Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.
Hucurat-12
Kim ki yanında Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı halde, gücü yeterken ona yardım etmezse, Allah onu dünya ve ahirette zelil kılar.
Camiu’s-Sağîr
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 42 (15 Kayıtlı ve 27 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
Ehl-i sünnet kelâmcılarıyla fukahânın büyük çoğunluğunu tekfir mevzuunde temkinli hareket etmeye, daha doğrusu tekfirden kaçma*ya sevkeden şey ne olabilir?
Bir defa tekfir, yani bir müslümanın veya müslüman sanılan bir insanın İslâm dairesinden çıktığını ilân etmek büyük, pek büyük bir hadisedir.
Zira islâm hukukuna göre küf*rüne karar verilen kimse (mürted) artık dünya hayatında islâm ce*miyetinin müslümana tanıdığı haklardan, hatta bütün insan hakların*dan mahrum olur.
Mürted İslâm esaslarının hangi noktasında küfre düşmüşse o noktada tenvir edilir. Şayet vazgeçerse yeniden islâm cemiyetine dâhil olur. Aksi takdirde öldürülür.
Müslümanken küfre düşen bu insan şayet idam cezası tatbik edilemez de islâm cemi*yeti içinde yaşamasına devam ederse kendisine setâm verilmez, se*lâmı alınmaz. Müslüman bir kadınla evlenemez, evlenmiş bulunu*yor idiyse tatlîk edilir. Bu hal üzere ölürse cenazesi yıkanmaz, na*mazı kılınmaz, islâm kabristanına defnedilmez, kendisiyle akrabası arasında veraset hükümleri yürütülmez.
Böyleleri ahirette ebedî ola*rak cehennemde kalır... Bu kadar korkunç neticeler doğuracak bir karar vermek, böyle bir hüküm ilân etmek iman ve vicdan sahibi bir insan için basit değildir.
Sonra, aynı ALLAH'ı rab, aynı İslâmı din, aynı Muhammed'i (sal-lâllahu aleyhi ve sellem) peygamber ve aynı Kâ'beyi kıble bilen in*sanların, birbirlerinin kâfir olduğunu ilân etmesi İslâmiyete, İslâm cemiyetine ve insanlığa ne kazandırır?
Rasûl-i ekrem (s.a.) efendi*mizin Medine cemiyetinde, münafıkların mevcudiyetine rağmen, tek*firden kaçınmaları ve islâmlaştırma siyaseti takibetmeieri elbette bir çok hikmetlere bağlı bulunuyordu.
Bilgili, geniş görüşlü, insaflı, dünya durdukça İslâm dininin ya-şıyacağına ve yayılacağına gönül bağlamış islâm âlimleri, Kelime-i şehâdet getirip «Ben müslümanım!» diyen insanı tekfir etmezken, Rasûlüllahın fi'iî sünnetlerine ve şu hadislerine tâbi oluyorlardı : «Lâ ilahe illALLAH diyene kadar insanlarla savaşmaya memur edildim. Bunu söylediler mi hukukî vecibeler müstesna kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. İçyüzlerinin muhasebesi ise ALLAH'a aittir» [1] «Bizim gibi namaz kılan, kıblemize yönelen ve kestiğimi*zi yiyen kimse, ALLAH'ın ve Rasûlünün teminatını elde etmiş müslü*man kabul edilir. O haJde (böylelerini öldürmek suretiyle) ALLAH'ın verdiği teminat ve ahdi bozmayın» [2]
Sahih hadis mecmuaları, mümine lanet etmenin, küfürle itham etmenin pek tehlikeli neticelerini haber veren hadisler nakletmek*tedir. Bazılarını aktaralım :
Sabit b. ed-Dahhâk'in rivayetine göre Peygamber efendimiz bir hadisinde şöyle buyurmuştur: «Mümine lanet etmek onu öldürmek gibidir. Bir mümini küfürle itham eden onu öldürmüş gibi olur» [3].
Müslim'in, Ebü Zer rivayetiyle tahric ettiği hadiste ise şöyle buyrulur: «Kim bir insanı küfürle çağırırsa, yahut öyle olmadığı hal*de : ALLAH düşmanı! derse söz kendisine döner»[4].
Abdullah b. Ömer'den rivayet edilmiştir, Peygamber aleyhisse-lâm şöyle buyurur: «Bir insan (müslüman) kardeşine: Ey kâfir! di*ye hitabettiği zaman, bu sözü ikisinden biri üzerine almış olur: Şa*yet söylediği gibi ise küfür muhatabında kaiır, değilse söyliyene dö*ner» [5]
Yine İbn Ömer'den Ebû Davud'un rivayeti daha sarihtir: «Her hangi bir müslüman diğer bir müslümanı tekfir ettiğinde, şayet o, kâfirse (diyecek yok), aksi takdirde bizzat kendisi kâfir olur»[6].
Havârıcı tekfir eden bazı ehl-i sünnet mensupları bu sonuncu hadis ile istidlal etmişlerdir.
Çünkü Havaric, ashabın bazılarını tek*fir etmiştir[7]. Ne var ki hadisin, sahih olmakla beraber, mütevatir bulunmayışı Havarici tekfirden kurtarabilir.
Lâ ilahe illALLAH diyen bir insanın tekfir edilerek öldürülemîyece-ğini, hatırımızdan silinmiyecek tarzda canlandıran hadiseden de söz etmeliyiz.
Ashâb-ı kiramdan Üsâme b. Zeyd Peygamber efendimizin çok sevdiği bir gençti. Daha yirmi yaşlarında iken Rasûlüllah, onu, Ebu Bekir ile Ömer'in de dâhil olduğu bir orduya kumandan tayin elmiş ve hakkında: «İnsanların içinde en çok sevdiklerimden biri*dir; onun için hayırhah olunuz; o, sizin en hayırlılarınızdandır» bu*yurmuşlardır [8]. Üsâme şöyle anlatıyor:
Rasûlüllah (s.a.), bizi bir müfreze halinde düşmana karşı gönder*mişti. Biz de gittik, sabah vaktinde Cuheyne kabilesinin topraklarına girdik. Düşman tarafından birini yakaladım, l_â ilahe illALLAH dediği halde bakmiyarak öldürdüm. Fakat içime bir şüphe düşmüştü. Dönüş*te hadiseyi Rasûlüllaha anlattım. «Lâ Üâhe illALLAH dediği haide onu nasıl öldürdün?» buyurdu. (Ebû Davud'un rivayetinde şöyle : «Kıya*met gününde, onun söylediği Lâ ilahe illâllah'ın elinden seni kim kur*taracak?»). Ben: Yâ Rasûlâllah, dedim, o, bunu silah korkusuyla söy*lemişti. Şu sert cevabı verdi: «Sen onun kalbini mi yardın da kelime-i tevhidi samimiyetle mi yoksa silah korkusuyla mı söylediğini anla*dın! Kıyamet gününde Lâ ilâha illâllah'ın elinden seni kim kurtara*cak?». Rasûlüllah bu âzârmı o kadar çok tekrar etti ki «Keşke bugün*den önce müslüman olmasaydım (da .bu hadiseyle karşılaşmasay-dim!)» diye temenni ettim [9][10]
[1] Müslim, el-îman, 8; bk. el-Buhârî, ez-Zekâh, 1; İbn Mâce, el-Fiten, 1. çarşılı, Osmanlı Tarihi, IV, I, 197, 223).
Tekfir; bir insanı küfürle vasıflandırmaktır . Bununla ilgili olarak;
İbni Abbasa göre:
1) Kim Allah’ın indirdiğini inkar ederse, o kafirdir.
2) Kim de onu (İndirileni) ikrar eder, onunla hükmetmezse o zalim, fâsıktır.[1]
Âyet-i Kerimede: ” Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse; onlar kâfirlerdir.” [2]
Bu ayeti kerimenin tefsir ve yorumunda bir çok müfessirlerle beraber Bediüzzaman Said Nursi şöyle beyan eder: Âyetteki ”Men lem yehkum ” bil mâ’na; ” Men lem yusaddik ” anlamınadır. Yani, Hükmetmeyenden kasıd, tasdik etmeyen mânasınadır . [3]
İmanın mahalli kalbdir, ameller ve organlar değildir. Kişinin küfrünü gerektirecek her hangi bir inkar durumu yoksa, amellerdeki eksiklik küfrün alameti değildir.
Red ve inkar durumu söz konusu olmadıkça, tasdik esastır. [4]
“ Kim Allah’ın Tevratta beyan ettiği; Muhammedin sıfatlarını ve recm ayetini beyan edip kabul etmezse kafir olur.” [5]
İkrime şöyle demektedir: Hakk Tealanın ” Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse...” ifadesi, hem kalbi, hem de lisanıyla inkar edenleri içine almaktadır. Kalbiyle onun, Allah’ın hükmü olduğunu bilip, sonra da lisanıyla onun Allah’ın hükmü olduğunu ikrar edip de, buna zıd olan şeyleri yapan kimseye gelince, oda Allah’ın indirdiğiyle hükmetmiş; ama onu bil-fiil yapmamış olur.
Binaenaleyh, böyle bir kimsenin bu ayetin hükmüne dahil olması gerekmez. ” Sahih olan cevab budur.” [6]
Kelâmcılar ve müfessirler; Haricilerin ortaya attığı bu şüpheye, yukarıdaki sahih olan cevabı vermişlerdir.”[7]
Evet, kimse ” Tekfir memuru ” değildir.”[8] Allah tarafından bu görevle görevlendirilmiş değildir. Allah’ı kendi hevâ ve hevesine, hesabına göre konuşturmaya da hakkı yoktur.
“ Kim bir adamı; kâfir, diye çağırırsa veya Allah’ın düşmanı, diye seslenirse, o kimse de (dediği gibi) olmazsa, (söz) kendi üstüne döner.” [9]
Hadislerde: ” Müslüman adam, (din) kardeşine: Ey kâfir, dediği zaman bu (sıfat) ikisinden birine dönmüş olur. Eğer dediği gibi ise (mesele yok) Değilse, küfür onun üzerine dönmüş olur.” [10]
“ Kim müslüman bir adama küfür ile seslenirse ya da ey Allah’ın düşmanı derse, o adamda böyle değilse herhalde o küfür söyleyene döner.” [11]
“ Bir adam bir adama küfür isnad edecek olursa, herhalde bu ikisinden birine dönmüş olur. İsnad edilen adam cidden böyle ise (mesele yok), değilse ona isnad etmekte olan adam kendisi kâfir olur.” [12]
“ Kim kendini bir şey ile öldürür (intihar eder)se onunla (kıyamet günü) azab edilir. Kişi sahibi bulunmadığı bir şeyi adasa, adak yapmış sayılmaz. Mü’mine lanet okumak onu öldürmek gibidir. kim bir mü’mine küfür isnad ederse onu öldürmüş gibi olur. Kim de kendini bir aletle boğazlayıb intihar ederse, kıyamet günü o şey ile azab edilir. ” [13]
“Âdem kendi (din) kardeşine “Ey kâfir” dediğinde, bu onu öldürmesi gibidir.” [14]
Elmalılı Hamdi Yazır tefsirinde Küfür konusunda: ” Ehli kitaba müşrik denmez. Hakiki müşrik de hakikaten tevhide ve dini İslâma kâfir olanlar, yani mü’min olmayan gayrı müslimlerdir.” [15] diyerek, olur olmaz her önüne geleni küfür ile ithama kalkmak, dini hassasiyetinin ve vukûfiyetinin yitirilmesi demektir.
“ Evet, inkâr etmemek başkadır, iman etmek bütün bütün başkadır.” [16]
“ Haccac-ı Zalim, Yezid ve Velid gibi heriflere ilmi kelâmın büyük allamesi olan Sadeddin-i Taftazani, ” Yezide lanet caizdir. ” demiş; fakat lanet vacibdir dememiş. Hayırdır ve sevabı vardır dememiş. Çünki, hem Kur’an-ı, hem peygamberi, hem bütün sahabelerin kudsi sohbetlerini inkâr eden hadsizdir. Şimdi onlardan meydanda gezenler pek çoktur. şer’an bir adam, hiç mel’unları hatıra getirmeyip lanet etmese, hiçbir zararı yok. Çünki; zem ve lanet ise, medih ve muhabbet gibi değil; onlar, ameli salih de dahil olamaz. Eğer zarar varsa daha fena...”[17]
“ Madem, zemmetmemek ve tekfir etmemek de bir emr-i şer’i yok, fakat zemde ve tekfirde hükmü şer’i var. Zem ve tekfir, eğer haksız olsa, büyük zararı var; eğer haklı ise, hiç hayır ve sevab yok. Çünki tekfire ve zemme müstehak hadsizdir. Fakat zemmetmemek, tekfir etmemekte hiç bir hükm-ü şer’i yok, hiç zararı da yok.” [18]
Bununla beraber: ” Seyyid Şerif Cürcani ” gibi ehli sünnet ve cemaatin allameleri dediler: ” Gerçi Yezid ve Velid, zalim ve gaddar ve fâcirdirler; fakat sekerâtta imansız gittikleri gaybidir. Ve kat’i bir derecede bilinmediği için, o şahısların Nass-ı kat’i ve Delil-i kat’i bulunmadığı vakit, imanla gitmesi ihtimali ve tevbe etmek ihtimali olduğundan, öyle hususi şahsa lanet edilmez. Belki ” La’netullahi alez-zalimine vel münâfikin. ” gibi umumi bir unvan ile lanet câiz olabilir. yoksa zararlı, lüzumsuzdur.” diye ” Sa’deddin-i Taftazaniye” mukabele etmişler.” [19]
Buna binaen tekfir edilecekler de kıyas edilmeli, ifrat ve tefritten kaçınılarak ölçülü hareketde bulunulmalıdır.