Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 18 (2 Kayıtlı ve 16 Misafir) bulunmaktadır.
Daha evvelki kısmından hatırladığım bir yazı vardı bu sitede.. "Üsküdar benim diyen deli" yi anlatıyordu..
Halen varsa şimdi bana yerini deyiverseniz.. Yoksa da ekleyen kardeşim bir daha eklese..
Üsküdar’da Kız kulesinin hemen karşısında banklardan birine oturmuş duruyordum. Üç aydır bir boşlukta gibiydim, hiçbir şeyden tat alamıyor, bir şeyler arıyordum. Bunların her biri ayrı ayrı soru işaretleri olarak aklımda duruyordu ve niyetim sadece cevap bulabilmekti...
Aklımdaki sorularla boğuşurken kalabalık arasından biri dikkatimi çekti. Gözlerim üzerine dikildi. Bir şey vardı onda ve beni kendine çekiyordu. Yanaşmasını bekledim daha iyi inceleyebilmek için. Diğer insanların ondan çekinir gibi bir hali vardı.
Hayır hayır öyle bir halleri kesin vardı.
Kimisi yüzünü buruşturup geçiyordu yanından kimi de yanındakine bir şeyler fısıldıyordu yüzlerindeki değersiz bulur ifadeyle. Yakınıma geldiğinde boyunu posunu rahatlıkla görebiliyordum artık. Saçları ve sakalları uzamış, söylenenlerden zerre etki görmemiş gözleri yorgun bakıyordu. Gömleğinin bir kolu yarıya kadar kesik, pantolonun paçaları kısalmış bir tarafında da büyük bir yama vardı. Diyecek söz bulamaz insan o garip hale. Yine de yürekten nazar edildiğinde, zahirindeki pejmürdelik batınındaki aydınlığı gölgeleyecek kadar etkili değildi.
İşte o vakit anlamaya başlamıştım bazı gerçekleri. Aklımdan geçenleri okumuş gibi, karşımda durup, bana ilk dersini verdi sözleri ile “gerçeklik çok zor saklanıyor”dedi. Anlayamadım ama sözler banaydı bunu sezebiliyordum. Daha sonra söylediklerini unutmuş gibi yoluna devam etti. Dilinde Mevlana Celaleddin Rumî Hazretlerinden şu sözleri;
Şehvetin adını aşk koymuşlar
Eğer şehvet aşk olsaydı
Eşekler aşkın şahı olurdu.
Üniversitede okurken dikkatimi çekmişti bu sözler ama çoğu kimsenin özen gösterip üzerine düşmediği sözlerdi onlar. Ama benim aklımda derin bir yer etmişti işte. Her işte bir hayır vardır şimdi çıkmıştı olayın hayır olan kısmı. Çünkü o halde olan birinin Mevlana Hazretlerinin ufak ama anlamlı mesajlarından birini veren sözleri ile ne işi olabilirdi. Arkasından koştum, bir anlık durgunluktan sonra koşabilmiştim ancak. “Dur” diye seslendim ama beni duymuyordu. Yanına yanaşıp “merhaba amca” dedim yorgun gözlerini gözlerime çevirdi “ne var” dedi, güldüm ve “biraz konuşmak istiyorum” dedim. Kaşlarını çattı “divane bir deli ile konuşacak neyin var” dedi. Şaşırdım ama gayri ihtiyari ağzımdan “bazı sorularım var, gerçeğin tarifini almak için” dedim. Kırmadı beni bir yere çömelip konuşmaya başladık;
- Biraz önce, gerçeklik çok zor saklanıyor, dediniz. Nedir ki gerçek ve nasıl gizlenir?
- Hakikat tektir evladım, sen hala neden bahsediyorsun?!
- Peki nasıl isterseniz. Boşluktayım gerçekler konusunda hiçbir şey bilmediğimi fark ettim
- Bunu fark etmek de güzel benden ne istiyorsun
- Gerçeği bulmak, bana yardım edin
- Ben değil Allah yardımcın olsun
- Lütfen beni geri çevirmeyin
- Gerçekten de bu deliden medet mi umuyorsun
- Evet
Bir süre bekledi ve;
-Peki, Buralar benim biliyor musun?
- Nasıl yani!
- Üsküdar, benim hepsi.
- Anlayamadım..
- O zaman git ben sana bir şey yapamam...
Korkulu gözlerle gözlerine baktım;
- Ne olur kusuruma bakmayın gerçekten anlayamadım.
- Sözüme kıymet veriyorsan bu dediklerime de inanman lazım değil mi?
- Evet ama bağışlayın..
- Unutma delikanlı eğer kendini birine teslim edeceksen itikadın,
teslimiyetin tam olacak kendine inanmış olacaksın.
- Ne isterseniz yaparım..
- Ölü hiç yıkayıcısına karşı gelir mi?
- Tabi ki hayır!..
- O zaman öl, yıkanmak istiyorsan...
Çok garip karşılamıştım ama sözleri çok güzeldi diyecek hiçbir kelamım kalmamıştı. Bu kadar net bir şekilde bu kadar erken bir zamanda bunları istemesi beni endişelendirmişti. Karşımda kendine deli diyen biri vardı ve Üsküdar’ın onun olduğunu söylüyordu. Kafasını öne eğdi ve “Gerçekliği gizlemek çok zor, bu perişan elbiseler altında gizlenmek yetmiyor”dedi ve hiçbir şey söylemeden çekti gitti.
Üsküdar benim dedi, inanmamı bekledi benden, gerekeni göremedi ve çekti gitti. Kibrim ağır bastı nefsim ağır bastı anlaşılan kısmetimi tepmiş oldum.
Nefsime yenilmiş olmanın verdiği nedametle sahildeki camiye gittim akşam namazını cemaat ile kıldıktan sonra camide öylece beklemeye başladım, neyi beklediğimi bilmeden. Kafam önümde düşünüyordum tüm söylediklerini delinin. Bir deli Üsküdar benim diyordu, inanmamı bekliyordu, benden ne istiyor olabilirdi. İşte tam o sırada cemaatte bulunan ve namazdan sonra bir iki rekat daha namaz kılan bir amca yanıma yanaştı.
- Ne oldu delikanlı gemiler hangi denizde battı..
- Üsküdar sahilinde amca.
- Yakın bir zamanda olmalı acısı daha taze.
- Aynen öyle amca çok taze…
- Bir şey yapabilir miyim senin için, söyle.
- Ne diyeyim bey amca beynimi kemiren şu sorulara cevap isterim.
verebilir misin
- Veririz Allah’ın izni ile, söyle.
Kendinden emin oluşu hoşuma gitti;
- Sahilde bir deli Üsküdar benim diyor ne dersin bu olaya?
- Ooo bizim Deli sana da mı kanca attı, evet delikanlı Üsküdar’ı ona vermişler bilmez misin, ondan sorulur buralar.
Hemen yüzümü amcaya çevirdim
- Nasıl yani biliyor musun hikayesini.
- Biliyorum ya. O yıllar evvel bu dergaha diz çökmüş, manevi ilimlere talip olmuştu. Kısa zamanda farkını gösterip, ilmi ve teslimiyeti tam bir delikanlı olmuştu. Lakin öyle bir vakit gelmişti ki, aczi ile imtihan edilip bir günahın içine sürüklenmişti. Hiç kimselerin bilmediği fakat hocasına malum olan o günah üzerine, kıymetli hocası “yazıklar olsun evladım” demişti. Hocasının o ağır ithamına dayanamamış olacak, vurmuştu kendini yollara. Nefsine bir anlık müsamahası ömrünün yollarda geçmesine vesile olmuştu. Tek başına yaşadı ardında kimseciler bırakmamak adına. Dağ, tepe, yaz, kış gezip durmuştu ve sonunda hocası ebedi aleme göç edeceği esnada geri gelmişti. Huzuruna vardı kimse tanımamıştı onu, saçları ağarmış, yağız delikanlı gitmiş kuru perişan biri gelmişti. En yakın dostları bile tanımamıştı. Hocası bir haftadır ölüm döşeğindeydi ama bir türlü teslim edemiyordu ruhunu “zamanı var” diyordu. Bu bizim yağız deli gelip elini öpünce rahatladı ve bizim deliye “senin işin tamam evladım Üsküdar senindir”dedi ve emaneti sahibine teslim etti. İşte o gün bugündür Üsküdar benim der durur.
Şaşkın bir vaziyette.
- O kadar çok seviyordu da neden o kadar ağır konuştu hocası?
- Evladım ne ağır sözü, o sözler onun imtihanıydı. Eğer onu gönlünden silmiş
olsaydı tenkitinin sonunda evladım der miydi?
- Yani zor bir imtihana gönderildi.
- Evet aynen öyle ve çok şükür başardı bir garip deli oldu da geri geldi.
Beynimden vurulmuşa döndüm oysa hiçbir şey bilmiyormuşum onun hakkında. Gerçek arıyorum
diyordum ama gerçeğe de inanmıyordum. Amcaya çok teşekkür ettim, o anda aklımda o deli yolcuyu bulmaktan başka hiçbir şey yoktu, camiden hızlıca çıktım ama bana gerçeği gösteren amcanın adını bile sormak gelmemişti aklıma. Sadece nur yüzündeki tebessüm ve ağzından inci taneleri gibi dökülen sözleri kalmıştı hatırımda. Hocasının bizim garip deliye dediği gibi, bana evladım demişti ne de güzel söylemişti...
Sahil boyu koştum, nefesim yetmiyordu artık sanki nefessiz koşuyordum. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi, vücudum ateşler içinde yanıyordu ama biliyordum ki gerçeğe koşuyordum. Bu düşünce beni rahatlatıyordu. Bir süre sonra Harem’e yakın bir yerde oturmuş denizi seyrederken buldum onu. Diz çöküp, elini öpmeye başladım. Karanlık çökmüştü, hafiften ayaz vardı, kimse görmüyordu bizi, en azından ben öyle zannediyordum.
- Ne oldu hiç delinin eli ayağı öpülür mü?
- Ben de olacaksam senin gibi yüz bin kez öpeyim
- Kim devşirdi aklını
- Her şeyi anlattı bir amca camide
- Kimdir o ?! Benden haberi olan kimse yok ki anlatadursun
- Bütün her şeyi biliyordu hocanızın sizi tenkiti
Dediğim anda
- Sus gönlüm hüzünlü dayanamam tamam inandım haline ne istersin bu deliden
- Yol göstermenizi
- Yol bellidir ben daha ne edeyim
- Işık tutun önüme
- Nuru veren Allah’tır
- Himmet edin, bu yolun trenine koyun beni...
Dedim ve daha fazla dayanamayıp ağlamaya başladım, gözlerimden akan yaşlar yırtık elbisesine damlıyordu. Başımı okşadı bir süre sonra eğik başımı kaldırdı gözlerime baktı tebessüm etti ve,
- Haydi bakalım divane, gir yola Allah yardımcın olur. Yeter ki hakkıyla zikir eyle ve arada birde bizi hatırla bir çift kelam et. Rahmanın yardımı için bize de dua et dedi ayağa kalktı bende doğruldum paltomu üzerimden aldı yere bıraktı ardından gömleğimin bir kolunu yırttı ayakkabılarımdan birini çıkarttı ve sanki ateşler içinden sulara bırakır gibi, karanlıktan yolun aydınlığına itti beni.
Şimdi dilimde aynı söz devamlı hatırlayıp söylerim emri üzere. Himmet, medet…
Bir gün yolunuz düşerse Üsküdar’a bakının etrafınıza belki de Üsküdar’ı
sahiplenen birileri vardır perişan elbiseler içine tüm gerçekliklerini
gizleyerek dolaşıyordur. Bir adımını da, olur ya önünüzde atar, bakın yüreğine. Yırtık elbiseler altına sığınmış yüreğine…
Bu yazıyı 1,5 yıl kadar önce okumuş ve çok etkilenmişttim.....
Neden bilmem bu gece hatrıma düşürüldü yine...
Dedim yoksa ekleyeyim varsa güncelleyeyim foruma...
Ve Varmış sağolsun izdüşüm eklemiş...
Bende güncelledim işte..Buyrun yeniden okuyun sizlerde...
Ya Rabbi! Dostlarına dost eyle bizleri...
Ve dostlarını görebilecek bir çift göz ve hissedecek yürek ver bizlere....
Amin..
V'esSelam
__________________ ''Ah mine'l-aşk ve hâlatihî ...