12 Şevval 1429
12 Ekim 2008, Pazar
12 Şevval 1429
12 Ekim 2008, Pazar
Ayet
Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
hadis
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 17 (4 Kayıtlı ve 13 Misafir) bulunmaktadır.

Online   karduası, lale, yekru



Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » İslami Yazılar » Islamda Kadının Yeri ve Önemi


 
Seçenekler
GüzellikGöreninGözündedir
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 3.624




Teşekkür etti: 8.168
Teşekkür aldı: 2.541 konuda 7.539 kere
kucult  büyük
Islamda Kadının Yeri ve Önemi

Kadının zihneti ikiye ayrılır...

* Güzellik, boy-pos, cilt, çehre, kaş, göz, gibi esas yartılışta olan fiziki güzellik.
* Takılar, gerdanlık,bilezik, tac, kına, sürme ve bütün suni güzelliklerdir. Bu tip zinetlerin mahremlerin göstermek caizdir.
Şehvetten emin olmak şartıyla Kur'an-ı Kerim'de tesbit edilen mahremlere gösterilmesi caiz olan zinetler; kol, pazu, bacak, baş, saç, yüz, kulak, boyun. Bunların dışındakilerini göstermek helal olmaz. Caizdir demek de mutlaka açılacak manasına gelmez. Örtmek takva ve azimettir, açmak ise ruhsattır. Hanımların, bulaşık, çamaşır, yemek gibi hizmetleri esnasında sayılan organlarını açmalarına ancak ruhsat verilmiştir.

Kaynak:
Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN
eski 05.09.2006, 22:26 Ummu Seleme isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 3.624




Teşekkür etti: 8.168
Teşekkür aldı: 2.541 konuda 7.539 kere
kucult  büyük
Kadının Hayırlısı Kimdir?
Cenab-ı Hakk'a ibadetini bırakmayan, kocasına itaate kusur etmeyen ve onun kazancını saçıp savurmayan, dünyaya getirdiği çocuğunu İslami terbiye üzerinde yetiştiren, iffet ve haya sahibi hanımdır.

Resulullah Efendimize "Ey Allahın Resulu kadının hayırlı olanı hangisidir?" diye sorulmuştu. Resul-i ekrem Efendimiz buyurdular ki:
"(Kocası yüzüne) baksa onu memnun eden, bir şey emretse itaaat eden, nefsinde ve malında, hoşlanmayacağı bir işte, kocasına muhalefet etmeyendir."

Kaynak:
İslam'da Kadın ve Aile, Mehmed Emre

Gerçek boyutunda görmek için tıklayın.
eski 05.09.2006, 22:27 Ummu Seleme isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #2
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 3.624




Teşekkür etti: 8.168
Teşekkür aldı: 2.541 konuda 7.539 kere
kucult  büyük
Kadında Avret Sayılan Organları


Cinsel organ ve çevresi,
Büyük abdest mahalli ve çevresi,
İki popo,
İki oyluk (dizler oyluklara dahildir),
Göbek ile kasık arası,
İki kulak,
İki meme,
Topuklar dahil olmak üzere iki ayak bileği,
Dirseklerle beraber iki pazu,
Dirseklerle bileğe kadar olan iki kol,
Gerdan, baş, saç, boyun,
Omuzlar.
Bu sayılan organlardan her biri, ayrı organ kabul edildiğinden bunlardan birinin dörtte biri, üç tesbih miktarı yani rükun veya secde yapılacak kadar açılırsa namaz bozulur.

Kaynak:
Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN


Gerçek boyutunda görmek için tıklayın.
eski 05.09.2006, 22:28 Ummu Seleme isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #3
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 3.624




Teşekkür etti: 8.168
Teşekkür aldı: 2.541 konuda 7.539 kere
kucult  büyük
BAŞÖRTÜSÜNÜN KEYFİYETİ
Başörtüsü nasıl olmalıdır? Çene altının da mahremi olmayan erkeklere gösterilmemesi mi gerekir?

Başörtüsünün niteliği (keyfiyeti) meselesi çok önemlidir. Müslüman kadınlar, hattâ erkekler bunu çok iyi bilmeli ve bilinçli (şuurlu) bir şekilde uygulamalı ve uygulatmalıdırlar.

Kur'ân-ı Kerim, lüzumsuz tekrarların bulunmadığı mûcize bir kitaptır. Bir âyet-i kerîmede : "Mü'min kadınlara söyle... başörtülerini yakaları üzerine sarkıtsınlar." (Nûr 24/31) buyururlar. Daha sonra gelen bir âyet-i kerimede ise: "... Müslümanların kadınlarına söyle, cilbâblarını üzerine sarkıtıversinler..." (Ahzâb 33/59) denir. Müfessirlere göre sonra gelen "cilbâb âyeti" başını örtme konusunda kadına ilave bir görev daha getirmiştir: Kadın dışarı çıktığında, yani namahremlerinin göreceği yerde, birinci başörtüsünün üzerine bir de "cilbâb" atacaktır. "Cilbâb" genellikle vücudu baştan ayağa örten ve giyilmekten ziyade bürünülen dış örtü olarak anlaşılmış ve uygulanmıştır. Ama vücudun üst kısmı, omuzları ve göğüsleri örten geniş başörtü de cilbâb sayılabilir, diyenler de vardır. (106"Cilbâb" hakkında geniş bilgi için bk. Faruk Beşer, Islâmda Kılık Kıyafet ve Örtünme 93-123) Bir diğer âyette de kadınların "Önceki cahilliyyede olduğu gibi süslenip çıkmamaları" (Ahzâb 33/33) istenir. Buna göre kadın, kaynı gibi yakınları dahil, namahremlerinin yanına, belki de süslü olabilecek birinci küçük başörtüsünün üzerinden, en az göğüslerini örtecek kadar geniş, sade ve tercihen koyu renkli bir başörtüsü ile çıkacaktır. Rengin koyu olması, süsü azaltması içindir. Yoksa renkte bir sınırlama yoktur: Ama cazip bir şekilde süslü olması mahzurludur.

Çenenin altının mahremliğine gelince, en müsamahalı Hanefi görüşüne göre kadın, fitnenin de (cinsel duygular) bulunmaması halinde yabancı erkeklere, sadece elini ve yüzünü gösterebilir. Yüz ise fıkıh kitaplarımızda alındaki tüy bitiminden çene altına ve bir kulaktan diğerine kadar olan bir yer diye tarif edilir. (107 Ibn Âbidîn I/b5-66 (M.A).) Buna göre alt çene aşağı yukarı sallandığında sallanan kısmı yüzden olmuş olur. Ya da dışardan parmağımızla nefes borunuzu bulabileceğiniz yere kadar yüz sayılır. Ve kadın onun dışında kalan boğaz kısmını yabancı erkeklere gösteremez.


--------------------------------------------------------------------------------
Allah'ın (c.c.) Rahmeti, Resulullah'ın (s.a.v.) Şefaati Üzerinizde Olsun...


Gerçek boyutunda görmek için tıklayın.
eski 05.09.2006, 22:29 Ummu Seleme isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #4
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 3.624




Teşekkür etti: 8.168
Teşekkür aldı: 2.541 konuda 7.539 kere
kucult  büyük
ÖRTÜNME



Örtünmenin canlılar arasında sadece insana has bir özellik olduğu, bazı uç ve tek tük yönelişler bir yana bırakılırsa, çıplaklık her dönemde vicadan ve sağ duyu tarafından arsızlık ve haya olarak görülmüştür. Ancak örtünme konusunda farklı kültür, din, moda, yabancılaşma, dış tesir ve toplumsal çözünme değişik ölçü ve anlayışlar getirmiştir.
İslam dininin örtünme emri, ferdin ruh sağlığını, fıtri yapı ve onurunu, toplumun genel ahlakını koruma, cinsler ve insanlar arası münasebetlerde dengeyi gözetme, insan haysiyetine yakışır bir cinsi hayat ve aile hayatı kurma gibi çeşitli gayelere yöneliktir.
Örtünmede erkekle kadının farklı hükümlere tabi olması da iki ayrı cinsin yaratılış özellikleri gözetilerek yapılmış bir ayırımdır.
Vücudun açılması, gösrterilmesi ve bakılması dinen haram olan yerlerine ve organlarına dini literatürde avret tabiri kullanılır.
Kadınların kadınlara ve mahremlerine yani aralarında devamlı evlenme engeli bulunan erkek akrabasına karşı avret yeri, Hanefi ve Şafiilere göre erkeğin erkeğe karşı avret yeri gibidir. Maliki ve Hanbeli mezheplerinde ağırlıklı görüş, kadının mahremi erkekler yanında el, yüz, baş, boyun, kol, ayak ve baldır hariç bütün vücudunun avret olduğu ve örtünmesinin gerektiği yönündedir.
Kadının yabancı erkekler karşısında avret yeri, yeri, ayakları ve elleri hariç bütün vücududur. Bu Hanefi mezhebinin görüşü olup, diğer mezheplerde kadının ayaklarıda avrettir.
Örtünme hususunda Kur'an ve Sünnet'de yer alan hükümler ise;
"Görünen kısımlar müstesna olmak üzere ziynetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini yakalarının üzerine örtsünler. Kocaları, babaları.... hariç başkasına ziynetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları ziynetler anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar" (Nur Suresi/31)
" Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına hep söyle de cilbablarından (dış elbiselerinden) üzerlerini sımsıkı örtsünler. Bu onların tanınmalarına, tanınıp da eziyet edilmemelerine en elverişli olandır. Bununla beraber Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir." (Ahzab Suresi /59)
Ey Peygamber! Hanımlarına da, kızlarına da, bütün müminlerin kadınlarına da söyle. Görülüyor ki, burada yalnız Peygamberin hanımlarına ve kızlarına değil, Nur Sûresi'ndeki "Baş örtülerini yakalarının üstüne koysunlar, zinet yerlerini göstermesinler." (Nûr, 24/31) âyeti gibi müminlerin kadınları dahi bu hükmün kapsamına dahil edilmiştir. Bununla birlikte müminlerin kadınlarında aslolan hürriyet olduğu için, bundan kastolunanın hür kadınlar olduğu beyan edilmiştir. Araplarda tesettür adet değildi. Cahiliyet devrinde kadına hürmet yoktu. Eski cahiliye kadınlarında erkeklerin dikkatlerini çekecek şekilde göz alıcı
biçimde açık saçık çıkan, açılıp saçılan orta malı olanlar bulunurdu. Bundan dolayı kız çocuklarını diri diri gömenler olmuştu. İslam ise kadının şanını iffet ve ısmetle, vakar ve haysiyetle yükseltiyordu.
CİLBAB, Baştan aşağı örten çarşaf, ferace, câr gibi dış elbisenin adıdır. "Kadınların elbiselerinin üstünegiydikleri her çeşit giysidir." " Tepeden tırnağa örten giysidir", "Kadınların tesettür ettikleri her türlü elbise ve başka şeylerdir." "Çarşaf ve peçedir".
Resulullah buyuruyor:
"Kadın büluğ çağına erince elleri ve yüzü dışında başka yerlerinin başkasına görünmesi helal olmaz" (Ebu Davud, Libas)

Hz. Aişe'den rivayet edilmiştir ki; "Ensar kadınlarına Allah rahmet etsin. Bu "Ey Peygamber, hanımlarına, kızlarına bütün müminlerin kadınlarına da söyle" âyeti indiği zaman mırtlarını yardılar, onunla başlarını sardılar da Resulullah'ın arkasında öyle namaz kıldılar ki, sanki başlarında kargalar varmış gibi..." demiştir. Bu tesettür onların tanınmalarına, dağınık cariyelerden, adi kadınlardan vakar ve heybetle seçilerek hürmet edilmelerine ve dolayısıyla incitilmemelerine elverişli olan biçimdir. Gerçi eziyeti kendilerine davet edecek olan içi bozukları örtü tutacak değildir. Fakat imanlı, temiz kadınların, kirli
bakışlardan yuvalarında gizli inciler gibi korunmuş kalmalarına en uygun olan biçim de budur. Asıl o zamandır ki onlara eziyet edecek olanların açık bir vebal ve iftira yüklenmiş oldukları ortaya çıkar.

"Bununla beraber Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir." Bu bölüm çok anlamlıdır. Bu bize şu mânâları ilham eder:

1- Allah'ın bağışlaması çoktur. Bugüne kadar geçmiş açıklıkları bağışlar. O kusurları örter. Rahmeti de çoktur; bundan böyle emrini tutanları rahmetiyle arzusuna çok ulaştırır.

2- Allah bağışlayıcı ve merhametli olduğu içindir ki, kadınlara eziyet edilmesine razı olmaz ve onun için örtülmelerini emreder.

3- Tesettür emrolunduğundan dolayı da kadınlar bir baskıya uğratılmasın, aşırıya gidilmesin; çünkü Allah bağışlayıcı ve çok merhametlidir. Bu emri onların aleyhine değil, lehine olarak vermiştir demek de olabilir.

Kadının örtünmesi gerktiğinden söaz eden bu ayetlerde, örtünme için belli bir şekil ve model yoktur. Kur'an-ın bu anlatımından yola çıkrak kadınların ancak çarşaf ve peçe ile dışarı çıkabileceği, yabancı erkeklerin yanında ağız ve burnunu örtmesini söylemek isabetli olmasa gerekir. İstenen, fitne ve şüpheye sebep olmayacak, karşı cinsin arzusunu uyandırmayacak, ağır başlılığını loruyacak tarz ve biçimde örtünmesini istemektedir. Bundan vücut hatlarını ortaya çıkaracak kadar ince ve dar elbiselerin giyilmesinin doğru olmadığı sonucu ortaya çıkar.

Resulullahın sünnetinde, giyim kuşamda sadelik, tabilik ve temizlik tavsiye edilmiş, elbisenin vücut hatlarını belli etmemesi, içini göstermemesi üzerinde durulmuş, örtünmenin dini ve ahlaki cepgesi sürekli vurgulanmıştıur.

Örtünmenin iffet ve namusu korumak, tanınmayı ve incinmemeyi sağlamak gibi bazı hikmetleri olduğu şekilde açıklanması, bu gayenin bulunmadığı veya başka yollarla elde edildiği durumlarda örtünmenin gerekmeyeceği görüşü doğru olmaz. Bunun için de, şekil ve ayrıntı yönüyle mahalli ve kültürel bazı özellikler ve farklılıklar taşıması dinen müsamaha ile karşılanmış olsa bile, esas itibariyle örtünmenin dinin emri ve gereği olduğu hususunda müslümanlara arasında bir görüş ayrılığı ortaya çıkmamaıştır.

Kaynakça:
1) İlmihal, İslam veToplum, TDV İslami Araştırmalar Merkezi
2) Elmalı Tefsiri


--------------------------------------------------------------------------------
Allah'ın (c.c.) Rahmeti, Resulullah'ın (s.a.v.) Şefaati Üzerinizde Olsun...


Gerçek boyutunda görmek için tıklayın.
eski 05.09.2006, 22:29 Ummu Seleme isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #5
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 3.624




Teşekkür etti: 8.168
Teşekkür aldı: 2.541 konuda 7.539 kere
kucult  büyük
Kadının Kocasına karşı veya tek başına tesettürü


Erkek, hanımın bütün vücuduna bakabilir. Meşru suretle ondan yararlanabilir.
İkinci bir görüşe göre bu caiz değildir. çünkü Resulullahın sünnetini Hz.Aişe şöyle anlatır:
"Ben Resulullahın avret mahallini asla görmedim"
Allah Resulü:
"Çıplak olmaktan sakınınız, zira yanınızda kişinin helada bulunduğu ve hanımıyla cinsel ilişkide bulunduğu zamanın dışında sizden hiç ayrılmayanlar var."
Takva ve azimet açısından ikinci görüş daha uygundur. Kurtubi birinci görüş daha sahihtir der.

Hanımın tek başına evde bulunduğu zaman göbekle diz kapağı arasını örtmek gerekir. Ancak her an birisi gelecek diye temkinli olması gerekir. Ayrıca insanın yanından ayrılmayan melekler vardır. Bunlar avret yerin açılmasından eziyet duyarlar.

Kaynakça:
Büyük Kadın İlmihali, Rauf Pehlivan


--------------------------------------------------------------------------------
Allah'ın (c.c.) Rahmeti, Resulullah'ın (s.a.v.) Şefaati Üzerinizde Olsun...


Gerçek boyutunda görmek için tıklayın.
eski 05.09.2006, 22:30 Ummu Seleme isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #6
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 3.624




Teşekkür etti: 8.168
Teşekkür aldı: 2.541 konuda 7.539 kere
kucult  büyük
Gerçek boyutunda görmek için tıklayın.Standart iyi eş yoktur, en iyi eş size göre olandır

Bazı bireylerin eşlerini kabullenememelerinden kaynaklanan problemler yaşadıklarına ve eşlerini başka eşlerle kıyasladıkları için memnuniyetsizliklerin arttığına şahit oluruz.
r0;Keşke benim eşim de... gibi olsaydır1; diye düşünüldüğünü görürüz. Oysa standart iyi eş modeli yoktur. Her birey kendine en uygun eşi aramalıdır. Toplum standartlarına uygun olduğunu düşündüğü bir bireyle hayatını birleştiren bir diğer birey çoğu zaman mutlu olmayabilir. Mesela iyi eşin gayet ağırbaşlı, fazla konuşmayan biri olduğuna inanan, oldukça hareketli, espritüel bir birey böyle biri ile evlendiği takdirde bir süre sonra sorun yaşayacaktır. Yeterli paylaşım yaşayamadığını düşünecek ve evliliğinden tatmin olmayacaktır. Bu tarz bir evlilikte olduğu gibi toplumun beğenilerini baz alarak evlenen ve kendi tercihlerini 2. plana iten bütün bireyler için aynı risk söz konusudur. Aynen bunun gibi evli olup da birtakım kıyaslamalardan dolayı eşinin yetersiz olduğunu düşünen bireylerin sayısı da oldukça fazladır.

Kıyaslama yapmaktan kesinlikle vazgeçin

Gerek fiziksel özellikleri gerekse ruhsal ve davranışsal özellikleri bakımından eşleri ile problem yaşayanlar hem kadınlar ve hem de erkekler olabilmektedir. Bireylerin unutmamaları gereken nokta, eşleri ile bütünleşebildikleri noktaları belirlemeleri gerektiğidir. Yani eşlerinin r0;benr1;lerine takılmaktan ziyade evliliklerindeki r0;bizr1;i güçlendirmeye çalışmaları gerekmektedir. Evet hanımlar, beyler! Eşinizin size göre nasıl biri olduğuna dikkat edin ve kıyaslamalara kesinlikle girmeyin. Eşinizle benzeştiğiniz veya eşinizin size uyan yönlerini gördükten sona bunları dile getirip artırmaya çalışın.
eski 05.09.2006, 22:32 Ummu Seleme isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #7
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 3.624




Teşekkür etti: 8.168
Teşekkür aldı: 2.541 konuda 7.539 kere
kucult  büyük
GIYBETNitekim Rasulü Ekrem Sallallahu Aleyhi Vesellem:
"Dinleyen de gıybet eden de birdir". buyurmuştur.
Söyleyen ve dinleyen gıybette birdir, ortaktır. Ancak dili ile konuşmaz, korkar ve kalbi ile de reddederse kurtulur. İmkânı varsa oradan ayrılmalıdır. Bunları yapmayıp da içinden dinlemeyi isteyerek, diliyle yapmacık olarak konuşma derse, bu da onu kurtarmaz. Nifak olur ve münafıklık alâmetidir. Kalbinden istemedikçe günahtan kurtulamaz. El, kol hareketleriyle de onaylamadığını belirtmek isterse, bu da onu mesuliyetinden alıkoymaz.
Bu sayımızda; kadın erkek herkesin, hele hele de biz hanımların en çok yaptığı bir yanlıştan bahsedeceğiz. Evet, konumuz gıybet...
Gıybet; duyduğu zaman, insanın hoşuna gitmeyecek olan bir kusuru gıyabında söylemektir. Buna günümüzde bizim
dilimizle çekiştirme denmektedir.
Bu kusur, kıyafetinde, yaradılışında, ahlakında ve akrabasında, her nerede olursa olsun fark etmez. Sözünde olsun, dünyalığında olsun, ahireti hususunda, hatta elbisesinde, evinde olsun, hepsi birdir.
Biz hanımlar dedim, çünkü; kadının günümüzde alışkanlık haline getirdiği bu huy, Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) tarafından da tasdik edilmiştir. Bu konuda bir çok hadis rivayet edilmiştir. Ayrıca bu konu Kur'anı Kerim'de de 33 yerde geçmektedir: Bu da bizlerin düştüğü bu yanlışı bir an önce telafi etmemiz gerektiğini açıkça beyan etmektedir. Kadınlar, hele de bu günümüzde erkeklere nazaran dillerini tutmakta daha zayıftırlar. Bunun nedenleri araştırıldığında, bir çok sebepler karşımıza çıkmaktadır.
Gözü şaşıdır, başı keldir, cimridir, kötü insandır, hırsızdır, yalancıdır, haindir, kumarbazdır, çok konuşur, çok uyur, uzundur, kısadır, pisdir, namazı doğru kılmaz vb. gibi sözleri çok söylemekte ve duymaktayız.
Kadın, fıtrat olarak erkekten daha vesveselidir. Günümüzde teknolojinin ilerlemesi, ev işlerindeki rahatlık, her işin bir makinasının olması kadınların işlerini kolaylaştırmıştır. Bu kolaylık boş vakitlerin çoğalmasına neden olmakla beraber hiç de sanıldığı gibi kadına kâr getirmemiştir. Aksine zarar vermektedir. Kadın toplantıları çoğalmış, bu boş vakitler ibadet, zikir ve tefekkürle dolması gerekirken, yerini dedikoduya, laf taşımaya ve gıybete bırakmıştır. Bir araya gelen hanımlar, iki kişi bile olsa, hemen bir başkasını çekiştirmeye başlıyorlar. Bu önüne geçilemez bir alışkanlık olmuştur ki; artık çoğu kimse bunu engelleyemez hale gelmiştir. Kur'an ve din sohbetlerinde bile, sohbet biter bitmez hemen çekiştirme başlamaktadır. Öyle ki ben kendi gözlerimle buna şahit olmaktayım. Dikkat ederseniz sizde bunları sık olarak görebilirsiniz.
Camiye, Teravih namazı kılmaya gelen hanımlar bile, namaz aralarında hemen fıs fıs konuşmalara başlıyorlar. Evet bu kötü huyu camilere, sohbetlere bile taşımaktayız.
O halde bizlere düşen; içinde bulunduğumuz şu mübarek Ramazan ayı içerisinde bol bol Tövbeisriğfar getirmeli, bu alışkanlığı daha müsbet yönlere çevirmeli ve bu durumda gördüğümüz kimseleri de uyarmalıyız. Bunu yaparken, çekiştirdiğimiz kimsenin leşini, etini yediğimizi görsek elbette yapmayız, yapamayız ama, her şey bizim bildiğimiz gözle de görülmüyor tabii. Ama Kur'an'a ve Peygamber'e inanan kimselerin bunu görmesine de gerek yok zannediyorum.
Bu konuda; Enes (Radıyallahu Anh) diyor ki;
Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Efendimiz, bir gün oruç tutmamızı emretti, sonra da;
"Ben izin vermeden kimse orucunu açmasınr1;.
Herkes orucunu tuttu, akşam olunca teker teker müracat edenlere, iftar müsaadesi verildi. Bu arada bir adam gelerek;
"Ey Allah'ın Resulü! İki genç kız oruç tuttu ve yoruldular. Zâtı alinize gelmeye utanıyorlar. Müsaade buyurursanız iftar etsinler" dedi.
Rasûlü Ekrem müsaade etmedi. Adam iki defa daha geldi. Sonunda Rasûlü Ekrem:
"Onlar oruç tutmadılar. Bütün gün insanların etini yiyenler nasıl oruçlu olurlar? Git onlara söyle, oruç tuttularsa istifra etsinler bakalımr1;. buyurdu.
Adamcağız gitti, gerekeni söyledi. Onlar da aynı şeyi yaptı ve kan parçaları kustular. Adam Rasûlü Ekrem'e dönerek vaziyeti bildirdi. Bunun üzerine Peygamberimiz:
"Nefsim, kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, eğer kusmayıp bu kan parçaları midelerinde kalsaydı, onları Cehennem ateşi yerdi." (1)



Bera (Radıyallahu Anh) diyor ki;
"Rasûlü Ekrem bize bir hutbe irad etti, hatta evlerinde oturan kızlar da bunu duydular. Hutbesinde şöyle buyurdu;
"Ey dili iman edip kalpleri ile inanmayanlar, müslümanları gıybet etmeyin, onların gizli hallerini araştırmayın. Kim din kardeşinin gizli hallerini araştırırsa, Allahr17;ü Teâlâ'da onun gizli hallerini araştırır. Allahr17;ü Teâlâ kimin gizli hallerini araştırırsa, onu evinin içinde de açığa çıkarır ve rezil ederr1;. (2)
Gıybet; öyle kötü ve pis bir huydur ki, günahı söyleyene de, dinleyene de paylaştırılır. O sebeple ne söyleyelim, ne de dinleyelim. Sadece engel olalım, bunu da yapamıyorsak o ortamı terkedelim. Allah'ın rızasını kazanmak istiyorsak, bize düşen budur, müslüman hanıma yakışan da budur.
Bu konuyla alâkalı olarak, İmam Gazâli İhya'sında şöyle buyurmaktadır;
"Gıybetin bir çeşidi de, gıybet edenin hevesini artırıp daha fazla konuşturmak maksadıyla, güya şaşkınlık izhar ederek ona doğru meyil göstermesidir.
Bu sayede gıybet edeni, daha fazla konuşturmuş olur. Mesela; (yahu şaşılacak şey, ben onu öyle bilmezdim, şimdiye kadar o zatı hep iyi tanımıştım, ben ondan bu işi hiç beklemezdim) gibi konuşmalar yapar ki, bütün bunlar gıybet edeni ve yapılan gıybetleri tasdik ve teşviktir. Hatta değil bu hareketlerle, yalnız susarak dinlemek de teşvik ve gıybette ortaklıktır."
Nitekim Resulü Ekrem Sallallahu Aleyhi Vesellem:
"Dinleyen de gıybet eden de bir dir. buyurmuştur. (3)
Söyleyen ve dinleyen gıybette birdir, ortaktır. Ancak dili ile konuşmaz, korkar ve kalbi ile de reddederse kurtulur. İmkânı varsa oradan ayrılmalıdır. Bunları yapmayıp da içinden dinlemeyi isteyerek, diliyle yapmacık olarak konuşma derse, bu da onu kurtarmaz. Nifak olur ve münafıklık alametidir. Kalbinden istemedikçe günahtan kurtulamaz. El, kol hareketleriyle de onaylamadığını belirtmek isterse, bu da onu mesuliyetinden alıkoymaz. Bize düşen görev, gıybetin önemini kavrayıp, karşımızdakini gıybetten men etmektir. Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Efendimiz şöyle buyurmaktadır:
"Kimin yanında bir mümin (aleyhinde konuşulmakla) zillete düşürülür de ona yardıma gücü yettiği halde yardım etmez, onu zilletten kurtarmazsa; kıyamet günü mahlukat arasında Allahü Teâla onu zelil ederr1;. (4)
Yine Peygamberimiz (s.a.v) Bu hususda;
"Gıyabi olarak din kardeşi aleyhindeki dedikodulardan, din kardeşini müdâfaa eden kimsenin, kıyamet günü ırz ve şerefini korumayı Allahü Teâla üzerine almıştırr1;. (5)
Haydi hanımlar, bu konuda kendimize bir çeki düzen verelim. Cehennem ateşini hak edenlerden olmayalım. Din kardeşlerimizi çekiştirmeyelim ve bu hususta Allah'ın rızasını kazananlardan olalım.
Yazımızı Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)'in şu sözleriyle noktalamak istiyorum.
"Müslüman; elinden, dilinden müslümanlar selamette kalan kimsedir. Muhacir de, Allah'ın nehyettiğini terkedendir."
Kadın olsun, erkek olsun, Allah (c.c) hepimize, dilimizle, bedenimizle, kalbimizle, ruhumuzla tam bir Müslüman olmayı nasib etsin... Amin!



GÜZEL İSİMLER

ERKEK İSİMLERİ
HASAN: Namahremden korunur üzere olmak *Korunmak *Güzel *İyilik *Güzel muamelede bulunmak
MAHMUT: Meth olmaya mustehak *Meth'e layık *Övülmüş *Methu sena olunmuş *Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhı ve Sellem)'ın isimlerindendir.
HALUK: İyi huylu *Güzel ahlaklı *İslama yakışır ahlakta olan *İnsaniyetli
MEMDUH: Beğenilmiş *Metholunmuş, öğülmüş *Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)' in sevmiş olduğu hareket, iş.
BEHLÜL: Çok gülen, çok gülücü *Hayır sahibi *Çok iyi adam *Harun Reşid'in kardeşinin adı olup, meczubane ve hikmetli hareketleriyle meşhur olmuştur.

KADIN İSİMLERİ
ASUDE: Rahatlama, dinlenme *Rahat *Huzur içinde *Dinç * Müsterih.
ATİYYE: Hediye *Bahşiş *Lütuf ve ihsan
BETÜL: Erkekten kaçınan, namuslu kadın *Hazreti Fatıma'üz Zehra ve Hazreti Meryem'in sıfatı
DİDAR: Mülakat *Görüş *Görünme *Yüz, Çehre *Görüş kuvveti *Açık, meydanda
LAMİA: Parlak *Parlayan *Parıldıyan


Gerçek boyutunda görmek için tıklayın.
eski 05.09.2006, 22:32 Ummu Seleme isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #8
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 3.624




Teşekkür etti: 8.168
Teşekkür aldı: 2.541 konuda 7.539 kere
kucult  büyük
HAZRETİ AİŞE RADIYALLAHU ANHA

;Adetim üzere yine bir gün sabah namazını kıldıktan sonra Hazreti Aişe'yi ziyarete gittim. O, kuşluk namazını kılıyor ve namaz esnasında;
"Allah lutfedip bizi kavurucu azaptan korudu" âyetini okuyordu. Ağlıyor ve durmadan tekrar ediyordu. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Beklemekten usandım, o bitirmeyince ben de bırakarak çarşıya çıktım. Kendi kendime işimi bitireyim, sonra ziyaretine giderim dedim. İşimi bitirip döndüğümde, yine aynı halde ve aynı âyeti tekrar ederek ağlamakta olduğunu gördüm."

Kâinatın yaratılış sebebi, Allah'ın sevgilisi ve bütün mahlukatın Peygamberinin;
"Sen (Ey Eba Bekir) Cennetteki havuzda beraberimdesin ve benim mağara arkadaşımsın" buyurduğu büyük, eşsiz insan Hazreti Ebu Bekir, bir huri gibi yetiştirip, büyüttüğü Hazreti Aişe'yi Allah'ın Rasûlü'ne verdi ve Hazreti Aişe Radıyallahu Anha insanlığın efendisinin mukaddes gönlünü daima hoş tuttu ve daima onun saadet havuzuna aktı.
Kâinatın Efendisi ile iki at üzerinde yarış ettiği bile oldu. Çok kere Allah'ın Rasûlü'nü güldürecek kadar latifeler yapardı. Allah' ın sevgilisi onun bu haline nazar buyurur ve tatlı tatlı tebessüm ederdi.
Enes Bin Malik Radıyallahu Anh anlatıyor:
"Bir gün Hazreti Aişe'nin evinde bulunuyorduk. Peygamberin zevcelerinden Ümmü Seleme'nin evinden bir tabak pişmiş et geldi. Kâinatın Efendisir17;nin önüne koydular. Bizi de yemeğe davet ettiler. Kendileri elini yemeğe uzattı, biz de yemeğe başladık. O anda Hazreti Aişe ocakta yemek pişirmekteydi. Acele ile yemeği pişirdi. Ümmü Seleme' nin evinden yemek geldiğini görmüştü. Kendi yemeğini yetiştirip, ortaya koydu ve Ümmü Selem'nin gönderdiği tabağı kaldırdı. Allah'ın Rasûlü bu hale bakıp dediler ki;
"Allah'ın ismiyle yiyin, anneniz kıskandı!"
İşte görüldüğü gibi Hazreti Aişe'de ince bir kadınlık edası mevcuttu.
Hazreti Aişe'den:
"Bir gündü. Allah'ın Rasûlü oturmuş nalinlerini dikiyordu, ben de yün eğiriyordum. Bu sırada Allah'ın Resulü'nün mukaddes alnından nur topu gibi parlayan terlerin aktığını gördüm. Bir ara başını bana çevirdi:
Ne o şaşırdın kadın? dedi.
Ben de şöyle dedim:
Ey Allah'ın Rasûlü! Sana baktım, alnından terlerin aktığını ve terlerin nur gibi parıltılar saçtığını gördüm. Hatırıma geldi, eğer şair Ebu Kebir elHüzeli sizi görse, söylediği şiire sizin daha layık olduğunuzu anlardı.
Ya Aişe! Ebu Kebir elHüzeli ne dedi?
Şu şiiri söyledi ey Allah'ın Rasûlü;
Yüz çizgilerine baktığın vakit, yağmur damlalarını akıtan buluttan, çıkan, şimşek gibi parlak...
Ben bunu okur okumaz, Kainatın Efendisi elindeki işini bırakarak kalktı ve benim alnımdan öpüp şöyle buyurdu:
r1;Allah seni hayırla mükâfatlandırsın ya Aişe! Sen beni sevindirdiğin gibi, ben seni sevindiremedimr1;.(6)
Allah'ın Rasûlü tarafından validemizin ne kadar sevildiğine bir bakınız
Peygamberimiz çok kere Hazreti Aişe ile latifeleşirdi.
Hazreti Aişe Radıyallahu Anha anlatıyor:
"Bedir gazâsı için Allah'ın Rasûlü ile sefere çıktık. Bir gün bana dediler ki;
Gel seninle yarış yapalım!
Ben de gömleğimi iyice belime bağladım. Sonra bir çizgi çizdik, üzerinden koşuya başladık. Yarışı Allah'ın Rasûlü kazandı ve;
r0;Ya Aişe! dedi. Bu Zu'lMecaz'daki koşunun karşılığıdır." (Zu'lMecaz Mekke'de bir yerin adıdır).
Yine Hazreti Aişe anlatıyor:
"Ben küçüktüm, babam bana bir şey vermişti. Allah'ın Rasûlü peşimden koştu ve bana yetişemedi. Bu defa beni geçince;
"İşte bu, o koşunun karşılığıdır" dedi.
Hazreti Aişe Radıyallahu Anha o kadar aşk ve vecd sahibiydi ki, evinde sabaha kadar Allah'ın Rasûlü ile beraber ibadet ederdi. Gece ve gündüzleri ibadet ile doluydu.
Muhammed'in oğlu Kasım anlatıyor:
"Adetim üzere yine bir gün sabah namazını kıldıktan sonra Hazreti Aişe'yi ziyarete gittim.
O, kuşluk namazını kılıyor ve namaz esnasında;
"Allah lutfedip bizi kavurucu azaptan korudu" (7)
âyetini okuyordu. Ağlıyor ve durmadan tekrar ediyordu. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Beklemekten usandım, o bitirmeyince ben de bırakarak çarşıya çıktım. Kendi kendime işimi bitireyim, sonra ziyaretine giderim dedim. İşimi bitirip döndüğümde, yine aynı halde ve aynı âyeti tekrar ederek ağlamakta olduğunu gördüm."
Hazreti Aişe Radıyallahu Anha o kadar mübarek ve değerli bir kadındı ki; Cebrail Aleyhisselam bile ona selam vermişti.
Hazreti Aişe der ki;
"Allah'ın Rasûlü bir keresinde şöyle buyurdu;
Ya Aişe!
Bu Cebrail'dir.
Sana selam ediyor.
Bunun üzerine ben de Or17;na şöyle murakebede bulundum;
Or17;na da selam ile Allah'ın rahmeti ve bereketleri olsun. Sen (Ey Allah'ın Resulü) bizim görmediğimiz varlıkları görüyorsun." (8)
Müslim yoluyla gelen bir rivayette Hazreti Aişe Radıyallahu Anha şöyle buyuruyor;
"Nebîler nebîsinin zevceleri, Rasûlullah'ın kızı Fâtıma'yı Allah Rasûlünün yanına gönderdiler. Allah'ın Rasûlü benim yanımda, benim abam içinde yatmış vaziyette iken, Fâtıma gelip içeri girmek için izin istedi. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem ona izin verdi. Girer girmez Fâtıma:
Ey Allah'ın Rasûlü!
Kadınların beni senin yanına gönderdiler.
Onlar senden, Ebu Kuhafe' nin kızı hakkında adalet istiyorlar!...
Ben de susuyordum, Rasûlullah ona;
Ey kızcağızım! dedi.
Benim her sevdiğimi sen sevmez misin?
Fatıma:
Evet, severim, dedi.
Varlığın sebebi olan Cenabı Peygamber;
Öyle ise Aişe'yi de sev! buyurdu.
Fatıma, Rasûlü Ekremden bu sözleri işitince kalkıp, Peygamberin zevcelerinin yanına döndü ve onlara hem kendi söylediğini, hem de Kâinatın Efendisir17;nin söylediklerini haber verdi.
Bu sefer kadınlar, Fâtıma'ya:
Ya Fâtıma!
Biz senin, bizim herhangi bir işimizi gördüğünü zannetmiyoruz.
Sen tekrar Allah Rasûlüne dön ve ona, kadınların, Ebu Kuhafe (oğlunun) kızı hakkında Allah için senden adalet istiyorlar de.
Fatıma:
Vallahi, bu hususta Rasûlullah'a ebedi bir kelime söylemem! dedi."
Dirâyet ve zarâfet sahibi Aişe der ki;
"Allah Rasûlünün kadınları bu defa da, Peygamberin zevcesi olan Cahş kızı Zeyneb'i gönderdiler.
Zeyneb, Peygamberin yanında diğer kadınlara nisbetle mevkiinin yüksekliği bana eşit sayılan bir kadındı.
Ben diyanette, takvada, doğru sözlülükte, akraba ile ilgiyi sıkı tutmakta, çok sadaka vermekte ve her türlü hayır işlerinde Zeyneb Binti Cahş derecesinde yüksek, hiç bir kadın görmedim. Ancak kendisinde demir gibi sertlik ve bir acelecilik tabiatı vardı ki, bu tabiat onun giriştiği işten dönmesini çabuklaştırdı.
Zeyneb, Allah'ın Rasûlü'nün huzuruna çıkmak için izin istedi. Rasûlullah ise yine Aişe'nin abası içinde bulunuyordu. Allah'ın Rasûlü izin verdi. Zeyneb'de içeri girdi;
Ey Allah'ın Rasûlü! Kadınların beni sana gönderdiler. Onlar senden Ebu Kuhafe (Oğlunun) kızı hakkında adalet etmeni istiyorlar.
Sonra benim hakkımda söz söylemeye başladı. Ben de cevap vereyim mi diye Rasûlullah'a bakıyordum. Zeyneb konuşmasından vazgeçmedi.
Onun sözlerine karşılık ben de cevap vermeye ve biraz sıkıştırmaya başladım.
Bu sırada Allah'ın Rasûlü gökleri aydınlatacak şekilde gülümsedi ve dedi ki;
Muhakkak ki o, Ebu Bekir' in kızıdır!..."


DİPNOTLAR:
1. Ahmet Ubeyd'den rivayet etti.
2. İbn Ebi'd-Dünya ve Ebu Davud isnadı ceyyid ile rivayet etmiştir.
3. Taberani İbn Ömer'den rivayet etmiştir.
4. Taberani Sehl'dn rivayet etmiştir.
5. İbn Ebi'd-Dünya rivayet etmiştir.

6. Beyhaki "Delailü'n-Nübüvve" de rivayet etmiştir.
7. Et-Tür: 27
8. Tirmizi rivayet etmiştir.


--------------------------------------------------------------------------------
Allah'ın (c.c.) Rahmeti, Resulullah'ın (s.a.v.) Şefaati Üzerinizde Olsun...

Gerçek boyutunda görmek için tıklayın.
eski 05.09.2006, 22:33 Ummu Seleme isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #9
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 3.624




Teşekkür etti: 8.168
Teşekkür aldı: 2.541 konuda 7.539 kere
kucult  büyük
EŞİTLİK
Allah kadınla erkeği eşit yaratmamıştır. Her ikisini de insan olma yönünden, akıl, bilgi, kültür yönünden eşit olsa da, kadın erkekten daha duygusal daha hissidir. Erkek ise daha katı, olaylara daha sert,duygusal yoğunluğu az olan bir açıdan bakar. Bu psikolojik yönden farklılıktır. Biyolojik yönden, erkekte kas daha fazla iken kadında yağ daha fazladır.

Bu durum erkeğin kadından üstün olduğunu göstermez.Kadın daha duygusal erkek daha az duygusal, kadın daha çok acır, sevgi hayatında daha önemli bir yer kapsar, erkekte ise daha az. Erkek daha güçlü-kaslıdır, kadın daha az güçlü ve kaslı...

Her iki cinsinde üstün- eksik yönleri vardır. (Akılda, düşüncede ... her iki cinside eşittir ve birbirlerini geçebilirler.)

Bu durum erkeğin üstünlüğünü veya kadının zayıflığını göstermez. Aksine bu durum her iki cinsin ayrı yaratılış özelliklerinin doğal sonucudur. Bunu kabul etmeli, yaşam tarzımızı buna göre ayarlamalıyız.

İslam kadın - erkek eşitliğini değil kadın erkek adaletini savunur. Eşitlik adalet demek değildir. Eşitlikte mesela, kadına da erkeğe de 100 kg yükte 50 şer kilo her iki cinse vermek vardır. Adalette daha kaslı olan erkeğe daha fazla daha az kaslı kadına daha az yük vermek vardır. Yaratılış özelliğini kabul bunu gerektirir.

İngiliz kraliyet ordusunda , kadın erkek tüm askerlere r0; aynı eğitim proğramının r0; uygulanması , kraliyet ordusu fizikçilerinden Yarbay Ian Gemmel r16;i : Fırsat eşitliği adı altında kadın askerler eziliyor , diye isyan ettirir.

Erkek askerlerin eğitimi sırasında yaralanma oranı yüzde 1.5 iken , kadınlarda bu oran yüzde 11.1 r16;lere kadar çıkmaktadır .Yarbay Gemmelr17;e göre bunun nedeni :

Kadın kas ve kemik yapısı erkeklere göre daha zayıf . Aynı eğitim kadın bedeninde erkeklere oranla % 39 daha fazla baskı oluşturuyor.
Belirli kas olgunluğuna ulaşmak için erkek askerlerin 3 ay çalışması yeterli iken , kadınların 6 ay çalışması gerekir.
Bu kadın askerlerden 40 tanesi ordu'yu " bize fazla yükleniliyor " diyerek mahkemeye başvururlar ( The Sunday Times :10.03.2002)
NASIL Kİ OKULLARDA ÇOCUKLARI YETENEKLERİNE GÖRE YÖNLENDİRİP EĞİTMEK SAVUNULACAK BİR DURUMSA , İSLAM'DA DA KADIN VE ERKEĞE DOĞA VE YAPILARINA UYGUN GÖREV DAĞILIMI YAPILMAKTADIR.RESİME YETENEKLİ BİR ÖĞRENCİYİ MATEMATİK PR.'U YAPMAK NASIL MANTIKSIZLIK İSE KADIN VE ERKEKLERE DE MİZACLARINA TERS GÖREV YÜKLEMEK O KADAR TERSTİR. BİR ERKEKTEN NE KADAR ANA SINIFI ÖĞRETMENİ OLABİLİR, HANIMLARLA KIYASLARSAK...?

İngİlİz donanmasındaki kadın askerlerin dörtte biri cinsel tacize uğramış

İngiltere'de kraliyet donanmasında görev yapan kadın askerlerin dörtte birinin, görevleri sırasında en az bir kez cinsel tacize uğradığı açıklandı.
Donanmadaki cinsel tacizin kabul edilemez bir düzeye - demek kabul edılebılır Bır duzeyı de var ...!-ulaştığını açıklayan Savunma Bakanlığı, bundan sonra her vaka için disiplin işlemiyle yetinilmeyip adli işlem yapılacağını duyurdu.İngiltere'de sadece 2002 yılında donanmada görev yapan 2500'e yakın kadın asker gemide ya da üste bulundukları sırada tacize uğradıkları gerekçesiyle şikayette bulundu. 2003 yılında ise donanmada görev yapan kadınların yüzde 22'sinin bu tür şikayetlerde bulunduğu açıklandı. Bu rakam, 2005 yılında yüzde 25'e kadar yükselirken, donanmada görev yapan kadınların üçte biri şikayetlerinin adil biçimde ele alınıp değerlendirilmediğinden de yakındı. Genel olarak İngiliz ordusunda, aynı türdeki şikayetlerin oranının ise yüzde 12 olduğu belirtildi. ( Milliyet : 24.06.2005 ) ya ŞİKAYET edılmeyen, edılemeyenler...!

Kadın daha duygusal olduğu için çocuk eğitimi ve büyütülmesi görevi İslâmr17;da daha çok kadına verilmiştir. Çünkü o duygusaldır. Acıma sevme... yoğunluğu erkekten daha fazladır. Erkek çocuk bakıcısı olamaz. Çünkü erkekte acıma, sevme, şefkat daha az yoğunluktadır. Halbuki çocuğa sevgi, anne sevgisi lazımdır. Erkek evi dışından korur. Evin mali yönden devamını sağlar. Kadın evin içişlerine bakar. Evin ahlaki yönden devamını sağlar. Kadın sadece işte çalışsa daha çok yıpranır ( o nedenle de kadınlar erkelerden daha az çalışır, daha önce emekli olur.) ve ailenin, çocuğun eğitimi ile gereği gibi meşgul olamaz. Aile düzeni bozulur. Aile bozulunca, toplum huzuru, devlet huzuru bozulur ve sosyal çöküntü başlar.

Eşit toplumda çalışan kadın çocuğunu kreşte büyütür ve sevgi yerine aldığı paraya göre muamele gören çocuk büyüyünce psikolojik sorunların içine düşer.

Kadın erkek eşit değildir birbirini tamamlayan iki elmanın yarısı gibidirler.

Her iki cinsinde eksik ve fazlalıkları vardır (kas, yağ, şefkat, merhamet, sert, mizaçlılık...) . Ama her iki cinste insan olmada aklını kullanmada ilimde kul olmada cennet-cehennem yolunda eşittir ve yarış halindedirler.

Kurr17;an da Allah-u Teala erkeği kadından üstün kabul eden bir ayet vardır. Ayeti incelediğimiz zaman üstünlüğün sorumluluk anlamında kullanıldığını yani erkeğin kadından daha fazla sorumluluk sahibi olduğunun ayette bildirildiği anlaşılır.

Mesela müdür ile memur. Müdürde insandır memurda. İkisi de akıllıdır. Memurun aklı daha az veya müdürden aşağıdır diye kimse kabul etmez. Ama müdürün sorumluluğu işi yetki alanı geniş olduğu için memurdan bir üst makamdır. Ona bazı konularda emir verebilir. Ama her ikisi de insan, kul, akıl... yönünden eşit canlılardır.

Kurr17;an da işte sorumluluğu fazla olan erkeği kadına üstün-sorumlu kabul etmiş iş bölümünde erkeğe daha fazla sorumluluk yüklemiş yüklenen sorumluluk oranında onu idareci üstün kabul etmiştir.

Aynı durum Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında da söz konusudur. Bazı konularda kadın erkek eşitsizliği medeni kanunda da bulunmaktadır.

1-) Medeni kanun Roma hukukuna dayanır. Roma hukukunun temelinde eşitler arasında birinci erkektir ilkesi vardır. Birinci eşitsizlik budur.

2-) İkinci eşitsizlik sen evli bir kadınsın evlendirme memuru sana demiştir ki : r0; evin reisi erkektir, kadın onun muavin ve müşaviridir.r1; İkinci eşitsizlikte budur.

3-) Üçüncü eşitsizlik ise sen ticaretle uğraşacağın zaman ticaret odasına kayıt olman için tüccarlığın muteber olabilmesi için kocanın yazılı muafakatı gerekir. Kocan gider bin türlü işle uğraşır kimse muafakatını almaz üçüncü eşitsizlik...

4-) Dördüncü eşitsizlik sen yurt dışına gideceğin zaman kocanın mutlaka yazılı muafakatı gerekir aksi taktirde kocan şikayet ederse gidemezsin. Dördüncü eşitsizlik

5-) Beşinci ve en kötüsü ! Kocanla birlikte borçlanacağın zaman vesayet maka-mının yani sulh mahkemesinin senin akıl baliğ olduğuna yani aklının başında olduğuna dair bir karar vermesi lazım ki kocası ile birlikte borçlandığı zaman muteber olsun. Bu da beşinci eşitsizlik.

Feminizm batı toplumlarında başlamış bir harekettir ve o tür toplumlar için zorunlu bir harekettir. Çünkü Avrupar17;da kadın, insan mıdır ? İncilr17;e dokunabilir mi ? ruhu var mı diye tartışılan, alınıp satılan, akrabaya, misafire peşkeş çekilen, çalışınca ücreti az verilen ... bir canlı olarak görülür.

Böyle toplumlarda kadın tabii ki hak arama yarışına girişip, reaksiyon gösterip, ileri atılacaktır, hakkını arayacaktır.

Fakat İslam toplumlarında kadının ne insan olma yönünün tartışılması, ne Kurr17;anr17;a dokunmaması durumu, ne alıp satılımı- fahişelik - durumu söz konusudur. İslâmr17;da kadın annelik görevini yerine getirdikten sonra doktor, hemşire, avukat, öğretmen, ... olabilir. Hatta bazı kadınların yukarıdaki mesleklere sahip olmaları farzı kifayedir, bir toplumda mutlaka olmalıdır.

Batıda hak arama adalet arama mücadelesi sonunda sınırlarını zorlamış haklı mücadele aşırı uçlara kaymıştır. Eşitlik istekleri sonunda insan olma, kadın gücünü, hissiyatını, duygu sınırlarını zorlar hale gelmiştir. Vucud geliştiren ; kaslı kadınlar, halter kaldıran, boks yapan ... kadınlar (hepsinde de, yaratılış mizaçlarında olmadığı için erkeklerden daha az başarılılar). Batıda erkeklerde de bozulma had safhada da homoseksüellerin evlenmeleri, kültürel giyim tarzı dışında (İskoçlar gibi), erkeklerin etek giymesi... insan cinsi olma sınırlarını zorlayan dinden uzak bu toplumlar ahlaksızlığın had saflarını zorlamaktadırlar.

Günümüz Türkiyesinde - 70 yıl aradan sonra , yani kadına haklarının tanındığı ( .... ) 1934r17;tan , 70 sene sonra yeniden kadın - erkek eşitsizliğini ( 2001 ) önleyecek yeni kanunlar çıkarılmaktadır....kadın hakları adına , kadın haklarının verildiğini iddia edilen kanunlar değiştirilirken. İşin en ilginç yönü ise GÜNÜMÜZ TÜRKİYEr17;SİNDE ARTIK ZİNAr17;NIN BİR SUÇ OLMAKTAN ÇIKARILMASIDIR : Yani günümüzde zina edene medeni ( ... ) kanunlarımız ceza vermez , zinayı suç saymazken , dini nikah yaptıran insanları kanunlarımız suç işlemiş kabul edip , ceza vermektedirler

Gerçek boyutunda görmek için tıklayın.
eski 05.09.2006, 22:35 Ummu Seleme isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #10


Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:24 .