Bayrak
21 Recep 1429
24 Temmuz 2008, Perşembe
21 Recep 1429
24 Temmuz 2008, Perşembe
Ayet
Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.
Hucurat-12
hadis
Kim ki yanında Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı halde, gücü yeterken ona yardım etmezse, Allah onu dünya ve ahirette zelil kılar.
Camiu’s-Sağîr

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 77 (18 Kayıtlı ve 59 Misafir) bulunmaktadır.

Online  bir lahza, blue, DeRCan, gul555, hafsa, HamS, haqperest, HAvF & ReCa, kebirulcady06, Ninja Kedi, rüya, Sakallı, siyahsancaktar, ta-ha, tayyibe monaroza, root


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye
eee



Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » İtikad » Iman Ve Itikad Bilgileri


Cevapla
 
Seçenekler
GüzellikGöreninGözündedir
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.982


2 Albümü var
Yarışma Puanı: 1330
Teşekkür etti: 6.124
Teşekkür aldı: 1.882 konuda 5.402 kere
Blog-Yazıları: 4
Ummu Seleme - AİM üzeri Mesaj gönder
Iman Ve Itikad Bilgileri

iman nedir?

İman, Resûl-i Ekrem efendimizin, Allahü teâlâ tarafından, Peygamber olarak, bütün insanlara getirdiği ve bildirdiği emirlerin hepsini kabul etmektir. Bu emirlerin, bilgilerin herhangi birine inanmamak veya şübhe etmek küfrdür. Çünkü, Resûle inanmamak veya itimâd etmemek, Resûle yalancı demek olur. Yalancılık kusurdur. Kusuru olan kimse, Peygamber olamaz.

İmanda azlık, çokluk da olmaz. İmanın kendisi, az veya çok olmaz. Azlık, çokluk, imanın parlaklığında, belli olmasındadır.

İman, Muhammed aleyhisselâmın, Peygamber olarak bildirdiği şeyleri, akla, tecribeye ve felsefeye danışmaksızın, tasdîk ve i’tikâd etmektir, inanmaktır. Akla uygun olduğu için tasdîk ederse, aklı tasdîk etmiş olur. Resûlü tasdîk etmiş olmaz. Veyahud, Resûlü ve aklı birlikte tasdîk etmiş olur ki, o zaman Peygambere i’timâd tam olmaz. İ’timâd tam olmayınca, iman olmaz. Çünkü, iman parçalanamaz. Akıl, Resûlün bildirdiklerini uygun bulursa, bu aklın kâmil, selîm olduğu anlaşılır.

İnanılması lâzım şey için, tecribî ilmlere danışıp, tecribeye uygun ise, inanır, tecribe ile isbât edemeyince, inanmaz veya şübheye düşerse, o zaman, tecribesine inanmış olup, Resûle inanmamış olur ki, böyle iman, kâmil değil, zâten iman olmaz. Çünkü, iman parçalanamaz. Az ve çok olmaz.

Din bilgileri, felsefe ile ölçülmeğe kalkışılırsa, bu sefer felesofa inanılmış olup, Peygambere inanılmış olmaz. Evet, Allahü teâlânın var olduğunu ve Muhammed aleyhisselâmın, Allahın Peygamberi olduğunu anlamakta, aklın, felsefî ve tecribî ilmlerin yardımı büyüktür. Fakat, bunların yardımı ile Peygambere “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” inanıldıktan sonra, Onun bildirdiği şeylerin herbiri için akla, felsefeye ve tecribî ilmlere danışmak doğru olmaz. Çünkü, akıl ile, tecribe ve felsefe yolu ile elde edilen birçok bilgilerin, zamanla değişmekde, yenileri bulununca, eskilerinin atılmakda olduğunu gösteren misâller, literatürlerde az değildir.

Müslümanların bazıları , doğru yoldan ayrılmış, (Bid’at ehli) olmuşlardır. Doğru olan, Peygamberimiz ve Eshâb-ı kirâmın yolundan ayrılmayan tek fırkaya (Ehl-i sünnet) fırkasıdır. Ehli sünnet de, amelde, ibadetlerde dört hak mezhebe ayrılmışlardır. İbadetlerde dört mezhebe ayrılması, Müslümanlara büyük kolaylık sağlamıştır.

Bunun için her Müslümanın, doğru bir imana sahip olması ve ibadetlerini de hak mezheplerden birine göre yapması şarttır.
eski 03.09.2006, 19:47 Ummu Seleme isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.982


2 Albümü var
Yarışma Puanı: 1330
Teşekkür etti: 6.124
Teşekkür aldı: 1.882 konuda 5.402 kere
Blog-Yazıları: 4
Ummu Seleme - AİM üzeri Mesaj gönder
Nelere iman edilecek?
İman, dinden olduğu sözbirliği ile bildirilmiş olan şeylere, kalb ile inanmağa ve dil ile de imanını söylemeğe denir. İman edilecek şeyler, Allahü teâlânın var olduğuna, bir olduğuna, kitaplarına, sahîfelere ve Peygamberlere, Meleklere imandır. Âhırette Haşra, Neşre, Cennette ebedî nimetlere, Cehennemde ebedî azâblara, göklerin yarılmasına, yıldızların dağılmasına, arzın parça parça olmasına inanmaktır.

Beş vakit namazın farz olduğuna ve bu namazların rek’atlarının adedlerine, malın zekâtını vermek farz olduğuna ve Ramazân-ı şerîf ayında hergün oruc tutmanın ve gücü yetene hac etmenin farz olduğuna inanmaktır.

Şarâb içmenin, domuz eti yimenin, haksız yere adam öldürmenin ve anaya babaya karşı gelmenin ve hırsızlık ve zinâ etmenin ve yetîm malı yimenin ve fâiz alıp vermenin ve kadınların örtünmemesinin ve kumar oynamanın haram olduklarına iman lâzımdır.

İmanı olan bir kimse, büyük bir günah işlerse, imanı gitmez ve kâfir olmaz. Günaha, yani harama helâl diyen kâfir olur. Haram işliyen fâsık olur. Ben elbette müminim demelidir. İmanlı olduğunu söylemelidir. Müminim derken, inşâallah dememelidir. Bundan, şübhe ma’nâsı çıkabilir. Evet, son nefes için inşâallah denirse de, dememek daha iyidir.

Dört halîfenin birbirinden yükseklikleri, hilâfetleri sırası iledir. Çünkü, doğru yolda olan âlimlerin hepsi; Peygamberlerden sonra, insanların en üstünü, Hz. Ebû Bekr-i Sıddîk’dir. Ondan sonra, Hz.Ömer’dir, demişlerdir.

Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” vefâtına yakın, buyurdu ki, “Allahü teâlâ, beni size Peygamber gönderdi. İnanmadınız. Ebû Bekir inandı. Bana malı ile, canı ile yardım etti. Onu hiç incitmeyin ve Ona hurmet ve tazîm edin!” Bir hadis-i şerifte de buyurdu ki: “Benden sonra Peygamber gelmiyecektir. Eğer gelseydi, elbette Ömer Peygamber olurdu” .

Hz.Alî, buyurdu ki, “Ebû Bekr ile Ömerden, her biri, bu ümmetin en yükseğidir. Beni onlardan üstün tutan, iftirâcıdır. İftirâ edenler dövüldüğü gibi, onu döverim”.

Eshâb-ı kirâmın hepsine hürmet etmek, kıymet vermek lâzımdır. Ebû Bekr-i Şiblî hazretleri buyuruyor ki, “Eshâb-ı kirâma hürmet etmiyen, kıymet vermiyen bir kimse, Resûlullaha iman etmemiş olur”.
eski 03.09.2006, 19:48 Ummu Seleme isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #2
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.982


2 Albümü var
Yarışma Puanı: 1330
Teşekkür etti: 6.124
Teşekkür aldı: 1.882 konuda 5.402 kere
Blog-Yazıları: 4
Ummu Seleme - AİM üzeri Mesaj gönder
Nimetlerin en büyüğü
Cenâb-ı Hakkın insanları dünya ve âhıretin efendisi ve bütün insanların her bakımdan en yükseği ve en iyisi olan, Muhammed Mustafâya “sallallahü aleyhi ve sellem” tâbi’ olmakla şereflendirmesi büyük nimettir. Çünkü cenâb-ı Hak, Ona tâbi’ olmağı, Ona uymağı çok sever. Ona uymanın ufak bir zerresi, bütün dünya lezzetlerinden ve bütün âhıret nimetlerinden daha üstündür. Hakîkî üstünlük, Onun sünnet-i seniyyesine tâbi’ olmaktır ve insanlık şerefi ve meziyeti, Onun dînine uymaktır.

Ona tâbi’ olmak, yani Ona uymak, Onun gittiği yolda yürümektir. Onun yolu, Kur’ân-ı kerîmin gösterdiği yoldur. Bu yola “İslâm dini” denir. Ona uymak için, önce iman etmek, sonra Müslümanlığı iyice öğrenmek, sonra farzları edâ edip haramlardan kaçınmak, daha sonra, sünnetleri yapıp mekrûhlardan kaçınmak lâzımdır. Bunlardan sonra, mubahlarda da Ona uymağa çalışmalıdır.

İman etmek, bütün insanlara lâzımdır. Herkes için iman zarûrîdir. İman edenlerin, farzları yapıp haramlardan kaçınması lâzımdır. Her mümin, farzları yapmağa ve haramlardan kaçınmağa, yani Müslüman olmağa memûrdur.

Her mümin, Peygamber efendimizi malından ve cânından daha çok sever. Bu sevgisinin bir alâmeti, sünnetleri yapıp mekrûhlardan kaçınmaktır. Bir mümin, bütün bunlara tâbi’ oldukdan sonra, mubahlarda da, ne kadar Ona uyarsa, o derece kâmil ve olgun bir Müslüman olur. Allahü teâlâya, o derece yakın, yani sevgili olur.

Resûlullahın söylediklerinin hepsini beğenip kalbin kabûl etmesine, yani inanmasına, ”İman” denir. Onun sözlerinden birine bile inanmamağa veya iyi ve doğru olduğunda şübhe etmeğe “Küfür” denir. Böyle inanmıyan kimselere “Kâfir” denir.

Allahü teâlânın, Kur’ân-ı kerîmde, yapılmasını açıkca emrettiği şeylere, yani bu emirlere “Farz” denir. Yapmayınız diye açıkça men ve yasak ettiği şeylere “Haram” denir. Allahü teâlânın, açıkca bildirmeyip, yalnız Peygamberimizin yapılmasını övdüğü, yahut devam üzere yaptığı, yahut yapılırken görüp de mani olmadığı şeylere “Sünnet” denir. Sünneti beğenmemek küfürdür. Beğenip de yapmamak suç değildir. Onun beğenmediği şeylere ve ibâdetin sevapını gideren şeylere “Mekrûh” denir. Yapılması emir olunmayan ve yasak da edilmeyen şeylere “Mubah” denir. Bu emir ve yasakların hepsine “İslamiyet” denir.
eski 03.09.2006, 19:48 Ummu Seleme isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #3
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.982


2 Albümü var
Yarışma Puanı: 1330
Teşekkür etti: 6.124
Teşekkür aldı: 1.882 konuda 5.402 kere
Blog-Yazıları: 4
Ummu Seleme - AİM üzeri Mesaj gönder
Son din İslamiyettir


Adem aleyhisselamdan beri birçok hak din gelmiştir. Her yeni din, kendisinden önce gelen dîni nesh etmiş, değiştirmiş, yürürlükten kaldırmıştır. En son gelen ve her dîni değiştirmiş, daha doğrusu dinlerin hepsini kendinde toplamış olup, kıyâmete kadar hiç değişmiyecek olan din, Muhammed aleyhisselâmın dînidir.

Bugün, Allahü teâlânın sevdiği, beğendiği din de, bu ahkâm ile kurulmuş olan İslâm dînidir. Bu dînin bildirdiği farzları yapanlara ve haramlardan kaçınanlara Allahü teâlâ, âhırette nimetler, iyilikler verecektir. Yani bunlar, sevap kazanır. Farzları yapmıyanlara ve haramlardan kaçınmayanlara, âhırette cezâlar, acılar vardır. Yani böyle kimseler, günaha girer.

İmanı olmıyanların farzları kabûl olmaz. Yani bunlara sevap verilmez. Farzları yapmıyan müminlerin, sünnetleri kabûl olmaz. Yani bunlara sevap verilmez. Bunlar Peygamberimize “sallallahü aleyhi ve sellem” tâbi’ olmuş olmaz. Bir kimse, bütün farzları yapıp da, bir farzı özrsüz terk ederse, bu borcunu ödemedikçe, bu cinsden olan hiç bir nâfile ibâdetine ve sünnetine sevap verilmez. “Yâ Alî, insanlar fedâil ile meşgûl oldukları zaman, sen farzları temâmlamağa çalış!” ve imâm-ı Gazâlînin bildirdiği, “Allahü teâlâ, kazaya kalmış namaz borcu bulunan ve haram elbise giyen kimsenin (Nâfile) namazını kabûl etmez” hadis-i şerifleri, bunu açık olarak bildirmektedir.

Mubahlar iyi niyet ile güzel düşünceler ile yapılınca, insan sevap kazanır. Kötü niyetlerle yapılırsa veya bunları yapmak, bir farzı vaktinde edâ etmeğe mani olursa, günah olurlar. Farzlar yapılırken, kötü niyetler karışırsa, borc ödenmiş, cezâdan kurtulmuş olunur ise de, sevap kazanılmaz.

Haram işliyenlerin farzları ve sünnetleri sahîh olur. Yani borclarını ödemiş olurlar ise de, sevap kazanmazlar. Hadis-i şerifte,”Bid’at sâhiblerinin ibâdetleri kabûl olmaz” buyuruldu. Günahlardan sakınmayan Müslümanların ibâdetleri sahîh olsa da kabûl olmaz, sevap verilmez.

Haramlar iyi niyet ile yapılsa da, mubah olamaz. Yani haramlara hiçbir zaman sevap verilemiyeceği gibi, özrsüz haram işleyen herhalde günaha girer. Haramdan iyi niyet ile, yani Allahü teâlâdan korkarak sakınan, vazgeçen sevap kazanır. Başka bir sebeb ile haram işlemezse, sevap kazanmaz. Yalnız, günahından kurtulur.

Haram işleyenlerin, “Sen kalbime bak, kalbim temizdir. Allahü teâlâ kalbe bakar” demeleri boştur, faydasızdır. Kalbin doğru ve temiz olduğu dine uymakla anlaşılır.
eski 03.09.2006, 19:49 Ummu Seleme isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #4
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.982


2 Albümü var
Yarışma Puanı: 1330
Teşekkür etti: 6.124
Teşekkür aldı: 1.882 konuda 5.402 kere
Blog-Yazıları: 4
Ummu Seleme - AİM üzeri Mesaj gönder
Ameller ve niyet


Amel, yani iş üçe ayrılır: Birincisi, masıyyet yani günah olan işler. Bunlar, Allahü teâlânın beğenmediği şeylerdir. Allahü teâlânın emrettiği şeyi yapmamak veya yasak ettiğini yapmak masıyyettir.

İkincisi, (Tâ’at) yani Allahü teâlânın beğendiği şeylerdir. Tâ’at yapan Müslümana, “Sevap”, nimet, iyilik vereceğini va’d buyurdu.

Üçüncüsü (Mubah) yani günah veya tâ’at olduğu bildirilmemiş olan işlerdir. Yapanın niyetine göre, tâ’at veya günah olurlar.

Önce haramlardan kaçmak gerekir. Haram işleyerek, ibadet, iyilik yapılamaz. Haramların iyi niyet ile yapılması, bunları haramlıktan çıkarmaz. İyi niyet, haramlara ve mekrûhlara te’sîr etmez. Bunları tâ’at hâline çevirmez. Günahlar, niyetsiz veya iyi niyet ederek işlenirse, günah olmaktan çıkmaz. “Ameller, niyete göre iyi veya kötü olur” hadis-i şerifi, tâ’atlara ve mubahlara niyete göre sevap verileceğini bildirmektedir.

Bir kimse, birinin gönlünü almak için başkasını incitse veya başkasının malı ile sadaka verse, yahut haram para ile mekteb, câmi’ yapdırsa, bunlara sevap verilmez. Bunlara sevap beklemek, câhillik olur. Zulüm, günah, iyi niyet ile işlenirse, yine günah olur. Böyle işleri yapmamak sevapdır. Bilerek yaparsa, büyük günah olur. Günah olduğunu bilmiyerek yaparsa, Müslümanların çoğunun bildiği şeyleri onun bilmemesi, öğrenmemesi de günah olur. Dâr-ül-harbde dahî olsa, islâm bilgilerinin yaygın olduğu yerde, cehalet özür olmaz, günah olur.

Tâ’atlar, niyetsiz veya Allah için niyet ederek yapılınca, sevap hâsıl olur. Tâ’at yaparken, Allahü teâlâ için yapdığını bilse de, bilmese de kabûl olur. Yani sevap hâsıl olur.

Sevap hâsıl olması için, Allah rızâsı için niyet etmek lâzım olan tâ’ate (İbâdet etmek) denir. Niyetsiz yapılan taat, mesela niyetsiz alınan abdest ibâdet olmaz, kurbet olur. Bununla, hadesden tahâret hâsıl olup namaz kılınır.

Tâ’at, kötü niyet ile yapılırsa, günah olur. Güzel niyetlerle tâ’atın sevapı artdırılır. Meselâ, câmi’de oturmak, tâ’attir. Mescidin, Allahü teâlânın evi olduğunu düşünerek, Allahü teâlânın evini ziyâreti de niyet ederse, sevapı daha çok olur. Her niyeti için ayrı sevaplara kavuşur. Her tâ’atte böyle çeşidli niyetler ve sevaplar da vardır.



Niyetsiz ibâdet olamaz


Niyetsiz, ibâdet olamaz. Resûlullaha “sallallahü aleyhi ve sellem” tâbi’ olmak için, önce iman etmek, sonra ahkâm-ı islâmiyyeyi öğrenmek ve yapmak lâzımdır. Abdülkuddüs hazretleri buyuruyor ki: “Vaktin kıymetini bil! Gece-gündüz ilim öğrenmeye çalış! İlim öğrenmek ibâdet yapmak içindir. Kıyamet günü işten sorulacak, çok ilim öğrendin mi diye sorulmayacaktır. İş ve ibâdet de ihlas elde etmek içindir”

Her mubah, iyi niyet ile yapılınca sevap olur. Kötü niyet ile yapılınca, günah olur. Koku sürünen, iyi giyinen kimse, dünya lezzeti için veya gösteriş yapmak, öğünmek için veya kendini kıymetlendirmek için, yahut yabancı kadınları, kızları avlamak için şık giyinirse, günah işlemiş olur.

Bu kimse, sünnet olduğu için koku sürünür, şık giyinirse, câmi’e saygı için, câmi’de yanına oturan Müslümanları incitmemek için, temiz olmak için, sıhhatli olmak için, islâmın vakârını, şerefini korumak için niyet edince, her niyeti için ayrı sevaplar kazanır.

Her mubah işte, hatta yemede, içmede, uyumada ve halâya girmekde bile iyi niyet etmeği unutmamalıdır. İnsan, mubah bir işe başlarken, niyetine dikkat etmelidir. Niyeti iyi ise, o işi yapmalıdır. Niyeti, yalnız Allahü teâlâ için olmazsa, yapmamalıdır.

Hadis-i şerifte, “Allahü teâlâ, sizin sûretlerinize, mallarınıza, bakmaz. Kalblerinize ve amellerinize bakar” buyuruldu. Yani, Allahü teâlâ, insanın yeni, temiz elbisesine, hayrât ve hasenâtına, malına, rütbesine bakarak sevap ve ikrâm vermez. Bunları ne düşünce ile, ne niyet ile yapdığına bakarak, sevap veya azâb verir.

O halde, her mümine önce lâzım, birinci farz olan şey, imanı, farzları, haramları öğrenmektir. Bunlar öğrenilmedikce, Müslümanlık olamaz. İman elde tutulamaz. Hak borcları ve kul borcları ödenilemez. Niyet, ahlâk düzeltilemez ve temizlenemez. Düzgün niyet edinilmedikce, hiçbir farz kabûl olmaz.

Hadis-i şerifte, “Bir saat ilim öğrenmek veya öğretmek, sabâha kadar ibâdet etmekden daha sevapdır” buyuruldu. Kitap okumayan, ilim öğrenmeyen, şeytânın maskarası olur. “Rütbetül-ilmi a’ler rüteb” yani, rütbelerin en üstünü, ilim rütbesidir buyurdu.

İhlâs ile, yani Allahü teâlânın rızâsına, sevgisine kavuşmak ve sevap kazanmak niyeti ile, farzları, sünnetleri yapmağa ve haramlardan ve mekrûhlardan kaçınmağa, yani ahkâm-ı islâmiyyeyi yerine getirmeğe “İbâdet etmek” denir.

Saadet yolu



İman etmek, Muhammed tâbi’ olmağa başlamak ve saadet kapısından içeri girmek demekdir. Allahü teâlâ Onu, dünyadaki bütün insanları saadete davet için gönderdi ve Sebe’ sûresi, yirmisekizinci âyetinde meâlen, “Ey sevgili Peygamberim “sallallahü aleyhi ve sellem”! Seni, dünyadaki bütün insanlara ebedî saadeti müjdelemek ve bu saadet yolunu göstermek için, beşeriyyete gönderiyorum” buyurdu.

Meselâ, Ona uyan bir kimsenin, gün ortasında bir parça uyuması, Ona uymaksızın, birçok geceleri ibâdetle geçirmekden, katkat daha kıymetlidir. Çünkü, (Kaylûle) etmek, yani öğleden önce biraz yatmak âdet-i şerîfesi idi.

Meselâ, Onun dîni emrettiği için, bayram günü oruc tutmamak ve yiyip içmek, Onun dîninde bulunmayıp senelerce tutulan oruclardan daha kıymetlidir. Onun dîninin emri ile fakire verilen az bir şey ki, buna zekât denir, kendi arzûsu ile, dağ kadar altın sadaka vermekten daha efdaldir.

Hz. Ömer, bir sabah namazını cemâ’at ile kıldıktan sonra, cemâ’ate bakıp, bir kimseyi göremeyince sordu: Eshâbı dediler ki, geceleri sabaha kadar ibâdet ediyor. Belki şimdi uyku bastırmıştır. Emîr-ül-müminîn buyurdu ki, “Keşki bütün gece uyuyup da, sabah namazını cemâ’at ile kılsaydı, daha iyi olurdu”.

İslamiyetten sapıtmış olanlar, sıkıntı çekip ve mücâhede edip, nefslerini körletiyor ise de, bu dîne uygun yapmadıklarından kıymetsizdir ve hakîrdir. Eğer bu çalışmalarına ücret hâsıl olursa, dünyada birkaç menfaatten ibâret kalır. Hâlbuki, dünyanın hepsinin kıymeti ve ehemmiyyeti nedir ki, bunun bir kaçının i’tibârı olsun.

İslâmiyeye uyanlar , latîf cevâhir ve kıymetli elmaslar ile meşgûl olan mücevherciler gibidir. Bunların işi az, kazancları pek çoktur. Ba’zan bir saatlik çalışmaları, birkaç senenin kazancını hâsıl eder. Bunun sebebi şudur ki, İslâmiyeye uygun olan amel, Hak teâlânın makbûlüdür çok beğenir.

Böyle olduğunu kitapının çok yerinde bildirmişdir. Âl-i İmrân sûresi, otuzbirinci âyetinde meâlen, “Ey sevgili Peygamberim! Onlara de ki, eğer Allahü teâlâyı seviyorsanız ve Allahü teâlânın da, sizi sevmesini istiyorsanız, bana tâbi’ olunuz! Allahü teâlâ bana tâbi’ olanları sever” buyuruldu. İslamiyete uymıyan şeylerin hiç birisini Hak teâlâ sevmez, beğenmez. Sevilmeyen, beğenilmeyen şeye sevap verilir mi?
eski 03.09.2006, 19:50 Ummu Seleme isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #5
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.982


2 Albümü var
Yarışma Puanı: 1330
Teşekkür etti: 6.124
Teşekkür aldı: 1.882 konuda 5.402 kere
Blog-Yazıları: 4
Ummu Seleme - AİM üzeri Mesaj gönder
Ehli sünnet âlimleri


Kur’ân-ı kerîmden ve hadis-i şeriflerden çıkarılan ilimler içinde, kıymetli ve doğru olan, yalnız “Ehl-i sünnet” âlimlerinin anladıkları ve bildirdikleridir. Ehl-i sünnet âlimleri, bu ilimleri, Eshâb-ı kirâmdan öğrendi. Bunlar da, Resûlullahdan öğrendiler. Her mülhid, her bid’at sâhibi ve her câhil, tuttuğu yolun, Kur’ân-ı kerîme ve hadis-i şeriflere uygun olduğunu sanır ve iddi’â eder. Bu halde, Kur’ân-ı kerîmden ve hadis-i şeriflerden çıkarılan her ma’nâ, makbûl ve mu’teber değildir.

Ehl-i sünnet âlimlerinin, o büyük ve dindâr insanların bildirdikleri i’tikâddan, imandan kıl kadar ayrılanların, kıyâmetde azâbdan kurtulmaları imkânsızdır. Böyle olduğu akıl ile, Kur’ân-ı kerîm ile ve hadis-i şerifler ile ve din büyüklerinin (Basîretleri) ile yani kalb gözleri ile görmeleri ile anlaşılmakdadır. Yanlışlık ihtimâli yokdur.

Bu büyüklerin kitaplarında bildirdikleri doğru yoldan kıl kadar ayrılanların sözleri ve kitapları, zehirdir. Hele dünyalık toplamak için, dîni âlet edenlerin ve kendilerine din adamı ismini verip, her akllarına geleni yazanların hepsi, din hırsızıdır. Bu kitapları ve dergileri okuyanların imanlarını çalarlar. Bunlara aldananlar, kendilerini Müslüman sanıp namaz kılar. Hâlbuki, imanları çalınmış, gitmiş olduğundan namazları ve hiçbir ibâdetleri ve iyilikleri kabûl olmaz ve âhıretde işe yaramaz.

Dinlerini dünyaya satanlar hakkında, Bekara sûresinde meâli, “Câhiller, ahmaklar, dünyadaki zevk ve lezzetlere kavuşmak için, dinlerini, imanlarını verdi. Âhıretlerini satıp, dünyayı, şehvetlerinin istediklerini aldılar. Kurtuluş yolunu bırakıp, helâke koşdular. Bu alış verişlerinde birşey kazanmadılar. Bunlar, ticaret ve kazanç yolunu bilmedi. Çok zarar etti” olan onaltıncı âyet-i kerîmesi gönderildi.

Her bid’at sâhibi, Kur’ân-ı kerîmde ve hadis-i şeriflerde ma’nâları açık olmayan i’tikâd bilgilerinde, yanlış te’vîl yaparak, yanlış ma’nâ çıkardığı için, hak yoldan ayrılmışdır. Hâlbuki, Peygamberimiz “aleyhisselâm” buyurdu ki, “Kur’ân-ı kerîmden kendi aklı ile, kendi düşüncesi ve bilgisi ile ma’nâ çıkaran kâfirdir”.

Namazdan, imandan haberi olmıyanların, para kazanmak için, piyasaya sürdükleri, uydurma tefsîrlerinin, yaldızlı reklâmlarına aldanmamalı, bunları almamalı, okumamalıdır.
eski 03.09.2006, 19:50 Ummu Seleme isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #6
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.982


2 Albümü var
Yarışma Puanı: 1330
Teşekkür etti: 6.124
Teşekkür aldı: 1.882 konuda 5.402 kere
Blog-Yazıları: 4
Ummu Seleme - AİM üzeri Mesaj gönder
İslamiyet ve ilim


İnançsızlar, İslam düşmanları , temiz Müslüman yavruları aldatmak için “İslamiyette herşey “miş” ile bitiyor. Şöyle imiş, böyle imiş diye, hep mışa dayanıyor. Bir sened ve vesîkaya dayanmıyor. Diğer ilimler ise, ispat edilip, bir vesîkaya dayanmaktadır” diyorlar.

Bu sözleri ile, ne kadar câhil olduklarını gösteriyorlar. Hiç de, bir islâm kitapı okumamışlar. İslamiyet ismi altında, hayallerinde, birşeyler tasarlayıp, din bu düşüncelerden ibârettir sanıyorlar.

Hâlbuki Müslümanlar, peygamberlerin en üstünü Muhammed aleyhisselâma tâbi’ olmakta, haber verdiği, mi’râc gecesinde görüp konuşduğu ve hergün Cebrâîl ismindeki melek vâsıtası ile haberleştiği bir Allaha ibâdet etmektedir.

Bunların, İslamiyetten ayrı ve uzak gördükleri ilimler, fenler, vesîkalar, senedler, hep islâm dîninin birer şubesi, dallarıdır. Meselâ bugün liselerde okunan bütün fen bilgileri, kimyâ, bioloji kitaplarında, “Dersimizin esâsı, müşâhede yani gözetleme, tedkîk,inceleme ve tecrübedir” diyor. Yani fen derslerinin esâsı, bu üç şeydir. Hâlbuki, bu üçü de, İslamiyetin emrettiği şeylerdir. Yani, dînimiz, fen bilgilerini emretmektedir.

Kur’ân-ı kerîmin çok yerinde, tabî’atı, yani mahlûkâtı, canlı ve cansız varlıkları görmek, incelemek emredilmektedir. Eshâb-ı kirâm, birgün Peygamberimize “sallallahü aleyhi ve sellem” sordu ve: “Yemene gidenlerimiz, orada hurma ağaçlarını, başka türlü aşıladıklarını ve daha iyi hurma aldıklarını gördük. Biz Medînedeki ağaçlarımızı babalarımızdan gördüğümüz gibi mi aşılayalım, yoksa, Yemende gördüğümüz gibi aşılayıp da, daha iyi ve daha bol mu elde edelim?” dediler.

Resûlullah efendimiz, bunlara şöyle diyebilirdi: Biraz bekleyin! Cebrâîl “aleyhisselâm” gelince, ona sorar, anlar, size bildiririm. Veya, biraz düşüneyim. Allahü teâlâ, kalbime doğrusunu bildirir. Ben de, size söylerim, demedi ve “Tecrübe edin! Bir kısm ağaçları, babalarınızın üsûlü ile, başka ağaçları da, Yemende öğrendiğiniz üsûl ile aşılayın! Hangisi daha iyi hurma verirse, her zaman o üsûl ile yapın!” buyurdu. Yani tecrübeyi, fennin esâsı olan tecrübeye güvenmeği emir buyurdu. Kendisi melekten haber gelir veya mubârek kalbine elbette doğar idi. Fakat, dünyanın her tarafında, kıyâmete kadar gelecek Müslümanların, tecribeye, fenne güvenmelerini işâret buyurdu.
eski 03.09.2006, 19:51 Ummu Seleme isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #7
''yolcu''
 
emir_ali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.01.2007
Mesajlar: 550


 
 
Teşekkür etti: 119
Teşekkür aldı: 194 konuda 379 kere
ALLAH razı olsun
eski 03.02.2007, 10:31 emir_ali isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #8
Cevapla



Yer imleri
Seçenekler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar son Mesaj
Iman Ummu Seleme İtikad 4 31.01.2007 12:25
Allah'a Iman Ummu Seleme İtikad 5 31.01.2007 12:22



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:38 .