selam sana Mehmetim,selam imamhatiplim...



eski 26.04.2008, 17:12 suheda isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #7
suheda isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 378


 
Teşekkür etti: 325
Teşekkür aldı: 372 konuda 1.834 kere
Mısır ve Kûfe’den toplanıp gelen üç bin kadar çapulcu ve serseri, Abdullah bin Sebe isimli Müslüman olduğunu iddia eden bir Yahudi’nin planına uyup Medine’yi bastılar. Yaklaşık kırk gün kadar Medine’yi ve Halife’nin evini muhasara altında tuttular. Medine, hac mevsimi olduğu için ve ashabın ileri gelenleri cihad bölgelerine dağılmış durumda olduğu için boş gibiydi. Çapulcular, güya sünnetten sapan Halife’yi görevinden uzaklaştırıp, daha iyi bir Müslüman’ı Halife yapacaklardı. Şeytanın bile güleceği şeye inanmışlar, bazı Müslümanları da inandırmışlardı.

Başta Ali bin Ebi Talib radıyallahu anh olmak üzere, o zaman Medine’de bulunan sahabilerin yoğun gayretleri bir sonuç vermedi. Muhasaranın kırkıncı günü dolmadan, evinde aç ve susuz bekletilen Halife ve ev halkı kılıçtan geçirildi. İçeri girdiklerinde Kur’an okuyan Halife’yi öldürdükleri gibi, okuduğu Mushaf’ı da tekmelediler. Halife’nin kanı okuduğu ayetlerin üzerine aktı. Ümmet on iki yıl içinde ikinci halifesini hainlere kurban vermişti. Medine yasa boğuldu. Ama iş işten geçmişti. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin iki kızıyla üst üste evlenmek kendisine nasip olduğu için ‘iki nurlu’ anlamına ZÜNNUREYN olarak anılan, Allah yolunda infakın simgesi, Kur’an hafızı ve hizmetkârı, Peygamber aleyhisselamın ilk arkadaşlarından, üç defa hicretle şereflenen, meleklerin bile kendisinden hayâ ettiği hayâ âbidesi, fetihler sahibi Osman bin Affan Kur’an okurken şehid edildi.

Nurlu Medine
Neler Gördü?


Ensar ve muhacirlerden üç beş kişinin ittifakıyla ilk Halife seçilmiş, kimse ona karşı durmamıştı.
O Halife’nin atadığı da ikinci Halife olmuş, itiraz görmemişti.
Üçüncü Halife’yi atayan Ömer’in kararı da ittifakla benimsenmişti.
Ama geçen yıllar, muhacirlerin ve ensarın sözünü aşmama samimiyetini ezip geçmişti. ‘Hepimiz Müslüman değil miyiz?’ mantığı, ensardan veya Bedir ehlinden olmayı bir meziyet haline getirmiyordu. Kalabalık vardı. Gürültü yapanın gürültüsü, ihlâsı ve en öndekilerden olmayı önemsiz hale getiriyordu. Mus’ab’ın kurduğu Medine’yi Yemen’den çıkan bir İbni Sebe’nin çapulcu takımı işgal edebilmiş, Peygamber aleyhisselamın mihrabına geçip namaz kıldırma cüretini göstermişti. Medine o günleri de gördü.
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 27.04.2008, 17:22 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #8
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
Şeref Üyesi
 
mutasyon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.03.2008
Mesajlar: 739


Yarışma Puanı: 360
Teşekkür etti: 872
Teşekkür aldı: 619 konuda 1.685 kere
Mehmet Akif Ersoy Dan

MÜSLÜMANLIK NERDE BİZDEN GEÇMİŞ İNSANLIK BİLE...



“Kim Müslümanların derdini kendine mâl

etmezse onlardan değildir” (Hadîs-i Şerif)





Müslümanlık nerde, bizden geçmiş insanlık bile...

Âlem aldatmaksa maksat, aldanan yok, nâfile!

Kaç hakikî Müslüman gördümse: Hep makberdedir;

Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir!

İstemem dursun o pâyansız mefâhir bir yana...

Gösterin ecdâda az çok benzeyen bir kan bana!

İsterim sizlerde görmek ırkınızdan yâdigâr!

Çok değil ancak! Necip evlâda lâyık tek şiâr.

Varsa şayet, söyleyin bir parçacık insâfınız:

Böyle kansız mıydı – Hâşâ – kahraman eslâfınız ?

Böyle düşmüş müydü herkes ayrılık sevdâsına?

Benzeyip şîrâzesiz bir mushafın eczâsına,

Hiç görülmüş müydü olsun kayd-ı vahdet târumâr?

Böyle olmuş muydu millet can evinden rahnedar?

Böyle açlıktan boğazlar mıydı kardeş kardeşi?

Böyle adet miydi, bî-pervâ, yemek insan leşi?





Irzımızdır çiğnenen, evlâdımızdır doğranan!

Hey sıkılmaz! Ağlamazsan, bâri gülmekten utan!...

“His” denen devletliden olsaydı halkın behresi:

Pâyitahtından bugün taşmazdı sarhoş nâ’rası!

Kurt uzaklardan bakar, dalgın görürmüş merkebi,

Saldırırmış ansızın yaydan boşanmış ok gibi.

Lâkin aşk olsun ki, aldırmaz da otlarmış eşek,

Sanki tavşanmış gelen, yahut kılıksız köstebek!

Kâr sayarmış bir tutam ot fazla olsun yutmayı...

Hasmı, derken, çullanmışlar yutmadan son lokmayı!..





Bir hakikattir bu, şaşmaz, bildiğin üslûba sok:

Hâlimiz merkeple kurdun aynı, asla farkı yok.

Burnumuzdan tuttu düşman, biz boğaz kaydındayız!

Bir bakın: Hâlâ mı hâlâ ihtiras ardındayız!

Saygısızlık elverir... Bir parça olsun arlanın:

Vakit çoktan geldi, hem geçmektedir arlanmanın!

Davranın haykırmadan nâkûs-ı izmihlâliniz...

Öyle bir buhrâna sapmıştır ki, zirâ haliniz:

Zevke dalmak şöyle dursun, vaktiniz yok mâteme!

Davranın, zîra gülünç olduk bütün bir âleme,

Bekleşirken gökte yüz binlerce ervâh, intikam;

Yerde kalmış, naşa benzer kavm için durmak haram!

Kahraman ecdâdımızdan sizde bir kan yok mudur?

Yoksa: İstikbâlinizden korkulur, pek korkulur!

13 Haziran 1329 (1913)
eski 27.04.2008, 19:08 mutasyon isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #9
mutasyon isimli üye'ye teşekkür eden 6 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 378


 
Teşekkür etti: 325
Teşekkür aldı: 372 konuda 1.834 kere
Osman bin Affanlı On İki Yıl

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin vefatından on iki yıl sonra Halife oldu Osman bin Affan. Hicretin ilk yıllarına göre çok şey değişmişti. Değil hicrete göre Ebu Bekirli ve Ömerli yıllara göre bile değişen şey çoktu. Bu değişen şeylerin en önemlisi nesildi. İslam toplumunu oluşturan nesil, Mekke’den Allah için hicret eden o mübarek nesil değildi. Osman bin Affan zamanında sahabilerin oranı yüzdelerin çok altına düşmüştü. Karnını doyuramayan; ama sabredip cennete koşan nesil gitmiş yerine dünyanın en büyük iki imparatorluğundan birinin serveti üzerine oturmuş nesil vardı. Hicret etmiş nesil, karnına taş bağlamış insanlar, serveti görüp Müslüman olmuş insanları yöneteceklerdi. Asla Medine, o Medine değildi. Ezan aynı ezandı; ama Bilal beyaz deriliydi artık.

Osman bin Affan radıyallahu anh, ümmetin başına gelir gelmez, kendinden önceki büyük fetih hareketine hız vererek İslam’ın ufkunu açmaya devam etti. Afrika içlerine doğru hareket yayıldı. Azerbeycan, Ermenisten, Kabil, Sicistan ve Kıbrıs fethedildi. İstanbul’u fethedip, Peygamber aleyhisselamın müjdesine nail olmak, herkes gibi onun da arzusuydu. Komutanlarına, İstanbul hedefine ulaşmak için, Avrupa’yı arkadan kuşatacak bir plân yapıp, İspanya’yı fethetmelerini önerdi. ‘Kostantiniyye, ancak denize hâkimiyetle fethedilebilir. Endelüs’ü (İs-panya) fethedin, kıyamete kadar kim Kostantiniyye’yi fethederse ecri sizin olur.’ sözü ona aittir.

Onun son dönemlerinde fetih hareketleri durakladı. Hem doğal şartlar açısından zorluk çekiliyor, hem de Medine’den binlerce kilometre uzak mesafelerde bulunan topraklara acil müdahalede sıkıntılarla karşılaşılıyordu. Ordular, karın tokluğuna işsiz bekletilir bir durumda bırakıldı.

Osman bin Affan radıyallahu anh, ikinci Halife’nin aksine yumuşak mizaçlı, merhametli, bağışlayan bir kimliğe sahipti. Bu merhametli yapısı devlet idaresine yansıdı. Ömer radıyallahu anhın ağır müeyyidelerle cezalandırdığı suçları o müsamaha dairesinde tuttu. Valileri onun bu tutumunu suistimal ettiler. Kûfe’de, Mısır’da ortaya çıkan bir yolsuzluğun bedeli Medine’de birikti. Valilerinin hataları ona yüklendi. Görevden uzaklaştırınca da neden uzaklaştırdın oldu. İslam toplumu, nefesleri bile sayan bir liderden, her şeye düzelir gözüyle bakan bir lidere intikal etmişti.

Sayıları oldukça azalan ashabın cihad ve din tebliği gibi maksatlarla Medine dışında olması da sıkıntıyı biraz daha derinleştiriyordu. Yeni nesil anlamıyordu. Halife kimin Halife’si, Medine neden Medine oldu anlamıyorlardı. Ayrıca Halife’nin yaşı da sekseni geçikti. Genç bir bedenin bile tahammülde zorlanacağı olaylar ardı ardına dizilmişti.
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 28.04.2008, 20:50 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #10
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
Cevapla

Yer imleri

Seçenekler

Yetkileriniz
Es ist Ihnen nicht erlaubt, neue Themen zu verfassen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, auf Beiträge zu antworten.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Anhänge hochzuladen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Ihre Beiträge zu bearbeiten.

BB-Code ist Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:59 .