11 Cemaziye'l-Evvel 1429
16 Mayıs 2008, Cuma
11 Cemaziye'l-Evvel 1429
16 Mayıs 2008, Cuma
Ayet
Kadınlar,oğullar,yük yük altın ve gümüş,salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi.Bunlar dünya hayatının geçimliğidir.Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.
Âl-i İmrân-14
hadis
Akrabaların gösterdiği yakınlığa karşılık veren kimse,tam anlamıyla akrabalık haklarını gözetiyor sayılmaz.Akrabalık haklarını tam anlamıyla gözeten kimse;yakınları akrabalık bağlarını ondan kestikleri halde,o onlardan alaka ve yardımını kesmeyen kimsedir.
Muslim

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:



...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Anket

hangi mevsimi seviyorsunuz????
ilkbahar: 47,75%
yaz: 16,22%
sonbahar: 25,23%
kış: 10,81%
Katılımcı sayısı: 111. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor

Online Üye

Şuan Forumda: 46 (6 Kayıtlı ve 40 Misafir) bulunmaktadır.

Online  ay-ışığı, bir lahza, hafsa, kabiliyet, kardem, tayyibe


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye

Üye Albümlerinden

Üye albümlerinden en son eklenen resimler:

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

İncİler Maİl Grubu





Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » İtikad » Bazi Itikadi Mevzular
Cevapla
 
Seçenekler
Hakkperest
(Konuyu Başlatan)
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 4.873


 
Teşekkür etti: 10.549
Teşekkür aldı: 4.038 konuda 18.103 kere
Blog-Yazıları: 2
Hak-dilaram - MSN üzeri Mesaj gönder
KIYAMETİN BÜYÜK ALAMETLERİ ONDUR

Şeyh İbrahim Hakkı Erzurumî kuddise sirruh onlara işaret ederek şöyle dedi:

Çıkar Yer dabbesi Deccal u Ye'cuc ile Me'cuc
Doğar gün magribden çün iner gökden o Ruhullah

Dabbet-ul-arz (Salih peygamberin devesinin yavrusu), Deccal, Ye'cuc, Me'cuc çıkarlar.
Bir de mağribden güneş doğar; Ruhullah olan İsa aleyhisselam da gökten iner.

Bunlara inanmak gerekir.Nitekim Müslim,Ebu Davud,Tirmizi ve Nesei'nin tahric ettikleri Huzeyfe (radıyallahu anh)' tan gelen bir rivayette Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Gerçek şu ki,elbette kıyamet siz on alameti görünceye kadar kopmaz. (şunları zikretti) Dumandır;Deccal'dir; Dabbet-ul-arz'dır:güneşin mağribden doğmasıdır; Meryem oğlu İsa Aleyhisselam'ın inişidir; Ye'cuc ve Me'cuc'dur; üç batıştır: Biri meşrıkta, bir mağribte, bir Arab adasında. Bunların sonrasında Yemen'den bir ateş çıkar; insanları (dünyadaki) mahşerlerine sevkedecektir."

Bunlar zamanı geldikçe, hepsi zuhur edecektir. Bazı serseriler bunları inkar ederler. Diğer bir kısmı tevil ederler. Bunlar müteaddid hadislerde beyan buyrulduğu gibi zamanı geldikçe hepsi zuhur edecektir.Bazan da tevil yerinde olur. Mesela Deccal gelmeden önce, Deccallar vardır. Mehdi gelmeden önce Mehdiyyunlar vardır. Ekmek-ul-ulema'nın bazı tevilleri buna göredir. Fakat kendisi tevilsiz olarak da bunların geleceğini de tasrih etmektedir.

Nitekim Ebu Davud'un tahric ettiği Hureyre radıyallahu anh'tan gelen bir rivayette Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Otuz yalancı ve hilebaz deccal çıkmadıkca kıyamet kopmaz. Hepsi Allah'a ve O'nun Rasulu üzerine yalan uydururlar."

1- Hadis-i şerifte zikredilen -DUHAN-tevilsiz olarak yer yüzünü kaplayacak olan dumandır ki, Ed-Duhan suresinin "O halde (sen ey insan,) semanın apaçık bir duman getireceği günü gözetle." mealindeki 10'uncu ayetinde beyan edilir. Hasan Basri Çantay'ın da notunda beyan ettiği gibi,bu dumanın şiddetinden, gökle yer arası kesif bir dumana bürünmüş görülecektir. Bu duman kıyamet gününde zuhur edecek kıyametin alametlerindendir. Kafirlerin kulaklarından girecek; başları büryana dönüşecektir. Mü'minlere de bunlar bir nev'i nezle gibi hastalık olacaktır. Bütün yeryüzü bacasız bir fırın gibi kızaracaktır.

2- Yukarıdaki hadis-i şerifte "Deccal" zikredilmiştir. Bazılar "Deccal'den maksat,şudur budur" diye tevil ederler. Daha ileriye giden serseriler, Müslim'in de rivayet ettiği Temim-i Dari'nin hadisindeki Cessase hadisesini inkar ederek: "Bizim zamanımızda keşfedilmeyen yer kalmamıştır.Eğer bir mağarada Deccal gizlenmiş olsaydı görülecektir." derler. Galiba bunlar hadisten daha ziyade kendi görüşlerine inanıyorlar... Peygamber Aleyhisselatu vesselam vasfettiği gibi Deccal çıkacaktır. Şimdi de kendisi vardır.Görülmesi ve keşfedilmesi şartı yoktur. Nitekim Müslim ve Buhari'nin de tahric ettikleri Huzeyfe radıyallahu anh'tan gelen bir rivayette Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Gerçekte Deccal çıkacaktır.Hakikaten beraberinde su var,ateş var. İnsanların su gördükleri,ateştir;yakar.İnsanların ateş gördükleri, sudur; soğuktur, saftır. Sizden kim ona (zamanına) ulaşırsa,insanların ateş gördüğüne düşsün.Gerçekte o tertemiz,sade sudur.Şüphesiz Deccal'in bir gözü dümdüzdür. Üzerinde yuvarlak kalın bir parça et vardır.İki gözleri arasında kafir yazılmıştır.Yazı bilen ve bilmeyen her Mü'min onu okur."

Bu hususta çeşitli hadislerin çeşitli rivayetleri,yerin tayinleri de hepsi doğru ve gerçektir; sahih hadislerle sabittir. Tevile de lüzum yoktur; çıktığı zaman her Mü'min onu tanıyacaktır. Özellikle Kehf suresini okuyanlar. Envai çeşit istidraclarla zuhur eder; ölüleri diriltir; yağmurları yağdırır; ve daha çok hileleri vardır. Ama hiçbir zaman mü'min onun tuzağına düşmeyecektir. Nitekim Müslim ve Buhari'nin tahric ettikleri Hazreti Ömer radıyallahu anh'tan gelen bir rivayette Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Bir defa ben uyurken kendimi Kabe'yi tavaf ediyor gürdüm. Bir de baktım karayağız,salınmış düz saçlı bir zat, iki kişinin arasına girmiş, başından su damlıyor. Bu kimdir dedim. Bu Meryem'in oğlu dediler. Sonra ona iltifat etmek için ilerledim. Bir de baktım ki, kırmızı benizli, iri yarı, kıvırcık saçlı, bir gözü kör bir herif, gözü salkımdan uğramış üzüm tanesi gibi. Bu kimdir diye sordum. Deccal'dir dediler. İnsanlar içinde ona en ziyade benzeyen İbnu Katan'dır."

Demek Deccal şahıstır; İsa şahıstır; batıl ve hak fikir değildir. Peygamber'in rüyası vahiydir,görmesi haktır; sair beşerler gibi değildir. Binaenaleyh, " Bu hadis rüyadır, başka suretlerde tevil olabilir yahud onunla amel edilmez" demek sapıklıktır.
eski 27.08.2006, 15:08 Hak-dilaram isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #31
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
Hakkperest
(Konuyu Başlatan)
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 4.873


 
Teşekkür etti: 10.549
Teşekkür aldı: 4.038 konuda 18.103 kere
Blog-Yazıları: 2
Hak-dilaram - MSN üzeri Mesaj gönder
Müslim'in de tahric ettiği Abdullah bin Amr bin As'tan gelen bir rivayette Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurur:

"Deccal çıkacak ve kırk (zaman) kalacaktır. (Kırk gün mühdeti,kırk ay mı,yoksa kırk sene mi bilemiyorum) Derken Allah Meryem oğlu İsa'yı gönderecektir. O Urve bin Mes'ud radıyallahu anh gibidir. Ve Deccal'ı arayıp helak edecektir. Sonra iki kişi arasında düşmanlık olmadığı halde İsa insanlar içinde yedi sene duracaktır. Sonra Allah Şam tarafından soğuk bir rüzgar gönderecek ve yeryüzünde kalbinde zerre kadar hayr yahud iman bulunan hiçbir kimse kalmayacak, hepsinin ruhunu kabzedecektir. Hatta biriniz bir dağın içine girmiş olsa, rüzgar da içerisine girecek ruhunu kabzedecektir. Bunun üzerine insanların kötü takımı kuş hafifliğinde ve yırtıcı tabiatinde kalacaklar; ne bir iyilik tanıyacaklar, ne de bir kötülük men edecekler. Şeytan kendilerine suretlenip temessül ederek: " (Bana) İcabet etmiyor musunuz? " diyecek; onlar da: " Bize ne emredersin? " cevabını verecekler. Ve onlara putlara tapmayı emredecek. Onlar bu halde rızıkları bol yaşayışları güzel devam ederken sonra sura üfürülecektir. Onu işitip de boyun bükmeyecek, kulak asmayacak hiçbir kimse olmayacaktır. Onu ilk işiten, develerinin havuzunu sıvayan bir adam olacaktır. O adam hemen ölecek, sair insanlar da öleceklerdir. Sonra Allah çiğ gibi bir yağmur gönderecek; bundan insanların cesedleri bitecek. Sonra sura bir defa daha üfürülecek ve ne baksınlar ki, kendileri ayakta bakarlar. Sonra: "Ey insanlar Rabb'inize gelin!.. (bunları durdurun! Çünkü onlar sorguya çekilecekler.) (Es-Saffat 24) denilecektir. Sonra: " Cehennem ordusunu çıkartın " denilecek; ve: " Kaç kişiden kaç kişi? " diye sorulacak; " Her bin kişiden dokuzyüzdoksandokuzu. " Denilecektir. İşte (...çocukları ihtiyarlatacak) (El-Müzzemmil 17) gün bu; bu işte (baldırın açılacağı gün...) (El-Kalem 42) budur."

3- Dabbet-ul arz, zayıf akıllıların andıkları gibi, bir mikrop bir hastalık değildir. Bilakis hadis şarihleri ve müfessirlerin tarif ettikleri bir hayvandır. Her bir hayvanın sureti,bir azasında vardır; konuşur; mü'minleri kafirden tefrik eder; şu Mü'mindir, şu kafirdir der. Her insan onun konuşmasını anlar. Şöyle ki Dabbet-ul-arz'ın zuhurundan sonra mü'min ve kafirler, küfür ve imanla birbirini anarlar. Çünkü bir elinde Süleyman Aleyhisselam'ın hatemi, diğer elinde Musa Aleyhisselam'ın asası vardır. Hayrete şayan ki, müfessir geçinen bazıları, Dabbet-ul-arz'ın vasıflarını beyan eden hadislerin zayıf olduğunu söylemeye cü'ret ederler. Bu korkunç bir hata... Çünkü merfu' olarak da Dabbet-ul arz'ın vasfını beyan eden hadisler varid olmuştur. Kaldı ki, hadiste tad'if ve tahsin yahud tashih-i ictihadidir. Bazı ehli hadise göre zayıf olan bir hadis, diğer bazısına göre sahih olabilir.Bu da ehli hadise gizli bir şey değildir. Aynı zamanda Dabbet-ul-arz, En-Neml suresinin

"O söz(ün manası) kendilerinin aleyhinde (tahakkuk edip) vuku(ve zuhur)a geldiği zaman yerden bunlar için onlarla konuşur bir dabbeyi çıkarırız..." mealindeki 82'nci ayetiyle de sabittir. Yani konuşur, mikrop değildir. Mikrop konuşmaz...Hatta bazıları, Salih Peygamberin devesinin yavrusu olup,son zamanda Safa dağdan çıkacağını beyan etmişlerdir. En azından Dabbe'nin konuşur olduğunu bilmek farzdır. Özellikle Dabbet-ul-arz hadisesi, tabiii kanunlar ve adetin dışındadır.Yeryüzünde dolaşır; ulaşmadığı bir yer yoktur. Bu kadara inanmak vacibtir. Daha fazla izahı, hadis kitaplarından taleb olunur.

4- Mağribden güneşin doğmasına gelince, bunun dahi Avrupa'nın Müslüman oluşuna tevil edilmesi garibime gider. Güneşin batıdan doğması kıyametin alametlerinden olup, tevbe kapısının kapanması zamanıdır ki,tabii kanunların değişmesine başlangıçtır. Artık ondan itibaren dünya yıkılmaya başlar. Ve güneş batıdan çıktıktan sonra, ne kafirin imanı.ne de mü'minin tevbesi kabul olur.

Evet gayrı müslimden büyük bir devletin müslüman olacağı, bu hadis değil başka hadislerden anlaşılmıştır.

5- İsa Aleyhisselam'ın, Şam'da Minaret-ul-Beyda'ya gökten inişidir ki, bu dahi kıyametin büyük alametlerinden olup manevi tevatür derecesine ulaşan hadislerle sabittir. Nitekim Kadı İyaz diyor ki: " Ehli Sünnete göre,İsa Aleyhisselam'ın inmesi ve Deccal'ı öldürmesi haktır, sahihtir. Çünkü bu babda sahih hadisler varid olmuştur. Aklen ve şer'an bunu iptal edecek bir delil de yoktur.Binaenaleyh isbatı vacibdir."

Mu'tezile ve Cehmiyye fırkalarından bazılarıyla onlara muvafakat adenler, bu hadislerin "Hatem-ul Nebiyyin" ayeti, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: "Benden sonra peygamber gelmeyecektir." Hadisi ve Müslümanların icmaı ile reddettiklerini söylemişlerse de, bu istidlal fasiddir. Çünkü İsa Aleyhisselam'ın inmesinden murad, bizim şeriatimizi nesheden yeni bir şeriat getirmesi değildir.

Nitekim bu, Müslim ve Buhari'nin de tahric ettikleri, Ebu Hureyre ve Cabir bin Abdullah'tan gelen bir rivayette, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: "İmamınız sizden olduğu halde Meryem oğlu (İsa) size indiği zaman siz nasıl olursunuz?" mealinde buyurduğu hadisle de sabittir. Bu da ümmetin şerefini bildirmeye kafidir.

İsa Aleyhisselam, nebi ve rasul olarak iner; ancak Mehdi Aleyhisselam'ın arkasında namaz kılar; Kur'an ve hadisle hükmeder. Bazı serseri insanlar, İsa ve Mehdi Aleyhisselam'ın Hanefi mezhebiyle amel edeceklerini ileriye sürerler. Bu gülünç bir şeydir. Diğer bazıları de, Nakşibendi tarikatını tatbik edeceklerdir derler. Bu da öyle... İsa Aleyhisselam'ın kendisine vahiy gelir. Mehdi Aleyhisselam ise, Hatem-un-veliyyin'dir. Her ikisi de ayet ve hadisle hükmedeceklerdir. Ve İsa Aleyhisselam Hıristiyanların tekzibi için inecektir. Evet, o zamanda dahi, Müslümanların imamı Müslümanlardandır.

Tîbî diyor ki: "Hadisin manası şöyledir: İsa Aleyhisselam imametlik yapacak, dininizde olduğunuz halde. " Allame Teftezani de, Tıbi'nin bu sözünü tercih etmiştir. Binaenaleyh İsa Aleyhisselam imam olur, Mehdi Aleyhisselam arkasında namaz kılar. Nitekim hadisin bazı rivayetlerinde “imâmüküm minkum” yerine “yeümmüküm minkum " İsa Aleyhisselam size imametlik yapacak; sizdendir. " Yani Hazreti Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şefaatiyle hükmedecektir... " Siz nasıl olursunuz? " cümlesi: "bununla çok ferahlık ve sürur duyacaksınız. Bir rasul ve ulu-l-azim olduğu halde, İsa Aleyhisselam'ın şeriatinizle hükmetmesinden gurur duyacaksınız " manasındadır. Binaenaleyh İsa Aleyhisselam'ın, Kur'an ve Sünnetle amel etmesi, hükmetmesi, kendisinin risaletine bir halel getirmez.

İmam Rabbani'nin Mehdi Aleyhisselam'ın, kendi tarikatinden olacağına işaret etmesi, Mehdi Aleyhisselam'ın mehdiliğinden önceki hali olabilir. Amma kendisine mehdilik geldiği andan itibaren Kur'an ve sünnetle amel edecektir; ve mezhepleri, meşrebleri ortadan kaldırıp, Tevhidi bildirecek, vahdeti temin edecektir.
eski 27.08.2006, 15:08 Hak-dilaram isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #32
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Hakkperest
(Konuyu Başlatan)
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 4.873


 
Teşekkür etti: 10.549
Teşekkür aldı: 4.038 konuda 18.103 kere
Blog-Yazıları: 2
Hak-dilaram - MSN üzeri Mesaj gönder
MEHDİ ALEYHİSSELAM

Seyyid Muhammed bin Rasul el Berzenci, el-İşaa li Eşrat-is-Saa adlı eserinde diyor ki: "İsa Aleyhisselam, bir ikindi namazında inecektir. Namaza kamet edildiği halde imam geriye cekilecek ve o imam olacak; Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellam'im sünneti üzere namazı kıldıracaktır. Binaenaleyh İsa Aleyhisselam'ın Mehdiye sabah namazında iktida edeceğini beyan eden hadisler tevil edilir."

Bizim için İsa Aleyhisselam'ın veya Mehdi'den hangisinin hangisine imametlik yapacağını bilmek söz konusu değildir. Her iki vecih de muhtemeldir. Nitekim Aliyy-ul-Kari el-Meşreb-ul Verdi fi Mesheb-il-Mehdi adlı eserde bu hususta varid olan tüm hadisleri bir araya getirerek uzadıya izahta bulunmuştur.

Ebu Bekr Sıddık'a Rasulullah'ın Halifesi denilmesine rağmen, Mehdi Aleyhisselam'a Halifetullah denilir. El-Örf-ül-Verdi adlı eserde İmam Suyuti, İbnu Sirin'in Mehdi'nin fazileti hakkında naklettiği hadislerin sahih olduğunu tasrih etmiştir.

İsa Aleyhisselam'ın inişi, Mehdi Aleyhisselam'ın hilafetinin son zamanlarındadır. Çünkü Mehdi Aleyhisselam'ın hilafet devresi kırk; İsa Aleyhisselam'ın inişinden sonra yer yüzünde yaşaması, üç ile dokuz arasıdır.

Evet Mehdi Aleyhisselam dahi manevi bir şahsiyet değil, herkesin işiteceği,birçoklarının da göreceği şahıstır; sultandır ve halifedir.Yine Seyyid Muhammed Berzenci diyor ki: "Mehdi Aleyhisselam'ın varlığı; geleceği ve kendisinin Hazret-i Fatıma'nın evladından olacağı manevi tevatür derecesine ulaşan hadisler varid olmuştur. Bunca hadisleri inkar etmeye, bir mü'min cüret etmez. "Meryem oğlu İsa'dan başka mehdi yoktur." mealinde varid olan hadis zayıf olmakla beraber, Huffaz'ın yanında,tevil edilmesi vacibdir. Yani İsa Aleyhisselam nebi ve rasul olduğu, kendisine vahiy geldiğinden dolayı, Mehdi Aleyhisselam onunla istişare etmeksizin mehdilik yapmaz. Bu da Mehdi Aleyhisselam'ın, İsa Aleyhisselayü vesselam'a vezr olduğu devrededir. Hafız İbnu Kayyim Mennar'da diyor ki: "Meryem oğlu İsa'dan başka Mehdi yoktur. " hadisini İbnu Mace tahric ettiyse de, hadis zayıf olduğundan hüccete yararlı değildir" Münavi de aynını söylemektedir. Hatiboğlu Sünen-i İbnu Mace'nin şerhinde bir açıklama yazmıştır

Ebu Davud ve Tirmizi'nin tahriç ettikleri, Hazreti Ali'den,Ebi Said'den,Ümmi Seleme'den, Ebi Hureyre'den gelen rivayette Peygamber Sallalahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Dünya ömründen bir günden başka kalmazsa dahi, elbette Allah o günü uzatacak; ta ki o günde Benden (yahud ehli beytimden ) bir adamı gönderecektir. Onun ismi Benim ismime muvafıktır; babasının ismi babamın ismine muvafıktır.Yeryüzü hak ve gerçek adaletle doldurulacaktır; aşırı zulümle doldurulduğu gibi.

Şianın İmam ebu-l Kasım Muhammed bin Hasan'ın mehdi olduğu ve kendisinin kaybolup son zamanda zuhur edeceği iddiaları, bu hadiste reddolunmaktadır; çünkü babasının ismi Abdullah değildi.

Demek Mehdi gelecektir.Ehli Sünnet vel Cemaatin ittifakıyla kıyametin büyük alametleri,hiç tevilsiz olarak olacaktır.

Mehdi Aleyhisselam zuhur edeceği zamanda birçok müslümanlar davetine icabet edeceklerdir. Zamanına yetişmiş olsak,kendisinin bizi asker edip etmeyeceğini düşünmeliyiz. Kendisi gelmeden önce deccaliye fikrine sapanların kısm-i azamisi ve kendisini bekleyen- lerden de birçoğu, Deccal'e tabi' olacaklar... Nitekim Muammer'in Camii'nde ve Beğavi'nin de Şerh-us-sünne ve Mesabih'te tahric ettikleri Ebi Said-il-Hudri'den gelen bir rivayette Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Ümmetimden başlarında taylasan bulunan yetmişbin kişi Deccale tabi' olacaklar."

Yine İmam Ahmed,Tirmizi,ibnu Mace ve Hakim'in de tahric ettiği Ebi Bekr Sıddık'tan gelen bir rivayette Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Deccal,meşrıkdaki bir yerden çıkar;oraya Horasan denilir.Bir kavim ona tabi' olacaktır;sanki yüzleri kılıflı kalkanlar gibi dövülmüştür."

Binaenaleyh Mehdi'nin ne zaman geleceğini araştırmaktan daha ziyade,Mehdi'nin gelişinden evvel kendisinin ordusuna sapasağlam asker olmaya hazır olmak gerekir. Kanaatimce zamanı çok yakındır.

Mehdi Aleyhisselam üç sıfatla tanınır; birincisi kemal-i ilim; ikincisi kemaliyle adaleti icra etmesi; üçüncüsü kemal-i servet, şöyle ki birisi onun yanına gelip bir şey istediğinde sayıyla vermez, avuçla verir.

Mehdi Aleyhisselam'ın zuhurundan önce görülecek alametler de şöyledir:

a- Fırat nehrinin açılmasıdır.
b- Ramazanın ilk gecesinde ayın,onbeşinci gecesinde güneşin tutulmasıdır ki,ondan önce bir ayda böyle görülmemiştir.
c- Aynı ramazanda ayın üçüncü bir kez tutulmasıdır.
d- Kıtlık ve kuraklığın şiddetlenmesidir.
e- Kuyruklu yıldızın çok parlak olarak şarkta görülmesidir.
f- Gökte şiddetli bir karanlık ve kırmızılığın çıkıp yayılmasıdır.
g- Her dille, Mehdi'nin gelişini ilan eden seslerdir. Birinci nida edilişinde,yer yüzünde yaşayan hiçbir kimse yoktur ki işitmesin.
h- Zilkade ayında harbin başlaması.
I- Zilhicce ayında hacıların soyulması da olacaktır.
Nitekim Şeyh-ul Ekber bu hususta birçok söz söylemiştir.Bu alametlerin hakkında birçok hadisler varid olmuştur.
eski 27.08.2006, 15:08 Hak-dilaram isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #33
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Hakkperest
(Konuyu Başlatan)
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 4.873


 
Teşekkür etti: 10.549
Teşekkür aldı: 4.038 konuda 18.103 kere
Blog-Yazıları: 2
Hak-dilaram - MSN üzeri Mesaj gönder
Mehdi Aleyhisselam'ın alametleri şunlardır:

a- Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gömleği,kılıcı ve bayrağı yanındadır.Bayrağı üzerinde "Allah için biat " yazılıdır
b- Yukardan devamlı bir ses gelir: Bu Allah'ın halifesidir tabi' olun.
c- Karşısında kendine uzanmış biat eli vardır.
d- İşaret ettiği kuş eline konar.
e- Kendisine karşı gelen bir ordu, Medine ile Mekke arasında yere batar.
f- Gökten bir nida: Ey insanlar! Münafıkların, zalimlerin, tabii'lerinin sonu gelmiştir. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ümmetliğinden başkasında hiçbir şeref yoktur. Haydi, Mekke'ye doğru!. Mehdi'nin ordusuna iltihak!.
g- Yer küresi içinden madenler,sütunlar gibi kendisine fışkırır.
h- Mekke'de defnedilmiş hazineyi açığa çıkartır; ve Allah yolunda bunları harcar.
I- Musa Aleyhisselam'ın zamanındaki Tabut-us-Sekine, Antakya'nın bir mağarasından çıkartılıp ulaştırılacaktır.
j- Kendisini gören birçok yahudiler dahi müslüman olacaktır.
k- Ve özellikle Horasan tarafından siyah bayraklarıyla yardımına bir ordu ve kavim koşacaktır.

Beyhaki,İ mam Ahmed ve Hakim'in de tahric ettkleri Sevban radıyallahu anh'tan gelen bir rivayette Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Sizler Horasan tarafından gelen siyah bayraklıları gördüğünüz zaman, derhal ona koşun. Çünkü muhakkak onların içinde Allah'ın halifesi (Muhammed bin Abdullah olan) Mehdi vardır."

Aliyy-ul-Kari diyor ki; "Siyahtan murad müslümanların çokluğu olması da muhtemeldir."

Bu dahi kıyametin alametlerinden biridir. Halife olduğu itibariyle büyük bir hükümdardır. Halife kelimesinin Lafzatullaha izafe edilmesinden anlaşılıyor ki, kamil bir insandır. Kendisine vahiy gelmez lakin tabi'leriyle birlikte şehvet ve alçaklıklardan tertemiz ve paktır. Bütün güzel ahlaka sahibtir. Nitekim Münavi de bu hadisin şerhinde böyle demiştir: Hayrete şayan ki Hafız Zehebi,bu hadisi münker; İbnu Cevzi de mevdu' görmüşlerdir. Hafız İbnu Hacer diyor ki: "İbnu Cevzi, bunda isabet etmemiştir, zira hadisin senedinde kizble töhmet altına alınacak bir kimse yoktur." Nitekim Heysümi de Zevaid'de: "Bu hadisin isnadı sahihtir; ricali sükattır." demiştir.

6-Hakim, İbnu Mace ve Tirmizi'nin de tahric ettikleri, Ebû Hureyre'den gelen bir rivayette Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Gerçekte Ye'cuc ve Me'cuc her günde güneşin ışığını görecekleri derecede (önlerindeki seddi) kazıyorlar. Başlarındaki olan: "Hadi dönün, yarın kazarsınız." Der. Allah Teala onu (seddi), öncesinden daha muhkemleştirir. Zamanlarına ulaştığı ve Allah da onları insanlar üzerine göndermeyi murad ettiği zamana kadar güneşi görecek derecede (tekrar) kazarlar. Başlarındaki: " Haydi dönün, Şüphesiz yarın kazacaksınız." der İnşallahu Teala diye istisna ederler. Bunun üzerine sedde geldiklerinde bıraktıkları gibi kalmıştır. Onu kazarlar ve insanlar üzerine çıkarlar. Suları içerler. İnsanlar onlardan kal'alarına sığınırlar. Ye'cuc ve Me'cuc oklarını semaya atarlar. Okların uçları şiddetli kırmızı kana bulandığı halde üzerlerine düşer. " Biz yer yüzündeki ahaliyi kahrettik, gök ehline yükseldik " derler. Derken Allah Teala neğaf adlı böceği kafalarına gönderir. (O böcek burunlarından beyinlerine çıkar. Ve) Bununla onları öldürür." Neğaf; koyun ve devenin burnundan beyinlarine çıkan bir böcektir.

Hasılı kıyamet insanların en şerlilerinin başında kopar.O zaman da yer yüzünde Allah Allah diyen kalmayacaktır. Bu hususta dahi birçok hadisler vardır. Nitekim Müslim'in de tahric ettiği Enes Radıyallahu Anh'tan gelen bir rivayette Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellam şöyle buyurdu:

"Yer yüzünde Allah Allah denilmeyinceye kadar kıyamet kopmaz."

İktibas: Dilara yayınları - Ehli Sünnetin Nazarı –
eski 27.08.2006, 15:09 Hak-dilaram isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #34
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Hakkperest
(Konuyu Başlatan)
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 4.873


 
Teşekkür etti: 10.549
Teşekkür aldı: 4.038 konuda 18.103 kere
Blog-Yazıları: 2
Hak-dilaram - MSN üzeri Mesaj gönder
TESETTÜR MEVZUSU

Mevlana Rahimehullah bir kısa hikaye anlatır :
Saçı ve sakalı ağarmış birisi, berbere gelip ona hitapla, " Yeni bir gelin aldım. Sakalımın beyazlarını ayırıp kes " deyince berber, adamın sakalını kesip önüne kor ve, " Ben bir yere kadar gideceğim, sen ayırıver " der. Bizim durumumuz şu an budur. İnşaAllah bu mevzuda bu yazının tamamının okunmasını rica edeceğiz.
Ne pahasına olursa olsun, dünyamız ve uhrevi hayatımız için tertiplenmiş olan ve bize Rasulu Muhterem aleyhisselam vasıtası ile ulaştırılmış olan emrler ve teklifler haricinde dünyamızı da ahiretimizi de kurtarmamız hayalden başka bir şey değildir.
O bizden ne istiyorsa doğru olan odur. Onun bildirdiğinde başka çıkar yol da yoktur.
Çelişkimiz ve can ızdırabımız bizi yanlış devalara götürmesin inşaAllah
Mevlana der ki: Hakk'ın kimyasının tesiriyle duman, yıldıza döner. Hissi göz, güneşe zebundur, İlâhî bir göz ara... Ey Kainatın sahibi, ey cihana lutfedici Rabbım, bizden kötü işlerin ayıblarını gizleme. Sen bize iyi işleri de kusurlu gösterme; gidişimiz şüpheyle kapanmasın. "
Lakin gayretinizin ve fikrinizin samimi olduğundan zerre kadar şüphemiz yok; ama pis olan su ile abdest almak dinin bize teklif etmediği ve haram kıldığı bir hadisedir.
eski 27.08.2006, 15:09 Hak-dilaram isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #35
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Hakkperest
(Konuyu Başlatan)
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 4.873


 
Teşekkür etti: 10.549
Teşekkür aldı: 4.038 konuda 18.103 kere
Blog-Yazıları: 2
Hak-dilaram - MSN üzeri Mesaj gönder
İslâmî endişeler taşıyarak birçok badi¬releri atlatan ve belli bir tahsil derecesine gelmiş bulunan, ancak örtünme yüzünden tahsilini yarıda bırakmak zorunda kalanlar var. Bu durumda olan kızlarımıza İslam ne gibi çıkış yolları göstermektedir?

İslâmî endişeler taşıyan genç evladlarımızın, İslamî yaşamak arzusuna mebnî, dinlerinden taviz vermemeleri gerekir. Meşrû hak¬larını, yine meşrû bir sûretle aramaları ve erkeklerin de onların bu mukaddes ve üstün davalarına meşrû yollarla yardımcı olmaları gerekir. Elbette bütün hayat ölçüleri dinden alınır. Dînî yasaklardan sakınmak gerekir.

Bu hu¬susta en büyük ölçü, en büyük rehberimiz, Allah Teâlâ´nın Rasûlü sallallâhu aleyhi ve sellem, en veciz ve en hikmetli sözle yol göstermiştir. Size bir şey emrettiğim za¬manda gücünüz yettiği kadar ona gelin (yapın. Amma) Bir şey yasakladığım za¬manda da derhal ona son verin. buyur¬muştur. Bir menhiyatı işlemekle, bir emr yeri¬ne getirilemez. Hanefî uleması bu hadîsi şe¬rîften, takrîbî olarak otuz kaide iktibas etmiş¬lerdir. EI-Eşbah venNezâir adlı kitabın şerhine ve usul kitablarına müracaat edilebilir. Onlardan biri de: Bir mefsedet, bir maslahat karşı karşıya gelip muaraza ettiğinde, her hâlukârda mefsedetin define çalışılır. Çünkü şer'i şerîf, şerî emrden daha ziyade, şerî nehiylere itina göstermiştir. İbnu Nuceym diyor ki: Elbette Allah Teâlânın yasakladığı bir ya¬sağı terketmek, cin ve insanların ibadetinden daha üstündür. Görülmez mi, bir kadına gusletmek vacib olduğu takdirde kapalı bir yeri bulamazsa, farz olan guslünü tehir eder. Çünkü kadın, avret olduğu münasebetiyle, bedenini açması, o halde kalmaktan daha ağırdır.

Ar...

Hamevî diyor ki: Bu, ağlâbî bir kaidedir.

Kızlarımızın fazla ilmi tahsil etmek için, menhiyatı irtikab etmeleri tercih edilmez. Menhiyatı terk etmek gerekir. Kaidelerin biri de şudur: Zarar, misliyle defedilemez; zararın define çalışılır.; Zaruretler ihtiyaçla sınırlandırılır. Kırık veya yara¬yı sarmakta, sağlam yerler ihtiyaç kadar sarı¬lır. Avret mahallini tedavi eden tabib, ihtiyacdan fazla bakamaz. Devlete başkaldıran müslüman buğat, edeblendirilir; amma kafir¬lerle onları edeblendirmek yani üzerlerine saldırtmak caiz olmaz. Buna binaen diyebi¬liriz ki: Mahremsiz kadın, seferle cehalet za¬rarını defedemez; başörtüsünü kaldıramaz. Doğrusu, modern cehaletle vahşet cehaletini def edemez.

İslam dîni, imandan sonra en çok ilme önem vermiştir. İslam dînine göre kadın ve erkeğin, umûmî veya husûsî olarak ilmi tahsil etmeleri, dînî bir vazifedir. Fakat zamanımızda kadınların ilmi tahsil etmeleri, birçok ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de müşkül duruma düşmüştür. Mesela,

1. "Kadının ilim tahsili, günümüzde zarûrât-ı dîniye'den sayılır mı?" diye sorulur.

Evet kadın hakkında tahsili gerekli, zarû¬rât-ı dîniyeden olan ilim de vardır; fuzûlî olanı da vardır. Kadınlara gerekli ilmî tahsil; din, tıb, el işi, ev işi hakkındaki ilimler içindir

Dînimizde, müslümanım diyen, kadın ol¬sun erkek olsun her kişiye Allah Teâlâ tarafından tevcih edilmiş, emrler ve nehiyler ilim¬leri olmak üzere iki kısım ilim vardır:

Emrler; terkinde ikâbı, işlenmesinde se¬vabı gerektiren ilimlerdir. Nehiyler ise; terkin¬de sevabı, işlenmesinde ikâbı gerektiren ilimlerdir. Her iki itibarla, daimî ve sürekli ola¬rak işlenmesi veyahud terk edilmesi lazım olan hususlara bağlı ilimler, zarûrât-ı dîniyedendir. Müslümanım diyen bir kişinin bun¬larda bilgisizliği sûret-i kat'iyede mazeret sayılmamaktadır. Birinci itibara göre, namaz, oruç, imana bağlı meseleler gibi ittifâkî farz¬ların; ikinci itibara göre, zina, fuhuş, katil, iftira, faiz, zulüm ve hırsızlık gibi ittifâkî haram yani dînî yasakların hakkında mâlumat sa¬hibi olmak, zarûrât-ı dîniyedendir.

Daimî ve sürekli farzların mesela nama¬zın, orucun, zekatın, haccın şartlarını, rükün¬lerini yerine getirme keyfiyetlerine ve bozucularına bağlı ilimler, zarûrât-ı dîniyedendir. Şu kadar ki, namaz ve orucun bulûğdan itibaren, hem icmâlen hem tafsîlen öğrenilmesi herkese farz iken; zekat ve haccın tafsîlî olarak değil, icmâlî olarak farziyetlerinin bilinmesi farz olur. Haramlarda, keyfiyetinin tafsîli olmadığı için, sadece icmâlen haramlığını bilmek ve çirkinliğini idrak etmek farzdır. Bir kişinin, hayat nizamında devamlı olarak karşılaşacağı farz ve haramların hakkındaki ilmi tahsili, farzdır. Mesela ekâbir bunu öğ¬retmek için şöyle dediler: "Farzdan önce farz, farzı eda etmek hakkındaki bilgiler; farzın içinde farz, amelde ihlas; farzdan sonra farz ise, bildikten sonra amel etmektir." İslâmı yaşama budur.

Daimî ve sürekli değil ancak hâdiselerin zuhuru ile, zaman zaman lazım olan farz ilimler de vardır. Artık bunların zuhuru zama¬nında, işlenmesi mi, yoksa terk edilmesi mi gerektiğine bağlı ilimler, zarûrât-ı dîniyeden değildir. Tıb ilmi ve miras meseleleri gibi.. Bu tarife giren ilimler, zarûrât-ı dîniyeden olma¬dığı halde, kişilerin bu bilgileri tahsil etme¬leri, hâdisenin zuhuru anında farz olur. Bu takdirde bu bilgileri tahsil etmek üç kısma ayrılır: Şer'î emirlerin ilmi; şer'î yasakların ilmi; şer'î mübahların ilmi.

a. Emrler ilmi; farz, sünnet veya fazileti bildiren ilimlerdir. Yani dînimizin yap emrinin; farziyeti mi, sünneti mi, fazileti mi ifade ettiğini bilmektir.
b. "Yapma" yasağının haramı mı, tahrîmî veya tenzîhî mekruhu mu ifade ettiğini bilme ilimleridir.
c. Yine "yap" emrinin, helal yani mübahı mı, doğrusu serbestiyeti mi ifade ettiğini bilme ilmidir. Dünya ve ehlini bilmek, yani siyâsî ilimler, tarihî ilimler, muhâletât yani halkın içine girme usullerini ve âdablarını bilmek, alış verişler, iktisad ve kazanç yollarını tahsil etmek, bunun örneğidir. Tabiî ki bunlarda, fazilet dereceleri var.

Bu üç daireye bağlı ilimlerin hepsi, şeriatten öğrenilir. Bir işe başlamak isteyen kişinin, bu ilimleri öğrenmeksizin başlaması caiz değildir.
Mesela, istincâ, taharet, abdest, gusül ve namazın farzlarını, vaciblerini, şart ve rükünlerini, zekatın hangi mallarda farz olduğunu, kimlere verilmesi ve kimlerin vermesi gerektiğini bilmek ve oruç, hac ve cihadı da bu şekilde öğrenmek farzdır. Bunlara emr ilimleri denilir.

Tüm haramların çeşitlerini bilmek farzdır. Mesela abdesti, guslü, namazı, orucu bozan şeyleri bilmek; yenilmesi ve içilmesi yasak olanların hepsini, faizin her çeşidini bilmek ve ondan sakınmak farz; mekruhların her çeşidini bilmek vacib veyahud sünnet ve fazilettir.

Mübah ilimlere gelince; mesela avcılığı, yemek içmek âdâbını, iki eş arasındaki muaşereti ve benzerini öğrenmek de mübah ilimlerdir. Tarih, ziraat, siyaset... hepsi bu daire¬ye dahildir. Ahlak ilmi...

Bir kişi hangi davranışla davranmak isterse, mesela yüzme, sokakta yürüme, bakkalda alış veriş yapma... mutlaka fıkıh kitablarında davranışının hangi bölüme dahil olduğu yazılmıştır. Sadece bir fıkıh kitabı okumakla bu vazife görülür. ...
eski 27.08.2006, 15:11 Hak-dilaram isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #36
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Hakkperest
(Konuyu Başlatan)
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 4.873


 
Teşekkür etti: 10.549
Teşekkür aldı: 4.038 konuda 18.103 kere
Blog-Yazıları: 2
Hak-dilaram - MSN üzeri Mesaj gönder
Geçim sıkıntısından, İslama uygun olmayan şartlarda kadının çalışmasının caiz olup olmadığı sorulmaktadır.

Şübhesiz talimdeki şartlar, çalışmakta da aranılır. Günlük nafakasını temin edemeyen bir kadın, bu ihtiyacını giderinceye kadar çalışabilir. Fakat en asgarî derecede nafa¬kayı bulan çalışamaz. Müslümanların üç mukaddesâtı vardır: Din; namus; vatan... Vatanı korumakta, kafirle müslüman ortaktır. Amma din ve namusta, müslümanlar ayrıdır... ve bununla tanınır.

Kadınlar hakkında el işi, ev işi güzeldir; cihaddır. Ashâb-ı kiramın hanımlarından bir çoğu yün ve pamuk ipliğini eğirmeyle çalışırlardı. Hazreti Fatıma, el değirmeniyle evinin içinde çalışırdı. Hazreti Es¬mâ kocasının atına ve hurma bahçesine bakardı. İlim ve çalışmak, şartlarıyla otursa üstün şereftir, ayıb değildir. Şayet evin içinde nafakanın temini için çalışma imkanı olmazsa, o zaman dışarda, yukardaki şartlar dahilinde çalışabilir.

Esmâ binti Yezîd el-Ensariyye şöyle anlatır: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gittim ve ona şöyle dedim: "Ben arkamdaki tabi'lerimin, kadın cemaatinin elçisiyim. On¬lar dediğim gibi derler. Görüşlerimi beklerler.
Onların haklarını istiyorum. Allah Teâlâ Seni hak bir Peygamber olarak göndermiştir; erkek ve kadınlara.. Biz kadın olarak Sana inandık; tâbi' olduk. Gerçek şu ki, bizim haklarımız kısılmakta.. Örtü içindeyiz; evlerimizin ortasındayız; erkeklerin keyflerine mahkumuz; çocuklarım karnımızda taşırız; onları doğurur ve sizin çocuklarınızı besleriz. Gerçekte erkekler cemaate gitmekle, cenazeleri kaldırmakla, cihad yapmakla (iaşeyi temin etmekle) üstünlüğü kazanmışlardır. Fakat ci¬hada çıktıkları zaman mallarını biz koruruz; çocuklarını biz terbiye ederiz. Pekala, onların sevablarına ortak olabilir miyiz? Yâ Rasûlallah bize ne buyurursunuz?"

Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, etrafındaki ashabın yüzüne bakıyor; derin derin dalıyor... ve: "Dîninden güzelce soran şu kadının sözlerini işitti¬niz mi?.. Kim bu?.." buyuruyor. Ashab: "Bizden birimiz bunu tanımıyoruz." dediler. Çünkü tepeden tırnağa kadar örtü içinde idi. Sonra Esmâ'ya dönerek: "Ey Esmâ, dön.. Arkandaki tâbi' kadın cemaatine, sizden birinin kocasına güzel bir kadınlık yapmasının; onun rızasını taleb etmesinin; kocasına muvafakat göstermek için ona uymasının, söylediğin şeylere (erkeğin cihad ve cemaat sevabına) muadil olacağını bildir." Esmâ tehlil, tekbirle cemaatine dönerek, Peygamber'in bu müjdesini bildirdi.

Bu hadîs-i şerîften de anlaşıldığı üzere, zamanımızda ihdas edilen kadın yürüyüşü, dînin temeline ters düşen, çirkin bir âdettir. Asker olması da öyle. Çünkü kadın, mecburiyet olmadıkça evinden çıkamaz. Hac veyahud da beşerî bir ihtiyacdan dolayı çıktığı takdirde örtülü olması gerekir. Bağırması doğru değildir. Bezzâr'ın tahric ettiği, Enes radıyallâhu Teâlâ anh'tan gelen bir rivayette ise Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Sizden kim evinde oturursa, gerçekte o Allah yolunda cihad eden erkeklerin ameline ulaşır."

Diğer bir rivayette:

"Evinde sizden birinin iş yapması sebebiyle, Allah yolunda erkek mücahidlerin ameline ulaşılır." buyurdu.

Bu hususta birçok hadisler vardır. Mesela:

"Erkek çocuklarınıza yüzmeyi, ok atmayı öğretin. Mü'mine bir kadının evinin içinde ip eğirmesi ne güzel oyundur. Annen baban beraber çağırırlarsa, annene cevab ver." Diğer bir rivayette: "Mü'mine kadının en hayrlı oyunu, ip eğirmesidir." Başka bir rivayette:

"Ebrar olan erkeklerin sanatı terzilik, ebrar olan kadınların sanatı ip eğirmektir." Bir diğer rivayette: "Kadınlarınızı ip eğirmekle süslendiriniz."

buyrulmuştur. Binaenaleyh kadının üstün sanatı, evinin içinde nakış, dikiş ve örgü¬leridir. Bununla nafakayı temin etmek mümkündür. İşte buna da imkan bulamayan, yukardaki şartlarla dışarda çalışır.

Hind bin Mehleb, yani Haccac bin Yûsuf'un hanımı, elinde eğirdiği bir iple uğra¬şıyordu. Ziyad bin Abdullah el-Kureyşî ona: "Sen bir emîrin kızısın; nedir bu senin elindeki?!." Bunun üzerine Hind şöyle dedi: Ben Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den işittim; şöyle buyurdu:

"Takatçe sizin en boylunuz (çok elişi bileniniz), en yüce sevab kazanandır. Bu (elişi) şeytanı kovar; vehmî ve hayalî konuşmaları keser."

Bugün dışarda çalışmanın tahammülsüzlüğünden birçok kadınlar bunalım içinde. Onların tedavisine de yol gösterilmiştir.
eski 27.08.2006, 15:12 Hak-dilaram isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #37
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Hakkperest
(Konuyu Başlatan)
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 4.873


 
Teşekkür etti: 10.549
Teşekkür aldı: 4.038 konuda 18.103 kere
Blog-Yazıları: 2
Hak-dilaram - MSN üzeri Mesaj gönder
Hac ibadeti için bile bir kadın, yanında mahremi olmaksızın hac yolculuğuna çıkamıyorken, ilim tahsili için bir genç kızın, bir şehirden diğerine yalnız gitmesi caiz olur mu?

Din veya şuurlanma için de olsa, bir kadının ilmi tahsil bahanesiyle memleketinden başka yere mahremsiz gitmesi caiz değildir. Eşi veya mahremi olmaksızın kadının sefer etmesinin fetvası; dâr-ul-harbde olan bir kadının, namus güvenliği olmadığı için, namusunu korumak maksadıyla dâr-ul-İslama hicret etmesine mahsustur. Bu da müs lümanlara ulaştığı an, sefer serbestisi bitmiş olur.

Bugün Türkiyemiz'de tercüme edilmiş ve bu hususta yazılmış, en mutemed kitablar mevcuddur. Genç kızların kendi memleketlerinde tahsil etmeleri ve şuurlanmaları daha kolaydır. Bir şehirden başka bir şehre gidilemez.

Bir kadın, kocası veya kendisine haram olan mahremi olmaksızın, üç gün mesafede sefere çıkmasın. Hatta bazı rivayetlerde iki gün mesafede çıkmasın.buyrulmuştur. Kaldı ki aynı hadîsin Kendisiyle kocası veya mahremi olmaksızın bir ka¬dın, sefere çıkma sın.rivayetiyle, kadın mutlak olarak seferden men edilmiştir. Ulemânın ihtilafı, kadının mahremsiz, farz olan hac seferi hakkındadır; mutlak sefer hakkında değildir. Hanefîlerin ittifakıyla, kocası veyahud mahremi olmaksızın, namaz kısaltılabilecek kadar mesafede, mesela yüz kilo¬metrede, bir kadın sefere çıkamaz. Ehli hadis hemen hemen hepsi, Şeyh Hasan Basrî, Süfyan Sevrî, Ebû Sevr, İshak bin Râhuveyh, İmam Şâfiî bir kavlinde, İmam Ahmed bir kavlinde, Hanefîlerle müttefiktirler. Şâfiî mezhebinde İmam Beğavî diyor ki: İmamımızın Hanefîlerle müttefik olduğu sözüyle amel etmek, bizce daha kuvvetlidir."

Aynî diyor ki: «Binaenaleyh farz olmayan hac ve diğer seferlerde, ittifakla bir kadın yüz kilometreye kadar dahi sefer edemez. Bun¬dan az, kafile île sefer edebilir. İmam Ahmed dedi ki: Farz olan hac için, takva sahibleriyle; İmam Şâfiî dedi ki: Bir kafileyle beraber olmak şartıyla..»

Hadislerin zâhirinden anlaşılıyor ki, mahremsiz bir kadın, yirmi dört saat tek başma başka tarafa gidemez. Zâhirîler: En kısa mesafede dahi hiçbir kadın hiçbir suretle mahremsiz sefer edemez. dediler.

Yine Hanefî mezhebinde, dar-ul-harbde namus güvenliği olmadığı ve yol daha emniyetli olduğu takdirde, üç gün de olsa, bir kadın tek başına sefer edebilir. [1]

Hâsılı, anladığımız kadarıyla, Konya'dan bir kadın Ankara'ya, İstanbul'a tek başına gidemediği gibi; mahremiyle gittiği takdirde, tek başına yani mahremsiz ikâmet de edemez. Maatteessüf bu da moda olmuştur.

Kadınlar evlerinden uzaklaştıkları için bu hale geldik. Kadın, ev kadını olmalıdır...Kadın ulvîdir... Kadın cemiyetin en üstün muallimidir... Bütün özelliğiyle kadın, erkeğin şan şerefidir... Bu itibarla Türkler "avrat" demişlerdir. "Avret" ise "avrat" olur, anne olur...


[1]EI-Benâye adlı eserde, Umdet-ul-Kârîde, İbnu Abidînde bu konu geniş ele alınmıştır. Merak eden bir kardeş, Dâvûdoğlunun Müslimin şerhi c.7 s.81 ile 93 arasına baksın. Orada, Umdet-ul-Karî, Nevevî ve Übbîden teferruatlı izahlar vardır.
eski 27.08.2006, 15:13 Hak-dilaram isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #38
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Üye
 
eren - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 06.09.2006
Mesajlar: 41


 
Teşekkür etti: 0
Teşekkür aldı: 3 konuda 4 kere
Hak-dilram gerçekten yazın muhteşem.
eski 06.09.2006, 19:08 eren isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #39
T-Enf
Gast
 
Mesajlar: n/a


 


Ve bir başlıkta halledilemeyecek kadar büyük. Konuların ayrı ayrı işlenmesini talep ediyorum.

Saygılarımla...
eski 06.09.2006, 21:10  
Alıntı ile Cevapla   #40
Cevapla

Yer imleri

Seçenekler

Yetkileriniz
Es ist Ihnen nicht erlaubt, neue Themen zu verfassen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, auf Beiträge zu antworten.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Anhänge hochzuladen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Ihre Beiträge zu bearbeiten.

BB-Code ist Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar son Mesaj
Mushaf Hakkinda Bazi Hükümler molla Fıkıh 0 06.09.2006 08:38
BULGARCA BAZI KELiMELER Hak-dilaram Genel Kültür 0 28.08.2006 16:44



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:26 .