| | Super Moderator
Üyelik tarihi: 25.11.2007 Nerden: İzmir - Kahramanmaraş - Ş.Urfa :)
Mesajlar: 3.559
Teşekkür etti: 6.124
Teşekkür aldı: 3.280 konuda 11.665 kere
| Büyü (Sihir) Kevser Atar -Şebnem- -1- "Kim sihirbazlara, arrâfa, kâhinlere gider ve onların sözlerini tasdîk ederse Muhammed'e indirileni inkâr etmiş olur. Kim de -sözlerini tasdîk etmese bile- kâhine giderse, onun da kırk gün namazı kabul edilmez." (Taberânî)
Sihir; Arapça bir kelimedir, Türkçe'deki karşılığı büyüdür.
Büyü, kötü usûllere başvurarak insanın irâdesini elinden almak demektir.
Halk arasında kabul edilen şekliyle ise; birtakım duâlar ve efsûnlarla, yapan ve yaptıran kişilerin niyetlerine göre gerçekleşen, büyücülerin yazdıkları anlaşılmaz yazılar veya çizgilerle yapılan kötülükler ve pek çok konuda iyi ya da kötü niyetli olarak yapılan tılsımlar; insanların istemedikleri şeyi cinlerin etkisiyle yapar hâle gelmeleri ve bu konuda zorlanmalarıdır.
Tanımlardan da anlaşılacağı gibi büyü veya sihir, cinlerle çok yakından alâkalı bir durumdur.
Kâhin ise, gelecekten haber verdiğini iddiâ eden "falcı" demektir. Arrâf da bir bakıma kâhin gibidir.
Ancak Arrâf, çalınmış veya kaybolmuş herhangi bir malın ya da eşyanın yerini haber vermekle mesleğini yürütür.
Müneccim'e gelince; o da olacak hâdiseleri yıldızlara bakarak haber verdiği iddiâsındadır.
* * *
Gelecekte nelerin olacağını merak edip önceden bilme isteği, her dönemde insanların şu veya bu ölçüde ilgilerini çekmiş bir konudur.
Bu durum, çağımızda da özellikle dînî bilgi veya inançları zayıf olan kimseler arasında, değişik isimler altında sürüp gitmektedir.
Basın ve yayın organlarında hergün yayınlanan fallar, bunun en görünür ve yaygın örneğini teşkil etmektedir.
Büyücülüğün kökü, çok eskilere dayanmaktadır.
Öyle ki, Hazret-i İbrahim'in peygamber olarak gönderildiği Bâbil halkının, önceleri ruhlara ve meleklere ibâdet eden, daha sonra da yıldızlara, aya, güneşe ve bunlar adına yapılan putlara tapan kimseler olduğu rivâyet edilmektedir.
Günümüze kadar gelip ulaşan ve özellikle İslâmî bilgisi zayıf olan kişiler arasında yaygınlaşan "yıldız falı"na inanma ve yıldızların gücüne sığınma da onlardan kalmıştır.
Cinleri ve bazı gizli güçleri diledikleri gibi kullanabileceklerine inanan Bâbilliler, bu yönleriyle Mısır medeniyeti üzerinde de çok büyük izler bırakmışlardır.
Hatta Mısırlılar, neredeyse her meselede büyüye başvurur hâle gelmişlerdi.
Rasûl-i Ekrem Efendimiz zamanında yaşayan yahudiler arasında da büyü oldukça yaygındı.
Onlar, Hazret-i Süleyman'ın büyük bir sihirbaz olduğunu, hükümdarlığı sihirle elde ettiğini, ins ü cinne yine büyü ile hükmettiğini söylüyorlardı.
Ancak Kur'ân-ı Kerîm, Hazret-i Süleyman'ın bir peygamber olduğunu bildirince, onlar; "-Muhammed Süleyman-ı peygamber sanıyor, hâlbuki o bir büyücüdür!.." demişlerdi.
Cenâb-ı Hak, onların bu iddiâlarına Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle cevap vermiştir:
"Süleyman'ın mülkü üzerinde olanlar, şeytanların okuduğu (anlattığı) şeylere uydular. Oysa Süleyman (sihir yapmadı ve) kâfir olmadı.
Fakat şeytanlar, insanlara sihri öğretmekle kâfir oldular.
Bâbil (şehrin)deki iki melek olan Hârut ve Mârut'a bildirilen şeyleri öğretiyorlardı. Oysa onlar, «Biz(im bilgimiz, sizin için) sadece bir fitne ve imtihandır.
Sakın (sihir ilmini öğrenerek) kâfir olmayın.» demedikçe kimseye bunu öğretmezlerdi.
O zamanlar (sihir meraklıları ve onu geçim vâsıtası yapanlar), o ikisinden, erkek (koca) ile karısının arasını açacak şeyler öğreniyorlardı.
Hâlbuki onlar Allâh'ın izni olmadan onunla (sihirle) hiç kimseye zarar veremezlerdi.
Zaten onlar, kendilerine fayda verecek şeyleri değil, zarar verecek şeyleri öğreniyorlardı.
Andolsun ki, onlar onu (sihri ve ona ait bilgileri) satın alan (ve onunla çıkar sağlayan) kimse için âhirette bir nasip olmadığını bilirlerdi. Onlar kendi nefislerini, onunla ne kötü bir şeye sattıklarını keşke bilselerdi.. (el-Bakara, 102)
Bu âyet, Hârut ve Mârut kıssasının özünü ve iç yüzünü açıklamaktadır. Müfessirler genel olarak; Hârut ve Mârut'un iki melek olduğunu kabul ederler.
Bu melekler, Hazret-i Süleyman -aleyhisselâm- zamanında ortaya çıkmış, kötülük için kullanmamaları şartıyla imtihan vesilesi olmak üzere insanlara sihir ilmini öğretmişlerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır'ın ifâdelerine göre ise, bu iki meleğin öğrettiği bilgiler bizâtihî sihir değildi; ancak onların verdiği bilgiler sihir yapmaya ve sû-i istîmâl neticesinde küfre düşmeye de açıktı.
Nitekim, söz konusu âyette "o iki meleğe indirilen şey" hakkında açıkça sihir tabiri kullanılmamış, lâkin "şey" ifadesi, müfessirler tarafından sihir olarak yorumlanmıştır.
Sonuç olarak büyü, İslâm'dan önce, özellikle Bâbil ve Mısır medeniyetlerinde oldukça gelişmiş; zamanla Çin ve Hindistan'da rağbet görmüş ve inanç açısından metafizikle ilgili mülâhazalara çok yatkın olan Doğu insanının eliyle iyice yaygınlaşarak Batı ülkelerine kadar ulaşmıştır.
Meleklere ve cinlere inandıkları için fizik ötesine âşinâ olan müslümanlar, o eski medeniyetlerle irtibata geçince büyü ile de tanışmış; tütsü, tılsım ve fala bakma gibi bid'atları onlardan almışlardır.
Nitekim İslâm'dan önceki câhiliye döneminde de kâhinlere gidip onlardan bilgi alma alışkanlığı oldukça yaygındı.
Hatta bir kısım sahâbenin Rasûlullâh'a gelerek kâhinlerin yaptıklarından sormaları, câhiliye devrinden kalma bu alışkanlığın İslâm'ın geldiği devirlerde de azalmakla beraber devam ettiğini gösterir.
Rasûl-ü Ekrem Efendimiz, o insanlara bunun doğru bir şey olmadığını söylemiştir. Ancak onlar: "-Ey Allâh'ın Rasulü!.. Ama onların bize haber verdiği geleceğe âit bazı meseleler söyledikleri gibi çıkıyor!.." dediklerinde ise; Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-: "-Onların bu tür haberleri, (görevli meleğin ilhâm ettiği) gerçeklerdendir.
Onu bir cin, meleklerden kaparak kâhin dostunun kulağına fısıldar.
O kâhinler de bir doğruya yüz yalan karıştırarak (halka) sunarlar!.." buyurmuşlardır. (Buhârî, Müslim)
Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- arada bir doğru çıkan bu bilgilerin, çoğunun yalan olduğunu açıklamakla kalmamış; bu kulak hırsızlığının nasıl cereyan ettiğini de bildirmiştir:
"-«Anan»; denilen buluta kadar inen melekler, geleceğe âit şeyi kendi aralarında konuşurlarken, şeytanlar bu konuşmalardan bazı bilgileri kapıp sür'âtle yerdeki dostları (olan) kâhinlere ulaştırırlar."
Bu durum yaşadığımız teknoloji çağında, bütün gelişmişliğe rağmen ve belki de gelişmişliğin tabiî bir sonucu olarak her haberleşme ağına bir şekilde girilip bilgi sızdırmaya benzemektedir.
Yüce Rabbimiz bu konuda şöyle buyurmuştur: "Biz yakın göğü yıldızların ışıklarıyla donattık ve onu azgın şeytanlardan koruduk.
Artık onlar (semâlara yükselip de) "mele-i a'lâ"yı (yüce topluluğu) dinleyemezler; her taraftan yıldız mermileriyle taşlanırlar, kovulup atılırlar ve onlar için ayrılmaz bir azap vardır.
Şayet (meleklerin konuşmalarından) bir haber kapıp kaçan olursa, onu da (önüne geleni) delip geçen bir parlak yıldız takip eder." (es-Saffat, 6-10)
Âyet-i Kerîme'den bu bilgi sızdırma eyleminin, melekler ve şeytanlar (cinler) arasında yaşandığı anlaşılmaktadır.
Bu âyet-i kerîmeyi dikkate alan İslâm âlimleri, şeytanların gökyüzünden bilgi sızdırma işinin, Hazret-i Muhammed -sallallâhu aleyhi ve sellem-'in peygamber olarak gönderilmesinden sonra bittiğini ve kâhinlerin geleceğe dâir verdikleri bilgiler içinde, artık hiçbir gerçek unsurun bulunmadığını kabul etmişlerdir.
Bu sebeple denilebilir ki; "cinlerin dünyanın herhangi bir yerinde olacak hâdiseleri önceden bilmeleri söz konusu değildir. Onlar sadece olmuş-bitmiş hâdiseleri kâhin veya arrâflara ulaştırabilirler."
Bununla birlikte kâhinler, kendilerine gelen kişilerin içinde bulundukları o zaaf ve ihtiyaç ânından yararlanarak, pek çok şeyi karşısındaki insandan kolayca öğrenmekte veya sıradan bir insan gibi tahminlerde bulunmakta, bazen de sahip oldukları düşünce okuma yeteneği ile gaybten haber verdiklerini iddiâ etmektedirler.
Nitekim bu durum, Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-'in beyân ettiği üzere kâhinlerin haber verdiği bilgilerin çoğunun yalan olduğu gerçeğini ifâde etmektedir.
* * *
Sihir, Ehl-i Sünnet âlimlerine göre bir gerçektir.
Hatta büyünün bazı türlerinin fizîkî dünyaya tesiri de söz konusudur.
Ancak bu tesir, bizzat sihirbazın değil; sâhirin (sihir yapan kişinin) sebepleri yerine getirmesi neticesinde, Allah'ın yarattığı bir tesirdir.
Buhârî ve Müslim'in haber verdiği sahih hadis kaynaklarında, Allah Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem-'e büyü yapıldığından bahsedilir. Rasûl-i Ekrem üzerinde çok kısa süreli etkisini gösteren bu durum, dinin rûhuna dokunmayacak şekilde vukû bulmuş, dünyalık olan bazı şeyleri unutması şeklinde gerçekleşmiştir.
Peygamberimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-, kendisine büyü yapıldığının farkına varınca duâ etmiş ve Cenâb-ı Hak'tan şifâ dilemiştir.
Çok geçmeden Hazret-i Cebrâil ve Mikâil -aleyhimesselâm- gelerek; büyü yapılan eşyanın durumunu ve yerini söylemişlerdir.
Lebib bin Asam tarafından hazırlanan bu büyüde, Allah Rasûlü'nden gizlice temin edilmiş olan bir tarak saç-sakal ile hurma çiçeği kullanılmış ve bu büyü, Zervan kuyusuna saklanmıştır.
Hazret-i Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem- bir kaç sahâbe ile birlikte Zervan kuyusuna gitmiş ve büyüyü kuyudan çıkarttırmıştır.
Bu sırada gelen Cebrail -aleyhisselâm- «Muavvizeteyn (Felâk ve Nâs) sûreleri'ni getirmiş ve her âyet okundukça düğümlerden birinin çözüleceğini bildirmiştir. Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-, Felak ve Nâs Sûrelerini okudukça düğümler çözülmüş ve nihâyet Peygamberimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-; Allâhu Teâlâ'nın izniyle eski sıhhatine kavuşmuştur.
* * *
Büyücülükle uğraşan kişilerin cinlerle görüştükleri ve onlardan yardım aldıkları bilinen bir gerçektir.
Ancak sâhirin (sihir yapan kişinin) cin ile görüşmesi ve ondan yardım alması, İbn-i Haldun'un Mukaddime'sinde belirttiği üzere; şeytana (cine) ve yıldızlara secde, itaat, ibâdet ve tâzim yoluyla gerçekleşir.
Bunlar ise, rahatça görüleceği üzere, imanlı bir kimsenin yapabileceği şeyler değildir.
Bu yüzden sihirle bizzat uğraşmaya başlayan insanların, daha işin başında yapacakları işin mukâbilinde imanlarını tehlikeye atmaları gerekmektedir.
Kaynaklar:
(Elmalılı Hamdi Yazır ve et-Taberî Tefsirleri'nden)
Büyü ve sihir âyetlerinin tefsirleri,
Kütüb-ü Sitte'den ilgili hadisler. | 
26.05.2008, 21:55
| |
mesutizm isimli üye'ye teşekkür eden 8 üye:
| | | Super Moderator (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 25.11.2007 Nerden: İzmir - Kahramanmaraş - Ş.Urfa :)
Mesajlar: 3.559
Teşekkür etti: 6.124
Teşekkür aldı: 3.280 konuda 11.665 kere
| Büyü (Sihir) Kevser Atar -Şebnem- -2- Büyü; hangi dine ve inanca bağlı olursa olsun, temeli ve etkileri yönünden aynıdır.
Dolayısıyla büyünün dini yoktur.
İnsan büyük bir enerji yoğunluğuna sahiptir.
Bu enerji yoğunluğu, insanın bütün vücut ve beyin fonksiyonlarını düzenler.
Bu noktadan ele alırsak, büyü; insanın enerji yoğunluğunu yok etmek veya ritmini bozmak için yapılan negatif bir enerjiyi çeşitli araçlarla (muska ve benzeri bir yolla) insanın üzerine yollayarak, vücuttaki bu enerji akışının düzensiz olarak çalışmasına sebep olan bir araçtır.
Kendisine sihir (büyü) yapılmış olan bir kimsede çeşitli rahatsızlıklar görülür. Böyle bir kimse, genellikle etrafa ve olaylara karşı ters tepkilerde bulunur. Bunun en önemli sebebi, yukarıda belirttiğimiz gibi sihrin beyne hükmetmesidir. O kişi ne yaptığını bilmez veya büyüyü yapan kişi, onu yönetir ya da o şahsın yaratılışına göre büyünün tezahürü görünür.
Mesela bir kimse; fıtraten sinirli ise, kırar-döker, eğer bir ilmî tebliğ faaliyetinde bulunuyorsa, durulur, canı bir şey yapmak istemez.
Yapılan büyünün neticesinde vücutta boğum olan eklem yerleri ağrır.
Kişi, yavaş yavaş ibadette tembellik gösterir, bir müddet sonra da ibadette bulunmayı terk eder.
Bu kişi Kur'ân-ı Kerîm okunan yerde bulunmak istemez; sihri bozan (çözen) âyetler okununca dinleyemez, bağırır veya ağlar.
Çünkü böyle bir durumda onu içten sıkarlar.
Zamanla iştahsızlık, yalnız kalma isteği, günden güne zayıflama, hâlsiz kalma, gözlerde kızarıklık ya da sararma, bakışlarda anlamsızlık ve gariplik olur.
Hasta, sebepsiz yere baş ağrısı çeker, sebepsiz yere ağlar.
Çoğu kez büyü, herhangi bir eve veya odaya da yapılabilir.
Bunun neticesinde kişi evine veya büyünün yapılmış olduğu odaya girdiğinde titrer, sıkıntı duyar ya da huzursuz olur, oradan çıktığında ise bu huzursuzluk ve rahatsızlık ortadan kalkar.
Diğer bir husus da cinin insanlara musallat olmasıdır.
Bu ise bazen dikkatsizlik ve ihmalkârlıktan kaynaklanır.
Böyle durumlara sebebiyet vermemek için kişinin birtakım hususlarda çok dikkatli olması gerekir.
Önemine binâen bunlardan birkaçını şöyle sıralayabiliriz:
-Yüksek yerlerden atlarken, bir yere ağır yük veya eşya koyarken besmele çekmek gerekir ki, aksi hâlde o mekânda bir cin bulunuyorsa, kişi, bilmeden ona eziyet etmiş veya öldürmüş olabilir.
Onlar da intikam almak için o kişiye musallat olabilirler.
-Yine kaynar suyu dışarıya veya lavaboya dökmeden önce besmele çekmek yani bununla onları uyardıktan sonra dökmek gerekir.
Zira ansızın lavaboya dökülen kaynar su, onların yanmasına sebep olabilir.
Onlar da bunu kasıtlı zannederek insana zarar verebilirler.
-Çoğunlukla büyü yapmada kullanılan saç, tırnak ve diş gibi çürümesi mümkün olmayan maddeler ortalığa bırakılmamalı, ya besmele çekerek yakılmalı ya da kimsenin görmeyeceği bir yere gömülmelidir.
Değilse kişiye kötülük etmek isteyen insanlar o kimseye zarar vermek için bunları kullanarak ona büyü yapabilirler.
-Kişinin eşik kenarlarında, merdiven altlarında fazla durmaması; küllüklere basmamaya ve bu gibi yerlerde küçük abdest gidermemeye özen göstermesi gerekir.
-Cinler balık ve kan kokusuna, yumurta kabuklarına sıkça geldikleri için, balık yendikten sonra fazla bir zaman geçmeden bulaşıkları yıkanmalı, yumurta kabukları da iyice kırılarak çöpe atılmalıdır.
Nitekim bilinmektedir ki, "bereketsizlik büyüsü" genellikle yumurta kabukları kullanılarak yapılmaktadır.
-Kişi bilmeden de büyünün oluşmasına sebebiyet verebileceği için zarûrî olmadığı müddetçe kesinlikle düğüm atmamalı ve kilitleri kilitli bırakmamalıdır. Zira bunlar da büyü yapımında sıkça kullanılmaktadır.
-Özellikle evlerde açıkta resim ve heykel bulundurmamalı, bebeklere resimli kıyafetler giydirilmemelidir.
Buna dikkat edilmediğinde bilmeden de olsa meleklerin çocuğun yanında bulunmalarına engel olmuş ve şeytana (cine) davetiye çıkartmış oluruz.
-Eğer kişi herhangi bir kimsenin cinlerden dolayı rahatsız olduğunu biliyorsa veya böyle bir durumdan şüphe ediyorsa, ona, doğrudan Kur'ân ayetlerini okumaktan sakınmalıdır.
Böyle bir durumda rahatsız olan kişiyi ancak ehil olan kimselerin okuması uygundur.
Yapılan bu yanlış hareket, cinin okuyan kimseye de musallat olmasına sebebiyet verebilir.
Bize her konuda örnek olan büyüklerimiz, bu tür davranışların nelere yol açtığını bildikleri için, yapılan her işte "besmele" çekmeyi ve en azından "destur" kelimesini sıkça kullanmayı tavsiye etmişlerdir.
* * *
Allah'a samimî ve gönülden îman eden, zikirle, Kur'ân'la meşgul olan, başta namaz olmak üzere ibâdetlerine, tesettürüne dikkat eden ve abdestli bulunmayı alışkanlık hâline getiren bir kimseye cinnî musallat olmaz.
Ancak bazı cinler, kişinin gaflet ânını yakalamak için tetikte beklerler.
Kişinin bir anlık gafletinden istifade ederek ona musallat olmaya çalışırlar. İnsanlar ise genellikle aşırı hisle yüklü oldukları "çok sevinçli ve çok üzüntülü" zamanlarında gâfil bulunabilirler.
Sihrin en çok tesir ettiği insanlar ise, Allâh'tan gâfil olan kimseler, câhiller, imanı ve takvâsı zayıf olan kimselerle, bedenen âciz durumda olan yaşlı, kadın ve çocuklardır.
Bizler için en büyük "üsve-örnek" olan Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bilinen ve bilinmeyen bütün şerlerden Allah'a sığınmak için:
-Akşam yatmadan önce iki elini açarak birleştirir,
-İhlas, Felâk, Nâs sûrelerini okuyarak ellerinin içine üfler,
-Sonra başından başlayarak ayak ucuna kadar, elinin eriştiği bütün vücudunu üç defa sıvazlar ve bundan sonra yatardı.
Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- kendisine büyü yapıldığını fark ettiği zaman da bu sûreleri (İhlâs, Felâk, Nâs) okuyarak Allâh'a sığınmıştır.
Rivâyet edildiğine göre Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-; bu sûreleri, 11 defa okumuş; her defasında da âdeta bir düğümün çözüldüğünü hissederek rahatlamıştır.
Yukarıdaki hadîs-i şerifte de belirtildiği üzere büyü ve sihirden korunmanın en önemli yolu; İhlâs, Felâk ve Nâs sûrelerini okumaktır.
Bu sûreleri okumanın en fazîletli zamanı sabah kalkınca ve akşam yatmadan önceki zamanlardır.
Bu sûreler; "sabah okunduğunda akşama kadar, akşam okunduğunda sabaha kadar" Allâh'ın izniyle, insanı her türlü şerlerden muhâfaza eder.
Bunlara ilâve olarak "Âyete'l-Kürsî" ve "Haşr sûresinin son 3 ayeti"nin okunması da koruyucudur.
Âyete'l-Kürsî'nin, en az 7 defa okunması tavsiye edilmiştir.
Haşr sûresi; "Eûzu billâhissemiıl alîmi mineşşeytânirracîm"
denilerek başlandığında rivayete göre; "Allâhu Teâlâ o kimse için yetmiş bin melek vazifelendirir ve bu melekler, akşama kadar ona duâ ederler.
Bu kimse o gün ölürse şehid olarak ölür.
Eğer bu duâ akşamleyin okunursa, okuyan yine aynı dereceye ulaşır."
Belirtilen bu sûreleri abdestli ve tesettürlü okumaya dikkat etmek gerekir. Özellikle hanımların hayız günlerinde Kur'ân-ı Kerîm okuyamamaları ve bazı ibadetlerden geri kalmaları sebebiyle hayız günlerine korunma duâlarını okumaları güzel görülmüştür.
Meselâ aşağıda belirtilen duâ, sabah ve akşam üç defa olmak üzere tekrarlanırsa -Allah'ın izniyle- o kimseye hiçbir şey zarar veremez: "Bismillâhillezî lâ yadurru measmihî şey'un fi'l-ardi vela fissemâi ve huvessemiulalîm"
Manası: "Allâh'ın adıyla ki, O'nun adı sayesinde ne semâda, ne yeryüzünde, hiçbir şey zarar veremez.
O her şeyi işiten, her şeyi hakkıyla bilendir."
Bir diğeri ise şudur:
"Eûzu bikelimâtillâhittâmmeti min ğadabihî ve ıkâbihi ve şerri ibâdihî ve min hemezâtüşşeyâtîni ve en yahdurûni"
Manası: "Allah'ın gadabından, ikabından, kullarının şerrinden, şeytanların hücumlarından ve yanıma yaklaşmasından; Cenâb-ı Hakk'ın her biri noksansız ve tam bulunan kelimelerine sığınırım."
Kadının hayızlı ve lohusa zamanlarında korunma duâlarını okumakla beraber bilhassa tesettürlü ve abdestli olmaya da dikkat etmesi gerekir.
Korunmak için muska da takılabilir.
Ama bunun da dikkat edilmesi gereken birtakım şartları vardır:
-Her şeyden önce muska taşıyan kişi, kendisini koruyanın muska değil de Allâh olduğu şuuru içinde olmalıdır.
Zira hayır-şer, bütün işler, Allâh'ın kudret elindedir.
Onun irâdesine ters bir şey olmayacağı gibi, onun izni olmadan da kimse kimseye iyilik veya kötülük yapamaz.
Zira bu dünya hayatında her şeyi bir sebeple yaratmak, âdeti (sünnetullâh) olan Allâh Teâlâ, dilediğinde sebepleri ortadan kaldırmaya da muktedirdir.
Bu yüzden insanın öncelikle her şeye gücü yeten Allâh Teâlâ'ya sığınması şarttır.
-Muska, herhangi bir kıyafetin üzerine iğnelemek yerine tene dokunacak bir yere konulmalı ve Arapça olmalıdır.
İçinde Kur'ân âyetleri dışında bir şahıs duâsı bulunmamalıdır.
-İçinde ne olduğu/ne yazdığı bilinmeyen muskayı takmak câiz değildir.
Çünkü bazen kâfir cin ve şeytanlardan medet ummak için "küfür" mânâsını ihtivâ eden cümle veya ifâdeler yer alabildiği gibi, mânâsız bitakım sembol ve işâretler de bulunabilir.
-Muskayı yazan kişinin de takvâ sahibi olmasına dikkat edilmelidir.
* * *
Büyü hakkında ilk yazımızdan beri söylediklerimizi hulâsa etmek gerekirse, bir mü'minin, bilerek falcıya, kâhine, arrâfa gitmesi, onları dinleyip inanması, tasdik etmesi dinimizce yasaklanmış fiillerdir.
Çünkü bu kimseler, geleceğe ait bilgileri haber verdiklerini iddia etmektedirler. Oysa gaybı bilmek, sadece Allâh'a mahsustur (En'âm 59).
Öyleyse gaybı bilme iddiası, Kur'ân'la mübâreze (çarpışma) gibi ciddî bir mânâ taşımaktadır ki, bu da hiçbir sûrette bir mü'minin îmanı ile bağdaşmaz ve mü'minlik edebine uymaz.
* * *
Hadislerde sihir yapmak, yedi büyük günah arasında sayılmıştır.
Çünkü sihirde de Allâh Teâlâ'nın irade ve gücü üstünde işler başarabilme, kadere meydan okuma iddiası ve kulun iradesini yok etme çabası vardır.
Bu yüzden İslâm, büyü yapma ve yaptırmayı yasaklamış ve onu hadîs-i şerîf gereğince büyük günahlar arasına almıştır.
Ebû Hanîfe hazretlerinin de içinde bulunduğu pek çok İslam âlimi; büyünün küfrü gerektiren cinsten olması hâlinde, yapanın kâfir olacağını söylemişlerdir. Bununla birlikte insanlara kötülük yapmak maksadıyla sihri öğrenmek, öğretmek ve bundan menfaat temin etmek de haram kılınmıştır.
Büyülenen kimsedeki büyüyü çözmek, onu sihirden kurtarmak için müdâhalede bulunmak, tartışılmış bir konu olsa da, cumhur (âlimlerin çoğu) buna 'câizdir' demiştir.
* * *
Günlük hayatımızda temizlik, duâ ve ibadetlerimize dikkat ederek Allâh'a sığınır ve O'nun emrettiği gibi kendisine yakın olursak, O'nun himayesine girmiş olur; her türlü kötülükten, büyüden ve büyüyü yapabilecek büyücülerden, ins ve cinnin şerlilerinden korunmuş oluruz, inşâallâh. | 
26.05.2008, 22:08
| |
mesutizm isimli üye'ye teşekkür eden 7 üye:
| | | Yolcunun Şehri Kayıp :)
Üyelik tarihi: 24.01.2008 Nerden: İzmir
Mesajlar: 4.721
Teşekkür etti: 16.297
Teşekkür aldı: 3.797 konuda 10.426 kere
|
Büyü ve İslam'daki hükmü
Şimdiye kadarki gözlemlerden anlaşıldığına göre büyü, özellikle ip, saç, tırnak, elbiseler vs.den yararlanılarak yapılır. Büyüde en önemli faktör, büyü yapanın kalbini bağlaması, yapacağı işin tesir edeceğine inanması ve şeytandan yardım dilemesi ve nefes olayıdır.
Büyü yapmak haramdır ve günah bakımından bu işi yapanla, sebep olan arasında çok fazla bir fark yoktur. Büyücünün kazancı da, büyücüye verilen para da haramdır!
İslam dinine göre büyü yapmak haramdır. Kur’anı Kerim’deki hükümlerden büyü öğretmenin, öğrenmenin ve yapmanın, şirk ve küfür olduğunu anlamaktayız.
Allah Resulü a.s.m, yedi büyük günah arasında büyü yapmayı da saymış, büyü yapanın Allah’a şirk koşmuş olacağını bildirmiştir. Bir kişi, büyücülerin her şeyi yapabileceğine inanırsa, Allah'a şirk koştuğundan kâfir olur. Büyü nedir?
Kur’anı Kerim’de büyü ile ilgili olarak en geniş bilgi Bakara Suresi’nin 102. ayetinde verilmektedir.
Bu ayette Cenab-ı Hakk, şöyle buyurmaktadır:
"Süleyman'ın hükümranlığı hakkında onlar, şeytanların uydurup söylediklerine tabi oldular. Hâlbuki Süleyman asla kâfir olmadı. Fakat o şeytanlar kâfir oldular. Çünkü insanlara sihri ve Babil'de Harut ile Marut isimli iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Hâlbuki o iki melek : ‘Biz ancak bir imtihan için gönderildik, sakın büyü yapmaya cevaz verip de kâfir olma’ demedikçe bir kimseye öğretmezlerdi. İşte bunlardan kişi ile karısını ayıracak şeyler öğreniyorlardı, fakat Allah'ın izni olmadan bununla hiç kimseye zarar verebilir durumda değillerdi. Onlar, kendilerine zarar verecek, faydası dokunmayacak bir şey öğreniyorlardı. Andolsun ki, onu her kim satın alırsa, ahirette onun bir nasibi olmadığını gayet iyi biliyorlardı. Fakat karşılığında canlarını sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bunu bilselerdi!"
Yukardaki ayetten, büyü öğretmenin, öğrenmenin ve yapmanın, şirk ve küfür olduğunu anlamaktayız. Yüce Allah’ın buyruğuyla Babil toplumuna indirilen Harut ve Marut adlı iki melek, halkı aydınlatarak şirk ve küfürden, sihirbaz kâfirlerin şerrinden korumak, tevhidi hâkim kılmak amacıyla, istismar yoluyla büyünün de kendisine dayanılarak yapıldığı “bilgi”yi öğretmişlerdi. Bilgi haram değil, ancak bunun istismar edilmesi, şirk ve küfre alet edilmesi haramdır.
Daha sonraları şeytanlar/Yahudiler, sırf kendi uydurmaları olan sihri/büyüyü ve Babil'de Harut ve Marut adlı iki meleğe indirileni, insanlara ve o zamanki İsrailoğulları'na saptırmak maksadıyla öğretiyorlardı. Fakat kaydettiğimiz gibi o iki meleğe indirilen şey, aslında bir sihir değil, fakat fesat ehlinin elinde küfre vesile olabilecek bir bilgi iken, şeytanlar bunu yalnızca sihir yapmak için öğretmişlerdir. Halbuki Harut ile Marut bunu öğretecekleri zaman "Biz bir fitneyiz, bu öğreteceğimiz şeyler fitneye müsaittir, kötüye kullanılması da küfürdür. Sakın sen bunu sihir yapmada kullanıp da küfre girme!" demedikçe ve bu yolda nasihat etmedikçe kimseye bir şey öğretmemişlerdi.
Dini örfte sihir, sebebi gizli olmakla, gerçeğin zıddına tahayyül olunan, gözbağcılık, yaldızcılık, şarlatanlık, yaldızcılık, hilekârlık tarzında cereyan eden bir şey demektir. Mahiyetinde esrarengiz gizli sebep ve incelik; dış görünüşünde cazibe, hile ve kötü niyet vardır. Bizzat ilahi irade ile meydana gelen olaylardan değildir. Ortaya konulabilmesi için teşebbüs edilmesi gerekli özel bir sebebi vardır.
Sihir/büyü, İslam'ın kesin olarak yasaklayıp reddettiği bir inanç ve işlem olup tabiat kuvvetleriyle insanlara bir takım etkilerin yapıldığı söylenen ilkel bir anlayış ve olgudur.
Sihrin temeli, imansızlık, ahlâksızlık ve aldatmaktır. Sihirbazlar, çeşitli ilimlerden, edebiyattan, felsefeden, teknolojiden, hatta tabiattaki garip ve acaib yaratılışlardan sû-i istimaller ve istismarlar yaparak yararlanmasını bilirler.
Not : Büyünün mahiyetini anlayabilmek için öncelikle cinlerin özelliklerinin bilinmesi gerekmektedir. Çünkü, büyü yaptığını iddia eden insanlar bu işte cinleri kullandıklarını ileri sürmektedirler. (Konu hakkında sitemizeki "Cinlerin Gerçek Özellikleri! İnsanlar ile evlenebilirler mi? İnsanın damarlarına girerek, onları hasta edebilirler mi?" başlıklı makaleye bakınız) Büyünün tarihçesi ve İslam’da büyünün hükmü
Büyü ve büyücülüğün tarihi, insanlık tarihini kadar eskidir ve Keldanîler zamanına kadar uzanır. Babil’de yani bugünkü Irak’ta yaşayan Keldanîler, astronomi ve astrolojide çok ileri gitmişlerdi. Keldanîler'de, büyü, her yere dağılmış olan perilerin tabiat olaylarını meydana getirdikleri inancına dayanıyordu.
Sihir ve sihirbazlar tarihinin ikinci bölümünü de, Mısır’da Firavun’un sihirbazlarıyla Hz. Musa arasında geçen olaylar meydana getirmektedir. Kur’anı Kerim’de haber verildiği üzere (Araf, 7-116; Tâhâ, 20-66) Mısır sihirbazları da halka karşı esrarengiz bir şekilde gözbağcılık yaparlar, hayali şeyleri gerçekmiş gibi gösterirlerdi.
Yahudilik'te ise büyü, çok revaçtaydı. Her türlü harikalar, şöhret bulmuş itikatların bütünü Yahudilik'te mevcuttu. Büyü Yahudiler arasında yayıldığı gibi hiçbir millet arasında yayılmadı.
İslam dinine göre büyü yapmak haramdır. Allah Resulü, yedi büyük günah arasında büyü yapmayı da saymış, büyü yapanın Allah’a şirk koşmuş olacağını bildirmiştir. Yine, büyüye inanan ve doğruluğunu tasdik eden kimselerin Cennet’e giremeyeceğini haber vermiştir.
Büyünün İslamî hükmü şöyle verilmiştir: Eğer yapılan büyü, küfrü gerektiriyorsa, bunu yapanın küfre gireceği açıktır. Yine yapılan sihirde imanın şartlarından birini inkâr etmek varsa, o büyü küfrü gerektirir. Mesela birisi, büyücülerin her şeyi yapabileceğine inanırsa, Allah'a şirk koştuğundan kâfir olur.
Kur'an-ı Kerim, bize büyücülerin şerrinden Allah'a sığınmamızı öğretmiş ve bu konuda şöyle buyurmuştur: "Düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden Allah'a sığınırım de" (Felak Suresi 4). Hz. Musa ve sihirbazlar hakkında nazil olmuş olan bir âyet de şöyledir: "Sağ elindekini at da, onların yaptıklarını yutsun. Yaptıkları, sadece bir büyücü hilesidir. Büyücü ise, nereye varsa (ne yapsa) iflah olmaz." (Taha suresi :69) Büyü yapanlar bunu nasıl yapmaktadır?
Sihir/Büyü, etkilemek, tesir altına almak anlamına gelir. Gönüllere ve bedenlere tesir etmek, insanı hasta yapmak, karı ile kocanın arasını açmak amacıyla ortaya konulan bazı düzenlere sihir veya büyü denilmiştir. Sihir ya da büyünün şerrinden Yüce Rabbimize sığınılması emredilmiştir. Büyü, yapılışında ilmi bir hakikate dayanıyorsa tesiri vardır, yoksa asılsız bir hurafeden ibarettir
Şimdiye kadarki gözlemlerden anlaşıldığına göre büyü, özellikle ip, saç, tırnak, elbiseler vs.den yararlanılarak yapılır. Büyüde en önemli faktör, büyü yapanın kalbini bağlaması, yapacağı işin tesir edeceğine inanması ve şeytandan yardım dilemesi ve nefes olayıdır. Nefes etme üflemektir ki, tükürüklü veya tükürüksüz olabilmektedir. Büyü yaparken kutsal kitaplardan birtakım bölümler okunmakta, üflenmektedir. Büyücüler, yapılacak büyüye göre günün ve ayın farklı zamanlarını seçmektedirler. Ancak şunu unutmamalıdır ki, gerçek bir Müslüman böyle şeylerden medet ummaz ve bu tür şeylerle meşgul olmaz. Büyü yapmak haramdır ve günah bakımından bu işi yapanla, sebep olan arasında çok fazla bir fark yoktur. Büyücünün kazancı da, büyücüye verilen para da haramdır.
Sihrin tesiri
Büyünün tesiri konusunda Elmalı Tefsiri’nde şu bilgiler verilmektedir:
Sihrin en büyük tesiri ruhlar üzerindedir; sihri yapanlar fikirleri bozar, kalbleri çeler, ahlâkı perişan eder, toplumların altını üstüne getirir.
Sihir yapanlar, Allah'ın izni olmadıkça kimseye bir zarar veremez. Çünkü gerçek tesir, ne sihirde, ne sihirbazda, ne tabiatta, ne ruhta, ne yerde, ne gökte, ne şeytanda, ne melektedir. Hakiki müessir ancak ve ancak Allah'dır. Fayda ve zarar denilen şey de ancak O'nun izni ile meydana gelir. O halde her şeyden önce insan Allah'dan korkmalı ve Allah'a sığınmalıdır ve bunlara karşı koymak için de Allah'ın kitabına sarılmalıdır.
Sihrin asıl zararı, başkalarından çok yapanlaradır. Bu kimseler ömürlerini nasıl çirkin şeylerle geçirdiklerini bilmezler. Medeniyet, fikirleri celbetmek için sihir kullanıyor
Bediüzzaman, Kur’an-ı Kerim’e karşı muarazada aciz kalan şimdiki medeniyetin Kur’an’a karşı sihirleriyle muaraza ettiklerini belirtiyor:
“Şahıslar, cemaatler muârazasından âciz kaldıkları Kur’ân’a karşı, bütün nev-i beşerin ve belki cinnîlerin de netice-i efkârları olan medeniyet-i hazıra (şimdiki medeniyet), Kur’ân’a karşı muâraza vaziyetini almıştır; i’câz-ı Kur’ân’a karşı, sihirleriyle muâraza ediyor.”
Ancak, Hz. Mûsâ’nın (a.s.) asası sihirbazların sihirlerini yuttuğu gibi, Kur’ân’ın i’câzı da o sihirleri yutup o sihirbazları mağlup ediyor. Risale-i Nur’da ispat ettiği gerçeklerden anlıyoruz ki, şu medeniyet:
• Kur’ân’ın i’câz ve galebesine karşı mağluptur.
• Kur’ân’a karşı hakikat noktasında mağluptur.
• Kur’ân’ın, sosyal hayata ait prensiplerine karşı mağluptur.
• Şu medeniyetin hikmeti, felsefesi ve edebiyatı âcize; Kur’ân’ın hikmeti, hükümleri ve belâğati mu’cizedir…
(Bk. Sözler: 25. Söz’ün Üçüncü Şua’ı’nın ikinci cilvesi, s. 546-552.) -Ali Osman Ateş
__________________ .°•. °•. °•. °•. ««BeNi kayBetmeYi Ba$aRaNı,
kaZanMak için asLa uĞra$mAm»» ѕυѕкυηℓυкℓαяα нüкüм gιу∂ιк...
.•° .•° .•° .•°. ŞampiyonLuk YoLunda Omuz Omuza;
Güç VeRiR Size O KutsaL FoRma!
GeRiye Düşsende,Sakın YıkıLma! And İçtik Bu sene de İki Kupaya!
OnLaRa İnanıyoRuz ve GüveniyoRuz! UltrAslan | 
12.06.2008, 16:07
| |
ŞüHeDa isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
| | | Yolcunun Şehri Kayıp :)
Üyelik tarihi: 24.01.2008 Nerden: İzmir
Mesajlar: 4.721
Teşekkür etti: 16.297
Teşekkür aldı: 3.797 konuda 10.426 kere
|
Büyüden ve Cinlerden Muhafaza Olunmak İçin, Neler Yapmalıyız? Bir Kimseye Büyü yapıldığını Nasıl Anlayabiliriz? Cinlerin etkisinden kurtulmak için ne yapmalıyız?
Büyüden korunmanın en güzel yolu Allah’a sığınma, şeytan ve şeytanlaşmış insanların şerrinden Allah’ın himayesine girmektir.
Rabbimiz bu konuda şöyle buyuruyor: “De ki: Ey Rabbim, şeytanların kışkırtmalarından sana sığınıyorum. Ey Rabbim, onların yanımda olmalarından sana sığınıyorum.” Büyü ve sihirden korunmanın en güzel yolu İhlas, Felak ve Nas surelerini okumaktır. Resulullah Efendimiz (s.a.v.) kendisine büyü yapıldığında bu sureleri okuyarak Allah’a sığınmıştır.
Büyü, günlük hayatta karşılaşılabilen ve insanın üzerinde olumsuz etkileri olan ruhsal bir hastalık çeşididir. Büyünün sözlük anlamı, cin gibi manevî varlıklar aracılığıyla insan veya başka varlıklar üzerinde etki meydana getirme işidir. Bir kimseye büyü yapıldığı nasıl anlaşılır?
Kur’an-ı Kerim’de sihir kelimesiyle ifade edilen büyü, insanın enerji yoğunluğunu yok etmek veya düzenini bozmak için yapılır. Kendisine büyü yapılan kimse rahatsızlanır, etrafına ve cereyan eden olaylara karşı tepki gösterir. Büyünün beyne yaptığı tesir sebebiyle o kişi ne yaptığını bilemez hale gelir.
Yapılan büyünün sonucu olarak vücudun eklem yerlerinde ağrılar başlar. Ruhanî ve manevî hayatında değişiklikler olur. İbadete karşı ilgisizlik gösterir. İbadetini terk ettiği gibi ibadet yerlerinden kaçar. Kur’an okunan yerlerde durmaz, sıkılır, bağırır veya ağlar. Büyünün yapıldığı eve veya odaya girmek istemez. Girdiği takdirde titrer ve sıkıntı duyar. Huzur bulamayınca oradan çıkar ve ancak o zaman rahatlar.
Büyü olarak nitelenen bu manevî hastalık o kadar tesir icra eder ki insan tamamen huy değiştirmiş gibi olur.
Sihir eskiden beri bilinir. Bilhassa Mısır’dan beri İsrailoğulları arasında çok yaygındır. Bakara Suresi’nin 102. ayetinde Yahudilerin şeytanlardan öğrendikleri sihir ile karı kocanın arasını ayıracak kadar bilgi edindikleri belirtilmektedir.
Elmalılı Hamdi Yazır, bu ayetin tefsirinde şunları söylemektedir: “Bunlar bu yolla karı ile kocanın arasını bile ayırabilecek fesatlar çeviriyorlar. Bu tesiri meydana getiren sihirlerle cemiyet içerisinde ne büyük fitneler çıkarılabilineceğini artık siz kıyas ediniz. Karı ile kocanın arasını ayıranlar, bu kadar kuvvetli sevgi bağını kıranlar topluma neler yapmazlar ki? Komşular ve hemşeriler arasında fitneler çıkarıp halkı birbirine düşürmezler mi? Ayet bize gösteriyor ki sihrin en büyük tesiri ruhlar üzerindedir. Fikirleri bozar, kalpleri çeler, ahlakı perişan eder, toplumların altını üstüne getirir. Şu halde sihrin aslı yoktur diye aldanmamalıdır.” (1) Büyüden ve Cinlerden Nasıl Korunabiliriz?
Büyü ve büyücülerden korunmanın en iyi yolu onlara hiç bulaşmamaktır.
Cinlerin zulmüne uğramamak, onların zararlarından korunmak için;
uygunsuz yerlerde abdest bozmamak, küllük ve kemik üzerine pislememek, bevletmemek gerekir. Halk arasında “tekin olmayan yerler” diye tabir edilen cinlerin bol bulunduğu mahallerden sakınmak en doğru davranıştır.
Büyü ve büyücülerin şerrinden korunmak için daima abdestli bulunmak, elbisenin, meskenin, tırnakların ve bedenin temiz olması da güzel bir tedbirdir.
Cinlerin etkisinden kurtulmak için şunlar tavsiye edilir:
1. Mu’minun Suresi’nin 97 ve 98. ayetleri 41 kere okunur. Günde yüz defa “La havle vela kuvvete illa billahi’l-aliyyi’l-azim” (Allah’ın güç ve kuvvetinden başka hiçbir şeyin güç ve kuvveti yoktur) denir. Buna bir hafta boyunca devam edilir. Genellikle abdestli bulunmak ve Allah’ı zikretmek fayda sağlar.
2. 41 Ayete’l-Kürsi, 3 İhlas Suresi, 11 Felak Suresi, 11 Nas Suresi, 7 Fatiha Suresi okuyarak hastanın yüzüne üflenir.
3. Cinlerin zulmune uğramamak için şu dua okunabilir: “Bismillahirrahmanirrahim. Bismillahi’l–mahzune’l-meknun. Ve bicelali vechihi’l-kerim. Ve bi’l–keffi’l–bürhane’l-azim. Ve la havle vela kuvvete illa billahi’l–aliyyi’l-azim. Ve sallallahu ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellem.” (Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Gizli ve saklı olan her şeyin sahibi olan Allah’ın adıyla. Sonsuz yücelik ve şeref sahibi Allah’ın celali ve haşmeti adına. …..Allah’ın güç ve kuvvetinden başka hiçbir şeyin güç ve kuvveti yoktur. Efendimiz Muhammed’e, onun âl ve ashabına salât ve selâm olsun.)
4. Cinlerden korunmak için Kadı Burhaneddin Şebli, Ahkamü’l-Mercan adlı eserinde şunları tavsiye etmiştir:
- Euzü besmele ile Fatiha Suresi’ni okumak.
- Euzü besmele ile Muavezeteyn Surelerini okumak.
- Bakara Suresi’ni okumak.
- Ayete’l-Kürsi’yi okumak.
- Bakara Suresi’nin son iki ayetini okumak.
- Mu’minun Suresi’nin başından üç ayeti ve Ayete’l-Kürsi’yi okumak
- “La ilahe illallahü vahdehu la şerike leh. Lehü’l-mülkü velehü’l-hamdü ve hüve ala külli şeyin kadir” (Allah’tan başka ilah yoktur. O tekdir ve ortağı yoktur. Bütün mülk O’nundur. Hamd sadece O’na aittir. O’nun gücü, kudreti her şeye yeter.) demek.
- Çok defa “Allah” demek.
- Sürekli abdestli bulunmak.
- Harama bakmaktan, çok konuşmak, çok yemek ve kalabalıklardan sakınmak.
5. İmamı Rabbanî, cinlerden korunmanın bir başka yolunu Kelime-i Temcid olarak bilinen "La havle vela kuvvete illa billah" (Güç ve kuvvet ancak Allah’ındır) sözünü okumak olarak göstermiştir.
6. Ayrıca dilimizi duaya alıştırarak her sabah ve akşam üçer defa şu duaları okumak da her türlü kötülüklerden korunmaya vesile olur: “Bismillahillezi la yedurru meaismihi şey’ün fi’l-ardı vela fi’s-semai ve hüve’s-semiu’l-alim.” “Euzü bi kelimatillahi’t-tâmmati min şerri ma halaka.” (Yerde ve gökte İsminin anıldığında hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın adıyla. Şüphesiz ki O her şeyi işitir ve bilir.) Kur’an ve Sünnet’te uygulama
Peygamber Efendimize de (s.a.v.) büyü yapılmıştır. Efendimize büyü yapıldığını Allah (c.c.) beyan ederek şöyle buyurdu: “Düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden Allah’a sığınırım, de.” (2)
Hz. Aişe der ki: “Peygamber sihirlenmiş olan düğümlerden hangisinin üzerine bu ayeti okusa o düğümler kendi kendine çözülüyordu.” (3)
Büyünün zarar verdiği insanda ve varlıklarda olumsuzluklar meydana getirdiği bir gerçektir. Yapılan büyünün tesirleri çoğu zaman görülmektedir. Ama her yapılan büyü etki etmediği gibi bazen büyünün tesiri zıt yöne de kayabilir. Aksi tesir yapar. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de “Bunları yapanlar Allah’ın izni olmadıkça kimseye bir zarar veremezler” buyurulmaktadır. (4)
“Çünkü gerçek tesir ne sihirde ne sihirbazda ne tabiatta ne şeytanda ne melektedir. Hakiki müessir ancak ve ancak Allah’tır. Fayda ve zarar denen şey de ancak O’nun izni ile meydana gelir. O halde her şeyden önce Allah’tan korkmalı ve Allah’a sığınmalıdır. Ve bunlara karşı koymak için de Allah’ın kitabına sarılmalıdır.” (5)
Büyüden korunmanın en güzel yolu Allah’a sığınmaktır. Şeytan ve şeytanlaşmışların şerrinden Allah’ın himayesine girmektir. Rabbimiz bu konuda şöyle buyuruyor: “De ki: Ey Rabbim, şeytanların kışkırtmalarından sana sığınıyorum. Ey Rabbim, onların yanımda olmalarından sana sığınıyorum.” (6)
Kur’an’ın son sureleri olan Muavezeteyn (sığındırıcı) ismiyle bilinen Felak ve Nas surelerini okuyarak Allah’tan himaye istenir.
“De ki: Yarattığın şeylerin şerrinden, karanlık çöktüğünde gecenin şerrinden, düğümlere üfürüp büyü yapanların şerrinden, sabahın Rabbine sığınırım.”
“De ki: Cinden olsun insandan olsun, insanların kalplerine şüphe ve tareddüt sokan vesveseci ve sinsi (şeytanın ve insanın) şerrinden, insanların Rabbine, insanların Melikine, insanların ilahına sığınırım.” (7) Büyü, manevî bir dert olduğundan tedavisi de manevî olur.
Resulullah Efendimiz (s.a.v.) kendisine büyü yapıldığında bu sureleri okuyarak Allah’a sığınmıştır.
Büyü ve sihirden korunmanın en güzel yolu İhlas, Felak ve Nas surelerini okumaktır. Bu sureler sabah kalkınca akşam da yatarken okunmalıdır. Bunlara ilave olarak Ayete’l-Kürsi ve Haşir Suresi’nin son üç ayetinin okunması da koruyucudur.
Hz. Aişe (r.a.) Resul-i Ekrem Efendimizin (s.a.v) durumunu şöyle anlatır:
“Peygamber, bütün şerlerden sığınmak için akşam yatmadan önce iki elini açarak birleştirir, İhlas, Felak, Nas surelerini okuyarak ellerinin içine üfler, sonra başından başlayarak ayak ucuna kadar elinin eriştiği bütün vücudunu üç defa sıvazlar ve bundan sonra yatardı.” (8) Kaynakça:
1. Hak Dini Kur’an Dili, 1-372
2. Felak Suresi, 4
3. Mukaddime, İbni Haldun, 3-6
4. Bakara Suresi, 102
5. Hak Dini Kur’an Dili, 1-373
6. Mu’minun Suresi, 97-98
7. Felak ve Nas Sureleri
8. Hâzin Tefsiri, 4-341
Moral Dünyası Dergisi
__________________ .°•. °•. °•. °•. ««BeNi kayBetmeYi Ba$aRaNı,
kaZanMak için asLa uĞra$mAm»» ѕυѕкυηℓυкℓαяα нüкüм gιу∂ιк...
.•° .•° .•° .•°. ŞampiyonLuk YoLunda Omuz Omuza;
Güç VeRiR Size O KutsaL FoRma!
GeRiye Düşsende,Sakın YıkıLma! And İçtik Bu sene de İki Kupaya!
OnLaRa İnanıyoRuz ve GüveniyoRuz! UltrAslan | 
22.06.2008, 10:59
| |
ŞüHeDa isimli üye'ye teşekkür edenler
| | Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:36 .
Powered by: vBulletin Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0 Bazaar Desings |