11 Cemaziye'l-Evvel 1429
16 Mayıs 2008, Cuma
11 Cemaziye'l-Evvel 1429
16 Mayıs 2008, Cuma
Ayet
Ey iman edenler!Cuma gunu namaz icin cagrildiginizda her turlu dunyevi alisverisi birakip Allah'i anmaya yani hutbeyi dinleyip namazi kilmaya kosun.Eger bilirseniz bu sizin icin daha hayirlidir.
Cuma-9
hadis
Cuma gününde öyle bir an vardır ki, günah veya akrabalarla ilişkiyi kesme konularında olmamak şartıyla kul Allahü teâlâdan bir şey isterse Allahü teâlâ mutlaka onu verir.
Buhari

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:



...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Anket

hangi mevsimi seviyorsunuz????
ilkbahar: 50,43%
yaz: 15,38%
sonbahar: 23,93%
kış: 10,26%
Katılımcı sayısı: 117. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor

Online Üye

Şuan Forumda: 65 (14 Kayıtlı ve 51 Misafir) bulunmaktadır.

Online  Almula, BEYAZ, Dilnihad, DuaLar, ebu mus'ab, haqperest, jenerator, kebirulcady06, Ninja Kedi, Sakallı mesutizm, Ummu Seleme


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye

Üye Albümlerinden

Üye albümlerinden en son eklenen resimler:

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

İncİler Maİl Grubu





Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » İtikad » Bazi Itikadi Mevzular
Cevapla
 
Seçenekler
Hakkperest
(Konuyu Başlatan)
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 4.873


 
Teşekkür etti: 10.550
Teşekkür aldı: 4.039 konuda 18.104 kere
Blog-Yazıları: 2
Hak-dilaram - MSN üzeri Mesaj gönder
TEBLİĞDE EMİNLİK VE SADAKAT, DİNLEMEKTE TESLİM VE SEVGİ VACİBDİR

İnsan, düşünüp inandığı bir şeyi, dili veyahud diğer azasıyla izhar
eder. Çünkü bütün ameller niyetlerin mahsulü ve semeresidir. Kalbdeki
ihlas ve samimiyet ne kadar kuvvetli olursa, dil o kadar muhkem ve
doğru söz söyler. Bir insanda bu hasletler var ise, dinleyici de olsa
dinleten de olsa, söylediğini veya dinlediğini tatbik eder. Doğru söz
ve her amel, önce kalblerde yerleşir, sonra zuhura çıkar ve meleke
olur. Bu meleke doğru söz söylemek, güzel amel işlemek de istikametle
tarif olunur. Doğru söz ve istikamet dinletende ne kadar meleke
olmuşsa, tebliğ esnasında dinleyenin nefsinde ve kalbinde o kadar yer
alır ve tesir eder. Bunun aksi yani kalbde samimiyetsizlik dilden
açığa çıkarsa; yalan, hilafı hak söylemek ve hilecilikle tarif
olunur. Bu da meleke haline gelir. Bu meleke de imanda olursa adı
nifaktır, amelde olursa riyadır. Ahlakta olursa hilecilik ve
hıyanettir; binaenaleyh içi ve dışı birbirinden ayrı olan kimse
münafıktır.

Bir insan ciddi olarak inanmayıp inanır gibi görünür, yalan uydurup
doğru ve ciddi gibi görünür, yalan uydurup doğıu ve ciddi gibi
kendini sadık ve itimadlı gösterirse, her ne hal ve karda olursa
olsun münafık olur. Şu halde reisin korkusundan, liderin sevgisinden
veya maişetten dolayı susup, nasihat ve tebliği terkeden veyahud emin
bir müslümandan teslim ve sevgiyle emri bi-l-marufu ve nehyi an-il-
münkeri kabul etmeyen bu üç kısım nifaktan birine düşmüştür.

Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Peygember
sallallahu aleyhi ve sellem:

“Münafıkın alameti üçtür: Konuşursa yalan söyler, söz verirse sözünde
durmaz, kendisine bir şey emanet edilirse hıyanet eder.” Diğer bir
rivayette: “Oruç tutsa, namaz kılsa ve kendisini müslüman sanıp
müslümanım dese dahi.” Buyurmuştur.

Hadis-i şerife binaen diyebiliriz diyebiliriz ki: Müslümanlığını
itiraf ettiği halde bir insan Allah’ın emrine teslim olmazsa, hak ve
doğru sözü dinleyip kabul etmezse, yalan uydurmuş olur. Söz verip
yerine getirmezse, dini yasaklardan sakınmazsa, emanetlerde hıyanmet
ederse, ya itikaden münafıktır; bu kafirdir, ya amelen münafıktır; bu
dahi hilekar ve günahkardır.

Allah Teala kendi sevgisini ve Peygamberi’ne uymayı, samimiyeti, dine
boyun eğmeyi, İlahi buyruklarla amel etmek melekesini dahili olarak
insanların kalplerine emaneten tevdi etmiştir. Bu emanet her insanın
kalbinde kökleşmiştir. Ayrıca buyruklarını yani aynı emaneti elçiler
vasıtasıyla insan ve cinlere, açık olarakta haricden beyan
buyurmuştur. Kur’an-ı Hakim ve Sünnet-i Şerif, o beyandan ibarettir.
Bir insan içini dinleyip, samimi bir iman ile doğru söz söylerse,
güzel amel işleyerek Kur’an ve sünneti öğrenirse ve dini tebliği her
müslümandan kabul ederse, elbette her türlü nifaktan kurtulmuştur.

Nitekim Hazreti Huzeyfe bin Yaman radıyallahu anh’dan rivayet
edildiğine göre şöyle demiştir.

“Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bize emanet hakkında iki hadis
söyledi. Bunlardan birini gördüm, ikincisini bekliyorum:
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “EMANET insanın kalbinin
derinlerine inip kökleşti. Sonra Kur’an indi. O’ndan ve sünnetten
(kabiliyetli insanlar) bilgi edindiler.” diye buyurdu. Sonra emanetin
kalkacağını haber verdi. Ve şöyle dedi:

“Adam bir kere uyur, kalbinden emanet alınır, az bir izi kalır. Sonra
yine bir gaflet uykusuyla uyur, kalbinden yine emanet alınır. Ayak
üzerinde yuvarlanan kordan meydana gelen kabarcık gibi yerinde iz
bırakır. O yer şişkin olarak görülür; halbuki içinde hiçbir şey
yoktur.” Sonra Rasul-u Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, çakıl
taşları aldı, onları ayağından yuvarladı. Devamla:

“Bundan sonra insanlar o hale gelirki, ALIŞVERİŞ EDERLER, lakin
hiçbirinin emaneti eda etmek niyeti yoktur. Nihayet o dereceye
gelirki; filan kabilede emin bir adam vardır, diye söylenir. Onun
hakkında ne kadar cesur, ne kadar zarif, ne kadar akıllıdır, denilir.
Halbuki herifin kalbinde emanet şöyle dursunda, imandan hardal tanesi
kadar bile eser yoktur.”

Benim üzerime öyle zamanlar gelip geçtiki, kiminle ALIŞVERİŞ edeyim
diye düşünmezdim; o kimse eğer müslüman ise benim hakkımı ödemeye
dini onu sevkederdi. Eğer hristiyan veya yahudi ise, hakim ve valisi
ondan benim hakkımı alır ve bana verirdi. Bugün ise, filan ve filan
kimselerden başkasıyla alışveriş etmem.”

İmam Ayni diyor ki: Et-Tahrir müellifi Ebu Abdullah et-Teymi bu hadis-
i Şerifte ve el-Ahzap suresinin

“Biz EMANETİ göklere, yere ve dağlara arz ettik: lakin onlar onu
yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. İnsan onu yüklendi. Çok
zalim ve çok cahildir.” mealindeki ayeti kerimede, emanet imanla
vasıflanmıştır. Sanki imanın kendisidir. Zira bu emanet kulun
kalbinde yer tutarsa, kul Allah Teala’nın teklif etmiş olduğu emri bi-
l-maaruf ve nehyi an-il-münker vazifesini yerine getirmeye rahatlıkla
çalışır. Doğrusu İlahi teklifleri kendine bir ganimet bilerek ifasına
canla başla, muazzam bir iştiyak içinde gayret eder. Şeyh Hasani
Basri de: “gerek ayette ve gerek hadiste, emanetten muraddindir. Zira
dinin her şeyi emanettir.” İmam Kurtubi: “Emanetin muhafazasında
murad, kul tarafından başka bir kula tarafından tevdi edilen
şeylerdir.” demişlerdir.

Seleften bir çok ulema: Emanetten murad farzlardır, demişlerdir.

Hafız ibni Kesirde şunları nakletmiştir. İbni Abbas’a ve ashaba göre
emanetten maksat, İlahi emirlere yani şer’i kanunlara boyun eğmek ve
farzlardır. Yukarıdaki manaların hepsi birbirine yakındır, deyimlerin
aralarında hiçbir fark yoktur.

İmam Ayni, Emanetin evvela insanın kalbine inmesi, sonradan
insanların o emaneti Kur’an’dan ve sünnetten öğrenmesini şöyle beyan
etmektedir: Aslında emanet (i yüklenmek, ona riayet etmek melekesi)
Allah Teala tarafından önce insanların kalbine indirilmiş sonra
Kur’an-ı Hakim de Peygamber’e inmiştir. Böylece insanlar Kur’an ve
sünnetten kesbi kemal ederek istifade ve istifaza etmişlerdir.
Son zamanda fıtri kabiliyet insanların kalbinden azala azala
bitecektir diye, Huzeyfe radıyallahu anh işaret etmektedir.

Tıbi diyor ki: Hadisin son kısmındaki “... Halbuki herifin kalbinde
emanet şöyle dursun, imandan hardal tanesi kadar bile eser yoktur.”
hükmüne bakarak ulema, emaneti imanla tefsir etmişlerdir. Halbuki
emaneti hakiki manasına hamletmek lazımdı. Çünkü hadisin sonundaki
iman, tasdik manasında değil bilakis eminlik ve emanet manasındadır.
Yani herifin kalbinde küfür değil hıyanetin yerleşmesinden dolayı
eminlik eseri kalmaz. Nitekim

“Emaneti olmayanın dinide yoktur” mealindeki hadiste olduğu gibi bu
hadiste de, emanet mühim bir iş ve şanı yüce olduğu için; din ve
iman, emanet manasında kullanılmıştır.

Hazreti Huzeyfe’nin hadisindeki nifaktan murad, imansızlık değil
eminsizliktir. Amma Ebu Hureyre’nin nifak alametleri hakkındaki
hadiste ise nifak umum manaya hamlolunur. Orada işaret etmiştik.
Burada yani Hazreti Huzeyfe’nin hadisinde ise eminsizlik ve
güvensizlik kastedilmiştir. Anlaşılıyor ki, bu nifak ahlaktadır.
Ezcümle Hazreti Huzeyfe radıyallahu Teala anh’nun sonunda, “... Bugün
ise filan ve filandan başkasıyla alışveriş etmem.” cümlesi ahlaktaki
nifakı beyan etmektedir. Binaenaleyh Tıybi’nin sözü bununla teyid
olunmuştur. İşte bu hıyanet ve bu eminsizlik kalbde ne kadar yer
alırsa o kadar kişi amirinden, patronundan, liderinden korktuğu veya
dostlukta en yakını ve akrabasını sevdiği için dini tebliğ ve
nasihatı terk eder, hak bir sözü yakınından başkasından işitirse
kabul etmez. Bazende içinden inanır, söylemek ister veya dinlerken
kabul etmek ister amma dışta hıyanet eder ve tepki gösterir. Bu da
olsa olsa ahlakta nifak olur. Amma iş ilerlerse eminlik ve sadakatla
tebliğ etmediği gibi, teslim ve sevgiylede nasihatı dinlese dahi
kabul etmez. İçten de tepki gösterirse, taguti ve şeytani yola girmiş
olduğundan nifakı küfür ile birleşebilir. Öyle ise korkudan dolayı,
imanla kalbi mutmain olduğu halde dini nasihat ve tebliğ yapmayan
ahlaken, kalbi imanla mutmain olmayan küfren nifaka girmiş olur.
Eminlik hasletinin fazileti çok büyüktür. Nitekim Huzeyfe ve Ebu
Hureyre radıyallahu Teala anhuma’dan rivayet edildiğine göre
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Allah Teala insanları (kıyamet gününde) toplar. Mü’minler kalkarlar.
Nihayet CENNET onlara yaklaştırılır. Bunun üzerine Adem
aleyhisselam’ın yanına giderler ve: Ey babamız, bizim için cennet
kapısının açılmasını iste derler, o da: ben bu makamın ehli değilim.
Halil oldum amma (Adem aleyhisselam gibi tevazu göstererek) ben bu
ali derecede değilim. Allah’la vasıtasız konuşmak şerefine mazhar
olan Musa’ya gidiniz, der. O da: ben bu işin ehli değilim, der. Bunun
üzerine Muhammed aleyhisselatu vesselam’a giderler. O da hemen kalkıp
dua eder. Bunun üzerine şefaat için verilir. EMANET İLE SILA-İ RAHİM
gönderilir. Bunlar sırat köprüsünün sağında ve solunda dururlar.
Sonra sizin ilk kafileniz şimşek (hızlı) gibi geçer.”

Ashap: Anam babam feda olsun şimşek gibi geçmenin manası nedir?
dediler. Bunun üzerine Rasul-u Muhterem:

“Görmüyor musunuz ki, şimşek göz açıp kapayıncaya kadar gelip
gidiyor. Sonra rüzgar gibi, sonra kuşlar ve süratle koşan piyadeler
gibi geçerler. Hepsi amelleri nispetinde yürürler. Peygamberiniz ise:
Ey Rabb’im.. Selamete çıkar diye sırat köprüsü üzerinde durur.
Nihayet kulların amelleri onları sırattan geçiremez olur. Hatta
insanın yürümeye gücü yetmezde emekliyerek yürür. Sıratın iki
tarafına takılmış bir takım çengeller vardır ki, bunlar yakalanması
emredilen kimseleri yakalarlar. Bundan dolayı kimisi yaralanmış bir
halde kurtulur, kimisi ateşe yuvarlanır.” buyurdu. Hadisin ravisi Ebu
Hureyre: “Ruhum kudretiyle yaşayan Allah’a andolsun cehennemin dibi
yetmiş yıllık mesafededir” demiş.

Gerek dünyada ve gerekse ahirette insanı kurtaracak şey, eminlik,
sadakat ve sıla-i rahim’dir. Burada konumuz eminliktir. Hiçbir amirin
korkusundan ve hiçbir yakın ve akrabanın sevgisinden dolayı tebliğ ve
nasihat terketilmez. Tebliğ ve nasihati terkedenler yahud hak ve
gerçek sözü işitip kabul etmeyenler; birçok ayet ve hadislerde
tenkid ve tehdid olunmaktadoırlar. Mesela,

1-tebliğ ve nasihati terkedenlerin, hatta mutla olarak reisin
hatırına binaen dine boyun eğmeyenlerin ve hatta hak bir sözü işitip
kabul etmeyenlerin hakkında umum itibarla Allah Teala şöyle buyurur:
“O gün (kafirlerin) yüzleri(ni) ateş evirip çevirirken: Vay
halimize.. Keşke Allah’a (emrini kabul edip O’na) boyun eğmiş
olsaydık ve Rasulü’ne uyup boyun eğseydik, diyecekler.. (Sevgi
veyahud korkudan dolayı o kafirlere sureten veya itikaden tabi
olanlar da Ey Rabb’imiz.. Hakikaten biz reislerimize ve büyüklerime
uyduk. Onlarda bizi (Hak ve gerçek olan) yoldan saptırdılar,
diyecekler. (öyle ise) Ey Rabb’imiz.. Onlara azapdan iki katını ver.
Ve onları büyük bir gazabınla rahmetinden uzaklaştır.”

İbnu Kesir diyorki: El-Ahzap suresinin 66.67.68’inci ayetleri, El-
Furkan suresinin 27.28.29’uncu ayetleri gibi, reis ve büyüklerine
uyup dinin hakikatlerini arkaya bırakanlar hakkındadır. Nitekim orada
da Allah Teala şöyle buyurur:

“O gün (nedametle her) zalim iki elini birden ısırıp: “Ne olurdu ben
o Peygamberin beraberliğinde (Allah’a) bir yol edineydim,”
diyecekler. “Ne yazık bana.. Aaah, keşke filanı dost edinmeyeydim.
Andolsun (Kur’an’ın hükmünden, imandan, Peygamber’in tebliğ ve
nasihatinden, hayr ve hayrlılardan ve o devlet gibi) bana (Allah
tarafından) geldiği halde zikirden o (filan) beni saptırdı
(diyecekler). Şeytan insanı yapayalnız ve yardımcısız bırakandır.”

Gereken tebliğ ve nasihat zamanında, dinlemek ve dinletmek isteyen ve
gerekse her hal ve karda her mü’min kendini kafirlerin örf ve
adetlerinden korumalıdır. Reisten ve dostundan dolayı hak ve gerçeği
değiştirmesi gerekir. Bunun içindir ki, ayeti kerimede Allah Teala
şöyle buyurur:

“Allah Teala emaneti ehline vermenizi emrediyor.” Ve yine bunun
içindir ki Ebu Abdullah bin Şahab el-Beceri el-Ahmesi radıyallahu
Teala anh’dan rivayet edildiğine göre; Peygamber sallallahu aleyhi ve
sellem ayağını deve üzengisine koyduğu sırada bir adam: Hangi cihadın
sevabı daha çoktur diye sorunca Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:
“Zalim sultan (ve her hükümdar) katında söylenen hak sözdür.”
buyurdular.

Yine bunun içindir ki Rasul-u Muhterem sallallahu aleyhi ve sellem

“Kişi sevdiği dostunun dini (ahlakı ve yolu) üzerindedir. Sizden
biriniz kiminle dostluk yaptığına iyice düşünüp baksın.” buyurmuştur.

İnsanı hak ve gerçek yoldan, doğru söz söylemekten yahut hak ve
gerçeği dinleyip kabul etmekten çeviren insi ve cinni şeytan, gaipden
haber veren kahin, Allah Teala ve O’nun Rasulü’nün hükmünden yüz
çeviren reisler, putlar, sanemler ve batıl mabudlardır. Bunların
hepsine birden tağut denilir. Tağut’un hakiki manası şeytan ise de
Kur’an ve hadisde varit olan tağut kelimesi, bunların hepsine addır.
Bu hususta Cenab-ı Hakk Teala şöyle buyurur:

“Tağuttan ve ona ibadet etmekten (tağuti telkinler ve batıl
sözlerden) yüz çevirerek kaçınıp, Allah yoluna yönelenlere müjde
vardır. O halde (habibim sen) kullarımı müjdele. (o kullarım)
öyledirler ki, söze ve onun güzeline uyarlar. İşte bunlar Allah’ın
kendilerine hidayet ettiği kimselerdir. Ve işte bunlar temiz akıl
sahiplerinin ta kendileridir.”

Müjdelenen mü’minler onlardır ki, çirkin ve iyi sözleri işitirlerken
iyi sözlere, mekruh ve mübahı işitirlerken mübaha, ruhsat ve azimeti
işitirlerken azimete ceza ve afvı işitirlerken afva, Kur’an’ın
hükmünü yahut hadisin hükmünü ve gayrinin hükmünü işitirlerken
Kur’an’ın ve hadislerin hükmüne fiilen inanıp tabi olurlar. Ve en
güzeli böylece yol edinirler. Hülasa, Allah Teala’ya inanıp, ancak
O’na ibadet ederek hükmüne boyun eğenlere ve Allah Teala’nın yolunda
olanlara ve o yolda olanları sevenlere müjdeler vardır.

2-Tebliğ ve nasihati ehlinden kabul etmeyenler, Allah’ın hükmünün
icrasına gayret göstermeyenler ise şu ayeti kerime ile tenkid ve
tehdid olunmaktadırlar.

“Rabb’lerine küfredenler için de (böyle) cehennem azabı vardır. O ne
kötü dönüştür.. Onun içine (cehennem yaranları) atıldıkları zaman
onun kaynar haldeki bet sesini işitirler. Öfkesinden hemen hemen
çatlayacak gibi olur o. (onlardan) her güruh içine atıldıkça
kendilerine (cehennem) bekçileri sorarlar: Size (bu) azab ile kokutan
(bir peygamber) gelmedi mi? Onlar: Evet, derler. Gerçek bize azab ile
korkutan peygamber gelmiştir. Fakat biz (onları) yalan saydık. Ve:
Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir sapıklık
içindesiniz, dedik. Ve (şunu) söylerler: Eğer biz dinler yahud
aklımızı kullanır (insanlar) olsaydık, şu çılgın cehennem yaranı
içinde bulunmazdık. Bu suretle günahlarını itiraf ederler. (O Allah)
Cehennem yaranını (rahmetinden) kovsun.”

Nakleddiğimiz ayetin kısmi azamisi nüzul itibariyle kafirlerin
hakkındadır. Çünkü delil olmaksızın umum hükümlerin tahsisi doğru
değildir. Bir mü’min Allah’a iman ettiği halde, arasıra hak ve
gerçeği sarfı nazar ederek gayrini susturmak için mücadele eder.
Mücadele esnasında küfür yollarını takib eder. Bazen bilerek bazen de
hataen, taassubdan, kibirlilikten veyahud cehaletten dolayı yoldan
çıkabilir kalbi, imanla mutmain olduğu halde, taassubdan, korkudan,
sevgiden, geçiminden dolayı tağutların rızasını kazanmak için de
mü’min, bilerek veya bilmeyerek hak ve gerçeği inkar eder. Eğer bu
hak ve gerçek, ayet vehadisin açık hükmünden alınmış ittifaki bir
mesele ise, Allah korusun, bunu inkar etmekle dinden çıkar ve mürted
olur. Şayet tepki gösterdiği hüküm ittifaki bir mesele olmazsa veya
tepki bir tevile binaen ise bu takdirde, imanla birlikte nifak olur.
Küfür ve nifak ihtimaliyle tağutların yolunda olmanın alameti üçtür:

1-Sadece meşreb, mezheb veya ırkından olmadığı için, mü’min tebliğci
kardeşinin sözlerine tepki göstermektir. Buna taassub denilir.

2-Bir hayr veyahud ticaret veya şahsi menfaatten dolayı hırs, hased,
ihtirasa mebni rekabet etmektir. Böylece mü’min kardeşinin hayrını,
ticaretini, görüşünün revaç bulmasını engellemek, enaniyetin
alametidir. Binaenaleyh bir insan; “Yaparsam yaparım. Yapmazsam
başkasına da yaptırmam” arzusunu fiile geçirirse tağuti ve şeytani
yollara da girmiştir. Bunun adı iftihar ve kibirliliktir.

3-Dini veya dünyevi bir meseleyi tebliğciden dinlerken; görüşü,
dinleyenin lideri, imamı, şeyhi, hocası tarafından olmadığı için
tepki göstermektir. Şer’i bir cezayı gerektirmeyen hataları
araştırmak, haksız yerlerde tepki göstermek, cehaletin alametidir.
Bazen bu cehaletten dolayı insan, haklıyı haksız görebilir.

Asr-ı Saadette bir çok insanlar, Rasul-u Muhterem’in Peygamberliğine,
Risaletine içlerinden inanırlardı. Ama bu üç sebebden biriyle, o yüce
devletin nurundan, sohbetinden ve hatta dininden mahrum oldular.
Hatta bazıları müslüman olduktan sonra, reisinin, babasının,
evladının hatırına mebni, korku ve sevgiden dolayı tekrar dinden
çıkıp mürted oldular. Bir hadis-i şerifte “Dikkat.. Kişinin heybetli
olması sizi hak ve gerçek bir şey söylemekten menetmesin.”
buyurulmuştur.

Hafız İbnu Kesir diyor ki: Üç cihetle mü’min kafirden farklıdır:
Halis mü’min, daima Kur’an’ın ayetlerini huşuyla dinlemek ister, bir
hüküm işitti mi derhal kabul eder. Kafirler ise, türkücü kadınlardan
türkü ve çalgıyı dinlemekten başka bir şey istemez ve kabul etmez.
Mü’minlere ayeti kerimeler tilavet olunduğu zaman, edeb ve haşyetle
Allah Teala’nın rahmetini umarak muazzam sevgi ve aşk içerisinde ayet
ve hadisin manalarını düşünüp anlamak ister. Bir bilgi üzere işittiği
ayet ve hadislerin hükümlerini yerine getirmek ister. Nitekim Allah
Teala el-Enfal suresinin 1,2 ve 3’üncü ayetlerinde, el-Furkan
suresinin 73’üncü ayetinde medh ü sena etmiştir. Bunlar cehaletle
gayrine mücerred taklid etmez; bilakis iyi dinler, hak ve gerçeği
görür ve hükümlere tabi olur. Doğrusu dini tatbik eder, imama tabi
olur.

4-Mü’minler Kur’an ve hadisi, dini öğütleri, ashab gibi derin
saygıyla, edeb ve samimiyet içinde, azab ayetlerinden derileri
ürpererek ve rahmet ayetlerinden kalbleri yumuşayarak Zikrullah’a
yatıştığı halde dinleyip kabul ederler, bağırıp çağrışmazlar,
kendilerinde olmayan bir sıfatla görünmezler. Muazzam sebat, muazzam
sükun, muazzam bir edeb içinde dini emirlere boyun eğerler, dini
yasaklardan sakınırlar. Allah Teala böyle mü’minleri ez-Zümer
suresinin 23’üncü ayetinde övmüştür. Kafirler bunların tam aksidir.
Velhasıl bir mü’min dinleyicide olsa, dinletende olsa Allah’a
yalvarır, kalben yönelir, murakabeye dalar; tebliğde bulunduğu zaman
halkın övmesini ve sövmesini, korkuyu ve sevgiyi sarfı nazar eder.
Şöyleki, söylerken, benliğini yok ettiği halde yerine ashabı yahud
imamı yahud üstadı koyar, cehennemi gözönüne getirir, iştiyakla
cennet nimetlerini hazır bulundurur; bütün sözleri kendi nefsine
söyler. Dinlediği zamanda, dinletenin ayıp ve kusurlarını
görmeksizin, yerine, ashabı yahud imamı yahud üstadını koyar.
Dinletenin şahsiyetini sarfı nazar eder. Sanki mecliste o adamdan
değil, bizzat sahibinden, imamdan, üstaddan dinliyor. Neticei meram,
söylediği zaman samimiyet ve eminlikle söyler, emri maruf ve nehyi an-
il-münkeri teslim ve mehabbetle dinler. Susarken de hem kendine hem
arkadaşlarına Allah Teala’dan hidayet diler, O’na yalvarır.
Nitekin İmam Ahmed bin Hanbel’in yoluyla Ebu-l-Acfa’dan gelen
rivayete göre, Hazreti Ömer radıyallahu anh ashabı çok mehir
vermekten nehy ederken: Siz ey insanlar.. Dörtyüz dirhemden fazla
mehir vermeyin. Çünkü fazla mehir istemek ve vermek aranızda
düşmanlığı meydana getirir, buyurmuş; sözünü işiten esmer, yanakları
dolgun ve uzun boylu bir kadın Hazreti Ömer’in yolunu keserek şöyle
demiş: Ey Emir-el-mü’minin işittiğime göre sen hutbelerinde şöyle
şöyle diyorsun. Şimdi sen söylediklerini Peygamber aleyhisselatu
vesselam’danmı işittin, yoksa görüşüne binaenmi söylüyorsun? Zira biz
senin bu görüşünü Kur’an’a muhalif görüyoruz.” Hazreti Ömer: Nereye
muhaliftir bu, diye sorunca kadın, en-Nisa suresinin 20’inci
ayetinin: “yüklerle (altın mehir) vermiş olsanız bile içinden bir şey
almayın” mealindeki cümlesini okumuş ve “YÜKLERLE VERMİŞ” mealindeki
sözü tekrar etmiştir. Bunun üzerine Hazreti Ömer radıyallahu
anh: “Allah’ım beni mağfiret et, hatalarımı ört.. Her insan Ömer’den
daha güzel Kur’an’ı anlıyor diyerek tekrar mescite dönüp minbere
çıkmış ve: “Ey insanlar, ben sizi fazla mehir vermekten vazgeçirmek
istemiştim. Bundan sonra menetmiyorum. Kim ne kadar isterse o kadar
malından versin.” buyurmuştur. İşte en büyük ibret..

Iktibas: Teblig Dilara Yayinlari Ismail CETIN rahimehullah
__________________
İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!

Buraya Baktınız mı? Tıklayın
eski 30.10.2007, 16:14 Hak-dilaram isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #51
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Hakkperest
(Konuyu Başlatan)
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 4.873


 
Teşekkür etti: 10.550
Teşekkür aldı: 4.039 konuda 18.104 kere
Blog-Yazıları: 2
Hak-dilaram - MSN üzeri Mesaj gönder
Bu yazı 11 eylül Olayının hemen akabinde yazılmış bir yazıdır.

aradan altı yıl geçti ve İncilerde yayınlanan bu yazıyı tekraren yayınlıyor takdirlerinize sunuyoruz...



İslam guzellikler dinidir. Allah Azze ve Celle'nin her bir emri veya yasağı insana en güzel hayatı sunmayı ve maksadına ulasması için adaletle hurriyeti talim eder.

İslamı Ehli sunnet velCemaat itikadından öğrenme ve yaşama şartının neden son derece önemli olduğuna apaçık bir misal yaşadık hep beraber...

Belki bir insan veya insanlar, kendi kızgınlığı ve kini ile insani boyutta belki çok planlı ama genel manada -müslümanların başına ne tarz işler açacağı noktasında tamamen kisisel tatmini dikkate alarak- son derece plansız bir iş işlemiş oldu veya oldular.. Belki de gayrimuslimlerin ozellikli planlarının bir gereği bir hadise idi.

Bize lazım olan şu:

Kim ne yapmış olursa olsun yapılanı müdafada müdafacıların , İslamdan iğrenmeye vesile olmalarının ve islamın önüne terör! ve anarşist kelimesini yamamanın hesabını Amerikadan önce bize vermek durumundalar!...

Faraza müslümanlara karşı oldukça sinsi faaliyetler içinde olanların yarın birgün bu eylemin kılıfında olmaz vahşete başlamaları ve umum korumasız müslümanları katletmeleri sözkonusu olursa bunun hesabını da herhalde verecekleri mercinin farkındadırlar.

Cihadın şartları noktasında Ehli sunnet velCemaat itikadının öğrettiği en önemli dustur, yapılacak her cihadın hayat kurtarmaya, yara tedavi etmeye yönelik olmasıdır. Bıçağı bir kasabın eline verirseniz o avının şah damarına saplar ve öldürmeyi hedefler; bir cerrahın eline verirseniz ince ve titiz bir uğraşla hayat kurtarır.

Şu an yapılanın ne olduğu hususunda ilerde yaşanacaklar hadiseye ışık tutacaklar...

Nefret nefretle söndürülmez...

Kan kanla temizlenmez....

Öfke, öfke ile izale edilmez....

necaseti necaset ile gideremessiniz...

Düşmanı yoluyla yordamıyla düşmanlığını gidermek için, imha etmek vardır; ama ikaz etmek, eline olmaz kozları verip, kinlendirip, vahşice saldırmasına ve düşmanlığının ziyadeleşmesine vesile olmak yoktur...

Müslüman, kafir ve fasıklardaki kötü olan hasletleri gidermeye gayret gösterir ulemanın ilminin ışığında... zira o kötü hasletlerle savaşmak ve gidermek, bir insanı daha kazanmak demektir.

Hazreti Hamza'yı şehit eden, davasından dönünce radıyallahu anh denilen olmadı mı?

İçki şişesi elinde anasına babasına küfreden, şişeyi kırınca hala bugün dahi adına rahmet okutturan olmadı mı?

Kız evladını diri diri toprağa gömen, pişmanlık duyunca adalet timsali olmadı mı?

Kin ve husumet duygusu, güç ve ihtişamını kullanarak, şahsi prejtiji ve etik değerleri adına İslamı paravan ederek yapılacak her faaliyet nice müslümanın canının yanmasına ocağının sönmesine vesile olmayacak mı?

Çok mu korktular onlar....

Tiril tiril titriyorlar mı sizce....

Aman ne olur biz pişmanız dininizin yüceliğini kabul ettik ne olur bize kıymayın mı diyorlar feryat halinde şimdi?

ya da şöyle mi diyorlar:...

ey müslamanlar! Bunu hakettiniz, elimizdeki tüm imkanlarla sizin soyunuzu kurutacağız.... biz de sizin anlatageldiğiniz dini az az sevmeye başlamıştık; ama sizin gerçek yüzünüzü ortaya çıkardı! Siz katil vahşi, uyumsuz, nefret ve kinle hareket eden insanlar mışınız, sizi ehlileştirmek adına ne yapılacaksa yapacağız.....

Bir tek kişi bile böyle düşünse bunun hesabını kim verecek....

Texas'ta camileri kurşunlayanlar aslında neyi neyin adına kurşunluyorlar?

Kanada'da, Amerika'da islamı kılık kıyafeti görenlerin iğrenç lağım farelerine bakar gibi bakmalarının vebalini kim üstlenecek?...

Müsaade ediniz... Onlar bizim dinimizi tanımıyorlar... Bizden öğrenmeye çalışıyorlar... Ne güzel bir İslam profili çiziverdiniz tüm İslam milleti adına!!!....

Habibim eğer Sen öfkeli, sert ve katı olsaydın çevrende kimse kalmazdı söz ne demek?....

Nerede lafa gelince atıp tutan; ama vebal üstlenmeyen, bu Allah'ın en yüce emridir diye yaptığı katliama ve yapılagelecek katliamlara seyirci olanlar?....

Bu İslam mı?...

Bu akıllı bir insan işi mi?....

Harp bu ise...

Bu harbi kazandınız mı acaba?...

Veya bu kaybetmenin başlangıcı mı?...

Stratejisini belki yıllarca planladığı bu eylemin sonrasını ve sonrasında olabilecekleri kime havale etti yapanlar?...

Ya da onlara göre kendilerinden başka hiç kimse hayat hakkına sahip değil mi?....

Öyle ya İslam adına en çok problem çıkartan Havarici itikadının - şimdilerde Vahhabi- eski aga babaları, Hazreti Ali ve Hazreti Muaviye'yi ( radıyallahu anhum) bile İslam adına! katletme planları yapmışlardı...

Moğollar İslam beldelerini işgal edip, milyon müslümanı katlettiğinde, kadınların ırzına geçtiğinde, ne yapmış İslam alimleri okumamışlar mı onlar?....

Ateş ateşle söndürülür mü?...

Kumarhanelerde arazilerini Yahudi'ye satan, fiili hayatta akide olarak İslamı can burna gelince hatırlayan , Osmanlı'yı sırtından vuran, kendi inancından başka hiçbir müslümana hayat hakkı tanımayan, diğer her inanış sahibini küfürle itham eden, riyaset( lider olmak ) davası için milletini harcayan insanların yaptıkları varsayılan eylemlerin yükünü, şimdi bir yuzyıl kadar umum müslümanlar mı çekecek?....

Bu yıkıntıyı kaldırmak ikiz kulelerin yıkıntılarını kaldırmak kadar kolay mı beyinlerden?....

Misilleme...

Anahtar kelime...

Diyorlar ki : onlar daha beterlerini yaptılar...

Onlar daha beterini yapıyorlar.. evet.. ama hep haklı çıkmayı veya insanların beyinlerinde yaptıklarının onaylanmasını sağlayan psikolojik sosyolojik felsefi etüdleri taraf oldukları insanların beyinlerine çaka çaka işliyorlar..

Yapanlar veya savunanlar, siz haklı çıkma endişesini yüreğinizde hiç duymuyor musunuz?... Neden otoriter ve beyin sahibi insanlar gibi hadisenin felsefesini haklılık zeminine oturma adına en ufak bir gayrete, propagandaya, kulise girmiyorsunuz?... giremiyorsunuz ya da.. Sizin de mi vicdanınız var yoksa!

Maksat Allah içinse, İslam'ın talim ettiği " Allah " inacından zerre kadar nasibsiz , bilgisiz insanlara mı Allah adına vurdunuz?... Onlara İslamı anlatmak ve onları islamla tanıştırmak için yapılan bütün gayretleri katlettiniz aslında siz....

Bunu bir zamanlar bu memlekette de yapmışlardı birileri ve hala sıkıntısını tüm millet çekiyor....

Bana Muslümanları gösterin size Allah'ın yardımını va'dedeyim diyenleri hiç mi duymadınız?... Dünyanın her köşesinde müslamanlar çeşitli menhiyatlara dalmışken, Din adına en alçakca servetler, şöhretler, riyasetler, şehvetler peşinde iken, önce adam gibi adam! yetiştirme davasını sahiblenmeden, en büyük cihad olan nefs cihadını bir tarafa atarak, elalemin çıbanını kanatmanın belki bir yüzyıl sürecek tahribatını şimdi artık hep beraber yaşayacağız....

Artık memleketimizde bile, sakal ve başörtülü normal mütedeyyin insanlara: sizi gidi sizi canavarlar! siz fırsat bulsanız kökümüze kibrit suyu dökeceksiniz! En güzeli sizi terbiye etmek! olmazsa insanlık değerleri adına sizi yok etmek! diyebileceklere fırsat ve meşruiyet kazandıran bu eyleminizi milletim adına kınıyor ve Allah Azze Ve Celle'den bu belanın üzerimizden def'ini temenni ediyorum.

Amerikada halk kilisede dua ediyormuş: Ya Rabbi bu, işi yapanların kalbinden kini ve nefreti sök at! Onlara merhameti ve vicdanı nasib eyle ! diye....

Başkanları ise, Amerikadaki müslümanlara yanlış davranmayın mesajları veriyormuş... Tabi canım zaten herkes ardniyetli ve sinsi sinsi içi kurtlu, dışı başka insanlar....

Biz bu hadiseyi Rasulu muhterem aleyhisselam'dan Taif'te taşlandığında duyduk:

Ya Rabbi onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar, onları ıslah et, Onların neslinden bu dine hizmet edecek nesiller ver, dualarını.....

Ya Rabbi Sen her şeye kadirsin...

Bizleri ve tüm vicdan sahiblerini lutfunla ıslah et, bizleri bağışla, Yoluna döndür yüzümüzü... Merhametin Şanı için, Rahmetin şanı için... Azametini idrak etmemizi bizlere nasib eyle.. amin...

http://groups.yahoo.com/group/inciler/message/7110
__________________
İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!

Buraya Baktınız mı? Tıklayın
eski 05.11.2007, 19:57 Hak-dilaram isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #52
Hakkperest
(Konuyu Başlatan)
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 4.873


 
Teşekkür etti: 10.550
Teşekkür aldı: 4.039 konuda 18.104 kere
Blog-Yazıları: 2
Hak-dilaram - MSN üzeri Mesaj gönder
Şu anda Türkiye, Pakistan, Mısır, doğrusu İslam aleminde yazılan eserlerin ve neşriyatçıların kısmı azamisi, ya Havâricî veya Muteziledir.

Şu ana kadar, Profesör Hamidullah, Ebu-l-A'lâ el-Mevdudî ve benzerlerinin itikadları, doğrusu asrî kitapların kısmı azamisi Havarici yahud Mutezile meşrebindendir. Lakin Mevdudî'nin Müceddidiyyeden apayrı bir itikadı var. Bir bakarsın Cehmiyye, bir bakarsın Ehli Sünnet, bir bakarsın Havarici içinden çıkmış bir 'Harici'.. Ne vahhabidir, ne sofidir.. Ne sofidir, ne vahabi.. Kıpkızıl bir inkılapçı...

Profesör Hamid.. Müceddidiyyedir. Yani nereye giderse, ayet ve hadisleri arkasından oraya kadar çeker. Bu da asrın bir mukadderatıdır. Bilmem bunlar, o güzel İslamin güzelliğini mi göstermek isterler?. Eğer böyle ise akılcılığa ihtiyac yoktur... Yoksa İslama bir güzellik mi getirmek isterler? Maazallah böyle ise iş kötü.

Ferid Vecdi, Abduh ve sairenin görüşlerine baktığımızda, nerde ise kafiri de cennete götürecekler..

İsterseniz Muhammed el-Gazali'nin Difâun an-i Akîdeti veşŞeria ister Ferid Vecdi'nin Dâiret-ul-Maarifi lilKarn-ilİşrîn eserine ve ister Tefsîr-i Kâsımıyye ve ister Telfîk-ul-Mezâhib adlı esere, isterseniz Cemâleddin Efgâni'nin el-Cerh vetTa'dil adlı eserine, isterseniz de Tevfîk-ul-Mezâhib'ine göz gezdirin. isterseniz onlardan dönelim İhvan kitaplarına bakalım. Kısmi azamisinin Havarici olduklarını buluruz.

Bu cemaatleri tekfir edenlerden değilim. Tekfir etmekten ALLAH'a sığınırım. Şu kadar derim ki: Mu'tezile veya Havâricîlerdir.

Bir de inkılapçı bir gençlik.. Bir de Şia meşrebli.. Bir de Vahâbîler.. Selefiyyeler.. Ve daha neler, daha neler...


Bir kısmı kendine Ehli Hadis, bir kısmı kendilerine el-Cemaat-ul-İslamiyye, bir kısmı Hizb-ut-Tebliğ, bir kısmı da Ehli Tevhid isimlerini takmışlardır. Herbir fırka ve hizb gayrını İslam dışı görmektedir. Türkiyemiz de öyle.. Manzara meydanda: Şucu, bucu..

Andolsun... Üstad Bedüuzzaman, Seyydi Şeyh Abdulhakim Arvâsî, Süleyman Efendi, Hazreti Dıyâeddîn'in halifeleri ve bunlara benzer bütün büyüklerimiz ipektirler. Köpeklik bizden.. Tenkidi bırakalım. Ehli Sünnet velCemaate sarılmayı tavsiye ederiz. Ehli Sünnet velCemaatın yolu, Ashab yoludur. Ameli tatbikatta dört mezhebden birini takib etmenin hak olduğuna inanıyoruz.

Bu yolda olan Ehli Sünnettir. Ehli Sünnet olanlar da, hiçbir mezhebin aleyhinde propaganda etmezler, rabıtayı şirk görmezler. Kafir olmayan reislere tağut demezler. Tasavvufu dinin dışında görmezler ve Sofistâiyyeden İslama geçtiğini reddederler. Zira İslamın Sofistaiyyeye ihtiyacı yoktur ki, iman nurunu küfür nârına sokmuş olsunlar.'Allah'ın hükmüyle hükmetmeyen mutlak kafirdir' demezler. Bilakis, 'inandığı halde icra-i ahkam etmeyen mü'min ve fasıktır' derler.

iktibas: İttiba Ehli Sünnetedir Dilara Yayınları s.84-86
__________________
İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!

Buraya Baktınız mı? Tıklayın
eski 05.11.2007, 19:57 Hak-dilaram isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #53
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
Hakkperest
(Konuyu Başlatan)
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 4.873


 
Teşekkür etti: 10.550
Teşekkür aldı: 4.039 konuda 18.104 kere
Blog-Yazıları: 2
Hak-dilaram - MSN üzeri Mesaj gönder
HIZIR BEY VE KASİDE-İ NUNİYESİ

(Sivrihisar) 810- (İstanbul) 863 yılları arasında yaşamış olan Hızır Bey Çelebi, İstanbul'un ilk kadısı, âlim ve şâirdir. Sivrihisar kadısı Emîr Celâleddîn Arif'in oğludur. Köklü bir sipahi ailesine mensubdur.

Hızır Bey Çelebi'yi önce babası okuttu. Sonra Bursa'da Molla Yegan'a gönderdi. Çok kabiliyetli ve çalışkan olan Hızır Bey Çelebi çabuk ilerledi.

Genç yaşta Molla Yegan'ın damadı oldu. Yine genç yaşında Sivrihisar Medresesi'ne müderris tayin edildi. İkinci Murad'ın yaptırdığı Ergene Köprüsü'ne üç mısrası Türkçe, son mısrası Farsça olan bir tarih düşürdü. Bu sırada yirmi yaşlarındaydı. 839'da Sivrihisar kadısı olan Hızır Bey Çelebi'nin bu vazifeye hangi tarihte tayin edildiği belli değildir. Zamanındaki âlimlerin içerisinde şöhret kazanmıştır.

851'de Bursa'da bir medreseye müderris oldu. Fatih çağının ünlü âlimleri olan Molla Kastalânî , Muslihiddîn, Hayalî, Hocazâde de hep onun Bursa'da yetiştirdiği talebelerdir.

Fatih, Hızır Bey Çelebi'ye çok değer vermiştir. İstanbul fetholunduğu zaman onu İstanbul'un ilk kadısı yapmış, oğulları Beyazıd ile Mustafa'nın Edirne'de yapılan sünnet düğününe onu da çağırmış ve Hızır Bey Çelebi ziyafette tarihçi Şükrullah ile beraber Padişah'ın karşısında oturmuştur. Hızır Bey Çelebi, bu sırada meşhur Behçet-ut-Tevârih'in bir kısmını bitirmiş olan Şükrullah'a bir takrîz yazmıştır.

Fatih'in Hızır Bey Çelebi'ye değer vermesinin sebebi hakkında iki rivayetten bahsedilir:

Birincisi, Fatih'in tahta geçtiği sıralarda Osmanlı ülkesine acem beldesinden gelen bir alimin ilmî tartışmalarda Türk alimleri aciz bırakması üzerine Fatih'in çok üzülmesi ve kendisine tavsiye olunan Hızır Bey Çelebi'yi çağırtarak acemle karşılaştırması hakkındadır. Meclise sipahi kılığı ile girip acem alimin istihzazına uğrayan Hızır Bey Çelebi, onu ilmî konuşmada yenerek Fatih'in büyük teveccühünü kazanmıştır.

İkincisi, Fatih'in hocası Molla Gürânî ile Arabca üzerine yaptığı bir tartışma hakkındadır. Hızır Bey Çelebi İcâlet-ul-Leyleteyn adını verdiği Arabca bir manzumeyi Padişah'a takdim etmiş, Padişah'da bunu Molla Güranî'ye göstermiştir. Molla Gürânî, bu manzumede,

" Uzaklıktaki aşk benden arayı çoğalttı. Aranın uzaklığı şark ve garbın uzaklığı kadardır. Ey Sultan, benim bu manzumem bir veya iki gecenin acelesidir. Halbuki ders günlerimde meşguliyetimle beraber idi. Aynı zamanda iki saat da olsa dersimden ayrılmadım. " şeklinde tercüme ettiğimiz kısımda ve Kaside-i Nûniye içinde, " Yezid o iblisten daha fazla fitne fesadlık çıkarmadı. " sözünde geçen ' zâde ' fiilinin müteaddî olarak kullanıldığını, halbuki fiilin müteaddî değil lâzımî olduğunu söylemiş ve bu fikrini Padişah'ın emriyle manzumenin kenarına yazmıştır. Alimlerin arasındaki ilmî mücadeleden çok hoşlanan Fatih, Molla Gürânî'nin itaraz kaydını Hızır Bey Çelebi'ye göndermiş; o da Kur'an'ın ' Fî Kulûbihim meradun fezâdehu m ullâhu meradun ' " Onların kalbinde maraz var. Allah Teâlâ da onların marazlarını çoğalttı... " mealindeki ayetini şahid göstererek fiilin müteaddî olduğunu isbat etmiştir.

Hızır Bey Çelebi, Molla Fenârî ile birlikte o zamana kadar gelen alimlerin en üstünü olarak kabul edilmiştir. Türk edebiyatında ebced hesabıyla tarih söylemeyi geliştirmiş, hatta Türkçede ebcedle tarih düşürmeyi icad eden kişi diye telakkî olunmuştur. Türkçe, Arabca, Farsça şiirler yazmışsa da , Türkçe ve Farsça yazdıklarından ancak birkaç mısra kalmıştır. Arabca meşhur Müstezâdı bu dile hakimiyetini gösterir. Ayrıca bu manzumede aruz veznini, o devirde asla görülmeyen bir ustalıkla kullanmıştır.

En ünlü eseri, akâid ilminden bahseden Cevâhir-ul-Akâid kasîdesidir. Bu Arabca kaside yüzbeş beyitli olup medreselerde ders kitabı olarak okutulmuştur. Birkaç kere basılmış, şerhedilmiş, manzum olarak Türkçeye çevrilmiştir.

Kasîde-i Nûniye'nin şerhlerinden elimizde 1169 yılında vefat eden Şeyh Dâvud bin Muhammed el-Karsî'nin şerhi, Mevlâna Şemseddîn Ahmed yani Hızır Bey'in talebesi Hayâlî'nin şerhi ve haşiyesi, Osman Aryânî'nin yazmış olduğu Hayr-ul-Kalâid şerhi ve Seyyid el-Hac Muhammed Şükrü bin Ahmed Atâ yani Gelenbevî'nin damadının Osmanlıca yazmış olduğu Tuhfet-ul-Fevâid alâ Cevâhir-il-Akâid şerhleri mevcuddur.

Hızır Bey, 682'de ölen Kadı Sirâceddîn Mahmud'un yazmış olduğu mantığa dair Metâliu-l-Envâr'ı Fatih'in emriyle Farsçaya çevirmiştir. İlminin genişliğine kıyasen çok az eser vermişse de, pek kıymetli talebeler yetiştirmesi, idâri işlerdeki doğrululğu ve başarısı sesebiyle de anılmaya layık bir insan vasfımı kazanmıştır.

Hızır Bey Çelebi'nin üçü erkek, ikisi kız olan beş çocuğu içinde, Hoca Paşa diye anılan Tazarruat adlı eserin sahibi Sinan Paşa, Ya'kub Paşa ve Ahmed Paşa da tanınmış âlim ve edebiyetçı şahsiyetlerdir. Kızları da Sultan Hatun ile Fahrunnisâ Hatun'dur. Sultan Hatun, Hacı kadın diye de anılmıştır.

Kaynaklar: Kâmus-ul-A'lam c.3 s: 3047, El-Fevâid-ul-Behiyye fî Terâcum-il-Hanefiyye s.70 , Keşf-uz-Zunûn c.2 s: 1348 ve Türk ansiklopedisi c.19 s: 217

Hızır Bey Çelebi ile ilgili bu bilgileri toplu olarak Dilârâ Yayınları'ndan -Hızır Bey'in Kasîde-i Nûniye'sinin şerhi- Şüpheden Hakikate eserinden alınmıştır.


KASİDE-İ NÛNİYE

Senâ-u hamd-u minnet Hakk'a her ân
O'dur Sultan Ali-l-Vasfı veş'Şân

Yetişmez künhüne efhâm-ı mahlûk
Erişmez hükmüne âsâr-ı butlân

Hamd= güzel övgüler, bâtıl olmanın eserinden hüküm ve hikmeti münezzeh, şânı ve sıfatları âlî Allah'a mahsustur.

Salât olsun Nebîmiz Mustafa'ya
Odur mübdi'-i nûr-i şer'i Yezân

Allah'tan rahmet ve bereketler, şeriatini izhar eden Adnan neslinden Mustafa=seçilen= seçkin Nebîmiz'in üzerinde olsun

Dahî ashâb-u âl-u tâbiîne
Bulutlar nitekim bezi ede bârân

Böylece rahmetler, bulutlar mer'alarda sahralarda cömerdlik yaptığı müddetçe, âlinin, ashabının ve sonra kendilerine tâbi' olanların üzerinde olsun.

Budur abd-i fakîrin i'tikâdı
Kabul eder her ehli iman

Zihnimde tutmuş olduğum hükümler Allah'a karşı günah işleyen kulunun akidesidir. Onu, imanla vasıflanan her müslümana tavsiye etmektedir.

Zahîre eyleyub rûz-i cezâya
Umar Hakk'dan anınla ecr u ihsân

O zihnî akîdelerimi, ihsan ve adalet sahibinin yanına emanet bırakmış olduğum halde hakkında şüphe olmayan güne zahîre= azık saymaktayım..

Vucûd-i Sâni'-u Banî Kadîme
Delillerdir havâdis cümle erkan

İlâhımız = azabından korktuğumuz nimetini sevdiğimiz olan Ma'bûd'umuz, Vacib = aklın yokluğunu kabul etmediği Hak Bir Varlık'tır. Eğer O olmasaydı, imkan vasfıyla kuşatılmış silsile ferdleri kesilmezdi

Böylece hâdiseler= olaylar, aslî unsurlar, ferden ve topluca, kadîm, San'atçı, Yaratıcı'nın Vücûdu üzerine şehadet etmektedirler.

Çu yok halk-ı halâyık ihtilâfı
Bilindi bir durur bu hükme sultan

Mahlukun muhalefetten hâlî olarak yaratılması- çünkü tevâtür yoktur- ikinci bir hâlıkın= yaratıcının varlığına hüküm etmeyi engeller.

A'nın Zatı'na benzer nesne yok hiç
Vucûb ile değil bu hükm-i imkan

O Mutlak Vücûd'un Zât'ı yani Kendisi, imkanla vasıflanan şeyin benzeri değildir. Binaenaleyh Vücub ile imkan hükmü bir değildir.

Subûtî Sıfatlar

Velî Semi'-u Basar İlm-u İrâdet
Hayat, Kudret, Kelâm-ı gayri elhân

Sıfatlardır bular Zât ile kâim
Kadîmlerdir gerekdir böyle îmân

Çu etmez Hakk'dan ânlar infikâkı
Hata görmez bu sözde ayn-ı yekzân

O Mutlak vücud, Hayy= Diri'dir, İşiti'dir, Görücüdür, Bilici'dir, İradeli'dir, Kudret Sahibi'dir; telaffuz olmaksızın Kelam Sahibi'dir.

İfâde eyledi nefy-i teselsül
Ki vardır kudret zî sun'-u itkân

Birbiri ardınca yahud topluca teselsülün nefyi, sanatı hatadan korunan sanat Sahibi'nin Kudreti'ni ifade etmektedir.

Zâtî sıfatların delili

Delîl eylediler ilmine ânın
Kemâl-i sun'unu erbâb-ı îkân

Nitekim yakîn erbabı, müessirin ilminin üzerine işinin hatadan âri olmasını delil kılar

Erişmezse zamâniyyâta ilmi
Değil lâzım gelir kevkît-i ezmân

Ve Onun tüm zamanları bilmesi, ilminin zamana bağlanmasını gerektirmez.

İrâdetle gelir her şey vücûda
Değil lâkin rızası üzre küfrân

O'nun iradesinden hiçbir şey haric değildir. Ancak Kendisi aslâ küfre razı olmaz.

Dahî emr-u taleb olmaz irâdet
Sıfatdır ol eder isbât-ı rüchân

Allah Teâlâ'nın iradesinin manası, emretmek, taleb etmek değildir, bilakis makdûru= güç yetirilen şeyi, tercihe tahsis eden bir vasıftır.

Şu eşyâda kim olmaya terâcuh
Revâdır anda tercih etmek insan

İki kâse beraber su verilse
Birin almak gibi ol demde atşân


Seçilmesi menfî olan şeyin tercih edilmesi mümkündür. Mesela susuz bir kimsenin iki su kabından birisini seçmesi gibi.


Dahi tekvîninin yokdur zamânı
Velî mahlûka vardır vaktile ân


Zâtî sıfatların delili- 2

Kelâm aslında bir nefsî sıfattır
Anın çün söylemez hırsla hayvân


Konuşmamız, nefsî bir sıfattır. Binaenaleyh kendimize mahsus olan konuşmak = telaffuz vasfıyla, dilsizden ve konuşamayan hayvandan ayrılmaktayız.

Değildir muktezâ Nefsiyle halkın
Lügâtin halkı İncîl-u Furkan

İncil ve Tevrat gibi lügatleri yaratması, Zatı'na mahsus kelâmının mahluk olmasını ve o kelâmın çokluğunu gerektirmez.

Kelâmın gayrıdır ilm-u İrâdet
Anı tefrîk eder yerinde vicdân

Binaenaleyh vicdanla beraber olduğu zamanda, iradesinin farklı olmasından dolayı, kelam, bir şeyi bilmek yahud onu irade etmek demek değildir.


Değildir şer'i hak fer'i kelâmın
Yeter isbatına i'câz-ı Kur'ân

Kur'an'ın muciz olması kâfi geldiği için şeriatin sübûtu kelâm sıfatının dalı değildir.

Ahirette Allah'ın Görünmesi Haktır

Görür gözlerle Müminler Hudâ'yı
Anı görmez olanlar bunda umyân

(küfür sebebiyle dünyada) Kör olanlara değil lâkin ahirette Allah'ın gözle görülmesi Mü'minler için vâki'dir

Dahî bilkim hüviyetdir görünen
Velî cevherliğinden sanma ey cân

Dahî sanma araz olmak yönünden
Ola ya sebk yönünden ana fukdân

Madde olduğundan, araz olduğundan yahud üzerine yokluk geçmesinden dolayı değil, ancak Zât-ı Şerîfi Kendisi görülecektir.

Bilinmez bunda Hakk'ın kühn-i Zâtı
Tereddüd ahiretde etti ihvân

Hakk Teâlâ'nın Zâtı'nın Hakîkati, âlemimize nazaran idrak edilmemektedir. Lâkin ahirette idrak edilip edilmemesi hususu tereddüdlüdür.

Cüz'i ihtiyâriye= irade vardır

Hudâ'dır halkeden fi'l-i ibâdı
Değildir halk eden bir nesne insan

Allah Azze ve Celle, kullarının fiillerinin ve zâhirde insandan meydana gelmesi zannedilen şeylerin Yaratıcı'sıdır. İnsanı da, insanın kendi eliyle yapageldiği şeyleri de Allah teâlâ yaratır.

Fiildir her ne eylerse sudûrî
Olubdur hâlık'ı ânın da Yezdan

Madde olduğundan, araz olduğundan yahud üzerine yokluk geçmesinden dolayı değil, ancak Zât-ı Şerîfi Kendisi görülecektir.

Hakikatde O'dur Hâdî Mudil Ol
Mecaz oldu rusul etti ya şeytân

Hakîkatte Allah Teâlâ, doğruya iletici = maksada ulaştırıcı veyahud doğrudan saptırıcıdır; her ne kadar mecaz yolu üzere hidayet peygamberlere ve dalâlet şeytanlara nisbet edilse bile.

Kamu hüsn-u kubh şer'îdir ammâ
Olunur ba'zısı aklile iz'ân

Şeyin güzel veya çirkinliği şer'idir, amma biz deriz ki akıl vasıtasıyla da bilinebilir.

Kulun kisbidir elde ihtiyârî
Anınla etti derler tav'u isyân

Kulun cüz'î ihtiyârı = iradesi vardır ve o kazançlarıdır. Binaenaleyh o kazanç sebebiyle " itaat etti " diye vasıflanır.

Bilinmez akılla hükmî Hudâ'nın
Var amma illet ba'zında kavlân

Aslında Ma'bud'un hükmünde aklın müdahalesi yoktur. Bazılarda sebebinin bilinmesinin imkanlığı hususunda iki görüş vardır.

Hem olmaz olmayan vüs'atde teklîf
Velî âcizdir anda akl-ı insân

Kul gücünün fevkindekine mükellef değildir. Lâkin mükellef olmaması hükmü, âciz akılla değil, şeriatle bilinmektedir.

Olaydı halkı islah Hakk'a vacib
Olur muydu bu küfr-u fakr-u ahzân

Eğer kulu için en yararlıyı yaratması gerekli olsaydı, hiçbir kimseyi küfürle, fakirlikle, çeşitli belalarla, üzüntülerle mübtela etmezdi.

Rızk birdir

Harâm olsun mübah olsun muhassal
Ne yerse rızkını yer cümle hayvan

Rızk, hayvanın yemesi için sevk edilen şeydir; haram olsun mübah olsun. Binaenaleyh rızk iki kısımdır.
Ecel birdir, herkes eceliyle ölür

Mukaddem bir diri ölmez ecelden
Ederse pâre pâre ânı şîrân

Hiçbir hayvan ecelinden önce ölmez. Aslanların sivri dişleriyle parça parça olunsa dahi.

Kainat yokluktar var olmuştur ve yok olacaktır

Felekler cümlesi küllî anâsır
Olubdur belki hâdis hem dahî fân

Dahî eczâlarıdır cevher-i ferd
Ederler ehli Hakk isbât-ı burhân


Unsurlar, felekler = küreler hepsi hâdistir = yoktan var olmuştur. Açık delille cüzleri cevher-i ferd = maddedir.

Olubdur süfle ulvun irtibatı
Değil ta'lil ile belkim müdâfân

Görürsün gâh olur dâir medârı
Yine resm-i kadîmi üzre devrân


Aşağıdaki cisimlerin yukarıdaki cisimlerle irtibatı vardır, amma bu irtibat, ta'lil = birbirini var etmesi yoluyla değil. Çünkü cisimler yahud olaylar, Allah Teâlâ tarafından sebebiyle var olur. Bilakis irtibat sadece izâfîdir.

Peygamberlere iman

Hudâ gönderdi insana rasuller
Değil cinn-u melek ol yine insan

Hüdâ ile muhakkak muddaîler
Musaddık anları âyât-ı tıbyân

Ayet ve mucize ile davalarını tasdik ettiği halde Allah Teâlâ doğruluğa iletmek için biz insanlardan peygamberleri gönderdi

Gerekdir halka lâbud bir mütemmim
Çu lâzımdır bilinmek Ulu Subhân

Tamam ola anınla hükm-i aklî
Kemâle erişe hem ilm-i edyân

Dinler ilminde, Yaratıcı'yı bilmekte akılların hükmünde mahluk tamamlayıcıya muhtac olduğu için peygamberler gönderildi.


Peygamberlere iman

Nizam olmaz idi ger olmayaydı
Çu vardır arada îsâr-u udvân

Peygamberlerin gönderilmesi olmasaydı, ahiret işleri, îsâr ve udvandan dolayı dünya işleri nizam bulmazdı

Peygamberimiz'in bazı mucizeleri

Muhammed'dir O Şâh-ı enbiyâ kim
Edibdirler cemâdâtile zi'ban

Anın tasdîkini edib tekellüm
İşitdiler melâik cinn-u insan

Anın evvelde ve âhirde şânı
Değildir i'tibâr ehline pünhan

Tamam ola anınla hükm-i aklî
Kemâle erişe hem ilm-i edyân

Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, bütün rasullerin efdalidir. İnsanlar tasdîkini, cemâdattan ve kurtlardan dahi işittiler

İbret almak halinde iki gözü olan kimseye, Nübüvvetten önce ve sonra olmak üzere her iki halde de işi açıktır.


Dahi gâibden ol verdi haberler
Birisi şol musibet ki gördü Osmân

Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in, Osman bin Affân radıyallahu anh'ın başına gelecek bela gibi, hikaye yoluyla gaybdan haber vermesi,

Biri ashâb-ı kisrâ macerası
Hazâin gelmesi tahrîb-i buldân


Yine, ashabla Kisrâ'nın arasındaki maceradan, Kisrâ'nın hazinelerinin Allah yolunda harcanacağından, beldelerin harab olmasından,

İki kere denizden hem gazâlar
Hem ola evvelinde Binti Milhan

Ashabının denizde iki kere savaşından ve ilk kafilesinde Ümmü Haram binti Milhan'ın bulunacağından haber vermesi, Risâleti'nin birer delilleridir.


Birisi subh-i mi'râcında ânın
Nice dediyse keşf-i hâl-i rukbân

Kamer şakkı Bedir'de remy-i hasyâ
Uhud'da redd-i ayn-ı ibni Numân

Yine, mi'râcının vuku bulduğu gecenin sabahında kavmi mucize istedikleri zaman, ay küresini yarması ve gelen kervanın ahvâlinden haber vermesi, fiilî mucizelerinden biridir.

Ve Bedir'de keseklerle müşriklerin gözlerine atması, Uhud'da İbnu Nu'mân'ın kayboyluş gözünü sıhhate döndünmesi, yine Onun mucizelerindendir.

Rivâyetler senedlerle musahhah
Anın misli ki nakleyler Sahîhân

Ve sahih senedlerle Sahîhân = Müslim ve Buhârî'nin tahric ettikleri gibi nice sahih senedlerle yukarıdaki mucizeleri naklettiler.

Kamusunun budur sıdkına şâhid
Tevâtür buldular çün şi'r-i Hassân

Mucizeyi nakleden hadislerin manada hepsinin müşterek olması, Hassân'ın şiirleri gibi tevâtür haline gelmektedir.

Veli en A'zamı Kur'an olubdur
Anın bir sûresinde âcizdir ezhân

Ve mucizelerin en büyüğü Kur'an-ı Hakîm'dir. Nitekim bütün gayretlerini, zekalarını harcadıkları halde Arab fasihleri, bir sûrenin mukabilini getirmekten âciz kaldılar.

Ve mi'râc-ı Nebî hakdır Anın şahsıyla muhtasdır
Çıkıb fevk-al-ulâya Hakk'ı görmüşdür Habîbullah

Dahî mi'râcıdır vâki' rasûlün
Olubdur hem bedenle dâhî yekzân

Kitab ile ehâdis ile sâbit
Ki vâriddir meşâhir ile vuhdân

Uyanıklıkta bedenen mi'râcı, yani Mekke'den Kudüs'e ve Kudüs'ten Arş-ı A'lâ'ya ve Sidret-ul-Müntehâ'ya kadar yükselişi vâki'dir. Ayet, meşhur hadis ve haber-i âhedle tesbit edilmektedir.


Dediler hem mükerredir vukûu
Muârız düşdü gördüler hadîsan

Zâhirde teâruz sûretiyle vârid olan mi'râcın hakkında iki hadis, mi'râcın önce rûhanî sonra cismânî olarak vuku bulmasıyla defedilmiştir.

Anın dîni olubdur gayrı nâsih
Dahî neshı değil cehlen lî-Deyyân

Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in dîni = şeriati, sair dinleri neshedicidir. Dinlerin neshedilmesi, Deyyân olan Allah Teâlâ'ya hâşâ cehil değildir.

Vürûd etmişdi nass-ı nesh-ı Tevrât
Haber vermişti Mûsa-bni-İmrân

Velâkin gizleyib ânı hasedden
Rivâyet etmediler bil Yahûdân

Olur ki Mûsa-bni İmrân sallallahu aleyhi ve sellem, Tevrat'ın sonraki gelen kitabla neshedilmesinden haber vermişti. Yahudiler hasedden dolayı onu rivayet etmediler, gizlediler.


Peygamberler küfür ve günahtan uzaktırlar

Kamûsu enbiyânın ittifâken
Berîdir küfr-u fısk etmekden i'lân

Nebîler cümlesi, ümmetin ittifakıyla, küfürden, yalan etmekten, hükmü apaçık fısktan uzaktırlar.


Dahî amden kebâir eylemekden
buna zâhibdir ekser ehli ilmân

Dahî hisset-u denâet etmediler
Gerek amden gerek ya sehv-u nisyân

Sirka eyleyib şey-i hakîrî
Dahî etmek gibi tatfîf-i evzân

Ehli sünnetin ittifakıyla nebîler, bile bile büyük günah işlemekten, çoğu Ehli sünnete göre tartıları eksiltmek gibi küçük gühahtan dahi berîdirler.

Müevveldir zünûb ile haberler
Sağâir olmağıyla dahî nisyân

Denir yahud mukaddemdir vahiyden
Çu nâtıktır vukûu üzre Kur'ân

Nebilerin günah işlemelerini hikaye eden kıssalar, vahiyden önce yahud unutkanlık halinde vuku bulmuş demekle tevil edilir.


Delâlet eyledi tâ'zîm-u tekrîm
Melek üzre nebîde ola rüchân

Melekler üzerine Nebîlerin tercih edilmelerine, kendilerine ilmin talimi ve Allah'ın onları şerefli kılması ile delil getirildi.


Evliya Kerameti Haktır


Muhakkakdır kerâmet evliyâda
Gelibdir kıssa-i Asaf'la selmân

Asaf'tan, Ebî Derdâ'dan, Selman'dan nakledildiği gibi velînin kerametleri haktır = vâki'dir.


Görüb yâ Sâriye kim dedi fâruk
Mesâfe arada olmuşdu şehrân

Ve özellikle Ömer Fâruk radıyallahu anh'ın seslenip, Sâriye adlı kumandanı dağdan çevirmesi... Halbuki Nihavend ile Medîne arasında tam bir ay yol mesafesi vardı.

Hem efdaldir nebîler evliyâdan
Edibdir ittifâkı bunda ihvân

Değildir bir nübüvvetle velâyet
Nebîlerin dahî olursa lem'ân

Nebîlerin üstünlüğü açıktır. Bazı Ehli Sünnet kardeşin nezdinde, nebînin zâtındaki nübüvvet makamı, kendisinin velâyet makamından üstündür.

Evliya Kerameti Haktır

Dahi bilkim kücücük enbiyâyı
Ebû Bekr oldu hayr-ı cümle insân

İşitdiler çu mi'râcın Rasûlün
O tasdîk etti evvel sonra akrân

Nebîlerden sonra insanların en faziletlisi, Ebû Bekr Sıddîk'tır. Çünkü muasır ashab içerisinde en önce o, Peygamber'i tasdik etti.


Ömer'dir bil hem andan sonra efdal
Olubdur dîne ol hayr-ul-muînân


Ebû Bekr'den sonra Ömer-ul-Fâruk üstündür. Çünkü Rasûl-u Muhterem'in dînini izhar etmekte en hayrlı yardımcı idi.


Ömer'den sonra dediler meşâyıh
Tereddüdsüz durur tafdîl-i Osmân


Hazreti Ömer'den sonra meşâyıhımız, Hazreti Osman'ın daha üstün olmasında tereddüd etmemekle fetva verdiler.


Dahi sonra Ali'dir efdal-i nâs
Rasûl'ün ibni ammî kân-i irfân

Hazreti Osman'dan sonra ashabın en üstünü Hazreti Ali'dir. Ve kendisi Peygamber'e onlardan daha yakın ve damatlar arasında en mutludur.

Haşir Bahsi


Seçilmez birbirinden haşr-i ebdân
Ki mâhiyetde birdir işbu emrân

Birinde medhali yokdur zamanın
Müsâvîler durur bulmakda imkân

İmkan ve birbirinden ayrılış olarak haşir yani ikinci kez bedenlerin dirilmesi, bedi' yani bedenlerin ilk yaratılışı, zamanın müdahalesi olmamakle beraber eşittir.

Kamu eczâ-i aslîdir ki vardır
Ekilde eyler ise ânı hayvân

Hudâ sun'i ile hıfzeyler ânı
Ol olmaz gayrıya eczâ-i ebdân

Bilakis bedenin haşrolunması hususunda, "Yokluğa uğramış mahluk iade edilir." sözünün tashîhine ihtiyac yoktur.

Çu verdi muhbir-i sâdık haberler
Muhakkakdır vukûu göre insân

Sırât-u vezn-u ahvâl-i kıyamet
Hisâbıyla kitab-u havz-u kîzân

Hayat-ı kabr-u lezzât-ı naîmâ
İkâb-ı kâfire âlâm-ı dîdân

Ve en doğru söyleyen, mümkinattan her neyi apaçık söylediyse, mesela sırat köprüsü, amel terazisi gibi,

Hesab gibi, kıyametin şiddetleri gibi, Efendimiz'in havz-ı Kevseri ve Havz-ı Kevser'de bulunan taslar gibi,

Ve kendisiyle lezzetlenilen veyahud elemlenilen kabir hayatı, cümlesi hakdır ve vâki'dir



Tevbesiz Gidenlerin Afuvu Mümkündür


Giderse tevbesiz ehli Kebâir
Ana vardır recâ-i afv-ı Rahmân

Ayıblı ve hased edicinin sözlerine rağmen, tevbesiz ölen kebâir işleyenlere afuv umulur.

Ki zira müstehak olmaz ikâba
Günaha tevbe eden ehli isyân

Değildir hem mukayyed tevbe ile
Nedenlü var ise âyât-ı Ğufrân

Çünkü Allah Azze ve Celle'nin nezdinde, tevbeyle birlikte işlenen günaha azab yoktur. Ve aynı zamanda mağfiret bildiren ayetlerde, tevbe etmek şart koşulmadı.


Kebâir İşleyenlere Şefaat Umulur ve Dua Tesirlidir

Şefaatle haber tahsis olunmaz
Görür ânı mutî'-u ehli isyân

Anın nefsi umum etmez ifâde
Murad olmaz kamu evkâf-u a'yân


Umumu ifade etmeyen ve şefaati nefyeden ayetler, şefaat hadislerini bazı vakitler ve şahıslara tahsis etmemektedir.

Ola ahyâra cümle enbiyâya
Şefaat etmek içün izn-i Rahman

Rahmân olan Allah'ın nezdinde bazı âsiler için şefaat hakkı, Rasullere ve hatta mü'minlere vardır.


Dahî ahyâye ve emvate duanın
Olur nef'i görülür ba'zı ahyân


Ölüler ve diriler için yapılan duanın menfaatleri vardır. Ve nitekim bazı vakitlerde müşahade edilmiştir.


Amel İmandan Cüz Değildir

Değildir hem amel imanda dahil
Mücerred ol olur tasdîk-u iz'ân


Amel imanın aslına dahil değildir. Bilakis iman, kalbî tasdik ve iz'andan başkası değildir.


Delîl-i cahd kılındı şedd-i zünnâr
Şeri'de nitekim ta'zîm-i evsân


Şer'i şerîf, adamın zünnar bağlamasını, puta saygı göstermesini, inkar ve küfrün delili kılmıştır.


Hem olmazlar şeriatde muğâyir
Hükümde bir durur islâm-u îmân

İman, İslamdan ayrı bir şey sayılmamaktadır. Ve şer'i şerifte, imana ayrı, İslama ayrı hüküm yoktur.


Sahihdir gerçi îmân-ı mukallid
Velî âsımdir eden terk-i im'ân

Her ne kadar delili terk etmekle âsi olunsa da, taklîdî imanla sevab kazanılır.


Kulun olmaz Hudâ'yı cehle özri
Zaman olduysa fikre dedi Numân

Ergenlik çağına erişirse, İmam Ebû Hanîfe nezdinde, Hâlık'ını bilmeyen kimseye mazeret yoktur. Çünkü Yaratıcı'yı akılla bilmek ve inanmak imkanları verilmiştir.


İbadetde kul ermez bir makâma
Kim ânda ref'ide teklîf-i Deyyân

Deli ve çocuktan teklifin düşürülmesi gibi, kul için teklifi düşüren hiçbir mertebe yoktur.

Müctehid Hata Etse de Sevab Kazanır


Hata etmek olur hem müctehidler
Bozubdur hükm-i Dâvûdi Süleymân

Müctehid fetvâsında bazan hata eder; Süleyman aleyhisselam'ın fetvâsıyla birlikte Dâvud aleyhisselâm'ın hükümden dönüşü gibi.


İnşâallah demek gerekmez
Niyet etse de rûz-i hicrân


Kıyamet gününde kurtuluşu kasdetse dahi bir kişinin imanında şek etmesi lâyık olmaz = gerekmez.


Şeytana, Yezid'e Lanet Etmekte Sevab Yoktur


Değildir müstehak çünkim itâba
Edenler terk-i sebb-u la'ni şeytân

İblis, kafir ve cani olduğu halde, ona lanet etmeyi terk etmekte hiçbir kimseye azab yoktur.

Fesâdı çok mudur andan Yezîd'in
Sükût et demesinler sana la'ân

Bundan böyle Muaviye radıyallahu anhu'nun ağlu Yezid, şeytandan daha ziyade müfsid değildir; hakkında tel'inden sükût et, tel'inci ismiyle kınanmaya razı olma.


İmamı = Halifeyi Tayin Etmek Vacibdir


Olubdur nasbı vâcib bir imâmın
İrade olmağıçün def'i tuğyân

Dahî sem'iledir ânın vucûbi
Dedi aklendir ehli'tizâlen


Tuğyanı = can güvensizliğini = zulmü, ızrârı = mal güvensizliğini bertaraf etmek için, doğrusu zalimi susturup mazlumun hakkını korumak için imamı = halifeyi tayin etmek, şer'an biz müslümanların üzerine vacibdir.


İmam olan mukaddem iş bu dîne
Ebû Bekr idi sâhib-i sıdk-u îkân

Rasulden âna olmuşdu işâret
Hem icmâ' etdi cümle ehli îmân

Kâdi Ebû Bekr Bâkillâni ve Celâleddin Devvânî'nin ittifak ettikleri üzere, Ebû Bekr radıyallahu anhu'nun hilâfeti, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in işaretiyledir.


Ebû Bekr etdi Fâruk'u halîfe
Sonunda meşveret ettiler erkân


Bundan sonra Ebû Bekr, Ömer Fâruk'un hilâfetini tasrih etti. Ebû Bekr'den sonra Hazreti Ömer tarafından hilâfet, Erkân'a = ashâb-ı şûrâ'ya havale edildi.


Bu erkânın beşi çün oldu teslim
kamu Osmân'a bîat etti a'yân

Ali'de etti ashab ictihâdı
Hatâ etti Muâviye ile Mervân

Ashâb-ı Şûrâ'dan beşi = Ali, Abdurrahman bin Avf, Talhâ, Zübeyr, Sa'd bin Ebî Vakkâs radıyallahu anhum, altıncısının = Hazreti Osman radıyallahu anhu'nun hilâfeti üzerine, büyük ashabın huzurunda bil'icmâ ittifak ettiler.

Hakkında ittifak edilen Osman'dır. Hazreti Osman'dan sonra kavmin büyükleri, Bîat-u Rıdvan gibi Hazreti Ali'ye bîat ettiler.

Hazreti Ali'nin hilâfeti hakkında açık bir hüküm yoktu, bilakis sahâb-ı kirâmın en büyükleri ittifak ettiler. Bununla beraber Hazreti Muaviye, Mervân gibi ıctihadında hata etti.


Bütün Sahabeyi Hayrla Yad Etmek Gerekir


Anıb harla ashâbın kamûsun
Birine anların sen olma ta'ân

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabının hepsini hayrla, iyilikle yâd et, ta'n edicilerin ta'nını terk et.

Bu dîne eylediler bezl-i makdûr
Olub şer-i şerîfe hayr-ı a'vân

Ve hepsi din ve şeriat için ruhlarını harcadılar. Ve en hayrlı olarak dîne yardımcı oldular.

İlâhî şol Habîbin hürmeti çün
Kim ettin Sen Cemâlin ana ihsân

Bizi cennetde ol cem'in ayırma
Bula âmîn diyen son demde îmân

Ey Rabb'im! Ebedî olarak sevgilerini kalbimden silme. Duama âmîn diyen kimse, imânın selbinden emin olsun.


Dahî olsun meserretlerde daim
Beni bir hayr ile yâd eden ihvân

Cihanda nitekim rûy-i zemîni
Siyâb-ı hıdır ile zîn ede nisan

Nisan yağmuru yer yüzünü yeşillendirdiği müddetçe, beni hayrla yâd edenin yardımı devam etsin.

Allah teâla bu büyük zevatın sözlerini iyi anlamamızı ve yollarında gitmekliğimizi bize ihsan eylesin... Ne güzeldir bilmeyenin öğrenmek istemesi ve ne güzeldir güzellerin güzeli İslam güneşi.....
__________________
İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!

Buraya Baktınız mı? Tıklayın
eski 06.11.2007, 14:54 Hak-dilaram isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #54
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 12 üye:
Hakkperest
(Konuyu Başlatan)
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 4.873


 
Teşekkür etti: 10.550
Teşekkür aldı: 4.039 konuda 18.104 kere
Blog-Yazıları: 2
Hak-dilaram - MSN üzeri Mesaj gönder
FELSEFE YOLU:

1) Bu yolun temel gayesi: Başkasını kendine feda etmektir.

Misali:

Tenâfur: Birbirinden nefret etmek

Tenâkur: Birbirini inkar etmek

Tebâgut: Birbirine buğzetmek

Tekabur: Kibirlilik

Tefecilik: Mal stok etmek

Bunların semeresi hırs ve haseddir .

Hırsın galibiyetinde KAPİTALİZM ,

hasedin galibiyetinde KOMÜNİZM meydana gelir.

2) Bu yolun prensibi: Tenkid , kamuflaj , meselenin bir tarafına hüküm vermektir.

3) Bu yolun zararı: İç ve tenkidlerden bunalıma girmek , huzursuzluk , Hakk’a isyan , halka zulm, bâtıl itikad, bozuk fikir, ahlaksızlık, sebeplere esir olmak, kendi nefsi için veya başkası hesabına göre hareket etmek, şehvet, şöhret, sâirdir.

4) Bu yolun âkıbeti: Ebedî cezaya müstahak olmaktır.

PEYGAMBER YOLU

1) Bu yolun temel ve gayesi: Daima kendisini başkasın feda etmektir.

Misali;

Karz-i hasen (karşılıksız borç verme), zekat, hediyeleşmek.

Semeresi;

Tahabbub (sevişmek),
uhuvvet (kardeşlik),
ittihad (birlik ve beraberlik).

2) Bu yolun prensibi: Tahrir etmek, meselenin hak ya bâtıl tarafını izah etmektir. Mesela, abdesti ele aldığımız vakit; abdestin hikmetini, şartını, rüknünü, keyfiyyetini, sıfatını, sırrını bilmemiz gerekir. Böylece her meseleyi tebliğ ederek en az altı cihetini tesbit etmek mecburiyetinde kalırız.

3) Bu yolun faydası: Refaha kavuşmak, iç ve dış telkinlerden kurtulmaktır.

4) Bu yolun aleti: Sağ kanadın Hakk'a itaat, sol kanadın halka hizmet olmasıdır.

Kuvveti: Aklı selîm ve tab-ı müstakîm'dir.

Misali;

İffet ve hürriyet (Allah'tan başka hiç bir sebebe bağlanmamak, kendi nefsi veya başkasının hesabına değil, niyette, sözde, amelde, yanlız Allah hesabına göre hareket etmek), hilm, tevâzû, vakar.

5) Bu yolun hedefi: İnsaf ve merhamet, maksada kavuşturucu îlâ-i Kelimetullah'tır.

6) Bu yolun semeresi: Dünya ve ahirette sevap kazanmaktır.

TEBLİĞ - Üstaz İsmail Çetin rahimehullah
__________________
İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!

Buraya Baktınız mı? Tıklayın
eski 10.12.2007, 21:15 Hak-dilaram isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #55
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 12 üye:
Hakkperest
(Konuyu Başlatan)
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 4.873


 
Teşekkür etti: 10.550
Teşekkür aldı: 4.039 konuda 18.104 kere
Blog-Yazıları: 2
Hak-dilaram - MSN üzeri Mesaj gönder
GERÇEK MÜ’MİN, İMANIN HAKİKATINI MÜŞAHEDE EDER

Enes radıyallahu anh’tan; dedi ki:

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

’Kendisinde üç haslet bulunan kimse, onlar sebebiyle imanın tatlılığını bulur:

1) Allah ve Onun Rasulu, kendisine başkalarından daha sevgili olan kimsedir.
2) Bir kulu severse Allah için olmaktan başkasıyla onu sevmeyen kimsedir.
3) Allah onu küfürden kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmekten –ateşe atılmasından tiksindiği gibi-tiksinen kimsedir. Konu hadisi müttefekun aleyhdir.

Üç hasletten birincisi, kulun, Allah Azze ve celle’nin taatini kasdetmesi, emrine ittibaı ve yasaklarından içtinabı diğer şeylerden tercih etmesi, sevabını ummasıdır.

Sevgi, iman gibi asla şirketi kabul etmez. Bir aynada iki suret tam manasıyla yer alamadığı gibi, bir kalbde de iki sevgi yerleşemez.

Yerleşse bile sebat kılmaz.

Sebat kılsa bile fayda vermez.

Bu itibarla küfürle iman arasında münasebet olmadığı için, kişi, ciddi bir süretle Allah’a ve Onun Rasülüne daimi bir sürette kalben ve ruhen alakadar olduğu takdirde gayrına bağlanması imkansız olur...

Tibi diyor ki:

İmam Malik ve daha başkaları dediler ki:

’Allah Teala’yı sevenleri sevmek, onları dost edinmek, sevmeyenleri terk etmek, İslamin gerektirdiği bir haslettir.’

İsmail Çetin Rahimehullah Tahkimi Sadat Şerhi Mişkat c.2 s.118
__________________
İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!