Kadınlar,oğullar,yük yük altın ve gümüş,salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi.Bunlar dünya hayatının geçimliğidir.Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.
Âl-i İmrân-14
Akrabaların gösterdiği yakınlığa karşılık veren kimse,tam anlamıyla akrabalık haklarını gözetiyor sayılmaz.Akrabalık haklarını tam anlamıyla gözeten kimse;yakınları akrabalık bağlarını ondan kestikleri halde,o onlardan alaka ve yardımını kesmeyen kimsedir.
Muslim
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 67 (0 Kayıtlı ve 67 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
Üye Albümlerinden
Üye albümlerinden en son eklenen resimler:
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
azabından istiâzeye devam etti ki bu hususta ümmeti kendisine uysun,istiâze şöhret bulsun ve herkesin itikadında yerleşsin, Mü'minler daimi bir surette kabrin azabından korku üzerinde olsunlar.»
Tîbî diyor ki: «Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, tevazu' olarak hak ve doğru sözü Yahudi kadından işitince kabul etti. Ve hak ve gerçek kimden olursa olsun halkı onu kabul etmeye teşvik etti. Zira hikmet,Mü'minin ğaybettiği şeydir.
itikadî bir meselede mücerred bir Yahudinin sözüne itimad.etmesi ve dolayısıyla istiâzeye devam etmesi, akıldan uzaktır. Bilakis Tahavî'nin sözünden anlaşıldığı üzere vahye itimad etti.»
Tercüme----------------------------------------------------------------------- i hal
[*]Alel'ihtilaf H.45 civarında vefat eden, vahyin kâtibi, kurrâ' ve ferâiz şeyhi ve Medine'nin müftîsi Ebû Saîd, diğer ifadeyle Ebû Hârice Zeyd bin Sabit el-Hazrecî radıyallahu Teâlâ anhu'dan, Ebû Hureyre, İbnu Abbas, Ibnu Ömer, Ebû Saîd el-Hudrî ve daha birçok ashab ilim öğrendiler, Kur'ân'ın tecvîd üzere okunmasını ve ahkâmını ondan aldılar.
Zeyd'in babası, hicretten önce Evs'le Hazrec arasında vuku' bulan muharebede yani = Buas günü'nde öldürüldü, Zeyd yetim kaldı.Zeyd on bir yaşında iken Müslüman olup hicret etmişti. Kendisi demiştir ki:
«Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem, Medine'ye geldiği zaman, beni ona takdim ederek: "Bu genççik, Neccâr oğullarından olup, sana inen Kur'an'dan on küsur sûreyi ezberlemiştir." dediler. Bunun üzerine Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem beni dinleyerek beğendi. Bana Yahudilerin yazılarını öğrenmemi ve yazmamı emrederek: ''Ey Zeyd! Yahudilerin yazılarını okumasını yazmasını öğren. Çünkü muhakkak
Ben -Allah'a andolsun- şu anda mektublarımın üzerinde Yahudilerden emin değilim.buyurunca, ben, on beş günde mükemmel bir --->
dedi ki: «Bir vakit Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, kendisine aid bir katır üzerinde olduğu halde Benî Neccâr oğullarının bostanında idi, bizler de beraber idik. Ansız katırı şahlandı = kendisiyle beraber kaçtı, nerde ise Onu yere atacaktı. Ne bakalım ki orada altı yahud da beş tane mezarlar vardır. Bu arada Rasûlullahsallallâhu aleyhi ve sellem:
"Kim bu mezarların sahiblerini tanıyor?" buyurdu. Bir adam:
"Ben." deyince, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:
"Ne zaman öldüler?" buyurdu. Adam: "Şirkte = İslamdan önce." dedi. Bunun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:
"Gerçekte şu zihnimde tutmuş olduğum ümmet, kabirlerinde belaya yakalanacaklar. Ölülerinizi defnetmemenizden endişe etmeseydim, Allah'tan, kabirden işitmiş olduğum azabdan size de işittirmesini isteyecektim." buyurdu.........................................
Şerh_____________________________________
"Gerçekte şu zihnimde tutmuş olduğum ümmet,kabirlerinde belaya yakalanacaklar, ölülerinizi defnetmemenizden endişe etmeseydim, Allah'tan, kabirden işitmiş olduğum azabdan size de işittirmesini isteyecektim." buyrulan hadîsi şerîfteki Tercüme---------------------------------------- i hal
---> sûrette Yahudilerin yazısını okumayı yazmayı öğrendim. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelen vahyi de ben yazıyordum.»
Ebû Bekr radıyallahu anh ve Osman radıyallahu Teâlâ anhu zamanında dahi Mushafları o yazıyordu. Ve nitekim çok adaletli olduğundan dolayı, Ebû Bekr ve Ömer radıyallahu Teâlâ anhu'nun da yazılarını yazardı. Eminliğinden dolayı, Ömer radıyallahu anh Şam'a gittiği zaman, onu Medine'de yerine bırakmıştı. Hazreti Osman radıyallahu anh da, hacca gittiği zaman onu yerine bırakarak halîfe ederdi. Zeyd bin Sabit radıyallahu anhu'nun müsned --->
376
__________________
Gam değildir, gide dünya kala Din.Gam odur ki; kala dünya gide Din.
«Gerçekte şu» işareti, zihnî şeylere râci' olur; ism-i işaretten sonra
Tercüme----------------------------------------------------------------------- i hal
---> hadisleri beş yüz doksan altı küsurdur. [*]
İbnu Sa'd ve Ibnu Kesîr'in senediyle tahric ettiklerine göre İmam Şa'bî diyor ki: «Zeyd bin Sabit, ata binmek istediği bir anda İbnu Abbas radıyallahu anhu zengiyi tutunca: "Ey Peygamber'in amcası oğlu! Yapma bunu! Uzaklaş!" demiş; İbnu Abbas radıyallahu anhu'nun ise:
"Hiç şübhesiz biz, âlimlerimize ve büyüklerimize böyle yaparız." demesi üzerine Zeyd:
"Ellerin nerde?" diyerek eğilip iki ellerini tutarak öpmüş: "Ve şübhesiz biz de, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'in ehli beytine böyle yapmaya emrolunduk." demiştir. [**]
<£23> Tercümede_________________________________________ ________ "..uzaklaş..." hadîsini, ibnu Sa'd ve Taberânî hasen bir isnadla tahric ettiler. Taba-kât-u Ibni Sa'd c.2 s.360, Taberânî el-Mu'cem-ul-Kebîr c.5 s.107 h.n.4746.. Hâkim'in ise:«Bu hadis sahîhtir.» demesini Zehebî de takrîr etti. El-Müstedrek ve zeylinde Telhîs c.3s.423, Heysümî diyor ki: «Taberânî'nin tahric etmiş olduğu bu hadîsin ricali, sahîhin ricalidir; Reziyn er-Rummânî müstesna; o dahi sıkadır.» Mecmau-z-Zevâid c.9 s.345..
Heysümî'nin dediği Reziyn bin Habîb el-Cühenî er-Rummânî hakkında İmam Ahmed, İbnu Maîn: "Sıkadır."; Ebû Hâtem: "Hadisleri yararlıdır ve zararsızdır. Bana, Reziyn bin Habîb, Ishak bin Celid'den daha sevimlidir." dediler. Tehzîb-ut-Tehzîb c.3 s.238..
El-Kâşif'te, Reziyn bin Habîb el-Kûfî er-Rummânî = nar satan -ki sıkadır- yerine,Reziyn bin Habîb el-Kûfî el-Enmatî = süslü çarşaf döşekleri ve yastık kılıflarını satan zikredilmiştir ve Hâşiyet-ul-Acemî müellifi bunu meçhul gösterdi ise de, İbnu Hacer: «Çarşaf döşekleri satan Reziyn bin Habîb el-Kûfî el-Enmatî'yi, İbnu Hibbân sikalar içerisinde zikretmekle tekleşti.» demektedir. Demek meçhul değildir. Nitekim Hafız Sağanı diyor ki:«Kimisi de, Esbûğ bin Nebâte'den rivayet eden ve kendisinden îsâ bin Yûnus'un rivayet
ettiği Reziyn er-Rummânî ile, Şa'bî'den rivayet eden ve kendisinden Sevrî ve İbnu Mubârek'in rivayet ettikleri Reziyn er-Rummânî el-Enmatî arasında fark yaptılar. Kimisi de ikisini bir saydı. Allah her şeyi daha iyi bilendir.» El-Kâşif ve zeylinde Hâşiyet-ul-Acemî c.3s.396 isim no: 1573, bakınız et-Târîh-ul-Kebîr c.3 s.81, 82 isim no: 1098, 1099, el-Cerhuvet'Ta'dîi c.3 s.508 isim no: 2304, 2306, Kitab-us-Sukkât c.6 s.308, Hülâsat-u Tezhîb-iTehzîb-il-Kemâl ve kenarında Ithâf-ul-Hâssa s.117
gelen isim ise, zihinde işaretlenen şeyi tefsir ve izah eder. Burada hezihi kelimesi, insanın cinsine râci' olup, ümmet kelimesinden murad, bir hüküm üzere yahud bir dinde yahud bir zamanda yahud bir mekanda yahud bunların hepsinde birleşen insanlardır. İş böyle olunca,
"Gerçekte şu zihnimde tutmuş olduğum ümmet = cins-i insan, kabirlerinde belaya = azaba = imtihanayakalanacaklar." cümlesinden, kabirde azabla ibtilâ = belaya yakalanmak = azab olayının, hem bedenî hem de ruhî olduğu anlaşılmaktadır.Bunun için Ehli Sünnet vel'Cemaat: "Belaya yakalanıp ruhun iadesinden sonra azablanan, cesed hepsi yahud cesedden bir cüz'dür." diye hüküm ettiler.
Muhammed bin Cerîr, Abdullah bin Kiram ve bir taifenin, Ehli Sünnete muhalefet ederek: "Ölünün azabında ruhun iadesi şart değildir."demelerinin fâsid olması açıktır. Çünkü ruhun iadesi olmaksızın, bedende hayat olmaz. Hayat olmayınca, elemin hissi de olmaz; ve binnetice azab ortadan kalkmış oluyor. [373]
Buhârî'nin şârihi Şeyh Muhammed Enver Keşmirî diyor ki: «Ehli Sünnet vel'Cemaate gelince; "Sadece ruh azab görür." yahud "Ruh cesedle beraber azab görür." diye iki görüşleri vardır.
Birinciye, Hafız îbn-ul-Kayyim rahimehullah meyletti. Nezdimde ikincisi daha yakındır.
Sofîler: "Cesed âleminden daha latîf, ruhlar âleminden daha kesif olan âlem-ul-misâle mensûb cesed azab görür." demeye zihâb ettiler.»[374]
Her ne kadar âlem-ul-misâle mensub olan cisim ile ruh arasında,görmekte, konuşmakta irtibat varsa da, nihayet âlem-ul-misâle mensub olan cisim, ruh ve bedenin görüntüsüdür. Görüntüsü olunca, onun azab görmesi sebebiyle ruh ve cesed azab görmemiş olurlar. Binaenaleyh bu söz dahi delilsizdir. En doğrusu, kabir azabının varlığına farz olarak inanmak, keyfiyetini Allah Teâlâ'ya havale etmektir. Çünkü kesinlikle bu ve daha başka hadisler, kabirde hem ruh hem beden için azabın varlığına ve azabın işitilmesinin imkanına dahi delâlet etmektedir, ki
"Ölülerinizi defnetmemenizden endişe etmeseydim, Allah'tan, kabirden işitmiş olduğum azabdan size de işittirmesini isteyecektim." buyruldu. Ve her halükârda, dünyada bedenin bünye ve hareketinden başka bütün hislerle beraber, ruhun, dağılmış bedenin cüzlerine yahud cesedin tümüne aksetmesiyle, hem ruh hem de toprak içerisinde dağılan bedenin cüzleri, elemi veyahud da lezzeti hisseder, işitirler, cevab da verirler. Ancak Allah Teâlâ'nın izniyle bazı insanlar, ölülerin azab suretini görür ve seslerini işitirler. Nitekim Ebî Eyyub'dan gelen rivayete göre Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, bir vakit güneşin batışından sonra me-
zarlara çıktı, bir ses işitti, bunun üzerine: "Şu işitmiş olduğum sesler, Yahudilerin sesleridir; kabirlerinde azablanıyorlar." buyurdu.
"Bu hadis, insanlar tarafından kabirdeki azabın işitilmesinin imkanına; "Ölülerinizi defnetmemenizden endişe etmeseydim, Allah'tan, kabirden işitmiş olduğum azabdan size de işittirmesini isteyecektim." buyrulan konu hadîsi ise işitilmemesine delâlet etmesiyle iki hadis arasında münâfât olmaz mı?"
Cevab: Hayır, iki hadis arasında münâfât söz konusu değildir. Çünkü imkan olmasaydı, duayla işitilmesi şart koşulmazdı. Bunun için Tahâvî, bu soruya cevaben dedi ki: «Muhtemelen, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: "Ölülerinizi defnetmemenizden endişe etmeseydim, Allah'tan, kabirden işitmiş olduğum azabdan size de işittirmesini isteyecektim." sözünden sonra dua etti de dolayısıyla Âdem oğullarından bazıları, Yahudilerin azab seslerini işittiler, lâkin kabirde Müslü-
manların azab seslerini işitmediler.» [375] Bunun sebebi Müslümanın azabının kesilmesidir. Nitekim imam Nesefî'nin Bahr-ul-Kelâm adlı eserinden naklen Zebîdî diyor ki: «İtaatkâr Mü'minin, kabir sıkıştırılması olsa bile azabı olmaz.» [376] Dolayısıyla görülmez. Yine Zebîdî İmam Yâfiî'den de naklen diyor ki: «Âsî Müslümanın da, cuma gecesinde öldüğü takdirde -cumanın kadrini bilmesi sayesinden- cuma gecelerinde azabı
kalkar. Azabı kalkan kimseye, kıyamete kadar azab dönmez.» [377]Dolayısıyla müşahede edilmez.
Aynî diyor ki: «Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in işittiği sesin,azab meleklerinin sesi, azab gören Yahudilerin sesi yahud azabın vukûunun gürültüsü olması muhtemeldir. Nitekim senediyle Taberânî' nin tahric ettiği hadiste: "Yahudilerin sesini işitti." denilmektedir. Ebû Eyyûb Ensârî diyor ki: Güneşin batışı zamanında Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'le beraber çıktım. Benimle beraber su dolusu bir ibrik vardı. Benden ibrik alıp ihtiyacı için ilerledi. Gelince abdest aldı; eline su döküyordum; bana: "işittiğim şeyleri işitmedin mi?" buyurdu."Allah ve O'nun Rasûlü bilir." dedim. Bunun üzerine: "Ben Yahudilerin seslerini işitiyorum; kabirlerinde azab görüyorlar." buyurdu.
"İşittiğim şeyleri işitmedin mi?.." hadîsini, Taberânî "Ey Ebâ Eyyûb!.." lafzıyla tahric etti. EI-Mu'cem-ul-Kebîr c.4 s.121 h.n.3857.. Tabe-rânî'nin senedinde Abdulazîz bin Ebân bin Muhammed bin Abdullah Ebû Hâlid el-Kureşî bulunmaktadır. Buna Ibnu Maîn: "Zaittir."; Ya'kûb bin Şeybe: "Metruktür, çok hata eder."
dediler. El-Kâmîl fî Duafâi-r-Ricâl c.5 s.288 isim no: 1425 = 457, Tehzîb-ut-Tehzîb c.6 s.294, el-Cerh vetTa'dîl c.5 s.377 isim no: 1767..
Ibnu Ebî Hâtem ise dedi ki: «H.207'de Bağdad'da vefat eden Abdulazîz bin Ebân,halktan kitab alıp şeyhlerden işitmeksizin rivayet ederdi, hadisleri çalardı. Sikalardan mu'dil şeyleri getirirdi. Bundan dolayı İmam Ahmed, şiddetle aleyhine dönerek ona saldırdı.Ya'kûb bin Ishak diyordu ki: Dârimî: «Yahya bin Maîn'den: "Abdulazîz bin ebân el-Kureşî sıka değildir." dediğini işittim." Yahya bin Maîn'den, "Nerdezaiflik kendisine geldi?" denilince: "Halktan hadis alır da rivayet eder." dediğini de işittim.» diyordu.» Kitab-ul-Mec-
rûhîn c.2 s.140, et-Târîh-ul-Kebîr c.6 s.30 isim no: 1587, ed-Duafâu-l-Kebîr c.3 s.16 isim no: 972.. --->
Kermânî dedi ki: "İnsan ve cinden başka her hayvan, azablanan ölünün sesini işitir. İnsandan başka denilince, Peygamber, azablarını nasıl işitti?" der isen,Şöyle cevab veririm: O bir sefer vuku' bulmuştur. Bu ise, öbür hadisten başkasıdır. Yahud da mucize yolu üzere işitti.» [378]
Canım şu ihtimale ne lüzum var? Ebû Ya'lâ'nın ".......... " senediyle Enes bin Mâlik'ten tahric ettiği hadîsin sonunda: "Nefsim, Kudreti'yle yaşayan Zât'a andolsun; gerçekte Ben onların bedenlerini ve kabirlerinde nasıl azablandıklarını gördüm." buyrulması 1] ve Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'in, bir ara Bilâl'le beraber = Bakî'de yürürken:"Ey Bilal! İşittiğimi işitiyor musun?" diye sorup, Bilâl: "Vallahi ya Rasûlallah, işitmiyorum." deyince:"Şu anda işitmiyor musun; kabirler ahâlisi azablanıyorlar." [2] buyurması,ruhla beraber bedenin görülmesinin ve azablanması keyfiyetinin de müteaddid görülmesinin ve işitilmesinin açık ifadesidir. Artık İmam Aynî ve Kermânî'nin te'vîllerine ihtiyaç yoktur. Bu itibarla Şeyh Aliyy-ul-Kârî diyorki: «Bütün bunlar, hadîs-i şerîfte takat nisbetinde azabın keşfine delildirler. Bir kimsenin takati dışında kendisine bu iş açılırsa güç yetiremez; ya
çıldırır ya helak olur.» Onun için herkese açılmamaktadır.
Kabirde azabın sübûtuna iman etmek gerekir ki, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, ümmetine ateşin azabından, kabrin azabından,aşikâr ve gizli fitnelerden, özellikle Deccâl'in fitnesinden Allah Teâlâ'ya (383'ten devam) sığınmayı emretti.Nitekim Abdurraûf diyor ki: << Ölünün kabirde azabdan dolayı bağırışı, önceki ümmetlerde de bilinmektedir. Onlarda da kabir azabı vukû' bulmuştur. Kitab ve SÜnnet, kabrin azabının sübûtuna delâlet etmektedir. Ehli Sünnet de, bunda icmâ' ettiler. Sahîh hadislerde Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'in, hatta insanların bazı ferdlerinin dahi kabrin azabını işitmeleri tesbit edilmiştir.>> (Feyz-ul Kadîr c.2 s.397.)
Metinde------------------------------------
"Gerçekte şu zihnimde tutmuş olduğum ümmet..." hadîsi: Müslim kitab-ul-cenne bâb-u ardi mak'ad-il-meyyiti min-el-cerıneti ev-in-nâri aleyhi ve isbât-ı azab-il-kabri vet'teavvuzi minhu h.n.2867 = 67, 2868 = 68,
El-lhsân fî Takrîb-i Sahîh-i Ibni Hibbân c.3 s.282 kitab-ur-rekâik bâb-ul-istiâzeti zikr-ul-emri bil'istiâzeti Billahi Celle ve Alâ... h.n. 1000,