7 Şevval 1429
07 Ekim 2008, Salı
7 Şevval 1429
07 Ekim 2008, Salı
Ayet
Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
hadis
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 60 (10 Kayıtlı ve 50 Misafir) bulunmaktadır.

Online   barayev, canane, fatihlerin_nesliyiz, koylu, mir, siyahsancaktar, VuSLaT Dagistan, kebirulcady06



Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » İtikad » Mehdi inancı üzerine...


 
Seçenekler
Hademe
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.599




Teşekkür etti: 11.028
Teşekkür aldı: 4.914 konuda 24.953 kere
kucult  büyük
MEHDi aleyhisselam

MEHDİ ALEYHİSSELAM

Seyyid Muhammed bin Rasul el Berzenci, el-İşaa li Eşrat-is-Saa adlı eserinde diyor ki: "İsa Aleyhisselam, bir ikindi namazında inecektir. Namaza kamet edildiği halde imam geriye cekilecek ve o imam olacak; Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellam'im sünneti üzere namazı kıldıracaktır. Binaenaleyh İsa Aleyhisselam'ın Mehdiye sabah namazında iktida edeceğini beyan eden hadisler tevil edilir."

Bizim için İsa Aleyhisselam'ın veya Mehdi'den hangisinin hangisine imametlik yapacağını bilmek söz konusu değildir. Her iki vecih de muhtemeldir. Nitekim Aliyy-ul-Kari el-Meşreb-ul Verdi fi Mesheb-il-Mehdi adlı eserde bu hususta varid olan tüm hadisleri bir araya getirerek uzadıya izahta bulunmuştur.

Ebu Bekr Sıddık'a Rasulullah'ın Halifesi denilmesine rağmen, Mehdi Aleyhisselam'a Halifetullah denilir. El-Örf-ül-Verdi adlı eserde İmam Suyuti, İbnu Sirin'in Mehdi'nin fazileti hakkında naklettiği hadislerin sahih olduğunu tasrih etmiştir.

İsa Aleyhisselam'ın inişi, Mehdi Aleyhisselam'ın hilafetinin son zamanlarındadır. Çünkü Mehdi Aleyhisselam'ın hilafet devresi kırk; İsa Aleyhisselam'ın inişinden sonra yer yüzünde yaşaması, üç ile dokuz arasıdır.

Evet Mehdi Aleyhisselam dahi manevi bir şahsiyet değil, herkesin işiteceği,birçoklarının da göreceği şahıstır; sultandır ve halifedir.Yine Seyyid Muhammed Berzenci diyor ki: "Mehdi Aleyhisselam'ın varlığı; geleceği ve kendisinin Hazret-i Fatıma'nın evladından olacağı manevi tevatür derecesine ulaşan hadisler varid olmuştur. Bunca hadisleri inkar etmeye, bir mü'min cüret etmez. "Meryem oğlu İsa'dan başka mehdi yoktur." mealinde varid olan hadis zayıf olmakla beraber, Huffaz'ın yanında,tevil edilmesi vacibdir. Yani İsa Aleyhisselam nebi ve rasul olduğu, kendisine vahiy geldiğinden dolayı, Mehdi Aleyhisselam onunla istişare etmeksizin mehdilik yapmaz. Bu da Mehdi Aleyhisselam'ın, İsa Aleyhisselayü vesselam'a vezr olduğu devrededir. Hafız İbnu Kayyim Mennar'da diyor ki: "Meryem oğlu İsa'dan başka Mehdi yoktur. " hadisini İbnu Mace tahric ettiyse de, hadis zayıf olduğundan hüccete yararlı değildir" Münavi de aynını söylemektedir. Hatiboğlu Sünen-i İbnu Mace'nin şerhinde bir açıklama yazmıştır

Ebu Davud ve Tirmizi'nin tahriç ettikleri, Hazreti Ali'den,Ebi Said'den,Ümmi Seleme'den, Ebi Hureyre'den gelen rivayette Peygamber Sallalahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Dünya ömründen bir günden başka kalmazsa dahi, elbette Allah o günü uzatacak; ta ki o günde Benden (yahud ehli beytimden ) bir adamı gönderecektir. Onun ismi Benim ismime muvafıktır; babasının ismi babamın ismine muvafıktır.Yeryüzü hak ve gerçek adaletle doldurulacaktır; aşırı zulümle doldurulduğu gibi.

Şianın İmam ebu-l Kasım Muhammed bin Hasan'ın mehdi olduğu ve kendisinin kaybolup son zamanda zuhur edeceği iddiaları, bu hadiste reddolunmaktadır; çünkü babasının ismi Abdullah değildi.

Demek Mehdi gelecektir.Ehli Sünnet vel Cemaatin ittifakıyla kıyametin büyük alametleri,hiç tevilsiz olarak olacaktır.

Mehdi Aleyhisselam zuhur edeceği zamanda birçok müslümanlar davetine icabet edeceklerdir. Zamanına yetişmiş olsak,kendisinin bizi asker edip etmeyeceğini düşünmeliyiz. Kendisi gelmeden önce deccaliye fikrine sapanların kısm-i azamisi ve kendisini bekleyen- lerden de birçoğu, Deccal'e tabi' olacaklar... Nitekim Muammer'in Camii'nde ve Beğavi'nin de Şerh-us-sünne ve Mesabih'te tahric ettikleri Ebi Said-il-Hudri'den gelen bir rivayette Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Ümmetimden başlarında taylasan bulunan yetmişbin kişi Deccale tabi' olacaklar."

Yine İmam Ahmed,Tirmizi,ibnu Mace ve Hakim'in de tahric ettiği Ebi Bekr Sıddık'tan gelen bir rivayette Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Deccal,meşrıkdaki bir yerden çıkar;oraya Horasan denilir.Bir kavim ona tabi' olacaktır;sanki yüzleri kılıflı kalkanlar gibi dövülmüştür."

Binaenaleyh Mehdi'nin ne zaman geleceğini araştırmaktan daha ziyade,Mehdi'nin gelişinden evvel kendisinin ordusuna sapasağlam asker olmaya hazır olmak gerekir. Kanaatimce zamanı çok yakındır.

Mehdi Aleyhisselam üç sıfatla tanınır; birincisi kemal-i ilim; ikincisi kemaliyle adaleti icra etmesi; üçüncüsü kemal-i servet, şöyle ki birisi onun yanına gelip bir şey istediğinde sayıyla vermez, avuçla verir.

Mehdi Aleyhisselam'ın zuhurundan önce görülecek alametler de şöyledir:

a- Fırat nehrinin açılmasıdır.
b- Ramazanın ilk gecesinde ayın,onbeşinci gecesinde güneşin tutulmasıdır ki,ondan önce bir ayda böyle görülmemiştir.
c- Aynı ramazanda ayın üçüncü bir kez tutulmasıdır.
d- Kıtlık ve kuraklığın şiddetlenmesidir.
e- Kuyruklu yıldızın çok parlak olarak şarkta görülmesidir.
f- Gökte şiddetli bir karanlık ve kırmızılığın çıkıp yayılmasıdır.
g- Her dille, Mehdi'nin gelişini ilan eden seslerdir. Birinci nida edilişinde,yer yüzünde yaşayan hiçbir kimse yoktur ki işitmesin.
h- Zilkade ayında harbin başlaması.
I- Zilhicce ayında hacıların soyulması da olacaktır.
Nitekim Şeyh-ul Ekber bu hususta birçok söz söylemiştir.Bu alametlerin hakkında birçok hadisler varid olmuştur.


Mehdi Aleyhisselam'ın alametleri şunlardır:

a- Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gömleği,kılıcı ve bayrağı yanındadır.Bayrağı üzerinde "Allah için biat " yazılıdır
b- Yukardan devamlı bir ses gelir: Bu Allah'ın halifesidir tabi' olun.
c- Karşısında kendine uzanmış biat eli vardır.
d- İşaret ettiği kuş eline konar.
e- Kendisine karşı gelen bir ordu, Medine ile Mekke arasında yere batar.
f- Gökten bir nida: Ey insanlar! Münafıkların, zalimlerin, tabii'lerinin sonu gelmiştir. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ümmetliğinden başkasında hiçbir şeref yoktur. Haydi, Mekke'ye doğru!. Mehdi'nin ordusuna iltihak!.
g- Yer küresi içinden madenler,sütunlar gibi kendisine fışkırır.
h- Mekke'de defnedilmiş hazineyi açığa çıkartır; ve Allah yolunda bunları harcar.
I- Musa Aleyhisselam'ın zamanındaki Tabut-us-Sekine, Antakya'nın bir mağarasından çıkartılıp ulaştırılacaktır.
j- Kendisini gören birçok yahudiler dahi müslüman olacaktır.
k- Ve özellikle Horasan tarafından siyah bayraklarıyla yardımına bir ordu ve kavim koşacaktır.

Beyhaki,İ mam Ahmed ve Hakim'in de tahric ettkleri Sevban radıyallahu anh'tan gelen bir rivayette Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Sizler Horasan tarafından gelen siyah bayraklıları gördüğünüz zaman, derhal ona koşun. Çünkü muhakkak onların içinde Allah'ın halifesi (Muhammed bin Abdullah olan) Mehdi vardır."

Aliyy-ul-Kari diyor ki; "Siyahtan murad müslümanların çokluğu olması da muhtemeldir."

Bu dahi kıyametin alametlerinden biridir. Halife olduğu itibariyle büyük bir hükümdardır. Halife kelimesinin Lafzatullaha izafe edilmesinden anlaşılıyor ki, kamil bir insandır. Kendisine vahiy gelmez lakin tabi'leriyle birlikte şehvet ve alçaklıklardan tertemiz ve paktır. Bütün güzel ahlaka sahibtir. Nitekim Münavi de bu hadisin şerhinde böyle demiştir: Hayrete şayan ki Hafız Zehebi,bu hadisi münker; İbnu Cevzi de mevdu' görmüşlerdir. Hafız İbnu Hacer diyor ki: "İbnu Cevzi, bunda isabet etmemiştir, zira hadisin senedinde kizble töhmet altına alınacak bir kimse yoktur." Nitekim Heysümi de Zevaid'de: "Bu hadisin isnadı sahihtir; ricali sükattır." demiştir.

6-Hakim, İbnu Mace ve Tirmizi'nin de tahric ettikleri, Ebû Hureyre'den gelen bir rivayette Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Gerçekte Ye'cuc ve Me'cuc her günde güneşin ışığını görecekleri derecede (önlerindeki seddi) kazıyorlar. Başlarındaki olan: "Hadi dönün, yarın kazarsınız." Der. Allah Teala onu (seddi), öncesinden daha muhkemleştirir. Zamanlarına ulaştığı ve Allah da onları insanlar üzerine göndermeyi murad ettiği zamana kadar güneşi görecek derecede (tekrar) kazarlar. Başlarındaki: " Haydi dönün, Şüphesiz yarın kazacaksınız." der İnşallahu Teala diye istisna ederler. Bunun üzerine sedde geldiklerinde bıraktıkları gibi kalmıştır. Onu kazarlar ve insanlar üzerine çıkarlar. Suları içerler. İnsanlar onlardan kal'alarına sığınırlar. Ye'cuc ve Me'cuc oklarını semaya atarlar. Okların uçları şiddetli kırmızı kana bulandığı halde üzerlerine düşer. " Biz yer yüzündeki ahaliyi kahrettik, gök ehline yükseldik " derler. Derken Allah Teala neğaf adlı böceği kafalarına gönderir. (O böcek burunlarından beyinlerine çıkar. Ve) Bununla onları öldürür." Neğaf; koyun ve devenin burnundan beyinlarine çıkan bir böcektir.

Hasılı kıyamet insanların en şerlilerinin başında kopar.O zaman da yer yüzünde Allah Allah diyen kalmayacaktır. Bu hususta dahi birçok hadisler vardır. Nitekim Müslim'in de tahric ettiği Enes Radıyallahu Anh'tan gelen bir rivayette Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellam şöyle buyurdu:

"Yer yüzünde Allah Allah denilmeyinceye kadar kıyamet kopmaz."

İktibas: Dilara yayınları - Ehli Sünnetin Nazarı –
__________________
İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!

Buraya Baktınız mı? Tıklayın
eski 25.06.2008, 00:57 Hak-dilaram isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #51
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 10 üye:
Mü'min
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 594




Teşekkür etti: 558
Teşekkür aldı: 591 konuda 2.933 kere
kucult  büyük
Dilnihad´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bismillâhirrahmânirrâhîm



Not:Ebu Mus'ab abinin ricası üzerine, başka bir sitedeki konuyu buraya

taşıdım. Bu konuya aramızda dahil olanların, gülümseyeceğini umuyor.

Aramızda olmayanları da, hayırla anacağız İnşaALLAH.



T-EnF
Allah Kime Yardım Eder?



Bir çocuk bir rüya görmüş dünya zulme bürünmüş bir hengame. Ne etse? Ne yapsa? Tam ümitsizliğe düşecekmiş ki. Yardım yetişmiş.

Belki karşı komşusuydu yardım eden belki akrabasıydı belki arkadaşı belki de tanımadığı biriydi. Kimdi? Tanımadığı biriydi!

Öyleyse tanıyalım. Buyrun

Allah kime yardım eder?

Saygılarımla...
Not: Soru hepinize. Cevaplarınızı bekliyorum.


T-EnF
Belkide uyanıktır da rüya gördüğünü sanıyordurzwinkern glücklich

Allah dilediğine yardım eder. (30/5)

diyoruz ve devam ediyoruz. Yardım mes lesinde iki taraf vardır. Biri yardım eden biri yardım edilen. Yardım eden İsm-i Azam yardım edilen ise İsm-i ademdir. Malumdür ki nihayetsiz acz ve fakr ıyla insan yardıma muhtaç bir varlıktır. Peki bu kadar aciz ve fakir insana kim yardım edecektir. Tabi ki o nu yaratan. Ama…

Evet. Bu mes ele bir keyfiyet arz ettiği gibi bizi ilgilendiren kısmı ama dediğimiz noktada başlar. Hem sünnetullah ı bilenler bilir yağmur için su su için yağmur gerektiğini. Öyleyse bu pencereden bakacağız. Acaba neler göreceğiz?

Öncelikle belirtelim ki keyfiyet rastgelelik demek değildir. Dediğimiz gibi su için yağmur yağmur için su gereklidir. Bunun gibi Cenab-ı Hakk bu keyfiyet deki tasarrufunu bizlere bildirmiştir. Bunlar neler miş onları işleyeceğiz.

Buyrun :

Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz Allah da size yardım eder, ayaklarınızı sağlam bastırır." (47/ 7)

Ayeti nden anlaşılacağı üzre Allah ın bize yardım etmesi için ilk şart Allah a iman etmektir! Peki hepsi bu mu? Elbette değil. Ama önce halledilmesi gereken mevzu budur. Halledelim inşaALLAH.

Nasıl ki bir çiftçi toprağa bir tohum atar. Sonra bakımını yapar. Gelişmesine büyümesine yardımcı olur. Yoksa bilir ki o tohum heder olur gider. Belki bir kargaya yem olur. Öyleyse çalışır çabalar. Gerektiği gibi bakımını yapar. Ve nihayet ürününü alır. Karnını doyurur. Aç kalmaktan kurtulur. Belki ölmekten kurtulur. Aynen bunun gibi. Tohumu atmayan kişinin ürün beklemesi belki abestir belki ahmaklıktır.
İnsan bu misaldeki topraktır. Tohum ise imandır. Karga ise belki bil cümle tağuttur/şeytandır/düşmandır. Öyleyse tohum atılmalı sonra bakımı gerektiği gibi yapılmalıdır ki ürün alınsın. O ürün ki hem dünyada hem ahirette Allah ın yardımıdır.
Şimdi diyebilir miyiz ki iman etmeyenlere yardım edilmez mi? Evet belki diyebiliriz. (Buyrun muhasebeye.)

Şimdilik bu kadar. Ayet in değerlendirmesi bitmedi. Çünkü asıl gerçek ayetin devamındadır. Sadece ilk şart belirtildi ve giriş yapıldı. Devamı eğer ki Allah isterse eğer ki siz isterseniz gelecektir. İnşaALLAH.


Saygılarımla…


Müstahsen
Efem bu aktarılanlar ile ilgili beynim de zuhur eden bir hadiseye değinmek isterim bende. Ebu Talib; gerek çocukluğu, gerek gençliği, gerek de İslâm’ın ilk yılları müddetince Efendimiz -Sallallahu Aleyhi Ve Sellem- i en ziyade himaye etmiş amcası bilindiği üzre... Gelin görün ki ;Ebu Talib, Efendimiz’e -sallallahu aleyhi ve sellem- olan muhabbeti, himayesi ve başkaca insanî vasıfları ile övgüye değer bir insan olmakla birlikte dilinden “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluh” ikrarı işitilmeden vefat etmiş bir kişi imiş...Yani eldeki veriler üzre Mümin olarak tarif edilememiş.İllaki en doğrusunu Allah bilir...Efem vurgulamak istediğim nokta şudur ki;Efendimiz in -sallallahu aleyhi ve sellem- amcası nın vefatı üzerine nihayet derecede üzüntüye kapılıp evine kapanmasına istina den nâzil olduğu belirtilen Kasas sûresinin “Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin. Ancak Allah dilediğine hidayet verir. Doğru yolda olanları en iyi bilen de O dur” mealindeki 56. âyeti kerimesindeki mesaj...Aslıan bakılır ise mesaj net:Efendimizin -sallallahu aleyhi ve sellem- amcasına duyduğu sevgi ayıplanammakla bereber,amcasının tevhid mesajı ortadayken bu şıkkı işaretlememesinin bir bedeli olduğu ve Ebu Talib in kendi iradesiyle seçtiği bu bedele Efendimizin de -sallallahu aleyhi ve sellem- razı olması gerektiği bildirilmekte..Ve yine yukarıda da anlattığım üzre,.Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- amcası için çok üzüldüğünden "Yasaklanmadığı müddetçe senin için istiğfar edeceğim!" buyurmuş...Bunun üzerinede Rab Teala bir vahiy daha indirmiş ki: "Akraba bile olsalar, onların cehennemlik oldukları ortaya çıktıktan sonra müşrikler hakkında Allah'tan af dilemek ne Peygamber e ve ne de iman edenlere uygun düşmez" (Tevbe 113).
Efem eğer Rab Teala iktiza etse idi Ebu Talib in affa mazhar olduğunu ve ona yardım edeceğini bildirebilir; böylece, herkesten önce Efendimiz in -Sallallahu aleyhi ve sellem- mahzun yüreğine serin sular serperdi...Ama O, böyle dilememiş ve böyle dilememekle imanın başka hiçbir iyiliğin veya iyilikler toplamının onun yerini tutamayacağı gerçeğini bizlere ders vermiş...
Hasılı;.Olaylar, mutlak surette ''inananların'' lehinde gelişiyor...Yani Sadece Allah ı vekil edinecek olanlar O nun lütfuna mazhar olabiliyor...Allah ı gerektiği gibi tanıyıp taktir etmeyen,yanlız ondan yardım dilemeyen,O na kulluk etmekten kaçınan insanların yardım ile değil azap ile karşılaşacağı buyuruluyor.Böyle insanların azabının daha dünyada iken yavaş yavaş başlayacak olduğu gerçeğini de Kuran dan anlıyoruz:Secde/21...Allah,dünyayı hem sevdiğine ve hem de sevmediğine veriyor; ama dinini ancak sevdiğine veriyor...Yani ancak sevdiklerine kendini tanıma fırsatı veriyor...Böylece,Kendini tanıma fırsatını lütfettiği kişilere daha ilk başta en büyük yardımı yapmış oluyor...


HALİS08
Kuranı Kerimden minik bir çabayla bulabildiklerim...

Bazısı direkt konuyla ilgili,bazılarıda Allah'ın kime yardım ETMEYECEĞİ ni anlatan ayetler.Mefhumu muhaliften hareket edersek,''kim yardımdan mahrum bırakılanların fiillerini yapmazsa ona yardım olunur'' demektir.


Tevbe suresi

23- Ey iman edenler! Eğer babalarınız ve kardeşleriniz imana karşılık küfürden hoşlanıyorlarsa, onları dost edinmeyiniz. Sizden her kim onları dost edinirse işte onlar da zalimlerin ta kendileridir.
24- Onlara de ki; eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, kadınlarınız, akrabalarınız, kabileniz, elde ettiğiniz mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız evler ve meskenler, size Allah ve Resulünden ve Allah yolunda cihaddan daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah böyle fasıklar topluluğuna hidayet nasip etmez.
25- İnkâr kabul etmez bir durumdur ki, Allah size birçok yerde yardım etti. Özellikle Huneyn Günü ki, o gün kendi çokluğunuz size güven vermişti de o gün size onun bir faydası olmamıştı. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen başınıza dar gelmişti. Sonra da bozguna uğrayarak gerisin geri dönüp kaçmaya başlamıştınız.

Haşr Suresi

6. Allah'ın, onlardan peygamberine verdiği ganimetlere gelince siz onun üzerine ne at, ne de deve sürmediniz. Fakat Allah peygamberini, dilediği kimselerin üzerine salar. Allah her şeye kadirdir.
7. Allah'ın o kent halkından, Resulüne verdiği ganimetler, Allah'a, Resul'e, ona akrabalığı bulunanlara, yetimlere, yoksullara, yolcuya aittir. Ta ki içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir şey olmasın. Peygamber size ne verdiyse onu alın. Size neyi yasakladıysa ondan sakının ve Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı şiddetlidir.
8. Bir de göç eden fakirlere aittir ki yurtlarından ve mallarından çıkarılmışlardır, Allah'ın lütuf ve rızasını ararlar; Allah'a ve Resulüne yardım ederler. İşte doğru olanlar onlardır.

Muhammed Suresi

7- Ey iman edenler! Eğer siz Allah'ın dinine yardım ederseniz Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar.


Mü’min Suresi

51- Biz peygamberimize ve inananlara hem dünya hayatında hem de şahitlerin şahitlik edecekleri günde (kıyamette) elbette yardım ederiz.

Rum Suresi

1- Elif, Lâm, Mim.
2- Rumlar yenildi.
3- (Arapların bulunduğu bölgeye) en yakın bir yerde onlar, bu yenilgilerinin ardından mutlaka galib geleceklerdir.
4- (Bu da) birkaç yıl içinde (olacaktır). Onların bu yenilgilerinden önce de sonra da emir Allah'ındır ve o gün müminler, sevineceklerdir.
5- (Bu da) Allah'ın yardımıyla (olacaktır). Allah dilediğine yardım eder, galip kılar. O çok güçlüdür, çok merhamet edicidir.

Hac Suresi

40- Onlar "Rabbimiz Allah'tır" demelerinden başka bir sebep olmaksızın haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allah insanların bir kısmını bir kısmı ile defetmeseydi manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın adı çok anılan mescidler elbette yıkılırdı. Şüphesiz Allah kendi (dini) ne yardım edene yardım edecektir. Şüphesiz Allah çok güçlüdür, çok izzetlidir (her şeye galiptir).
60- Bu böyledir, kim kendisine yapılan cezaya aynı ile karşılık verir de, sonra yine kendisine zulüm yapılırsa, muhakkak ki, Allah ona yardım eder. Allah şüphesiz çok af edicidir, çok bağışlayıcıdır.

Bakara Suresi

86- Bunlar ahireti, dünya hayatına satmış kimselerdir. Onun için bunlardan azap hafifletilmez ve kendilerine bir yerden yardım da gelmez.

Muminun Suresi

62- Biz hiç kimseyi, gücünün yettiğinden başkası ile yükümlü kılmayız. Nezdimizde hakkı söyleyen bir kitap vardır ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.
63- Hayır, onların kalpleri bu hususta cehalet içindedir. Ayrıca onların bundan öte birtakım kötü işleri vardır ki, onlar bu işleri yapar dururlar.
64- Nihayet, refah ve bolluk içinde olanlarını sıkıntıya uğrattığımızda, bakarsın ki onlar feryadı basarlar.
65- Boşuna feryad etmeyin bugün! Zira bizden yardım göremeyeceksiniz.
66- Çünkü âyetlerimiz size okunurdu da, buna karşı siz arkanızı dönerdiniz.
67- Kafa tutardınız ve geceleyin hezeyanlar savururdunuz.

Ali İmran Suresi

111- Onlar size eziyetten başka bir zarar veremezler. Eğer sizinle savaşmaya kalkışsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez.

Fusssilet Suresi

15- Âd kavmine gelince onlar yeryüzünde büyüklük tasladılar ve: "Bizden daha kuvvetli kim vardır?" dediler. Onlar kendilerini yaratan Allah'ın kendilerinden daha kuvvetli olduğunu görmediler mi? Onlar bizim âyetlerimizi bile bile inkâr ediyorlardı.
16- Bu yüzden biz de onlara dünya hayatında rezillik azabını tattırmak için o uğursuz günlerde dondurucu bir kasırga gönderdik. Ahiret azabı ise elbette daha çok rezil edicidir. Onlara yardım da edilmeyecektir.




Selametle...



müstahsen

Bütün anlama faaliyetlerinin durduğu nokta aklın “Sidret-ül Münteha”sı imiş...
Efem; iman etmeyenlere Rab Teala nın yardım etmediğini! anlayabileceğimiz bir örnek teşkil ettiğine inandığım kısmı ile ilgili olan mevzuya değinmek hasebi ile sadece gerekli olan yerden baktım Hz Ebu Talip Mevzuuna...İman etmeyenlere ne olabileceği kısmından yani ki gene zikrediyorum Allah bilir...Zikrettiğiniz üzre, genel olarak düşünüldüğü taktir de, o kadar başka yerlerden bakılacak tarafları daha mevcut ki bir kor un,bir esef in ,bir hayıflanma nın kalplerde var olabileceği Hz Ebu Talib mevzuunun... Allah ın george! a iman etme lütfu veripte cemal! e bu lütfu vermemesi kısmı mesela...Sonra; hayatın sırrı nın derin düşünüldüğünde sadece! bir ‘’La ilahe illallah’’ı hakkı ile zikredebilmek olduğunun saptanılması gerekliliği nin kısmı mesela....Namazlar dan sonra belki de her defasında affı için, özellikle yakarılacak bir i olmasına rağmen ‘’Allah bundan razı olur mu’’ suali ile ellerin semaya açılmasında tereddüte düşülen kısmı mesela...Tevbe/ 113 ayet i kerimesine rağmen bir tereddüte düşmenin ne kadar doğru olabileceğinin, beyinlerde karıncalanmaya yol açarak uyuşmasını sağlayabileceği kısmı mesela... Tevbe 113. ayeti kreimesinin gerçekte bu hadise için vahyedilip edilmediğinin O ndan gayri kimse tarafından bilinmeyeceğinin net doğruluk kısmı mesela...Bunları düşünmenin insanı küfre düşürebileceği suzişi ile girye meşhun olmak mesela...Mesela...Mesela...Mesela...
Kanaat ı aczimce, ademoğlu “anlamaktan aciz olduğunu” anlayınca büyük oluşlara kapı aralar.Zira; kalbin daralıp zihnin durduğu anlarda bazen bir yerine bin “oluş” zuhur edebilir...


T-EnF

Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz Allah da size yardım eder, ayaklarınızı sağlam bastırır." (47/ 7)

Bizi ilgilendiren kısmında ilk kısım imandır dedik ve bir misalle anlattık. Ve hepsinin bu olmadığını belirttik. Ve şimdi devam ediyoruz. İncelediğimiz ayet in ikinci kısmında şöyle bir hitap vardır. Bu kısım o tohumun gereği gibi bakımı ve büyütülmesi ile ilgilidir. Şöyle ki :

Eğer siz Allah a yardım ederseniz Allah da size yardım eder, ayaklarınızı sağlam bastırır.

Yardım için şart kipi “eğer” uyarısıyla akla derç edilir. Şartın da Allah a yardım etmek olduğunu beyan eder. Evet. Elbette ki her türlü noksanlıktan münezzeh Cenab-ı Hakk a yardım etmek mevzu zatıyla değil zatının koyduğu emir ve yasaklara uyarak (Yani O nun dini ne uyarak) O nun düşmanlarına karşı O na dost olmakla mümkündür. Peki nasıl bir dost :


62-Bilesiniz ki, Allah’ın dostlarına hiçbir korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.

63-Onlar iman etmiş ve Allah’a karşı gelmekten sakınmış olanlardır.

64-Dünya hayatında da, ahirette de onlar için müjde vardır. Allah’ın sözlerinde hiçbir değişme yoktur. İşte bu büyük başarıdır. (Yunus Suresi)


siyak-sibak içerisinde baktığımız bu ayetler den nasıl bir dost olması gerektiğini anlayabiliyoruz.

“Onlar iman etmiş ve Allah a karşı gelmekten sakınmış olanlardır.”

Peki hangi düşmanlar? Allah ın düşmanı olur mu?

Biliyorsunuz ki her şeyin tek tek sayılıp hesaba çekileceği bir zamana kadar yeryüzü ehli ertelenmiştir. Ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarıp kan döken Allah ın dinine uymayıp büyüklenen*(Tıpkı şeytana edilen hitap gibi) her kimse işte o Allah ın düşmanıdır.

O nun dinine emir ve yasaklarına uymamak O nu büyüklüğünü kabul etmemek demektir ve büyüklenmektir kendini (haşa) O ndan üstün görmektir.

Mesela bir işte çalışan bir işçi nasıl ki patronu nun her dediğini yapar yapma dediğini yapmaz mesela her asker komutanının yap dediğini yapar yapma dediğini yapmaz yoksa bilirler ki ya işten atılırlar ya hapse atılırlar. Eğer onların dediklerini yapar isek belki maaş ımız artar belki madalya alırız. Farz-ı muhal tıpkı bunun gibi. Bizler o işçi ve askerlersek yap denilen i yapacağız yapma denileni yapmayacağız ki işsiz kalmayalım hapse atılmaktan kurtulalım. Maaş ve madalya ise hem bu dünyada hem ahirette belki cennet tir.

Buraya kadar anlatıldığı üzre ancak Allah a yardım eder isek (O nun dinine uyar isek) yardıma müstehak oluruz.

Devamında O nun dinine uymak ı işleyeceğiz ve uyanlarla uymayanlara nasıl yardım edildiğini göreceğiz. Ve beklide çocuğun gördüğü rüyayı yorumlamış olacağız. Neden sorusuna cevap bulmuş olacağız. İnşaALLAH.


Hem madem öyle öyleyse bir soralım bakalım :



O nun dinine uymaktan kast nedir ne değildir?

Sorunun cevabı aslında günümüz dünyasını görmenin de cevabıdır. Belki yataktaki hastanın belki zulüm altındaki esirin belki aç çocuğun belki elinde silah olan adamın belki saraylarda yaşayan sultanın belki de sizin belki de benim aradığımız cevaptır.

Saygılarımla…
Not: Soru içinde bu ikinci soru tekrardan hepinize. Cevaplarınızı bekliyorum.



T-EnF


Konuyu elden geldiğince dil döndüğünce güç yettiğince ve Allah istediğince yönelendirmeye ve yönetmeye çalışıyoruz. Belki anlamanıza/anlamamıza yardımcı olmaya çalışıyoruz. Devam edeceğiz. İnşaALLAH.


Kitabın ışığında ve Hz. Efendimiz(S.A.V.) in fiil ve lafzında O nun dinine uymaktan kast nedir ne değildir? Onları göreceğiz.

Bu kısımda kimi O nu , kimi melekleri, kimi kitapları, kimi peygamberleri kimi ahireti tanıyacak. Kimi anlamadıklarını anlayacak. Kimi aradıklarını bulacak. Kimi beklediklerine kavuşacak. Kimi yardım a ulaşacak.

Bakınız günümüzü görüp de bir bekleyiş/(yardım/yardımcı) içinde olmamak mümkün değildir. Ama vakti zamanında zikrettiğimiz bir kelam vardı. O da asıl bu beklenti düşüncesinin bir fitne olduğu ile ilgiliydi. Sonra denildi ki her zamanda ve her mekanda insanlarda bir beklenti olmuştur. Zira kurtarıcı/yardımcı beklentisi. Ama kitap der ki tek kurtarıcı/yardımcı Allah tır. Neden se bunu kimse görmez. Yada görmek istemez. Sonuç. Süperman Sipederman ve benzeri bir anlayışla sünnetullah a aykırı bir Mehdi/Mesih bekleyişi. Oysa kitapta bunu bekleyip te kitabı terk edenlerin. O nunla hüküm vermeyenlerin sonları açık seçik gösterilmiş/zikredilmiştir. Zira helak edilmişlerdir Allah ın lanetine uğramışlardır… Herne ise. Merak etmeyin asıl derdim bu değildir. Konu bu değil ama buda nasibini alacaktır.

O yüzden akl-ı selim e ulaşıp anlamak zorundayız. Şimdi O nun dinine uymaktan kast nedir ne değildir işleyelim. Ve ne yaparsak/yapmazsak yardım alırız onları görelim. (Bu kısım oldukça uzundur. Fakat sonunda yazılanları topladığınızda aslında o kadarda uzun olmadığını göreceksiniz. Zira anlatımlar biraz uzun oluyor. Ki aklınıza yaklaştıralım. Fakat anlatılmak istenen aynıdır/kısadır. Yani 6666 ayet/114 suredir. İlk okulda bile daha uzunlarını okuyorsunuz. İzin verilirse tek tek işleyeceğiz bağlantılarıyla misallerle beraber. Ve anlayacağız. A dan Z ye 1 den 114 e doğru. İlla benim yazmam gerek değildir. Hepiniz bunu yapabilirsiniz sorulara cevap verebilirsiniz. Hem zaten istediğimde odur. Kendi gerçeğinizi kendi gözlerinizle görmeniz kendi dilinizle söylemeniz kendi elinizle yazmanızdır.)

Öncelikle belirtelim ki Kitap ın tamamı emir ve yasaktır. Yani iman eden birinin eksiksiz tamamına iman etmesi emr ve yasak lara uyması zorunludur. Bu misali önceki asker/komutan işçi/patron misalinde anlattık ve dedik ki uymamak yada bir kısmına uyup bir kısmına uymamak büyüklenmektir yanlıştır. Zira hezeyan dır heyelan dır. Cezası nı zaten biliyorsunuzdur.

Kitap ise sadece Müslümanlar için değil bütün alemler içindir.(Bunu hitaplardan anlarsınız! Peki neden kurtarıcı bekleyen yardımcı/yardım bekleyen insanlara değildir acaba? Yani Yahudiler e Hristiyanlar a yada çoklar Müslümanlar a?)

Ama iman etmiş olan bizler “Ya eyyühellezine amenü!” penceresinden bakacağız emir ve yasaklara. Ve O nun dini ne uymuş olacağız. 3. yazıdaki “neden” sorusunun cevabını da bulacağız. Ve sonunda yardım ı göreceğiz. İnşaALLAH.


Buyrun :

Sure 2 de 11 ayet-i kerime . Devamını da sizlerden bekliyorum.



Ey iman edenler! “Râinâ” (bizi gözet) demeyin, “unzurnâ” (bize bak) deyin ve dinleyin. Kafirler için acıklı bir azap vardır.

Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah’tan yardım dileyin. Şüphe yok ki Allah sabredenlerle beraberdir.

Ey iman edenler! Eğer siz ancak Allah’a kulluk ediyorsanız, size verdiğimiz rızıkların iyi ve temizlerinden yiyin ve Allah’a şükredin.

Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın kısas edilir. Ancak öldüren kimse, kardeşi (öldürülenin vârisi, velisi) tarafından affedilirse, aklın ve dinin gereklerine uygun yol izlemek ve güzellikle diyet ödemek gerekir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra tecavüzde bulunana elem dolu bir azap vardır.

Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.

Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe (İslam’a) girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.

Ey iman edenler! Hiçbir alış verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı kıyamet günü gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayın. İnkar edenler ise zalimlerin ta kendileridir.

Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.


Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan Allah yolunda harcayın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki Allah, her bakımdan zengindir, övülmeye layıktır.

Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve eğer gerçekten iman etmiş kimselerseniz, faizden geriye kalanı bırakın.

Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın. Yazıcı, Allah’ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, (her şeyi olduğu gibi dosdoğru) yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah’tan korkup sakınsın da borçtan hiçbir şeyi eksik etmesin (hepsini tam yazdırsın). Eğer borçlu, aklı ermeyen, veya zayıf bir kimse ise, ya da yazdıramıyorsa, velisi adaletle yazdırsın. (Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun. Bu, onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir. Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, borcu süresine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Yalnız, aranızda hemen alıp verdiğiniz peşin ticaret olursa, onu yazmamanızdan ötürü üzerinize bir günah yoktur. Alış-veriş yaptığınız zaman da şahit tutun. Yazana da, şahide de bir zarar verilmesin. Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için günahkârca bir davranış olur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Allah size öğretiyor. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.




Konunun gidişatı ile ilgili olarak: Elimizden geldiğince yönlendirmeye çalıştık. Belki zaanımca hangi pencereden nasıl bakılması gerektiği gösterilmeye çalışıldı. Gerisini sizde getirebilirsiniz. Ama son la ilgili olarak bir ipucu verelim : Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. (77/30-82/29)
cezakallahu hayr kardeşim müstefid olduk
ebu talib örneği geçtide hatırıma geldi manidardır
efendimiz aleyhisselamın yanında en çok kalan kişi ebu talib olduğu halde en değersiz olmuştur
ebu bekr radiyallahu anh ise en azlardan olduğu hallde en değerli olandır
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”




http://ebumusab.blogcu.com
eski 27.06.2008, 16:28 ebu mus'ab isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #52
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:


Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:49 .