Kadınlar,oğullar,yük yük altın ve gümüş,salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi.Bunlar dünya hayatının geçimliğidir.Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.
Âl-i İmrân-14
Akrabaların gösterdiği yakınlığa karşılık veren kimse,tam anlamıyla akrabalık haklarını gözetiyor sayılmaz.Akrabalık haklarını tam anlamıyla gözeten kimse;yakınları akrabalık bağlarını ondan kestikleri halde,o onlardan alaka ve yardımını kesmeyen kimsedir.
Muslim
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 56 (0 Kayıtlı ve 56 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
Üye Albümlerinden
Üye albümlerinden en son eklenen resimler:
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
.................................................. .................................................. .................................................. .................................................. .................................................. .................. 126-(2)Enes radıyallahu anh'tan; dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Muhakkak kul kabrine konulup defnedici olan arkadaşları döndükleri zaman, .................................................. ..............
"...Gerçekte fir'avn hanedanlarının ruhları, (amellerinden oluşan) siyah kuşların içindedirler; sabahın erkeninde ve gündüzün sonlarında olmak üzere her günde iki sefer ateşe arz olunurlar = girerler. Ve fir'avn hanedanlarına: "İşte burası, kıyamet kopuncaya kadar sizin yerinizdir." denilir."^ mealindeki ibnu Mes'ûd radıyallahu anh'ın bu sözü, fir'avn hanedanlarının azabını izah ettiği gibi, berzah âleminde küffar hakkında azabın oluşunu da isbat etmektedir.
Artık "Bu ayet-i kerîme Mekke'de nazil olmuştur..Berzah alemindeki azabdan Medîne'de haber verilmiştir. Binaenaleyh ayet-i kerîme kabirdeki azaba delâlet etmez." denilemez. Şayed denilse bile,
Şöyle cevab verilir: Onların ateşe girmeleri ve ateşle yanmaları,,stiâre-i temsîliyye yolu üzere «arz olunurlar» kelimesiyle ifade edildi. Binaenaleyh onların hali, kesin alıcı müşteriye arz olunan =gösterilen emtiaya benzetildi. İş böyle olunca ayet-i kerîme, küffar
hakkında kabirde azabın husulüne kesin delâlet eder; [366] ve özellikle İbnu Mes'ûd'un sözü. Kaldı ki, mi'râc hadîsinde Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, fir'avn anedanlarının azabını müşahede ettiğini bildirmiştir. Ancak Mekke'de Mü'min âsînin azab göreceği bildirilmedi.
Mü'minlerin fâsıkları hakkında ise, evet, ayet sükût etti. Aliyy-ul-Kârî diyor ki: «Kur'ân-ı Hakîm'in üslûbundan biri de, Mü'min ve kâfirin halini beyan etmesi ve fâsıkın halinden sükût etmesidir.»
Şerh te---------------------------------------------------------------- Gerçekte fir'avn hanedanlarının ruhları..." eserinde İmam Suyûtî diyor ki: «Abdurrezzâk, İbnu Ebî Hâtem, ibnu Mes'ûd'dan bunu tahric ettiler.» Ed-Durr-ul-Mensur c.7 s.291, Tefsîr-i Ibni Kesîr c.7 s.137, Tefsîr-i Taberî cüz: 24 s.42.. Bakınız et-Tefsîr-ul-Münîr c.24 s.127, 131 Dipnot________________________
..................................... -gerçekte o, ayakkabılarının takırtılarını işittiği haleledir- iki melek ona gelir; onu oturturlar. Ona: "Bu adamın hakkında yani Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem için ne diyordun?" derler.
Mü'mine gelince: "Ben, Onun Allah'ın kulu ve rasûlü olduğuna şahadet ediyordum." der............................................... .................................................. ......
Şerh______________________________________________ _________________________ «Gerçekte o, ayakkabılarının takırtılarını işittiği haldedir» cümlesi, kabirde ölüde bir hayat olduğuna delâlet etmektedir. Çünkü hayat olmaksızın işitmek imkansızdır.Birçok hadislerle izah edildiği üzere, ölü, kimin kendisini kefen ettiğini, üzerinde namaz kıldığını, nâşını taşıdığını, defnettiğini bilir. Bu bilgi ve işitmesi, soru anında mutlaka cesedde bir ruh olduğunun ifadesidir.
Ulemâ: "Hayat, ruhun cesede iadesiyle olur." ve kimisi: "Ruh, tüm bedene"; kimisi: "Bazı cüzlere iade olunur." dediler.
Ebû Hanîfe ise, ruhun tüm bedene mi, yoksa bedenin bazı cüzlerine mi iade olunması hususunda tevakkuf etti.
"Bu adamın hakkında yani Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem için ne diyordun?" cümle-
sinde «Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem için» sözü, râvî tarafından,«Bu adamın hakkında» sözünün izahı için midir; yoksa bu söz dahi Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in sözü müdür, diye sarihler ihtilaf ettilerse de, bu sözün Rasûlullah'ın sözü olduğu tercih edildi. Çünkü râvînin sözü olsaydı, "en-Nebî" yahud "er-Rasûl" denilecekti. Yani melekler imtihan için, ölünün Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'i tanıyıp tanımaması hususunda «Bu adamın hakkında ne diyordun?» diye sorarlar. Nitekim Taberânî'nin rivayetinde: «Melekler:
"Bu adam hakkında ne diyorsun?" derler. "Ölü: "O adam kim." der. Melekler: "Muhammed." derler.
Mümin dünyada "Lâ ilahe illallah Muhammedun Rasûlullah"dediği için: "Onun Allah'ın kulu ve rasûlü olduğuna şahadet ederim." der.» diye vârid olmuştur.
366
__________________
Gam değildir, gide dünya kala Din.Gam odur ki; kala dünya gide Din.
.................................................. ................. Bunun üzerine kendisine: "Ateşteki yerine bak. Allah onu cennetteki yerinle değiştirdi." denilir. Bunun üzerine ölü, her iki yeri de görür.
Münafık ve kafire gelince, ona da: "Bu adam hakkında ne diyoridin sen?" denilir. Ölü: "Bilmiyorum. İnsanların dedikleri şeyi diyor idim ben." der.
Aliyy-ul-Kârî, Ibnu Hacer Heytemî'den naklen diyor ki: «heze» = «bu» diye işaret etmelerinden, "Ölü, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'i görünceye kadar perde kaldırılır ve Ondan sorulur." denilmek gerekmez.Çünkü bu gibi şeyler, ihtimallerle sabit olmaz. Kaldı ki, makam, imtihan makamıdır; ölünün O mübarek şahsı görmemesi, ölü için daha kuvvetli imtihandır. Şayed ki perdenin kaldırılması, ölünün Peygamber'i görmesi sahîh olsa, "Bazılarına perde kaldırılır." denilmek muhtemeldir. Zahir söze göre, ölüyle Peygamber'in arasında perdenin kaldırılması hâdisesi, şahsını görüp sohbetiyle şereflenen zevat hakkındadır.»
Münafıktan da yine: "Bu adam hakkında ne diyor idin sen?" diye sorulur. Münafık, dünyada Allah Azze ve Celle'nin Rubûbiyeti'ni gizlide inkar ettiği ve halkın dediğini ölçü edindiği için: "Bilmiyorum. İnsanların dedikleri şeyi diyor idim ben." der. Kafir ise, aşikârede de inkar ettiği için: "Bilmiyorum." der veyahud da sükût eder. Bunun üzerine melekler,onlara:"Bilmemişsin, uymamışsın." derler. Yani: "Hak ve doğruyu bilmemişsin; kurtulan Mü'minlere de uymamışsın; kesin bir itikad üzere taklid de etmemişsin." demek isterler.
''teleyte'' kelimesinin aslının, ''televte'' olması,''vav''ın ''ya''ya kalbolunması da
muhtemeldir. Bu takdirde: "Okumadın. Nazarî ve aklî delilleri taleb emeyi bilmedin." yahud: "Naklî delil olarak Allah'ın kitabını okumadın." demek olur. Üçüncü fasılda yine Berrâ' bin Âzib'in hadîsinde geleceği üzere ''teleyte'' kelimesinin manası, «Mü'min, meleğe: "O,
367
__________________
Gam değildir, gide dünya kala Din.Gam odur ki; kala dünya gide Din.
Allah'ın Rasûlü'dür." diye cevab verince, Melek: "Nereden bildin bunu?" der. Bunun üzerine Mü'min: "Allah'ın kitabını okudum, iman ettim, tasdik ettim." der.» diye bildirilmektedir.
Kuteybî, Ğarîb-ul-Hadîs adlı eserindeşöyle demektedir: Bana ulaştığına göre bunda iki söz vardır:
Birincisi, Yûnus el-Basrî demiştir ki:"Bilmemişsin,başkalarının peşine düşmemişsin." okunur. Haber cümlesi olarak inşâ' manasında beddua için denilir. Nitekim evladsız deveye: ''kad ütliyet'' denilir; arkasında evlad bırakırsa, ''telâhe'' denilir.
İkincisi, Yûnus'tan başkası:«Çalışmamışsın, öğrenmeye de güç bulamamışsın.» diye okunur." dediler.» [367]
Şeyh Aliyy-ul-Kâri, Hattâbî'ye ta'rîzde bulunarak, İbnu Melek'ten naklen diyor ki: ''teleytelû''dan müştak ''teleyte'' fiili, ''karae''= «okudu» manasındadır. Yani "Kitabı dahi okumadın." demekle melek ölüye bedduada bulunur; yani "Cehaletin devam etsin." der. Yahud "Ölüye onun halinden haber verir." manasındadır.
"Ehli hadîsin, ''teleyte'' okumaları yanlıştır..." denildi. Fakat Kâmûs'ta:«Kendi nefsiyle müteaddî olan ''televtuhû''fiili,''deavtuhû'' ve ''rameytuhu''vezninde olup,"Ona yahud Kur'ân'a yahud her söze tâbi' oldun, okudun." demek manasındadır. ''etleytuhû iyyâhû'' fiili ise, iki mef'ûle müteaddî olup, "Bunu şunun peşine gönderdim." demek manasındadır.» denilmektedir. [368] Bu izahla o ba'zın = Hattâbî'nih, zorluğa katlanması ve bu makamda ehli hadîsi yanlış görmesinin hata olduğu ortaya çıkmaktadır.»
Aynî, Sa'leb'den naklen diyor ki: «''teleytu'' 'nun aslı '''televtu''idi; kelâmın izdivacı için ''vav'' harfi ''yâ''ya kalbolundu. Derim ki: Bu babda söylenen bütün sözlerden daha isabetlidir. Ve nitekim Müsned-i İmam Ahmed'in,
.................................................. ......................... Ve ona ateşten topuzlarla bir vuruşla vurulur. Bu sebeble korkunç bir surette bağırır. Şöyleki, insan ve cinden başka arkasından gelen herkes işitir." Bu hadis dahi müttefekun aleyhtir. Lafız ise Buhârî'ye aiddir.<................................................ .................................................. ..................
Şerh______________________________________________ _________________________
Berrâ' radıyallahu anhu'nun müsnedinde ''Kur'ân'ı tilâvet etmedin, onunla faydalanmadın." diye vârid oldu. Zemahşerî dedi ki:"Evet, insanların dediklerine de uymadın." demektir.» [369] Ve binneticemünafık:"Bilmiyorum. İnsanların dedikleri şeyi diyor idim ben." diye cevab verince, melek cevabını reddederek:"Hayır. Bilmemişsin, işittiğin sözlere de uymamışsın."der ''Veona ateşten topuzlarla bir vuruşla vurulur. Bu sebeble korkunç bir
surette bağırır. Şöyleki, İnsan ve cinden başka arkasından gelen herkes işitir." Burada ins ve cinnin, ölünün sesini işitmemeleri, ğayba iman etmekle mükellef olmalarındandır. [370] Zira insan ve cinler, kabrin azabını işitmiş olsalar, inkara mecalleri kalmaz ki imanları fayda versin.Zira ğaybe iman, yani görmeksizin inanmak ve doğruluğuna hüküm etmek, imanın altı şartından biridir.
Metinde_____________________
Muhakkak kul kabrine konulup defnedici olan arkadaşları..." hadîsinde Tibrizî'nin: «Bu hadis müttefiktir.» deyişinde bakış vardır. Zira Müslim veBuhârî, hadîsin tamamında değil, çoğunda ittifak ettiler. Nitekim Münâvî es-Sülemî diyor ki: «Buhârî bu hadîsi, uzun lafzıyla cenâiz'de, Müslim, "iki yerini birden görür" lafzına kadar Sahîhi'nin sonunda tahric etti. Hadîsin devamında Müslim: "Kattâde dedi ki: Bize, "Ölünün kabri yetmiş arşın genişlenir ve kıyamete kadar üzerinde yeşillikler olur." diye zikredildi." sözünü ekledi. Buhârî ise, sadece Kattâde'nin: "Kabri genişlenir." sözünü nakletti. Ebû Dâvûd ve Neseî de cenâiz'de Enes'ten aynı hadîsi tahric ettiler.» Keşf-ul-Menâhic.
.................................................. ....................................... 127-(3)Abdullah İbni Ömer radıyallahu anhumâ'dan; dedi ki:Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Gerçekte sizden biriniz öldüğü zaman, gündüzün evvelinde ve gecenin evvelinde kendisine yeri gösterilir. Eğer ölü cennetlilerden ise, cennetlilerin yeri; eğer ateşlilerden ise, ateşlilerin yeri. Ve: "İşte bu gösterilen yer, senin yerindir; nihayet Allah seni kıyamet gününde o yere gönderecektir." denilir.".....................................
''heze mekaduke hattâ yebasekallahu ileyhi yevmel kıyâmeti'' cümlesinin şerhinde Tûrebeştî diyor ki: heze «kabre» işarettir, ileyhi zamiri ise «mahşer»e râci' olup,yevm kelimesi zarf olmak üzere nasbeyle okunur. Yani "Burası kabir, senin yerindir; kıyamet gününde Allah seni mahşere gönderinceye kadar." yahud "Kıyamet gününe kadar burası yerindir." demektir.»
Tîbî diyor ki: ileyhi 'nin zamiri, «haşir gününe» râci'dir; heze ise «kabre»işarettir. Yani: "Şimdi bu kabir, mahşer gününe kadar yerindir. Artık orada istirahat edersin." demektir.»
cennetten yahud cehennemden arz olunan yere işarettir. ileyhi 'nin zamiri ise, mekad = «kabir» kelimesine râci'dir. Yani "işte bu gösterilen yer,senin yerindir; nihayet Allah seni kıyamet gününde o yere gönderecektir." demektir. Zamirin Allah Teâlâ'ya râci' olması, ile'nın min manasında olması da muhtemeldir. Bu takdirde "İşte bu kabir = bulunduğun yer, senin yerindir; kıyamet gününde Allah seni bu yerden gönderinceye kadar." demektir. Sonra "kıyametten murad, ilk nefha = Sûr'a üfürülmesidir." diye Ezhar'da kaydedildi. Bence bu tefsîre ihtiyaç yoktur.»
Mekke'de nazil olan"Allah, iman edenleri kavl-i sabit = kelime-i şahadetle sabit kılar = konuşturur: Dünya hayatında da ahirette de..." mealindeki ayet-i kerîme, mefhumuyla; aynı zamanda yine Mekke'de nazil olan
128-(4)Âişe radıyallahu anhâ'dan. Şübhesiz bir Yahudi Âişe radıyallahu Teâlâ anhâ'nın yanına girmiş; kabir azabından bir şeyler söylemiş; bunun üzerine Âişe'ye: "Allah seni kabir azabından korusun." demiştir. İş böyle olunca Âişe radıyallahu Teâlâ anhâ Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e kabir azabından sordu; Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Evet, kabrin azabı haktır =vardır." buyurdu........................................... .
"...Ve fir'avnın hanedanlarını en kötü azab kuşatıverdi. (O kötü azab elbette) Ateştir. Gece ve gündüzün evvellerinde ona girmekliğin halindedirler. Ve kıyamet kopacağı zamanda da, fir'avnın hanedanlarını, azabın en çetinine sokun (denilecektir.)."mealindeki ayet ise mantûkuyla = açık lafzıyla küffâr ve münafıkların kabir azabının sübûtuna = varlığına kesin delâlet ettiği için, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in, "Ancak Yahudiler azablanacaklar." buyurmasıyla, "Bilir misin, gerçekte siz kabirde azablanacaksınız." diyen Yahudi kadının sözünü reddetmesi, küffar kabirde azab görmeyecekleri için değil -ki küffârın kabir azabı göreceklerini biliyordu,bilakis Ehli tevhîdin azab görmesinin nefyi içindir. [371]
"Bu hadis, Ehli Tevhîdin azab görmeyeceğine, yukarıdaki "Evet, kabrin azabı haktır = vardır." konu hadîsi ise, her günahkârın azab göreceğine delâlet eder; aralarında tezat olmaz mı?"sorusuna,
Cevab olarak Tahâvî diyor ki: «Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Mü'minlerden fâsık olanların, kabirde azab görüp görmeyeceklerini, kendisine bildirilmeden önce bilmiyordu. Bundan dolayı Hasen bin Abdullah bin Mansûr'un, Âişe'den rivayetle bize "............ " senediyle söyledi-
Âişe der ki: "Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in bundan sonra kıldığı bir namaz yoktur ki, arkasında kabrin azabından Allah'a sığınması ve ilticada bulunması olmamış olsun." ............................................
-ği gibi, Medîne Yahudilerinden iki ihtiyar kadın, Âişe radıyallahu Teâlâ anhâ'nın yanına girerek kabir azabından bahsedince Âişe radıyallahu Teâlâ anhâ, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den: "Kabir ahalisinin azab gördüğünü söylediler, doğru mu?" diye sordu. Bunun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:"İkisi de doğru dediler. Çünkü muhakkak onlar, öyle bir azabla azablanıyorlar ki, hayvanların hepsi, azablarını işitirler." [1]
buyurdu. Yine İbrahim bin Merzûk'un, Âişe'den rivayetle "............. " senediyle bize söylediği üzere Yahudi bir kadın, Âişe radıyallahu Teâlâ anhâ'nın yanına girmiş; Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de oradaydı. Yahudi kadının, Âişe'ye: "Bilir misin, gerçekte siz kabirde azablanacaksınız." demesi üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ürpermiş = endişelenmiş:"Ancak Yahudiler azablanacaklar." buyurarak Yahudinin sözünü reddetmiştir.
Âişe radıyallahu Teâlâ anhâ diyor ki: "Birkaç gece durduk. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Bildin mi? Gerçek şu ki: "Hakîkaten sizler kabirlerinizde azablana-
caksınız." diye Bana vahyolundu." buyurdu. Ve ondan sonra daimi surette kabir azabından Allah'a sığındığını işittim." [2] Bu hadisler,
Ve bu hadis, müttefekun aleyhtir.................................................. ...
Şerh______________________________________________ _________________________
başlangıçta küffârın azab göreceğini bildiğine, -ancak kendisine vahiy gelmeden önce- Müslümanların azab göreceğini bilmediğine delâlet etmektedir. Kendisine vahiy gelince, artık kabrin azabından Allah'a sığınmaya devam etti ve Yahudinin bildirişini tasdik etti.» [372]
Tûrebeştî, "Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem, kabrin azabını bilmiş olduğu halde Yahudi kadının kabir azabı hususunda söz bildirmesinden önce istiâze eder miydi, etmez miydi?" sorusundan sonra yukarıda nakletmiş olduğumuz Tahâvî'nin sözlerini cevab olarak yazdı ise de,
Şeyh Aliyy-ul-Kârî buna İzah getirerek diyor ki: «"Muhtemelen Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, kabrin azabını bilmiyordu." denildi.Yahud "Bildiği halde Yahudi kadının sözünü işitinceye kadar istiâze etmezdi." yahud "İstiâze ettiği halde Âişe radıyallahu anhâ bilmezdi."denildi.
Nihayet Âişe radıyallahu anhâ kabrin azabı hususunda Yahudi kadından işittiği hâdiseyi bildirince, artık her namazdan sonra kabrin
"Bildin mi? Gerçek şu ki..." hadîsini Tahâvî ricali sıka olan sahîh bir isnadla tahric etti. Şerh-u Müşkil-il-Âsâr c.13 s.197 h.n.5202, Müslim kitab-ul-mesâcid bâb-u istih-bâb-it-teavvuzi min azab-il-kabri h.n.584 - 123, Müsned-i İmam Ahmed c.6 s.248 h.n.12651, Sünen-i Neseî = el-Müctebâ c.4 s.104 kitab-ul-cenâiz bâb-ut-teavvuzi min-el-kabri h.n.1498 yahud 1499.. Ve bu hadis Müslim ve Buhârî'nin şartı üzere sahîhtir. Dipnot------------------------------------