Bayrak
20 Recep 1429
23 Temmuz 2008, Çarşamba
20 Recep 1429
23 Temmuz 2008, Çarşamba
Ayet
Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.
Hucurat-12
hadis
Kim ki yanında Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı halde, gücü yeterken ona yardım etmezse, Allah onu dünya ve ahirette zelil kılar.
Camiu’s-Sağîr

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 54 (10 Kayıtlı ve 44 Misafir) bulunmaktadır.

Online  adımmaviş, DeRCan, hafsa, kelimat, sara, siyahsancaktar, sudenaz, tÜrkÜ monaroza, root


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye
eee



Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » İtikad » EF'AL-i MUKELLEFiN


Cevapla
 
Seçenekler
Hakkperest
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.229


1 Albümü var
 
Teşekkür etti: 10.873
Teşekkür aldı: 4.485 konuda 21.318 kere
Blog-Yazıları: 2
Hak-dilaram - MSN üzeri Mesaj gönder
EF'AL-i MUKELLEFiN

Ef’âl-i Mükellefîn

Allah Teâlanın emir ve yasaklarına muhatap olan kimselere mükellef denir. Allah Teâlânın kuluna yönelik emir ve yasaklarına ahkâm yahut hükümler adı verilir. Bu hükümlerin, yapılması gerekenlere meşrû adı verilmektedir ki bunlar: Farz, vâcib, sünnet, müstehâb (mendûb) ve mübâh olanlardır. Yapılması kat’i olarak yasak olan, ya da hoş karşılanmayanlara da gayr-ı meşrû diyoruz ki, bunlar da: farza karşılık haram, vâcibe karşılık tahrîmen mekrûh, sünnete karşılık tenzîhen mekrûh ve bir de farz yahut vâcibi bozan müfsîd olanlardır. Meşrû işler sevap, gayr-ı meşrû işler ise günah kazandırır.

1. FARZ. İki çeşit farz vardır. Her mükellefin yapmakla yükümlü olduğu farzlar ki, bunlara farz-ı ayn denilir. Namaz kılmak, oruç tutmak.. gibi. Bir de müslümanlardan bir kısmının yapması ile bütün müslümanların sorumluluktan kurtulduğu farzlar vardır ki, bunlara da farz-ı kifâye denilmektedir. Kur’ân okunurken dinlemek, cihad etmek, selâm almak, Kur’ân’ı hıfzetmek, cenaze namazı kılmak.. gibi.

2. MÜFSİD. Farzı bozan şeylerin adıdır. Farzı işlerken, farzı bozucu şey yapmak, farzı yapmamak veya terk etmek gibi haramdır! Meselâ, namazda konuşmak namazı bozar. Bunu yapmak haramdır. Buna benzer müfsidleri işlemek haramdır. Amma zaruri bir ihtiyaç olarak tuvalete gidenin abdesti bozulur. Bu tür müfsidler ise meşrûdur. Demek ki, müfsidin helâli de, haram olanı da vardır.

3. VÂCİB. Amel yönünden yani yapmak bakımından vâcibin hükmü farzın hükmüyle aynıdır. Yani, işleyen sevap kazanır, işlemeyen farzın terkinden daha az azabı hak eder. Ancak, itikad olarak farz gibi değildir. İnkâr eden kâfir olur. Hükmünü inkâr eden, meselâ "vâcib değil, sünnettir “ diyen kâfir olmaz. Kurban kesmek, yakın akrabaya bakmak, vitir ve bayram namazı kılmak .. gibi. Vâcib de farz gibi, vâcib-i ayn ve vâcib-i alel kifâye olmak üzere iki türlüdür. Meselâ vitir kılmak, sehiv secdesi yapmak vâcib-i ayn ve Şaban ve Ramazan hilallerini gözetlemek de vâcib-i alel kifâyedir. Vâcibin a’lâ tarafı farz ve farzın ednâ tarafı da vâcibtir.

4. SÜNNET. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ya da Hulefâ-i Raşidîn’in farz ve vacibin dışında, vazife edindikleri, ender olarak terk ederek işledikleri şeylerdir. Bunlara sünnet-i müekkede adı verilir. Ender denmeyecek şekilde ara sıra terk ettikleri sünnetler ise sünnet-i gayrı müekkede adını alır. Sünneti hafife almak küfürdür. Hafife almaksızın işlememek küfür değildir. Ancak, sünneti terk eden azaba değil, itaba müstehak olmuş olur. Müeekked sünnetler devamlı terk edilirse günahkâr olunur. Namazlara bağlı olarak kılınan sünnetlere sünnet-ül-hüdâ denir ki, farz ve vâciblerin tamamlayıcısı olduğundan bunlara özen göstermek gerekir. Bunlara revatip sünnetler de denilir. Sünnetin de alel kifaye olanı vardır. Meselâ itikâf yapmak.. gibi.

5. MÜSTEHÂB. Müstehâba mendub da denildiği gibi, sünnet-üz-zevâid de denilmektedir. Kuşluk namazı kılmak.. gibi. Terkinde günah yoktur, yapılmasında ise sevap vardır.

6. MÜBÂH. Farz, vâcib, sünnet ve müstehâbın dışında kalan şeylerdir. Bunlara helâl de diyebiliriz. Bu tür şeylerin yapılması da, yapılmaması da caizdir. Meselâ, helâl bir yiyeceği yemek veya yememek gibi.
Bir şey bazan beş hüküm alabilir. Zinaya mahkûm ve iktidarlı biri için evlilik farz veya vâcib, nefsinden emin olup zinadan korunmaya güç bulana sünnet veya mübâh, iktidarsız olana haram veya tahrimen mekrûh olur. İktidardan kasıt nafaka ve yatak hakkıdır.

7. HARAM. Yapılması kesin olarak yasaklanmış olan şeydir. Harama helal demek küfürdür. Haramlar da iki çeşittir. Herkese haram olan şeylere liaynihi haram denir. Şarab içmek, akan kanı içmek.. gibi. Aslında helal olmasına rağmen, başkasının hakkından dolayı haram olan şeylere de ligayrihi haram diyoruz. Başkasına ait malı veya yemeği kendisinden izinsiz olarak almak.. gibi.

8. MEKRÛH. Yapılması istenmeyen, hoşa gitmeyen ve terk edilmesi güzel görülen şey manasına gelir. İki türlü mekrûh vardır. Birincisi, tenzîhen mekrûh ki, helâle yakındır. İşlenmesi hoş görülmez. Yapıldığı takdirde azabı da gerektirmez. Terk edilmesi durumunda ise sevap kazandırır. Meselâ, sağ elle sümkürmek.. gibi. İkincisi ise tahrîmen mekrûh ki, harama yakındır. Mesela, güneş tam tepede iken namaz kılmak.. gibi.Terkinde sevap olmakla birlikte, yapılması günahtır ve azabı gerektirir. İmam Muhammed’e göre tahrîmen mekrûh ifadesi ΄haram΄ manasında kullanılır. Fıkıh kitaplarında sadece ΄mekrûh΄ denildiğinde ise tahrimen mekrûh kast edilir.

Şer’î deliller ÂYET, HADÎS, İCMA’ ve KIYAS olmak üzere dörttür. İkinci. Üçüncü ve dördüncü deliller ya icma veya kıyas ile bilinir. “Allah Teâlâdan başkası ΄ŞU HELÂLDİR, ŞU HARAMDIR΄ diyemez” diyenler, ehl-i sünnet mezheplerinin tümünün dışına çıkmış olurlar. Bunlar mezhebsiz değilse bile, mezheb icad edenlerdir! Müctehid, şer’î delillerden hareket ederek ΄Şu haramdır, şu helâldir΄ diyebilir. Aslında müctehidin bu hükmü de şer’î delildir. Çünkü müctehid kendi keyfine göre değil, âyet ve hadîse yani şer’î delile dayanarak bu hükmü çıkarır. Yani kıyas yapar. Kıyastan amaç ise, aklî kıyas değil, şer’î kıyastır.
__________________
İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!

Buraya Baktınız mı? Tıklayın
eski 05.07.2007, 11:41 Hak-dilaram isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
arıza
 
tÜrkÜ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 21.06.2007
Mesajlar: 847


 
Yarışma Puanı: 650
Teşekkür etti: 1.473
Teşekkür aldı: 760 konuda 2.323 kere
çok ilginç..
ALLAH dan başkası haram koyma yetkisine sahip midir?resul muhakkak ki kendi nefsinden konuşmaz,müstesna..da..
eyvah mezhepsiz mi oldum ben şimdi..?

mesela,adamlar en son açık dondurmayı dahi şüpheli (esası sakın yemeyin,harama yakın diyerek) dahil ederek sakındırıyorlardı.bunlardan haberiniz var mı?
eski 06.07.2007, 11:06 tÜrkÜ isimli üye şuan Sisteme bağlidır (Online)  
Alıntı ile Cevapla   #2
ADMİN
 
monaroza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 14.218


1 Albümü var
Yarışma Puanı: 490
Teşekkür etti: 24.566
Teşekkür aldı: 10.628 konuda 35.903 kere
deborah´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
çok ilginç..
ALLAH dan başkası haram koyma yetkisine sahip midir?resul muhakkak ki kendi nefsinden konuşmaz,müstesna..da..


"Resulullah size ne getirdiyse onu alın, neyi nehyettiyse (yasaklamışsa) onu bırakın." -Haşır : 7-

“Allah Teâlâdan başkası ΄ŞU HELÂLDİR, ŞU HARAMDIR΄ diyemez” diyenler, ehl-i sünnet mezheplerinin tümünün dışına çıkmış olurlar. Bunlar mezhebsiz değilse bile, mezheb icad edenlerdir! Müctehid, şer’î delillerden hareket ederek ΄Şu haramdır, şu helâldir΄ diyebilir. Aslında müctehidin bu hükmü de şer’î delildir.

Çünkü müctehid kendi keyfine göre değil, âyet ve hadîse yani şer’î delile dayanarak bu hükmü çıkarır. Yani kıyas yapar. Kıyastan amaç ise, aklî kıyas değil, şer’î kıyastır."

__________________
“Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez"

http://yurekyanginlari.blogcu.com/
eski 06.07.2007, 15:29 monaroza isimli üye şuan Sisteme bağlidır (Online)  
Alıntı ile Cevapla   #3
monaroza isimli üye'ye teşekkür edenler
Super Moderator
 
leys - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.483


3 Albümü var
Yarışma Puanı: 310
Teşekkür etti: 3.218
Teşekkür aldı: 1.261 konuda 4.611 kere
Blog-Yazıları: 2
leys - MSN üzeri Mesaj gönder
“Sana şüphe veren şeyi bırak, şüphe vermeyene bak!” (Tirmizî, Kıyâmet, 60)

Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-
harâma düşmemek ve ondan tamamen uzaklaşmak gayesiyle,
şüpheli şeylerden titizlikle kaçındığı gibi,
ümmetini de bundan sakındırır ve şöyle buyururdu:

“Helâl olan şeyler belli, harâm olan şeyler de bellidir.
Bu ikisinin arasında, halkın birçoğunun helâl mi, harâm mı olduğunu bilmediği şüpheli şeyler vardır.
Bunlardan sakınanlar, dinini ve ırzını korumuş olur.
Sakınmayanlar ise zamanla harâma düşerler.
Tıpkı, sürüsünü başkasına ait bir arâzinin etrafında otlatan çoban gibi ki
onun bu arâziye girme tehlikesi vardır.
Dikkat edin! Her padişahın girilmesi yasak bir arâzisi vardır.
Allâh'ın yasak arâzisi de harâm kıldığı şeylerdir.” (Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107)


Açık bir hüküm olmaması sebebiyle bazı konuların,
helâl mi yoksa harâm mı olduğu ilk bakışta bilinemeyebilir.
Peygamber Efendimiz, insanların birçoğunun bunları bilemeyebileceğini ifâde etmiştir.
İslâm âlimleri bunları, bilinen benzeri konulara kıyas ederek
açıklığa kavuşturmuşlardır.
Dolayısıyla, durumu böyle şüpheli olanlardan kaçınmak gerekmektedir.

Çünkü kaçınılan şey, harâm ise ona bulaşmaktan korunmuş olur.
Helâl ise, takvâ niyetiyle terkedilmiş olur ki bunun bir zararı olmaz.


Şüpheli şeyler bir konuda ya delillerin teâruzuyla
veya âlimlerin ihtilafıyla ortaya çıkar.

Bunlar “mekrûh” veya “mübâh” olan şeylerdir.
Mekrûh, kul ile harâm arasında bulunan bir eşiktir.
Hayâtında mekrûha çokça yer veren kimse,
harâma düşme tehlikesi ile yüz yüzedir.

Mübâh da, kul ile mekrûh arasında yer alan bir eşiktir ki
buna çokça yer veren de mekrûha düşer.
Dolayısıyla helal bile olsa,
kişiyi mekrûha veya harâma düşüreceğinden
korkulan işleri yapmaktan kaçınmak gerekir.
Mekruhu işleme alışkanlığı kişiyi,
aynı cinsteki harâm olan veya bir şüphe bulunan yasağı işlemeye sev keder. Bu ise, verâ nurunu eksilterek kalbin kararmasına sebep olur.
Nitekim hadîs-i şerîfte:

“...Kim şüpheli olduğunu sezdiği bir şeyi terkederse, harâmlığı belli olan şeyi daha çok terk eder. Kim de şüphelendiği şeyi yapmada cü'retkâr olursa, harâmlığı açık olan şeye düşmesi daha kolaydır.” buyrulmuştur. (Buhârî, Buyû, 2)

Müslümanın bozulmamış selim vicdânı iyilikle kötülüğü,
şüpheli olan şeyle şüpheli olmayanı ayırabilecek bir özelliğe sâhiptir.
Mü'min, içinde çınlayan bu ilâhî sese kulak vermelidir.
Bu gerçeğe işaret eden şu hâdise ne kadar mühimdir:

Vâbisa bin Ma'bed -radıyallâhü anh- diyor ki, birgün Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-' in huzûruna varmıştım. Bana:
“– İyiliğin ne olduğunu sormaya mı geldin?” buyurdu.
– Evet, dedim. O zaman şunları söyledi:
“– Kalbine danış. İyilik, kalbin uygun gördüğü ve yapılmasını tasdik ettiği şeydir. Günâh ise içini tırmalayan ve başkaları sana «Yap!» diye fetvâlar verseler bile, içinde şüphe ve tereddüt uyandıran şeydir.” (İbn-i Hanbel, IV, 227-228; Dârimî, Büyû, 2)


Yapılan bir iş gönülde huzûrsuzluk doğuruyor
ve o işin başkaları tarafından duyulması istenmiyorsa ,
o hareket mutlaka şüphelidir, çirkindir ve yapılmaması gerekir.
yapılan bir hareketin günâh olup olmadığı husûsunda şüpheye düşmek bile,
o hareketi terk etmek için yeterli bir sebeptir.
Bu ölçüden hareketle mü'min, herhangi bir işi yapmaktan dolayı
gönlünde bir rahatsızlık hissediyor,
içini bir şüphe ve tedirginlik kemirip duruyorsa,
derhal o işten vazgeçmelidir.

Şüpheli şeylerden sakınmanın insan mâneviyâtına tesîrini ortaya koyan şu hadîs-i şerîf ne kadar mühimdir:

“Bir kul günâha girerim korkusuyla, yapılması sakıncalı olmayan bâzı şeylerden bile uzak durmadıkça, müttakîler derecesine çıkamaz.” (Tirmizî, Kıyâmet, 19)

Bir Müslümanın hedefi, muttakî olabilmektir.
Yani, Allâh'a derin bir saygı duyan ve O'nun rızasını kaybetmekten sakınan kimseler s eviyesine ulaşmak ve dünyâya vedâ edip giderken de
Allâh Teâlâ'nın rızâsını kazanmış olabilmektir.
Bu hedefe varabilmek için,
acaba bilerek veya bilmeyerek bir günâh işler de,
Allâh katındaki değerimi kaybeder miyim diye dikkatli ve titiz davranması gerekir.
Efendimiz'in buyurduğu gibi, yapılması ilk planda sakıncalı görünmeyen bâzı davranışlardan bile,
günâha girme endişesiyle uzak durmalıdır.
Bu konularda en büyük hassâsiyeti gösterenlerden biri Hz. Ebûbekir idi.
Hz. Âişe şöyle anlatıyor:

“Ebûbekir es-Sıddîk'ın bir kölesi vardı. Bu köle kazancının belli bir kısmını Ebûbekir'e verir, o da bundan yerdi. Yine bir gün, köle kazandığı bir şeyi getirdi, Ebûbekir de onu yemeğe başladı. Köle Ebûbekir'e:
– Yediğin şeyin ne olduğunu biliyor musun? diye sordu. Ebûbekir:
– Söyle bakalım, neymiş? diye açıklamasını istedi. Köle şunları söyledi:
– Falcılıktan anlamadığım halde, câhiliye devrinde falcılık yaparak birini aldatmıştım. Bugün onunla karşılaştık. Adam o yaptığım işe karşılık, işte bu yediğin şeyi verdi.
Bunun üzerine Ebûbekir, parmağını ağzına götürerek yediklerinin hepsini dışarı çıkardı. (Buhârî, Menâkıbü'l-Ensâr, 26)


Bir mü'min harâmlardan şiddetle sakınır.
Kendisinin ve ailesinin midesine harâm lokma koymanın büyük bir günâh olduğunu bilir.
Hatta bununla da yetinmeyip Hz. Ebûbekir'in yaptığı gibi,
harâm olması ihtimâli bulunan şeylerden uzak durur.
Zîrâ o iyi bilir ki, harâm bir gıdanın sağladığı kuvvetle yapılan ibâdetler ve duâlar kabul edilmez.

Hulefâ-i Râşidîn'in adaletiyle mâruf sîması Hz. Ömer -radıyallâhü anh-'ın şu tavrı da bu konuya güzel bir örnektir.
O , ilk hicret eden sahâbîlere dörder bin, oğlu Abdullâh'a da üç bin beş yüz dirhem maaş bağlamıştı. Hz. Ömer'e:

– Oğlun da ilk hicret edenlerden biridir. Onun hakkını niçin kıstın? diye sordular. Hz. Ömer şunları söyledi:

– Oğlum babasıyla birlikte hicret etti. Bu sebeple yalnız başına hicret edenlerle bir tutulamaz. (Buhârî, Menâkıbü'l-Ensâr, 45)

Burada İslâm'ın âdil halifesi Hz. Ömer'in,
devlet malını dağıtırken ne kadar titiz davrandığı görülmektedir.
İlk muhâcirlerden olmasına rağmen,
on bir yaşında anne ve babasıyla birlikte hicret ettiği için
kendi oğluna beş yüz dirhem daha az para veriyordu.
Normalde diğerleri ile oğlunu eşit tutması gerekirdi.
Çünkü onlar içinde de anne babasıyla birlikte hicret edenler vardı.
Fakat o böyle yapmadı, şüpheli şeylerden uzak durma
veya helâl olanların bir kısmından vaz geçme kâidesine uyarak,
oğluna az verdi.

Şüpheli şeyler husûsundaki bu hassâsiyet,
çağlar boyu Allâh dostları vasıtasıyla süregelmiştir.
Bu mümtaz şahsiyetler, geriden gelenlere çok güzel hakkaniyet hâtıraları bırakmışlardır.

Bir kimsenin temiz gönüllü, ihlâs sâhibi ve ehl-i istikâmet olduğunu anlamak için, onun yaptığı ibâdetlerinden ziyade kalbîseviyesine,
muâmelâttaki harâm helâl titizliğine ve şüpheli şeylerden uzak durma gayretine bakılmalıdır.

-iktibas-
eski 06.07.2007, 17:24 leys isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #4
leys isimli üye'ye teşekkür edenler
arıza
 
tÜrkÜ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 21.06.2007
Mesajlar: 847


 
Yarışma Puanı: 650
Teşekkür etti: 1.473
Teşekkür aldı: 760 konuda 2.323 kere
beni anlayan var mı acaba..?
bunları biliyorum.
ben şüpheli diyerek esasında haram fetvası veren(özellikle gıda da)kişilerin varlıgından sözediyorum.yaptırımı psikolojik baskı aslı-astarı.

sakınmak,takva diye diye zorlaştıran,toplumdan uzaklaştıranların varlıgına şahit oldunuz mu..?
hani güncel sorsam..hangisi islam bunların diye..
neyse,
herneyse..

Konu tÜrkÜ tarafından (06.07.2007 Saat 22:05 ) değiştirilmiştir.. Sebep: yalnış yazmışım.
eski 06.07.2007, 19:25 tÜrkÜ isimli üye şuan Sisteme bağlidır (Online)  
Alıntı ile Cevapla   #5
ADMİN
 
monaroza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 14.218


1 Albümü var
Yarışma Puanı: 490
Teşekkür etti: 24.566
Teşekkür aldı: 10.628 konuda 35.903 kere
Eşyada aslolan ibaha yani helalliktir

Takva yaşanır, tavsiye edilmez, yüreklere kalmış..

En azından ben böyle düşünüyorum
__________________
“Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez"

http://yurekyanginlari.blogcu.com/
eski 06.07.2007, 20:58 monaroza isimli üye şuan Sisteme bağlidır (Online)  
Alıntı ile Cevapla   #6
monaroza isimli üye'ye teşekkür edenler
arıza
 
tÜrkÜ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 21.06.2007
Mesajlar: 847


 
Yarışma Puanı: 650
Teşekkür etti: 1.473
Teşekkür aldı: 760 konuda 2.323 kere
Allah takvalı olmayı tavsiye ediyor gibi algılıyorum ben.(yalnış ise düzeltiniz)
"nefsinizi temize çıkarmayın,şüphesiz ki kötülügü emredicidir" buyururken,bir derece üstünlük vasfediyor takva'ya..herkes olamıyor öyle galiba..

iki dünya arası kalmışlık sözkonusu belki de.
müslümanca yaşamak istemek var,Razı olunmaklık,dünyaya ait olma istegi de..bütün sorun burada sanırım..
takvalı olanlar(onlar da kim ise varlıgı şüpheli) tercihini yapanlar oluyor.
yerinde sayanlar güruhu denilebilinir mi bu durumda ben gibilere..?

"garip geldi garip gidecek" ya,halimiz bir garip,hal bir garip..
eski 06.07.2007, 22:17 tÜrkÜ isimli üye şuan Sisteme bağlidır (Online)  
Alıntı ile Cevapla   #7
Super Moderator
 
leys - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.483


3 Albümü var
Yarışma Puanı: 310
Teşekkür etti: 3.218
Teşekkür aldı: 1.261 konuda 4.611 kere
Blog-Yazıları: 2
leys - MSN üzeri Mesaj gönder
bilhassa gıda ve diğer kullanımlık levazimatın yanında..
kazanç meselesinden taa kul hakkına kadar pek çok konuda "takvalı "olmak tavsiye edilmiş..
ben de evvelen sizin gibi düşünürdüm..
nedir bu hezeyan?
nedendir herşeyi birden kaçınılması gerekenler listesine çıkarmak?

fakat tetkik edince..-ve bir parça nefse "sus" deyince-
ortaya çıkmaması mümkün değil..

gıda sanayiinde foyası ortaya çıkan pek çok marka..
belgeleri ile ispat olunan..
ifsad olmuş sindirim sistemimizin yegane düşmanları..
herşey açık..
bizler maalesef..
bırakınız helal-haram-şüpheli cihetlerini bir kenara..
sadece sağlık cihetinde bile..
değil mi ki.. halen..
"medeni kanalların haber programlarında haber olmaya değer görülmemişse"
inanmak ve dikkat etmek gereğini duymuyoruz..

eskiler bilmediklerine el uzatmazlarmış..
komşudan gelenin kazancını düşünürlermiş..
faydalanmadan evvel ikramlarından..

büyüklerin herbir şeyleri büyük vesselam!

iki dünya arasında kalmak meselesine gelince..
burda vicdan çığlığı basıyor işte!
bu yetti..
eski 07.07.2007, 13:14 leys isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #8
leys isimli üye'ye teşekkür edenler
ADMİN
 
monaroza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 14.218


1 Albümü var
Yarışma Puanı: 490
Teşekkür etti: 24.566
Teşekkür aldı: 10.628 konuda 35.903 kere
deborah´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Allah takvalı olmayı tavsiye ediyor gibi algılıyorum ben.(yalnış ise düzeltiniz)
Evet, her zaman

Herkes te O'nun emirlerini, "direk bana hitabediyor" diye alıp uygulaması gerek tabii ki..

Benim demem, ilk mesajına; daha fetva dairesinde bile olmayanlara takvayı emretmemek, diretmemek, zorlamamak..Sadece gıda hususunda değil, her alanda..

Sen yaşa, olabildiğince örnek ol, yakınlaş ve O sevsin seni

Zaten takva "O incinecek, O sevmeyecek! diye korkmak, titremek, aradaki rabıtayı daim diri tutmak içim gayret etmek değil mi

__________________
“Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez"

http://yurekyanginlari.blogcu.com/
eski 08.07.2007, 23:12 monaroza isimli üye şuan Sisteme bağlidır (Online)  
Alıntı ile Cevapla   #9
Cevapla



Yer imleri
Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:53 .