Bayrak
6 Recep 1429
09 Temmuz 2008, Çarşamba
6 Recep 1429
09 Temmuz 2008, Çarşamba
Ayet
Ey iman edenler! Allah’tan korkun, herkes yarına ne hazırladığına baksın.
Haşir-18
hadis
Allah’ım! Recep ve Şâbânı hakkımızda mübarek kıl, bizi Ramazan’a kavuştur.
Müsned

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 50 (10 Kayıtlı ve 40 Misafir) bulunmaktadır.

Online  azadeyim, devr-i alem, DuaLar, haqperest, HAvF & ReCa, su misali, tinkerbell, Tugba mesutizm


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye
eee



Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » İtikad » Bazi Itikadi Mevzular


Cevapla
 
Seçenekler
melih.s
Gast
 
Mesajlar: n/a

 
T-Enf´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster


Ve bir başlıkta halledilemeyecek kadar büyük. Konuların ayrı ayrı işlenmesini talep ediyorum.

Saygılarımla...
ayrı ayrı işlensinde sen de

.....haklısın kardeşim...ayrı ayrı işlense fayda alanı genişler

Konu melih.s tarafından (07.09.2006 Saat 10:37 ) değiştirilmiştir..
eski 06.09.2006, 21:19  
Alıntı ile Cevapla   #41
T-Enf
Gast
 
Mesajlar: n/a

 



Bu konuları seviyorum. Ama ben bir soru soruncaya kadar başka konuya geçiliyor. Bir türlü tutturamıyorum.


Saygılarımla...
eski 06.09.2006, 21:24  
Alıntı ile Cevapla   #42
FIRAT
Gast
 
Mesajlar: n/a

 
T-Enf´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster


Ve bir başlıkta halledilemeyecek kadar büyük. Konuların ayrı ayrı işlenmesini talep ediyorum.

Saygılarımla...
katılıyorum... ve okunup sindirecek bir zaman diliminin de verilmesini rica ediyorum...
eski 06.09.2006, 23:59  
Alıntı ile Cevapla   #43
Hakkperest
(Konuyu Başlatan)
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.173


1 Albümü var
 
Teşekkür etti: 10.845
Teşekkür aldı: 4.411 konuda 20.721 kere
Blog-Yazıları: 2
Hak-dilaram - MSN üzeri Mesaj gönder
anlaşılmayan yerleri özellikle lütfen bildiriniz veya geniş izahat istenen yerleri... bu ara nete giremiyoruz pek; ama inşallah kalpler beraber...

selametle
eski 08.09.2006, 17:44 Hak-dilaram isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #44
Üye
 
Üyelik tarihi: 18.09.2006
Mesajlar: 41


 
 
Teşekkür etti: 4
Teşekkür aldı: 10 konuda 18 kere
ALLAH Razi olsun bu cok onemli bilgiler icin kardesim, bir kismini okudum ve sindire sindire tamamliyacagim Insallah...

Dua ile
eski 03.11.2006, 18:17 askiebed isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #45
Hakkperest
(Konuyu Başlatan)
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.173


1 Albümü var
 
Teşekkür etti: 10.845
Teşekkür aldı: 4.411 konuda 20.721 kere
Blog-Yazıları: 2
Hak-dilaram - MSN üzeri Mesaj gönder
KUR'AN MAHLUK MUDUR?

Kur'an, Allah teala'nın kelamıdır, yani sözüdür, konuşmasıdır; hâdis ve mahluk değildir.

Ehli sünnet nezdinde kelam, iş bu harf ve lafızların delalet ettiği manalardır. Kelam-ı hissî, yani iki kap arasındaki lafılar, o manevi kelamın tercimanıdır. Çünkü Arab dilinde kelam, kalbde bulunan mefhumlardan ibarettir. Lakin his, harf ve lafız hakkında, mecaz olarak kullanılır. Yoksa harften, lafızlardan meydana gelen ibare, hakiki kelam değildir. Binaenaleyh Kur'an'ın mefhumları, harfleri ve lafzı değil; mücerred nefsî kelam, Cenab-ı Hakk'ın sıfatıdır ve kadîmdir, mahluk değildir. Kur'an lafzı 'kaf, ra, elif, nun'dan ibaret olup, üç manaya şumülü vardır:

1- Kur'an'ın hakiki manası... Allah'ın sıfatıdır, kadîmdir. Diğer sıfatlar gibi ne aynîdir ve ne de gayrîdir. Onun manası, Allah ile kaimdir. Herf, lafız ve sesten münezzehtir. Bütün peygamberlerin icma' ve ittifakıyla kelam, Allah'ın sıfatıdır. Allah'ın sıfatları da kadîmdir, mahluk değildir. Kur'an kelamullah'tır. Allah'ın Zatı ve sıfatları gibi kadîmdir. Kur'an gibi, sair Kütüb-ü İlâhi'nin hükmü de budur.

2- Okunan ayetler, kelimeler ve nazımlar bilittifak mahluktur; mahalli mahluk olduğu gibi.. İmam Hanbeli dedi ki: 'Ona mahluk denilemez. Çünkü Selef-i salihinden mahluk veya kadîm diye bir söz varid olmamıştır. Binaenaleyh mahluktur veya kadîmdir demek bid'at olur.'

Bazı ulema ' edeb bakımından Kur'an nazmına mahluktur denilmez' dediler.

3- Elimizdeki Arabca mushaf kadîm değildir, ancak kadîme delalet eder; elimizdeki ayna güneşi içine alıp onu gösterdiği gibi... Hanbeliler, selef-i salihin gibi bu bahiste sükut etmişlerdir. Onun için Hayâlî haşiyesinde ' Elimizdeki Mushafa bile kadîmdir veyahud değildir demek bid'attır' diye kaydetmiştir.

Fıkh-ul Ekber'in şerhinde ' Mutlak Kur'an kadîmdir' diye kaydediliyor. Tabii ki böyle demek, edebin ta kendisidir.

Ehl-i İslam bilittifak, 'Kelam, Cenab-ı Hakk'ın sıfatıdır' demişlerdir. Fakat kadîm mi, değil mi diye ihtilaf etmişlerdir. İhtilaf neticesinde lafzî ve nefsî olmak üzere kelamı ikiye ayırdılar.

a- Kelam-ı lafzî, hava ile kaim, bazı harften ibarettir. Bu nazarla terkib ve taksimden hali değildir. Levhte ve insanlar ağzından devr olunur. Bu nazarla bu devir, mahlukun sıfatıdır. Mahluk hâdis olduğundan sıfatı dahi hâdistir.

b- Kelam-ı nefsî ise, bu sıfatları kabul etmez ve kabil-i taksim değildir. Zamansız ve mekansız, keyfiyet ve kemiyetten müberradır. Çünkü kadîmdir ve Cenâb-ı Hakk'ın sıfatıdır. Selef böylece iman etmişlerdir. Evet, Kelam Cenâb-ı Hakk'ın sıfatıdır. Zira kelam, kemaldir; sükut noksan sıfattır. Cenâb-ı Hakk diri olduğundan, kemal vasfıyla vasıflanır. Çünkü sükuttan murad, sük'ut-u batinîdir ki, nefsinde kelama iktidar bulmamaktır. Allah Teala'ya iktidarsızlığı nisbet etmek küfürdür. Tevatür derecesinde mu'cize ile nübüvvetleri sabit peygamberler, bilicma' Cenab-ı Vacib-ul Vucud ile konuştuklarını bildirmişlerdir.

İnsanın da kelam ı lafzî ve kelam ı nefsî diye, tabiî iki kelamı vardır. Böylece mutlak kelamın iki manası vardır. Kelam, tekellüm yani konuşmak manasına geldiği gibi, mütekellimun bih = kendisiyle konuşulan şey manasına da gelir. Kelam denildiği zaman, masdarından hasıl olan mana anlaşılır.

................

.............

.............

.............

ehli sünnetin nazarı itikadın ölçüsüdür. dilara yayınları s.264.265.. mevzu devam ediyor...


11- Kur'an mahluk değildir. Allah Teala'nın kelamı, söz cinsinden münezzehtir.

bed-ul emali 11.beyt

Ümmetin ittifakıyla Allah Teala'ya, kelamının varlığına iman etmek vacibdir. Ehli Sünnet velcemaat dediler ki: Allah Teala'nın kelamı Zat'ıyla kaimdir. Ezeli ve kadîmdir. Harf ve sesten münezzehtir; sair sıfatları gibi. 'Ashabın kıraati' izafesinde, Kur'an lafzı hâdis olduğu gibi, yazılan Kur'an'ın lafızları ve harfleri de terkibli ve hâdistir. Lakin aynı izafede, kıraatin delalet ettiği Allah Teala'nın nefsî olan kelamı kadîmdir, mahluk değildir. Peygamberler bu kelamı işittiler. İşitilen Kelamullah'tır, mahluk değildir.

İmam Ahmed dedi ki: Harf ve sesten müteşekkil Kur'an'a da edeben, hâdistir denilmez. Başta İmam Buhari olmak üzere ehli hadis: Kur'an'la telaffuz hâdistir, dediler ve suküt ettiler.

İmam A'zam, Fıkh ul Ekber'de şöyle der: Kur'an, Kelamulla^'tır. Mushaflarda yazılıdır. Kalblerde hıfzedilir. Dillerde okunur. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'e nazil olmuştur. Evet, Kur'anla telaffuzumuz, yazımız, okuyuşumuz mahluktur; Kur'an kendisi kadîmdir.

Neticei meram, Allah Teala'ya izafe olunan Kelamullah kadîmdir, diğer sıfatları gibi Zat'ıyla kâimdir. Ne aynı ne de gayrıdır. Mahluka izafe olunan kelam, mesela 'Hafız Osman Kur'an'ı' mahluktur. Yazılan, kıraat edilen ve Zat-ı Bari'yle kaim olmayan Kur'an'a, mahluka izafe olunması şartıyla mahluktur denilir.

Bu beytte Nâzım, 'Kelamullah mahluktur, hâdistir' veya kula izafe edildiği halde Allah'ın nefsî kelamını kastederek 'hâdistir' diyenin küfrüne hükmeder. Ehli Sünnetin itikadı budur.

ittiba ehli sünnetedir. dilara yayınları üstaz ismail çetin rahimehullah s.261
__________________
İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!

Buraya Baktınız mı? Tıklayın
eski 21.10.2007, 11:39 Hak-dilaram isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #46
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür edenler
Hakkperest
(Konuyu Başlatan)
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.173


1 Albümü var
 
Teşekkür etti: 10.845
Teşekkür aldı: 4.411 konuda 20.721 kere
Blog-Yazıları: 2
Hak-dilaram - MSN üzeri Mesaj gönder
Şu anda Türkiye, Pakistan, Mısır, doğrusu İslam aleminde yazılan eserlerin ve neşriyatçıların kısmı azamisi, ya Havâricî veya Muteziledir.

Şu ana kadar, Profesör Hamidullah, Ebu-l-A'lâ el-Mevdudî ve benzerlerinin itikadları, doğrusu asrî kitapların kısmı azamisi Havarici yahud Mutezile meşrebindendir. Lakin Mevdudî'nin Müceddidiyyeden apayrı bir itikadı var. Bir bakarsın Cehmiyye, bir bakarsın Ehli Sünnet, bir bakarsın Havarici içinden çıkmış bir 'Harici'.. Ne vahhabidir, ne sofidir.. Ne sofidir, ne vahabi.. Kıpkızıl bir inkılapçı...

Profesör Hamid.. Müceddidiyyedir. Yani nereye giderse, ayet ve hadisleri arkasından oraya kadar çeker. Bu da asrın bir mukadderatıdır. Bilmem bunlar, o güzel İslamin güzelliğini mi göstermek isterler?. Eğer böyle ise akılcılığa ihtiyac yoktur... Yoksa İslama bir güzellik mi getirmek isterler? Maazallah böyle ise iş kötü.

Ferid Vecdi, Abduh ve sairenin görüşlerine baktığımızda, nerde ise kafiri de cennete götürecekler..

İsterseniz Muhammed el-Gazali'nin Difâun an-i Akîdeti veşŞeria ister Ferid Vecdi'nin Dâiret-ul-Maarifi lilKarn-ilİşrîn eserine ve ister Tefsîr-i Kâsımıyye ve ister Telfîk-ul-Mezâhib adlı esere, isterseniz Cemâleddin Efgâni'nin el-Cerh vetTa'dil adlı eserine, isterseniz de Tevfîk-ul-Mezâhib'ine göz gezdirin. isterseniz onlardan dönelim İhvan kitaplarına bakalım. Kısmi azamisinin Havarici olduklarını buluruz.

Bu cemaatleri tekfir edenlerden değilim. Tekfir etmekten ALLAH'a sığınırım. Şu kadar derim ki: Mu'tezile veya Havâricîlerdir.

Bir de inkılapçı bir gençlik.. Bir de Şia meşrebli.. Bir de Vahâbîler.. Selefiyyeler.. Ve daha neler, daha neler...


Bir kısmı kendine Ehli Hadis, bir kısmı kendilerine el-Cemaat-ul-İslamiyye, bir kısmı Hizb-ut-Tebliğ, bir kısmı da Ehli Tevhid isimlerini takmışlardır. Herbir fırka ve hizb gayrını İslam dışı görmektedir. Türkiyemiz de öyle.. Manzara meydanda: Şucu, bucu..

Andolsun... Üstad Bedüuzzaman, Seyydi Şeyh Abdulhakim Arvâsî, Süleyman Efendi, Hazreti Dıyâeddîn'in halifeleri ve bunlara benzer bütün büyüklerimiz ipektirler. Köpeklik bizden.. Tenkidi bırakalım. Ehli Sünnet velCemaate sarılmayı tavsiye ederiz. Ehli Sünnet velCemaatın yolu, Ashab yoludur. Ameli tatbikatta dört mezhebden birini takib etmenin hak olduğuna inanıyoruz.

Bu yolda olan Ehli Sünnettir. Ehli Sünnet olanlar da, hiçbir mezhebin aleyhinde propaganda etmezler, rabıtayı şirk görmezler. Kafir olmayan reislere tağut demezler. Tasavvufu dinin dışında görmezler ve Sofistâiyyeden İslama geçtiğini reddederler. Zira İslamın Sofistaiyyeye ihtiyacı yoktur ki, iman nurunu küfür nârına sokmuş olsunlar.'Allah'ın hükmüyle hükmetmeyen mutlak kafirdir' demezler. Bilakis, 'inandığı halde icra-i ahkam etmeyen mü'min ve fasıktır' derler.

iktibas: İttiba Ehli Sünnetedir Dilara Yayınları s.84-86
__________________
İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!

Buraya Baktınız mı? Tıklayın
eski 21.10.2007, 11:44 Hak-dilaram isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #47
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Tecrübeli Üye
 
DarulErkam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 31.08.2006
Mesajlar: 122


 
 
Teşekkür etti: 14
Teşekkür aldı: 71 konuda 221 kere
DarulErkam - MSN üzeri Mesaj gönder
TURKUAZ34´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
efendımız dıyorkı benden sıze bır haber geldıgınde alın kurana tutun kurana uymuyorsa alın duvara vurun
Efendimiz diyor ki ?...Efendimiz yani Peygamberimiz ( sav ) buyuruyor ki kavliyle rivayet edilen o kadar çok söz (sahih,gayr-i sahih, zayıf,mev(d)u vb) Peygamberimiz (s.a.v)'e atfedilmiştir ki, sakimin sahihinden ayırmak bizim gibi avam için çok zordur. Birçok alim rivayette bulunacakları zaman, "Peygamber efendimizden rivayet edilen bir hadisle" diyerek hadisleri rivayet etmişlerdir. Hatta bazı Sahabe efendilerimiz, yanlış bir ifade kullanırız diye bundan imtina etmişlerdir. Bir konuya veya bir hükme binaen bir hadis rivayet edeceğiniz zaman, rivayetin isnadı,sıhhatı, hadis-i varid ve şerhi noktasında ki açıklamalar, yapılabiliyorsa veyahut ulaşılabiliyorsa akabinde aktarılmalıdır. Zira, bu noktalarda ki bir nakısa, hem umumu açık olan böylesi platformlarda insanların aklını karıştıracak hem de hadisin, delalet ettiği manayı anlamamız noktasında bizi eksik bırakacaktır.


Teknik olarak sıhhat şartlarını kendinde toplamakla birlikte Kur'an'a aykırı gibi görünen bir haber, haber-i vahid de olsa, iyice araştırılmadan inkar edilmemelidir. Zira Rasulullah'tan (s.a) subutu sahih hiç bir hadis, bazan zahiren bir ihtilaf var gibi görünse de, gerçekte Kur'an'a muhalif değildir. (İbn Kayyim el cevziyye, et-turukü'l-hükmiyye,s.82.83; Abdulgani Abdulhalik,Hücciyetü's-sünne s.495,497) Yanlış anlamadan kaynaklanan sayılı örnekler dışında sahih hadislerin Kur'an ile çelişkisini göstermek mümkün değildir. (Bir kaç istisna dışında; Buharide Geçen Namazın Miraç'tan önce Peygamberimize bildirildiğine dair rivayet ) Zahiren Kuran ile çelişkili gibi görünen rivayetler de uygun bir şekilde izah edilmiştir. Hanefiler Kur'an'la çelişkili görünen rivayetlerin bir kısmının nesh olduğunu; diğer mezhep imamları ise takyid ve tahsis kabilinden olduğunu öne sürmüşlerdir . Muhaddisler ise, hadis tenkidini subjektiflikten kurtarmaya önem vermişler, bu bağlamda hadislerin sıhhatini tespit için standart kriterle belirlemeye çalışmışlardır. Bu sebeple onlar, subjektif değerlendirmelere yol açan "arz metodu"nu kabul etmemişlerdir. Ayrıca bir takım fırkaların kendi görüşlerine aykırı hadisleri reddetmek maksadıyla "hadisi Kur'an'a arz" yaklaşımını benimsemesi, hadisçileri arz konusundaki haberleri, zındıklar ve haricilerin uydurmuş olduğu kanaatine sevk etmiştir.

Sahih bir hadisin, Kur'an'a dayandığı, ona aykırı olmaması gerektiği açıktır. Ancak bu münasebet belli bir bilgi ve kültür seviyesine sahip insan aklı tarafından her zaman anlaşılamayabilir. Bu itibarla hadis usulüne uygun olarak Hz.Peygamber'in söylediği bilinen bir hadisi, geçerli saymak gayesiyle Kur'an'a arz etmek yersizdir; çünkü bu nitelikteki hadis, kendi başına hüccettir. Arap dili, çok geniş ve zengin bir dildir. Bir peygamberden başkasının onu bütün yönleriyle bilmesi ve kavraması mümkün değildir. Dolayısıyla Arapça'nın en mükemmel örneği olan KUR'AN'ı en iyi anlayan da Hz,Peygamberdir. Onun Kur'an'ı anlamadaki tecrübesinin bir benzeri yoktur ve olmayacaktır da. Binaenaleyh Hz.Peygamber'in Kur'an'dan bizim anlamadığımız bazı derin hakikatleri ve ince manaları anlamış olması mümkündür. Bu neden onun bu tecrübesinin neticesi olan hadislerinin Kur'an ile uygunluğunun anlaşılması da her zaman mümkün olmayabilir. Bu konuyu Sa'id b.Cübeyr'in yaklaşımı gayet iyi özetlemektedir. Sa'id b.Cübeyr kendisine "rivayet ettiğin hadis ALLAH'ın kitab'ına aykırı " diyen bir adama "Bana bak! Ben sana Rasulullah'tan hadis rivayet ediyorum, sen onu ALLAH'ın Kitab'ına arz ediyorsun. ALLAH Rasulü, ALLAH'ın Kitabı'nı senden çok daha iyi bilir" (Darimi,"Mukaddime",49)
__________________
Olayları ve düşünceleri kritik etmek için cins kafa ister, fakat taklit etmek için fazla zeki olmaya gerek yok

Konu DarulErkam tarafından (21.10.2007 Saat 15:00 ) değiştirilmiştir..
eski 21.10.2007, 14:58 DarulErkam isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #48
DarulErkam isimli üye'ye teşekkür edenler
Tecrübeli Üye
 
DarulErkam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 31.08.2006
Mesajlar: 122


 
 
Teşekkür etti: 14
Teşekkür aldı: 71 konuda 221 kere
DarulErkam - MSN üzeri Mesaj gönder
Hadisleri Kur’an’a arz etme gerekliliğini ileri sürenler, görüşlerini bir takım rivayetlerle kuvvetlendirmiştir. Hanefi mezhebinin Fakihlerinden İmam Ebu Yusuf, mürsel olarak naklettiği bir hadiste, Yahudilerin Hz.Musa (a.s) , Hristiyanların da Hz. İsa hakkında yalan ve mübalağalı sözler söylediği anlatılmakta ve Resulullah’ın (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir. “Benim sözlerim yayılacaktır. Size benden bir hadis gelirse, ALLAH’ın kitabı’na uygun düşeni ben söylemişimdir. Uygun olmayanı ise söylememişimdir” (Ebu Yusuf ,Er-Rerr ala siyeri’l-Evzai; s.24,25)

Bu hadis Abdullah b.Ömer’den mevsül olarak da nakledilmiştir, ancak isnadı zayıftır. Bu hadisin isnadında Ebu Hadır Abdulmelik b.Abdirrabih vardır ki bu ravi “münkerü’l-hadis”tir.(Nureddin Heysemi, Mecmaü’z-zevaid ve menbeü’l-fevaid,I,170;1982 beyrut baskısı, İbn Hacer,Lisanu’l-mizan,IV,67) Şafii ise, aynı hadisi şu şekilde rivayet etmiştir:

“ Benden size gelen hadisleri ALLAH’ın Kitabı’na arz edin; uygun olanı ben söylemişimdir, aykırı olanı ise söylememişimdir. Şafii bu hadisi, rivayetine itibar edilen hiçbir ravinin nakletmediğini, isnadının da munkatı olduğunu, söyleyerek tenkit etmiştir. .”(Şafii, er-Risale (Nşr.Ahmed Muhammed şakir,Kahire 1309 s.224,225; Ona göre, bu konuda itibar edilmesi gereken Süfyan b.Uyeyne’nin naklettiği şu hadistir;” Sizden birini koltuğuna yaslanmış, benim emrettiğim veya nehyettiğim hususlardan birisi kendisine arz edilince, bilmiyorum; “Biz ALLAH’ın kitabı’nda bulduğumuz (hükme) uyarız”,derken bulmayayım.”er-Risale,s.225,226;89,90; Tirmizi, ilm, 10; Ebu Davud, imara,33; Sünne,5; Ahmed bin Hanbel,II,367,483)

İbn Abdillberr’in naklettiği bir hadiste Rasulullah (s.a) şöyle buyurmuştur:

“Bana nisbet edilen her şeyi, ALLAH’ın kitabına arz ediniz; ona uyarsa ben söylemişimdir, ona aykırı ise ben söylememişimdir. Ben, ancak ALLAH’ın kitabı’na muvafık olurum; zira ALLAH, beni, onunla hidayete erdirmiştir.” (İbn Abdilberr, Camiu beyani’l-ilm ve fadlih,II,191,Beyrut 1978; Suat Yıldırım “Hadisleri Kur’an’la karşılaştırma Meselesinin kaynakları” s.105 )

İbn Abdilberr, bu haberi kabul etmemekte, Kur’an-ı Kerim’de Rasulullah (s.a)’e itaat etmeyi emreden ayetlerin mutlak olduğunu, bir kısım bid’atçıların iddia ettiği gibi, “Rasullah’ın, sadece ALLAH’ın kitabına uygun düşen sözlerine ittiba edin” buyurulmadığın söylemektedir. (İbn Abdilberr, Camiu beyani’l-ilm ve fadlih,II,190;Beyrut 1978)

Bu konudaki rivayetlerin en meşhurlarından birisi de , şu haberdir;

Sevban (r.a) Rasulullan’ın (s.a.) şöyle buyurduğun rivayet etmiştir: “Dikkat edin! İslamın karşısına musibetler, hezimetler çıkacaktır.” Orada bulunanlar, “ O zaman biz ne yaparız, ya Rasulullah!” dediler. Bunun üzerine Rasulullah “Sözlerime, Kitab’la karşılaştırın. Kitab’a uygun olan benim sözümdür, ben söylemişimdir” buyurdu. (Süleyman bin Ahmed Taberani, El-Mü’cemü’l-kebir, II,94, Bağdat 1978; .Nureddin Heysemi, Mecmaü’z-zevaid ve menbeü’l-fevaid,Muttaki,I,70;1982 beyrut baskısı)

Bu rivayetin isnadı tenkid edilmiş, isnaddaki Yezid b.Rebia’nın metruk bir ravi olduğu, münker hadisler rivayet ettiği söylenmiştir. (İbn Hacer, Lisanu’l-Mizan,VI,286) Bu zat özellikle “Ebu’l-Eş’as’dan Sevban” tarikıyla rivayet ettiği haberlerde aşırı “ihtilat”la (karıştırma) suçlanmıştır. Yezid b.Rebia’nın aynı zamanda bir fakih olması, fukaha arasında böyle bir hadisin maruf olduğun göstermektedir. Kadi Ebu Yusuf da yukarıda kendisinden nakledilen hadisi, şaz rivayetlerden sakındırmak, özellikle fakihler arasında bilinen rivayetlere itibar edilmesi gerektiğini vurgulamak maksadıyla naklettiğini ifade etmiştir. Ona göre, “çoğunluğun kabul ettiği, fakihlerin bildiği, Kur’an ve Sünett’i uygun rivayetlerin kabul edilmesi gereklidir” Bu nedenle o, “Rivayet olarak nakledilse de Kur’an’a uygun düşmeyen hadis, Rasulullah (s.a)’in sözü değildir” kanaatindedir. (Ebu Yusuf, Er,Rerr ala siyeri’l-evzai s.31)

Arz metoduna delil olarak öne sürülen hadislerden birisi de Ebu Hureyre’nin (r.a) Resulullah’tan rivayet ettiği şu hadistir:

“Size benden ihtilafli hadisler nakledilecektir. Allah’ın kitabı’na ve (sahih) sünnetlerime uygun olanlar, benim sözlerimdir. Allah’ın kitabı’na ve sünnetime muhalif olanlar ise benim sözüm değildir.” El-Hatib El- Bağdadi’nin naklettiği senedeki ravilerin çoğunluğu Küfelidir. Ravileri arasında İbn Cerir Et-Taberi’nin ve Kadı Ahmed b.Kamil’in bulunması, küfe çevresinde ve fakihler arasında bu haberin ma’ruf olduğunu göstermektedir. Ayrıca Darekutni Sünen’inin IV,208 ‘de hadisin senedindeki Salih b.Musa için “zayıf bir ravidir, hadisiyle ihticat edilmez” demiştir.

devamı için http://zulcenaheyn.blogcu.com/936515/
http://zulcenaheyn.blogcu.com/936512/
http://zulcenaheyn.blogcu.com/936507/

İktibasa ek olması babından şu eklentiyi yapmamız gerekmektedir. Hanefi mezhebi hadis usulünde, hadislerin,Kur'an'a arz edilmesi esas alınmıştır. Zira, Cessas,Debusi ve şuanda adını zikredemediğimiz bir çok hanefi fıkıh hukukçuları bu metodu benimsemişlerdir..

Muvaffakiyet ALLAH'tandır..

Dua buyrun. Selam ve dua ile.
__________________
Olayları ve düşünceleri kritik etmek için cins kafa ister, fakat taklit etmek için fazla zeki olmaya gerek yok
eski 21.10.2007, 15:05 DarulErkam isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #49
DarulErkam isimli üye'ye teşekkür edenler
Hakkperest
(Konuyu Başlatan)
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.173


1 Albümü var
 
Teşekkür etti: 10.845
Teşekkür aldı: 4.411 konuda 20.721 kere
Blog-Yazıları: 2
Hak-dilaram - MSN üzeri Mesaj gönder
KERAMET VE GAYB MESELESİ


İmam Nesefi Akaidi'nde diyor ki: " Evliyanın kerameti haktır. Veliye keramet, adetlerin(yani tabii kanunların) yollarının nakzı üzere zahir olur. Az bir müddette çok mesafeyi katedebilirler; ihtiyaç zamanında yiyecek, içecek ve libası bukurlar; su üzerinde yürürler; havada uçarlar; cemad, dilsiz hayvanlar onlarla konuşur; onlara teveccüh eden kimselerden bela kalkar." Gazali'nin bu sözü İmam Nesefi'nin tasrih ettiği " Müteveccihten belanın def'i gibi " cümlesinin bir nev'i izahıdır.

Ebu Abdullah ez-Zu'ferani; " Deniliyor ki, İbrahim Edhem hem Basra'da hem de Mekke'de aynı günde bulunmuştur. Buna ne buyurursunuz? Sorusuna şu cevabı vermiştir: " İbnu Mukatil bir kimsenin iki yerde bulunmasına inanmasının küfür olduğunu, çünkü bunun kerametlerden değil mu'cizelerden olduğunu söyler imiş. Amma ben onun bu meseleyi bilmediğini söylerim. Böyle bir inanca da küfür diyemem."

Allame Teftezani diyor ki:" İnsaf, İmam Nesefi'nin sözüdür. İmam Nesefi, " Keramet olarak Kabe'nin İbrahim Edhem'i ziyaret ettiği naklolunmaktadır. Buna ne buyurursunuz? Böyle hüküm etmek doğru olur mu?" sorusuna şu cevabı vermiştir: Evet, velilere keramet yolu üzere tabii kanunların iptali mümkündür. Ehli Sünnet vel Cemaatin itikadı da budur." Allame İbnu Abidin nikah bahsinde nesebin tesbiti hususunda bu konuda birçok nakiller yazmıştır. Hanefi ulemasından birisi evliyanın bu gibi kerametlerini inkar etmemişlerdir. Binaenaleyh velilerin kerameti haktır.

"(O, bütün) Gaybı(n hakikatini) bilendir. Binaenalyh gaybına kimseyi muttali' etmez O(Allah). Meğer ki, beğenip seçtiği bir peygamber ola. Çünkü O bunun önünden ardından gözetleyici melekler dizer. Ta ki (o peygamberler) Rabb'lerinin gönderdiklerini (o gözetleyicilerin) hakkıyla (kendilerine) tebliğ ettiklerini bilsin(ler). (Allah peygamberlerin) Nezdinde olup bitenleri (onların her halini ilmiyle) kuşatmıştır. Her şeyi sayı(sı)yla saymıştır."(1)

Mu'tezile bu ayete dayanarak evliyanın kerametini inkar ettiler. Bazı serseri insanlar Keşşaf'ın bu ayete dair izahını okuyarak, birçok müslümanların, özellikle ehli tasavvufun keşif ve kerametini inkar etmeye cesaret etmektedirler. Bunların "Kîl ve Kâl" leri batılı yaymaktan başka hiçbir şey değildir. Allame Teftezani'nin de tasrih ettiği gibi: " Binaenaleyh gaybına kimseyi muttali' etmez O(Allah)." Cümlesi, kazıye-i salibe-i cüz'iye hükmündedir; ve umumu ifade eden nefti, selbin hıyezinde vuku bulmuştur. Bundan dolayı mantıki olarak nefiy, selb-ul-umum içindir. Mu'tezilenin anladığı gibi umum-u selb için değildir ki, evliyanın kerametlerinin inkarı hakkında bir delil teşkil etsin. Bunun nakizi: " Bazı kullarını bazı gaybe muttali' eder" demek olur. Nitekim Ehli Sünnet vel Cemaatten birçok müfessirler de bu ayeti bu şekilde mana ettiler. Bu ayetle dahi evliyanın keşif ve kerametleri tesbit olunmaktadır.

Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellam dahi, evliyanın kerametlerini Ashab-ı Kiram'a nakletmiştir. Nitekim Müslim ve Buhari'nin de ittifakla tahric ettikleri bir hadis-i şerifte Ebi Hureyre Radıyallahu Anh diyor ki: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem:

"Bir vakit bir adam bir ineği yürütüyordu. Yoruldu da ona bindi, İnek ona: "Bizler bunun (yük yüklemek ve binmek) için yaratılmadık. Ancak biz yerde çift sürmek için yaratılmışız" dedi."buyurdu. Bunun üzerine insanlar: " Sübhanallah inek konuşmuş" dediler. Bunun üzerine Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellam; " Gerçekte Ben buna inanıyorum; Ebu Bekr de, Ömer de." Buyurdu. Hazreti Ebu Bekr Sıddık ve Hazreti Ömer mecliste değillerdi. Yine Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem:" Bir vakit bir adam bir koyunu güderdi. Ansız bir kurt, sürüsünden bir koyuna koşarak yakaladı. Çoban ona ulaştı, koyunu kurtardı. Bunun üzerine kurt ona: " İnsanlar kalmadığı günde yani benden başka hiçbir çoban kalmadığı günde kim koruyacak?" dedi." Buyurdu. Yine İnsanlar: " Sübhanallah kurt konuşuyor." Dediler. Bunun üzerine Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem: " Amma Ben buna inanıyorum; Ebu Bekr de, Ömer de." Buyurdu. İkisi de orada değillerdi.

Bu hadis-i şeriften anlaşılıyor ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellam, inek ve kurt gibi hayvanların Allah Teala'nın dostlarıyla konuşmalarını beyan etmiştir. Ebu Bekr ve Ömer Radıyallahu Anhuma'nın da hayvanlarla konuştuklarının iması vardır. Daha evvelden İbnu Mes'ud'un : " andolsun ki biz yenilen yemeklerin tesbihini işitiyorduk" hadisini de nakletmiştik. Binaenaleyh bu gibi kerametler Ashabtan dahi görülmüştür. Öyleyse keramet ve özellikle kerametten cüz'i gaybı bilmek, sadece peygamberlere mahsus değildir. Kamilen peygamberlere tam ittiba' edenlere de cüz'i gayb bildirilir.

Yukarıdaki ayet-i kerimede Mu'tezileye delil olmadığı gibi, Müslim, Buhari ve İmam Ahmed'in de tahric ettikleri, Ebu Hureyre Radıyallahu Anh'ın rivayet ettiği: " Beş şey gaybdandır;Allah'tan başkası onları bilmez (buyurdu ve (Gerçekte kıyametin ne zaman kopacağını bilmek şübhesiz Allah'a mahsustur. Yağmuru O indirir. Rahimlerde olanları O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Hiçbir kimse de nerede öleceğini bilmez. Gerçekte Allah en iyi bilendir ve her şeyden haberdardır.) (mealindeki Lokman suresinin 34'üncü ayetini )okudu" mealindeki ayet ve hadiste de Mu'tezileye delil yoktur. Çünkü gayb iki kısımdır: Gayb-ı mutlak ve gayb-ı mukayyed...

1- Gayb-ı mutlak, eşyayı, hakikati üzere bilmektir. Mesela kıyametin hakikatini bilmek gibi bilgiler, Allah Teala'ya mahsustur.Allah Teala bu gayba, mahlukunu muttali etmez. Binaenaleyh eşyanın hakikati üzere bilmeyi iddia eden kafir olur. Bunda ümmet ihtilaf etmemiştir.

2- Gayb-ı mukayyedir. Ehli sünnet vel Cemaatin ittifakıyla, cüz'i de olsa Allah Teala bazı kullarını bazı gaya muttali kılar. Nitekim Tarh-ut-Tesrib'in müellifi Zeyneddin-il-İrraki diyor ki:" Yukarıdaki hadisi şerif ve ayeti kerimede, keşif ve kerameti inkar edenlere delil yoktur. Allah Teala Zülcelal Hazretleri bazı kullarını bazı gaybi şeylere muttali kılar. Bu ıttıla' peygamberlere mahsus değildir. Allah'ın bildirmesiyle enbiya birçok gaybı bilmişlerdir. Allah Teala bazı evliyanın hatırlarının(zihin ve kalblerine) bilgiyi ilka eder de, onlar da bu sayede gayb-ı mukayyed kısmından olan ve herkesçe bilinmeyen birçok şeylere muttali olurlar.

Nitekim Müslim, Tirmizi, Nesei ve İmam Ahmed'in de tahric ettikleri Ebi Hureyre 'den , Ayşe Radıyallahu Anha'dan ve daha başka ashabdan gelen rivayette Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in buyurduğu: " Hakikaten sizden önceki ümmetlerde ilham alan bazı insanlar olmuştur. Eğer Benim ümmetimden onlardan biri varsa, hiç şübhesiz o Ömer bin Hattab'dır." Mealindeki hadis de meseleyi açıkca izah etmektedir. Bu gibi ilhamla şereflenenlere, ebeden, gaybı bildi denilmez; ilham aldı denilir. Nitekim Sıddık-ı Ekber Radıyallahu anh, zevcesinin hamileliğinin kız olduğunu bilip bildirmiştir.

Bu gibi Peygamber'e nisbet edildiği vakit "gaybı bildi" denilir; evliyaya nisbet edildiği zaman da " ilham aldı " denilir. Hatta herkesin bilmediği bilgilerin bilgisi, evliya olmayanlarda da bulunabilir. Mesela tecrube suretiyle, bazı sebeblere dayanılarak bir kadının hamileliğinin erkek veya dişi olduğunu bilmek bu kabildendir. Evliyadan başkasına bu bilgi nisbet edildiği zaman " tahmin " denilir. Çünkü bunda yanılmak tarafı galibtir. Bazıları demişlerdir ki: Ayeti kerimedeki nefiy, kahinlerin ve müneccimlerin sözlerinin iptali içindir. Ayetin zahirinde bir kimsenin öleceği yeri bilmesi nefyedilmiştir. Yani kişi nerede öleceğini bilemez; amma ne zaman öleceğini bilebilir. Bu dahi evliyaya mahsus değildir."

(1)El-Cinn/26-28

Hasılı kelam, gayb-ı mukayyed beş kısımdır:

a-Meleklere, enbiyaya bildirilen bilgidir.

b-Enbiyaya kamilen ittba'da bulunan evliyanın bilgisidir. Nitekim Sıddık-ı Ekber, vefat edeceği sırada hazreti Aişe'ye: Malı nasıl taksim edersin? Diye sormuş; muşarun ileyha: Şöyle şöyle taksim ederim, deyince, Sıddık-ı Ekber zevcesine işareten; sen bunun doğuracağı kıza ne dersin? Buyurmuştur.Ebu Bekr Sıddık'ın vefatının dokuzuncu ayı tamamlanmadan kızı doğmuştur. Burada Ebu Bekr Sıddık'ın iki kerameti vardır: birincisi nutfe halindeki hamli; ikincisi de hamlin kız olmasını bilmesidir. Bu kabil bilgiler, feraset ve basiretle bilinir.

c-Müsbet ilimlerin tecrübelerine dayalı, herkesçe bilinmeyen bilgidir. Mesela doktorun iki aydan sonra, hamlin erkek veya dişi olduğunu filmlerle tesbit etmesi gibi. Bu kabil bilgiye ilim denilir.

d-Kahinlerin, müneccimlerin bilgisidir. Bunda iman şartı yoktur. Buna istidrac ve ihane denilir.

e-Tecrübelere dayanarak takvimcilerin filanca günde yağmurun yağmasını bildirmesi gibidir. Buna dahi tahmin denilir.

Kahinlik bahsinde biraz daha izah gelecektir.

Neticei meram, imandan sonra bir insan paygambere kamilen tam ittiba' ederek ma'rifeti kasbederse ve Allah Teala'nın sıfatlarını güzel bilirse, tabi' olduğu peygamberin mu'cizelerinden bir mu'cize kendisinde zuhuru çıkar. Amma meleğin bildirmesiyle olur; amma feraset ve basiretle olur. Münavi diyor ki: "Avam mü'minlerde dahi bu gibi hususlar müşahade edilmiştir. Bu hususta delil çoğaltmaya lüzum yoktur. Kerametin varlığına, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şehadeti kafidir."

Hafız İbnu Hacer diyor ki:" Birinci asırdan sonra, salih ilhama sahib birçok evliya zuhur etmiştir. Bu da ümmetin şerefine delildir. Bu ümmetten nebi gelmeyeceği için, Allah Teala önceki nebilere gönderdiği vahiyden bedel bu ümmetten evliyaya ilham göndermiştir; ta ki ümmet bunları görerek mu'cizeyi ve enbiyayı tasdik etsinler."

Gazali diyor ki:" Ebdallerden birisine rastladım. Nefsin müşahedesi hakkında soru sordum. O da sağına baktı: Sen ne diyorsun? Soluna baktı: Sen ne diyorsun?: sonra kafasını gögsüne koydu: Sen ne diyorsun? Dedi. Sonra bana cevap verdi. Ben kendisine kiminle konuştuğunu sordum. O da bana: "Sağ ve solumdaki meleklere sordum; bilmiyoruz dediler. Kalbimden sordum; o da bana cevap verdi. Demek dedim kalbim onlardan daha iyi biliyor." dedi"

İnsanın kalbi ayna gibidir. Mü'minin azalarını, onlarla yapılacak haram ve mekruhlardan sakındırınca, kalbi parlar. Parladıkça nurlar müşahede edilir ve ona akis yapar. Bu akisler, olayların suretini temsil eder. Kimisine yazı görünür; kimisine karikatür görünür; kimisine ses gelir. Böylece bir bilgi tahsil edilir, ki: "...onunla işiteceği kulağı, onunla göreceği gözü, onunla tutacağı eli, onunla yürüyeceği ayağı(na yardımcı) olurum. Eğer Ben'den bir şey isterse, ona veririm. Ban'a sığınırsa, onu korurum." Mealindeki hadiste işaret edilmiştir.

Nitekim Beğavi, İmam Ahmed, Daremi ve Ebu Ya'la'nın tahric ettikleri bir hadiste, Vabise bin Ma'bed radıyallahu Anh şöyle anlatmıştır: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana: " Ey Vabise, sen gelip Benden hayr ve günahtan soruyorsun değil mi?" buyurdu. Ben de: Evet, dedim. Bunun üzerine parmaklarını toparladı ve gögsüma vurarak şöyle buyurdu: " Nefsinden fetvayı taleb et. Kalbinden fetvayı taleb et. (üç kere buyurdu). Müftiler (kalbine muhalif) fetva verseler dahi. Kamil hayr, nefsinin ona sukunet bulduğu şeydir. Günah nefsinde gıcırtı yapan ve gögsünde dolaşandır."

Bu hadisi şerif, günahlardan temizlenmiş ve melekten ilham almış kalbin, dini ilimleri dahi başka bir kalbden ilham alacağını ve nefsin de salah bulacağı beyan etmektedir. Evet, nurlar azalarına hakim olan zatın kalbi kitabdır. Arif Tüsteri diyor ki: " Alimler, zahidler ve kullardan birçoğu, kalbleri kapalı olduğu halde ölürler. Sıddıkların, şehidlarin kalbleri müstesnadır. Eğer nurlarla kalbi parlamış evliyanın batını ilimleri, kalbi açılmamış ulemanın zahiri ilimlerine daha galib olmasaydı, Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem " Kalbinden fetvayı taleb et. Kalbinden fetvayı taleb et. Kalbinden fetvayı taleb et." diye üç kere buyurmazdı. Kur'an'ın nice sırları, zikirler, fikirler, güzel tefsirler, Allah'ın dostlarının kalbinden zuhura çıkar ki, fukahadan ehli tahkik dahi ona yol bulamazlar.

" Allah'ım, kalbimde nur yarat. Gözümde kulağımda nur yarat. Sağımdan solumdan nur yarat. Üstüme nur, altıma nur, önüme nur, arkama nur ver. Ve bana nur yarat."

Ve keramet iki kısımdır: Birincisi yukarda anlatılmıştır. İkincisi ise, istikametle ifade edilir. Sonra istikamet de, İslam dinine ait bilgileri elde etmek, diğer ifadeyle sünneti güzel bilmek şartıyla onunla amel etmektir. Çünkü bilip de amel etmeyen " Mağdubun aleyhim ", bilgisiz amel edenler de " Dallin " dir. Sırat-ı Müstakim, ikisinin ortasıdır.

Sünnetle yaşamak, diğer ifadeyle Peygamber'e ittiba' ne kadar ziyade olursa, o kadar kalb temizlenmiş, ayna gibi parlamıştır. Ve ne kadar zikredilirse, nurlar o kadar o aynaya akis yapar, içine suretlenir. Bu iki hususun birleşmesinden keşif ve keramet orataya çıkar. İstikametsiz keramet, istidracdır yahud ihanedir yahud sihirdir. Binaenaleyh kerameti kasbetmeden evvel, istikamet yolunda sebat etmek gerekir. Bu hususta " Mü'minin İstikameti Velinin Kerametidir" ve "Özleşme Yolu " adlı eserlerimizde izahlar vardır; oraya havale...

İktibas: Ehli Sünnetin Nazarı İtikadın Ölçüsüdür Dilara yayınları
__________________
İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!

Buraya Baktınız mı? Tıklayın
eski 23.10.2007, 15:52 Hak-dilaram isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #50
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür edenler
Cevapla



Yer imleri
Seçenekler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar son Mesaj
Mushaf Hakkinda Bazi Hükümler molla Fıkıh 0 06.09.2006 08:38
BULGARCA BAZI KELiMELER Hak-dilaram Genel Kültür 0 28.08.2006 16:44



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:56 .