| Super Moderator
Üyelik tarihi: 25.11.2007 Nerden: İzmir - Kahramanmaraş - Ş.Urfa :)
Mesajlar: 3.571
Teşekkür etti: 6.175
Teşekkür aldı: 3.312 konuda 11.784 kere
| Bir Ateistle On Dakika... Zehra Betül Kaçan -Şebnem- “Bir ateiste, İslâmiyet’i on dakikalık anlatma fırsatım olsaydı” şöyle derdim:
Hiç etrafına bakıp düşündün mü?
Her şey ne kadar da güzel; ne kadar nizam ve intizam içinde...
Her gün güneş doğuyor, sabah oluyor; her akşam güneş batıyor, akşam oluyor. Geceleri, ay çıkıyor ve karanlığı bir nebze de olsa aydınlatıyor.
Sonra milyonlarca yıldız beliriyor gökyüzünde...
Ama bütün bu cisimler, gökyüzünde dolaşıp durdukları hâlde birbirlerine aslâ çarpmıyor.
Ve bu düzende hiçbir zaman bozulma veya aksama meydana gelmiyor.
Güneş...
Biraz yaklaşsa yanarız, biraz uzaklaşsa donarız.
Nasıl oluyor da hep aynı intizam içinde ilerleyebiliyor bu devâsâ yıldız?
Sonra bulutlar...
Bir okyanus dolusu su, gökyüzünde dolaşıyor; ama hiçbir zaman hepsi bir kerede boşalıvermiyor.
Düzenli bir şekilde tane tane iniyor yeryüzüne...
Hiç düşündün mü bunları?
Yoksa hep boş boş mu bakarsın?
Ancak ben seni akıl sahibi bir insan olarak görüyorum. Sen bütün bunları düşünüp ibret alacak kadar zekî bir insansın aslında...
Hani sizler bütün bunların kendiliğinden olduğuna inanıyorsunuz ya, ben de inanıyorum ki, eğer hakkıyla düşünseydiniz bütün bu ihtişâmın kendiliğinden olmayacağına kanaat getirirdiniz.
En basitinden bir güle bakıp düşünse insan; o muhteşem çiçeğin mutlaka bir yaratıcısı olması gerektiği kanaatine varır.
Tohumu, yaprakları, kokusu...
Ne güzel bir eser, değil mi?
Bu eserin, bu eserlerin bir müessiri ve yaratıcısı olmalı mutlaka…
Ve o yaratıcı öyle bir yaratıcı olmalı ki, tarif edilemeyecek, idrak olunamayacak kadar mükemmel olmalı; öyle değil mi?
Eşi ve benzerleri olmamalı, hiçbir şeye benzememeli, hiçbir şeye muhtaç olmamalı, öyle değil mi?
İşte o yaratıcı, Allah’tır.
Biz O’nu göremeyiz, fakat O, bizi her an koruyup gözetlemektedir.
Nasıl ki, içimizdeki sevgi hissinin, acı hissinin varlığını bilir ve hisseder, ancak o duyguları göremezsek, aynı şekilde Allah’ın varlığını bilir, hisseder ama O’nu göremeyiz.
Rabbimiz, biz kullarını O’na kulluk edelim diye yaratmıştır ve Rabbimiz öyle büyük bir kudret sahibidir ki, solmuş çiçeği yeniden yeşerttiği gibi, bizi de bu dünyadan göçtükten sonra tekrar diriltecektir.
Bu dünya, bizim için bir imtihan yeridir.
Rabbimiz, bize iki yol sunmuş, akıl ve irade vermiştir.
İstediğimiz yolu seçmek, bizim tercihimize kalmış bir durumdur.
Ancak seçtiğimiz yol karşılığında Rabbimiz bize cennet ve cehennemi hazırlamıştır.
Bu dünya hayatı senin de gördüğün gibi kısacıktır.
Asıl mühim olan, öldükten sonraki hayatımızdır.
Sana yüce kitabımızdan okumak istiyorum bu gerçeği.
Belki onun fesâhat ve belâğatı karşısında gönlün daha çok tatmin olur.
Bakara Sûresi 28. âyette şöyle buyrulur: “Siz cansız iken size can veren Allah’ı nasıl inkâr edersiniz? Sonra sizi öldürecek, tekrar sizi diriltecek ve sonunda O’na döndürüleceksiniz.”
Rahman Sûresi 41-45. âyet-i kerîmelerinde ise şöyle buyrulmaktadır: “Suçlular sîmalarından tanınır; perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetini yalanlayabilirsiniz? İşte bu suçluların yalanladıkları cehennemdir. Onlar cehennemle kaynar su arasında dolaşır dururlar.”
İşte ben seni cehennemden sakındırmak istiyor ve idrâk ötesi güzellikteki cennete davet ediyorum.
Hâlâ tatmin olmadın mı?
Tekrar bak etrafına...
Her şey senin için...
Tavuklar senin için yumurta yapıyor, toprak senin için renk renk meyve ve sebzeler veriyor.
Yağmur senin için yağıyor.
Gece dinlenmen için verilmiş, gündüz çalışman için aydınlık kılınmış.
Bak, yüce kelâmında Rabbimiz nasıl ifade ediyor bunu: “O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra (kendine has bir şekilde) semaya yöneldi; onu yedi kat olarak yaratıp düzenledi. O, her şeyi hakkıyla bilendir.” (el-Bakara, 29)
Ne kadar mükemmel bir sanat değil mi; kelâmı bile...
Ve biliyor musun, Rabbimiz o kadar merhametli ki, bize kendisini anlatması için peygamberler göndermiş.
İşte son peygamber de bizim Peygamberimiz!..
1.400 küsûr yıl önce yaşamış ve hâlâ gönüllerimizde yaşamakta olan sevgili peygamberimiz, Hazret-i Muhammed Mustafâ -sallallâhu aleyhi ve sellem-...
O, bizim «üsve-i hasene»miz, yani «en güzel örneğimiz»dir. Kur’ân’ı nasıl yaşayacağımızı da, O’nun hayatında müşahhas olarak görebiliyoruz.
Sen, bana Allah’ın lütfusun ki, sana İslâm’ı anlatmam için beni sana vesîle kıldı. Ve sana bir müjde daha vermek istiyorum.
Eğer İslâmiyet’i seçerse bir kul, Rabbimiz onun bütün geçmiş günahlarını affediyor.
Ne büyük bir lütuf değil mi?!
Evet seni Hak yola, cennet yoluna dâvet ediyorum.
İnşallah, artık kalbin mutmain olmuştur. Haydi şimdi bir söz söyle ki, gönülden, yeniden başla hayata...
Öyle bir söz söyle ki, ebedî kurtuluş kapısı:
Lâ İlâhe İllâllah Muhammedün Rasûlullah |