Ey iman edenler!Cuma gunu namaz icin cagrildiginizda her turlu dunyevi alisverisi birakip Allah'i anmaya yani hutbeyi dinleyip namazi kilmaya kosun.Eger bilirseniz bu sizin icin daha hayirlidir.
Cuma-9
Cuma gününde öyle bir an vardır ki, günah veya akrabalarla ilişkiyi kesme konularında olmamak şartıyla kul Allahü teâlâdan bir şey isterse Allahü teâlâ mutlaka onu verir.
Buhari
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 34 (4 Kayıtlı ve 30 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
Üye Albümlerinden
Üye albümlerinden en son eklenen resimler:
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
hepimizin günlük yaşamının değişik alanlarında anlamakda zorluk çekdiği meseleler konular vardır.lakin biz burda yemek tariflerinin püf noktalarıdan bahsetmeyeceğiz.onuda ehline havale ediyoruz.
itikadi konular çok önemlidir.zira hem ahiretimizi hemde dünyamızı mamur eden bir meseledir bir konudur bir ilimdir .
bir müslümanın itikadını bilmemesi diye bir şey düşünülemez.hatda ehli sünnet alimleri itikadi meselelerde taklid caiz isede taklid eden meseleyi ehlinden sorup araştırmadığı için günahkardır demişlerdir.
çok kişi bu meselenin farkında olsada eserlerde geçen ifadeleri anlayamamakdan şikayet ediyor.dert yanıyor.sonunda da pes ediyor..ya da ehli olmayan kişilere danışdığı için hayatı ve ahireti kararıyor.aslında kimlere sual sorması gerekdiğini bir mümin bilmeli.
aslında kabahat eser sahiblerinde değil bizlerde.bizler ilim yolundan gayri kaldığımız için eserlere ve de eser sahiblerine ve de onların dillerine yabancı kaldık.
inşallah bizlere çetrefilli gelen meselelere temas edeceğiz.ve inşallah rabbimiz tealanın rızasını kazanma hususnda sağlam adımlar atacağız.
rabbimizin izni,habibinin şeaati ve de dostlarının himmeti ile.
bir müslümanın itikadını bilmemesi diye bir şey düşünülemez.hatda ehli sünnet alimleri itikadi meselelerde taklid caiz isede taklid eden meseleyi ehlinden sorup araştırmadığı için günahkardır demişlerdir.
aslında ben bu yazıyı yazarken sorulması gereken 2 meseleyi içine gizledim.
sizinm sorunuzu okurkende aklıma talimu'l muteaalim de talabenin nasıl olması gerekir ile alakalı bahisler geldi.yanlış anlaşılmasın burda kendimi hoca yerine koymuyorum ama sizin yazımdaki bir meseleyi farketmeniz beni sevindirdi.diğerini bulmak başkasına nasib olur inşallah.
inşallah burda sadece fakir değil beraber bu çetrefilli meseleleri irdeleyeceğiz.
itikadi meseleler çetrefilli değildir ama malaesef bir önceki yazımda değimdim üzere bizdeki nakıslıklardan ötürü öyle gözüküyor.hak teala kuluna anlayamacağı kaldıramacağı şeyler yüklemememişdir.
bilinmesi gerekir ki.
şeriat hükümleri bazen alemdekilerin dillerine uygun tarzda iner.
Ve biz her gönderdiğimiz peygamberi, ancak bulunduğu kavminin diliyle gönderdik ki, onlara iyice açıklasın; sonra da ALLAH dilediğini sapıklık içinde bırakır, dilediğini de hidayete erdirir. Ve O, öyle herşeye galip, tam hüküm sahibidir.
misal diye izah ediyorum; ibni arabi hazretleri cariye hadisinde ki o cariyenin halini anlatırken resulullah efendimizin bu ayeti kerime gereğince cariyenin seviyesi ile kendisine muhatab olmuşdur demekdedir...
bundan sonra ehline düşen kişilere anlayabilecekleri dilden meseleleri izah eylemekdedir.lakin seviyesi yüksek olanın seviyesi düşük olanın dilinden meselelerde delil getirmesi ve ya o izaha sığınması caiz değildir.işde bazılarının hak tealaya mekan isnad etmede bu ve benzeri durumlara sığınmaları caiz değildir. ( burdan çok mesele çıkar..!!)
imdi mukallid demek ( ki bende mukallidim) akli ve ya nakli bir delil aramaksızın başkasına ait bir söze inana ve ona bağlanan demekdir.
imdi delil soruyorsunuz.
mezheb imamları fukaha ve de muhaddis tabakası İmanı sahîhtir, fakat istidlali terketmesi sebebiyle günahkârdır demişlerdir.
sormamda ve yazmamda sakınca yoksa sormak istiyorum
bundan sonra ehline düşen kişilere anlayabilecekleri dilden meseleleri izah eylemekdedir.lakin seviyesi yüksek olanın seviyesi düşük olanın dilinden meselelerde delil getirmesi ve ya o izaha sığınması caiz değildir.işde bazılarının hak tealaya mekan isnad etmede bu ve benzeri durumlara sığınmaları caiz değildir. ( burdan çok mesele çıkar..!!)
demişsiniz,
lakin cariye hadisi böyle olmadığını göstermiyormu
nerdedir yukarda
doğru söyledi
sanırım bu şekide idi bu metin
siz ne diyorsunuz
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
sormamda ve yazmamda sakınca yoksa sormak istiyorum
bundan sonra ehline düşen kişilere anlayabilecekleri dilden meseleleri izah eylemekdedir.lakin seviyesi yüksek olanın seviyesi düşük olanın dilinden meselelerde delil getirmesi ve ya o izaha sığınması caiz değildir.işde bazılarının hak tealaya mekan isnad etmede bu ve benzeri durumlara sığınmaları caiz değildir. ( burdan çok mesele çıkar..!!)
demişsiniz,
lakin cariye hadisi böyle olmadığını göstermiyormu
nerdedir yukarda
doğru söyledi
sanırım bu şekide idi bu metin
siz ne diyorsunuz
bismillah.
şimdi bazı fırkaların cenabı hakka haşa mekan tayininde bu hadise sığınmaları kendi açıları açısından sorun teşkil eder ki o halde bizlerinde onların akıl seviyelerine göre muamelede bulunmamız gerekir.halbuki aynı hadisin pek çok varyantları varken bu ahdise sığınmaları..!!...
hadisde ise resulullah cariyeye kendi akıl seviyesinden muamelede bulunmuşdur.onun seviyesine yukardaki ayet gereği inmişdir.cariye kendi nefsinde tasavvur eylediği kadar hakka tabidir.
azizim keza .
o ALLAH hem göklerde hem de yerde ( ibadete layık mabud) dur..
o cariye ise göğe işaret etmesi ile bunu beyan eylemişdir.yoksa hakka haşa
mekan tayin eylememişdir.
Bu sualle, harika bir içerik olduğunu düşündüğümüz konuya katkıda bulunmak istedik. Ki Elhamdulillah, harika bir üslub ile cevaplar gelmeyede başladı. Yazılarınızı okumaya devam etmekle bahtiyar olacağımızı bildirerek, konu hakkında bir kaç cumlede biz kurmak istiyoruz.
Naklettiğiniz söz elbetteki sahihtir. Bizde öyle iman etmekteyiz. Amelde ibadette araştırmadan bir mazheb imamına tabi olmak ve taklid etmek ulemanın söz birliği ile caiz iken, mesele itikadi mevzular ise bu durumda caizdir denmesinin yanısıra, inceleyip araştırılmadığı için günah olduğu Hadika kitabında da bildirilmiştir.
Burada kasıt ana babasını, hocasını taklid ederek iman eden bir kimsenin imanı sahih olsada, fen bilgilerini öğrenip aklederek, bu bilgiler ışığında Allahu Tealanın varlığını düşünmediği müddetçe, bu bilgileri beğenerek iman etmedikçe günahkar olacağıdır. Az öncede bahsettiğimiz üzere ibadette taklid ile imanda taklid arasında fark vardır.
Peki imanda mukallidlikten kurtuluş nasıl olur. Kainatı, yaradılmışları düşünmek, fezayı dünyayı düşünmek, kendi vücudunu düşünmek, vücudundaki organların ne kadar muntazam bir düzen içerisinde çalıştığını düşünmek,... ve bunları halk edenin olduğunu düşünmek imanda mukallidlikten kurtarır.
taklidi iman sahihtir, delil araştırmayan günahkardır.
ibrahim hakkı erzurumi rahimehullah, itikad manzumesinde der ki:
've iman-ı mukallid hem sahîh olmuşdur ammâ ki
ol istidlâl aklı terk ile âsim olur Billah'
Allah ve O'nun Rasulu'ne, delilsiz ve başkasına uyarak inanan kimsenin imanı sahihtir. fakat taklidci, aklî delilleri araştırmayı terketmekle, Allah Teala'ya karşı günahkar olur.
demek, başkasının delillerine inanan kimse, taklid etmemiş; delili terkeden taklid etmiştir. nitekim sokaklarda dahi avam tabakasının ağzı açıldığı vakit görülür ki, Allah Teala'nın hakkında müslümanların avamları dahi, güçleri nisbetinde delile dayalı olarak inanırlar.
ulemanın kastettikleri taklid, dar ul islamda olmayan, sadece çeevresinden Allah Teala'nın varlığına ve her şeyi yarattığına, dolayısıyla bütün ibadetlere müstehak olduğuna ve bir tek olduğuna inanarak hükmeden kimsenin taklididir. böyleleri, kendilerinden işittikleri zevat hakkında hüsnü zan ettikleri için, imanda farz olan vecibeyi yerine getirmiş olurlar. bu takdirde maksad derecesine ulaşmaktır. bu ise, yerine gelmiştir. zira ilmi istidlal, maksad değil vesiledir. maksada ulaşıldıysa, vesileye ihtiyac kalmaz.
fakat icma', böylelerinin istidlali terketmelerinden dolayı günahkar oldukları üzeredir ki ibrahim hakkı da, bu yolu tercih etmiştir. herhalde icma', mücerred taklidin şüphelere maruz olması sebebinden, istidlali terkeden taklidcinin imanı sahih olmasına rağmen günahkar olduğu üzere bağlanmıştır.
islam dünyasında doğup büyüyen ve hüsnü zan bağladıkları zevata takliden, şüpheden ari kesin hüküm üzere taklid edenler konumuzun dışındadır; bunların taklidi taklid sayılmamaktadır. çünkü böyleleri, taklid ettikleri kimseden az çok delil getirebilirler. bu itibarla ashab, tabiin ve tebei tabiin, fethetikleri beldelerin avamları istidlale davet etmediler. çünkü İslama teslim olanlar, kendilerine lider kabul ettikleri alimlerinin peşine düşüp, hak ve gerçeğe mutabık olan tasdike muvaffak olmuşlardır.
binaenaleyh alimlerinden işittikleri sözlere göre itikad eden kimselerin itikadı, taklidi değil; tasdike mebni olduğundan tahkîkîdir. ma^siyeti gerektiren taklid ise, bilginlere tabi olmaktan ârî olan takliddir.
eğer böyle olmazsa, avam tabakasının, bahusus kadınların imanlaının sahih olmaması gerekir, yani küfürlerine hükmetmek gerekir. bu ise korkunç bir fitnedir. mu'tezilenin bu hususta getirdikleri delillere vakıf olan bazı serseriler: 'taklidi iman sahih değildir. öyleyse, eş'ari'ye, maturidi'ye tabi olmaya ne luzum vardır? çünkü bu da takliddir. iman taklidi kabul etmez' derler. bunlar ma'siyete mucib olan taklidin, müslüman alimlere tabi olmayan küffar diyarındaki müslümanlar hakkında olduğunu bilememişlerdir.
devam eder konu...
bakınız ehli sünnetin nazarı itikadın ölçüsüdür üstaz ismail çetin s. 567 ve devamı
__________________ İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!
şimdi bazı fırkaların cenabı hakka haşa mekan tayininde bu hadise sığınmaları kendi açıları açısından sorun teşkil eder ki o halde bizlerinde onların akıl seviyelerine göre muamelede bulunmamız gerekir.halbuki aynı hadisin pek çok varyantları varken bu ahdise sığınmaları..!!...
hadisde ise resulullah cariyeye kendi akıl seviyesinden muamelede bulunmuşdur.onun seviyesine yukardaki ayet gereği inmişdir.cariye kendi nefsinde tasavvur eylediği kadar hakka tabidir.
azizim keza .
o ALLAH hem göklerde hem de yerde ( ibadete layık mabud) dur..
o cariye ise göğe işaret etmesi ile bunu beyan eylemişdir.yoksa hakka haşa
mekan tayin eylememişdir.
selam ve dua ile.
yok ben Rabbimizin mekanla alakalanmasına değil
buyurduğunuz seviyesi yüksek olanın seviyesi düşük olanın dilinden delil getirmesi caiz değildir sözüne takıldım
Efendimiz aleyhisselam cariyenin dilinden konuşmuştur
mesela bu kelimeyi şerh ederekte anlatabilirdi
yada sen ne yapıyorsun Rabbimizin yerle gökle alakası yok türünden
o mekandan münezzehtir diye cevab verebilirdi.
biraz karışık bir durum herhalde
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”