16 Şevval 1429
16 Ekim 2008, Perşembe
16 Şevval 1429
16 Ekim 2008, Perşembe
Ayet
Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
hadis
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 35 (8 Kayıtlı ve 27 Misafir) bulunmaktadır.

Online   ebu mus'ab, ilayda, keLepir kaleM, nurgül, RaBi_a, Tugba kebirulcady06



Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » İslami Yazılar » Büyüklük Gururu İnsanı Günaha Sürükler


 
Seçenekler
.
 
izdüşüm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 1.612




Teşekkür etti: 589
Teşekkür aldı: 622 konuda 1.425 kere
kucult  büyük
Büyüklük Gururu İnsanı Günaha Sürükler

Dünya hayatındaki imtihanın bir gereği olarak nefis –Allah’ın dilemesi dışında- insanları daima kötülüğe davet edecek şekilde yaratılmıştır. Nefsin insanı teşvik ettiği kötülüklerden biri de kendini ‘müstağni’ görmektir. Müstağni görmek, ‘hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını düşünmek, kendini yeterli görmek’ anlamına gelir.

İnsan, Yüce Rabbimiz'in yoktan var ettiği aciz bir varlıktır ve yaşamını sürdürebilmek için de sürekli ihtiyaç duyduğu birçok detay vardır. İnsanın güç yetirebildiği herşey, Allah'ın ona ihsanda bulunmasıyla ve kuvvet vermesiyle gerçekleşmektedir. Her an kendisini yaratan, var eden Yüce Allah'a muhtaçtır. İnsanın bu aciz durumu Kuran'da şöyle bildirilmiştir:

“Ey insanlar, siz Allah'a (karşı fakir olan) muhtaçlarsınız; Allah ise, Ğaniy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır, Hamid (övülmeye layık)tır.” (Fatır Suresi, 15)

Bu kadar aciz bir varlığın kendini yeterli görmesinin ne kadar akıl ve mantık dışı olduğu açıktır. Ancak bu gerçeğin farkında olan müminler, kendi acizliklerinin bilincindedirler. Onlar içleri titreyerek Allah'tan korkar, Rabbimiz'in karşısında acizliklerini dile getirmekten çekinmez ve Allah'ın lütfettiği nimetler için daima şükrederler. Araf Suresi'nde Müslümanların bu güzel ahlakları şu şekilde ifade edilir:

De ki: "Allah'ın dilemesi dışında kendim için yarardan ve zarardan (hiçbir şeye) malik değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı artırırdım ve bana bir kötülük dokunmazdı..." (Araf Suresi, 188)

Müstağniyet Nasıl Ortaya Çıkar?

"Nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim verene', Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun)." (Şems Suresi, 7-8) ayetleriyle de haber verildiği gibi nefis, içinde 'sınır tanımaz günah ve kötülük' barındırır. Bu nedenle nefsine uyan bir insan, tüm acizliklerine rağmen kendini müstağni görme eğilimindedir. Nefsin bu yönü Kuran'da şöyle haber verilir:

Hayır; gerçekten insan, azar. Kendini müstağni gördüğünden. Şüphesiz, dönüş yalnızca Rabbinedir. Engellemekte olanı gördün mü? Namaz kıldığı zaman bir kulu. (Alak Suresi, 6-10)

Hayır; eğer o, bir son vermeyecek olursa, andolsun onu perçeminden tutup sürükleyeceğiz; O yalancı, günahkar olan alnından. (Alak Suresi, 15-16)

Yukarıdaki ayetlerde dikkat çeken önemli bir konu da, azgınlığın insanın "kendini müstağni görmesi"nden kaynaklandığının bildirilmesidir. Müstağniyetin kökeninde enaniyet, bir başka deyişle bir kimsenin kendine benlik vererek, her şeyi yapanın kendisi olduğunu sanması ve Allah'ı unutarak kibirlenmesi bulunmaktadır. (Rabbimiz'i tenzih ederiz)

İnsanların sonsuz cehenneme gitmesine sebep olacak tehlikeli bir özellik olan enaniyet, nefsini bu özellikten sakındırmadığı takdirde kişiyi günaha, isyana ve Allah'ı inkara sürükleyebilecek bir davranıştır. (Allah'ı tenzih ederiz.) Allah Kuran'da enaniyetin bu etkisini "Ona: "Allah'tan kork" denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o." (Bakara Suresi, 206) ayetiyle bildirmiştir.

Allah Kuran'da kendini müstağni gören enaniyetli kimselere birçok örnek vermiştir. Tarih boyunca yaşamış olan azgın ve kibirli bu kişilerin, genellikle ortak özelliklerinden biri, güç ve zenginlik sahibi olmalarıdır. Allah'ın kendilerine verdiği nimet ve imkanlarla büyüklenmişler ve din ahlakını yaşamaktan yüz çevirmişlerdir. Bu kişiler elde ettikleri herşeyin gerçek sahibinin Allah olduğunu unutmuş, O'nun kendilerine lütfundan bağışladığı malı-mülkü sahiplenmişlerdir. Bazıları inkar etmekle de kalmamışlar, Allah'ın elçilerine ve iman edenlere de baskı ve zulüm uygulamışlardır. Sonunda Allah dayanılmaz bir azapla kendilerini bir anda yakalamış, kendilerini de mallarını da yıkıma uğratmış ve herşeyden müstağni (Kendi dışında herşey O'na muhtaç) olanın yalnızca Kendisi olduğunu göstermiştir. Allah bu kavimlerin durumlarını bir ayette şöyle haber verir:

"Bu, kendilerine apaçık belgelerle elçiler geldiği halde "Bizi bir beşer mi hidayete ulaştıracak?" demeleri ve bu yüzden inkar edip saparak yüz çevirmeleri nedeniyledir. Allah da (onlara karşı) müstağni olduğunu (hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını) gösterdi. Allah Ğani'dir, Hamid'dir." (Tegabün Suresi, 6)

Tek Bilgi Sahibi Allah'tır

İnsanın, sadece zenginlik ve güç konusunda değil, elde ettiği başarıları kendinden bilmesi de enaniyetten kaynaklanmaktadır. Oysa insanlara aklı da yeteneği de veren Allah'tır. Kuran'da, "Dediler ki: "Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın." (Bakara Suresi, 32) ayetiyle bildirildiği gibi, insanın Allah'ın kendisine öğrettiğinin dışında hiçbir bilgisi yoktur.

Allah'ın sınırsız aklı, sonsuz gücü ve bilgisinin yanında, aciz bir varlık olan insanın elde ettiği başarıları sahiplenip kendinden bilmesi büyük bir gaflet olur. Aciz olan insanın yapması gereken ise, dünyanın en üstün yeteneklerine sahip, en zeki insanı da olsa, asla bunları kendinden bilmemesi ve enaniyete kapılmamasıdır. Eğer sahip olduğu tüm bu nimetlere rağmen aczinin farkında olarak hareket ederse, Allah dünyada ve ahirette ona daha da güzel nimetler ihsan edecek ve bu ihlaslı tavrından dolayı onu rahmetine, rızasına ve cennetine kavuşturacaktır. Doğrusu bu olduğu halde, insanların bir bölümü, dünya hayatının bir deneme olduğunu unutup, kendilerine bir sıkıntı isabet ettiğinde Allah'a yönelir, sonra bir nimete kavuştuklarında ise nankörlük ederler. Nimetleri kendi kabiliyetleri ve bilgileri sayesinde elde ettiklerini, bunun kendi başarıları olduğunu düşünerek çok büyük bir yanılgıya düşerler. Allah Zümer Suresi'nde şu şekilde buyurmaktadır:

“İnsana bir zarar dokunduğu zaman, Bize dua eder; sonra tarafımızdan ona bir nimet ihsan ettiğimizde, der ki: "Bu, bana ancak bir bilgi(m) dolayısıyla verildi." Hayır; bu bir fitne (kendisini bir deneme)dir. Ancak çoğu bilmiyorlar.” (Zümer Suresi, 49)

Nefsini Arındıranları Bekleyen Müjde

Unutulmamalıdır ki; insan, ancak müstağniyetten kaçındığı zaman Kuran ahlakını rehber edinerek kendi durumunu kolayca tahlil edebilir, yani eksiklerini ve hatalarını düzelterek, ihmal ettiği konuları telafi edebilir. Çünkü insanın gaflet içinde kalmasının ve bunun gün geçtikçe artmasının en büyük sebebi kişinin kendini eksiksiz ve kusursuz görmesidir.

İnsan, nefsinin sürüklediği tüm kötülüklerden arınmakla yükümlüdür. Allah, nefsinin tüm bu kışkırtmalarından sakınıp Kendi rızasını kazanma konusunda gayret eden insana, yollarını açacak ve onu kolay olanda başarılı kılacaktır. Sonsuz merhamet sahibi Yüce Allah Naziat Suresi'nde müminleri şu şekilde müjdelemektedir:

“Kim Rabbinin makamından korkar ve nefsi heva (istek ve tutkular)dan sakındırırsa, artık şüphesiz cennet, (onun için) bir barınma yeridir.” (Naziat Suresi, 40-41)

Kendilerini Müstağni Gören Kişilerin Kayıpları Nelerdir?

Bu kişiler, Allah'ın insanlara verdiği en büyük nimetlerden biri olan akıldan mahrum kalmış olurlar.

Samimiyetten uzak olduklarından ve müstağniyetlerinden dolayı kainattaki yaratılış harikalarını gerektiği gibi kavrayamazlar.

Rabbimiz, Kendisi'ne karşı büyüklenen bu insanlara manevi yönden de çeşitli sıkıntılar tattırır ve bu dünyada ayette bildirildiği üzere onlara 'sıkıntılı bir geçim' kılar. (Taha Suresi, 124)

Müstağniyet hastalığının neden olduğu içlerindeki karanlık, azgın ve kibirli ruh hali bu kişilerin dış görünüşlerine de yansır. Konuşma üsluplarının ve bakışlarının bozuk olması, çirkinleşmeleri, yüzlerine karanlık bir ifadenin çökmesi, en sıradan konuları bile kavrayamamaları ve akledememeleri bu hastalığın yol açtığı zararlardan sadece bazılarıdır.

Müstağniyetten Uzak Duran Bir Müminin Kazançları Nelerdir?

Bir mümin büyüklük iddiasında olmadığı için, hatalarını her ne kadar telafi ederse etsin, kendisini yine de yeterli görmez. Bu güzel ahlakından dolayı da diğer müminlerin sevgisini kazanır.

Allah'ın yalnız samimi müminlere nasip ettiği, 'doğruyu yanlıştan ayıran bir anlayış'a sahip olur.

Hiçbir zaman için mükemmel olduğunu düşünmez ve bu vesile ile sürekli olarak kendisini geliştirme imkanı bulur. Eksiklerini telafi etme imkanı bulabildiği için de ahlakı giderek güzelleşir.

Sahip olduğu güzel ahlak nedeniyle Allah'ın izniyle daima huzurlu ve güzel bir hayat sürer.

Eğer varsa hatasını kabul ettiği için, Allah'a yönelip bağışlanma dileyerek imanını güçlendirir.


İlmi Araştırma Dergisi
eski 14.02.2007, 00:28 izdüşüm isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
izdüşüm isimli üye'ye teşekkür edenler


Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:19 .