Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre ayların sayısı on ikidir.Bunlardan dördü haram aylardır.İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur.Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin.
Tevbe-36
Recebin 1.gününde oruç tutmak üç senelik, 2.günü oruçlu olmak iki senelik ve yine 3.günü oruçlu bulunmak bir senelik küçük günahlara kefaret olur. Bunlardan sonra her günü bir aylık küçük günahların af ve mağfiretine vesile olur.
Camiu-s sağir
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 27 (4 Kayıtlı ve 23 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
Ehli inad, ters gözle, Kur´ân´a iman getirenlere bakarlar. Kendi sözlerinden baskasini kabul etmezler. Akli âciz birakan mu´cizeleri kabul etmezler; hurâfeleri de dîne mâlederler.
Bir vakit bu fakir, trenle Diyarbakir-istanbul seferinde, bir hristiyan, bir müslüman ile beraber olmustu.. ikisi münakasa ediyorlardi. Sonra ben de katildim. Sözde müslüman kimse, hristiyani birakip bana döndü ve dedi ki:
-Sen hoca misin? -Evet öyle derler. -Hoca tahsilin nedir? -…. -Hoca ismin nedir? -ismâil. -Nerelisin? -Diyarbakirli. -Ben teknik üniversitede ikinci sinifta okuyorum. -Evet… -Hoca Allah var mi? (Hristiyan: ) -Evet.. (Genc, hristiyana: ) -Sen dur.. Benim babam da hocadir. Fakat elimde bir kilic olursa, ben evvela onu keserim. (Ben: ) -Ey genc, neden? -Babam gecenlerde benimle münakasa etti. Bana “cehennemlik“ dedi. “Ben sence cehennemlik miyim“ dedim.. Fakat kizdigim nokta, “Allah seni hidayete erdirsin“ demsiydi. -Dogru demis. -Peki ben senden bir soru sorayim. -Evet… -Sizce Kur´an diyor ki: Eger tanri isterse, bütün insanlari hidayete götürür. Neden götürmüyor? Hem de Tanri, bu varligi serden tahliye edebilir. Neden etmiyor? Kaza ve kader diye isim taktiginiz seye, sahsen ben inanmam. Ve kaderimi geriye ceviririm. (Hristiyan: ) -iyi artik, kendini de indar etsene… -iste siz din diye, eski zamandan beri milleti kandiriyorsunuz.. arkadas, din diye bir sey ben tanimiyorum ve inanmam da… (Hristiyan: ) -ilimle yoksa, zorlukla mi? -Hadi be, Kur´an ve incilde ne ilim var?
Aslinda bu sorular,müslüman cocugun sorusu degildi. Bu sorular, solcularin kodamanlarinin, mülhidlerin, semâvi kitablara inananlara tevcih ettikleri sorulardir. Daha evvelden bu gibi sorulari, Peygamberimiz´den de sormuslardi.
Evet bu fikirler simdiden degildir, önceki kafirlerin itirazlaridir. Bunlarla asrimizin gencleri, ilim ve ahlaktan geri birakilmislardir.
“Biz cehennemin islerine bakmakla ancak melekleri görevlendirmisizdir. Onlarin sayisini da inkarcilar icin sadece birimtihan (vesilesi) yaptik ki, böylelikle, kendilerine kitab verilenler iyiden iyiye inansin, iman edenlerin imanini artirsin; hem kendilerine kitab verilenler, hem mü´minler süpheye düsmesinler; kalblerinde hastalik bulunanlar ve kafirler de “Allah bu misalle ne demek istemistir ki?“ desinler. Iste Allah böylece, diledigini saptirir; diledigini dogru yola eristirir. Rabb´inin ordulari, Kendisi´nden baska bilmez. Bui se, insanlar icin bir ögütten baskasi degildir.“ [57]
Yani cüz´î iradesi kötü yola harcayani dalâlete saptirir. Cüz´î iradesini iyilige harcayani da hidayete götürür. [58] Binaenaleyh يشاء´nun mef´ûlu olan idlal ve ihdâ, Allah´in sifatidir. Bu itibarla küfür ve iman mahluk degildir. Burada akla cebir gelmesin. Cünkü kisi ilerde iman etmeyecegi icin idlâline; yahud iman edecegi icin ihdâsina, Allah Teâlâ ilm-i ezelîsiyle hükmetmistir.
“Kur´an âlemler icin hele sizden dogruluk (hakka tâbi´ olmak sûretiyle hakki aramak) isteyenlere bir mev´ize (ögüt ve yol gösterici) den baskasi degildir. (Bununla beraber o dogrulugu) Âlemlerin Rabb´i olan Allah (ezelî ilmi, iradesi ve kudretiyle) dilemyince siz (simdiki varliginizda) dileyemezsiniz.“ [59]
Bu ayetten anlasiliyor ki, dogruluk, Allah´in ezelî günündeki dilegiyle oluyor. Küfür ve isyan da onun kovmasiyla oluyor. Nitekim ibnu Ruslan “Zübed“ adli eserinde diyor ki: Gercekte sakî, Allah Teâlâ´nin ilm-i ezelîsinde sakî olandir. Bunun aksi olan saîd de, asla degismez.
Yani, iman üzerinde ölenin ölümü, ezelde Allah Teâlâ´ya malum oldugu gibi, iman etmeyen kafirin küfrü de, Allah Teâlâ´nin ilm-i ezelîsinde malumdur. Cünkü O´na gizli bir sey yoktur. Sekâvet ve saadetin itibari, sona göredir. Bu meseleyi yanlis anlayanlar; “ben isyana veya iyilik yapmaya mecburum“ derler. Bazilari da “ben istersem müslüman olurum, istemesem olmam“ der. Amma gercek öyle degildir. Allah´in istediginin disinda, asla kula istek olmaz. Kimisi Allah´in iradesini nazari itibara aliyor, kimisi de kulun cüz´î iradesini nazari itibara aliyorlar. Bu da, onlar Kur´ân´in manalarinda cok bilgin oldukalri icindir. Amma Kur´ân´in ma´nâ-i serîflerinden anlayanlar azdir. “Süphe yok ki ne yerde, ne gökte Rabb´inden hicbir sey gizli degildir “ [60]
Sah Velîyullah Dehlevî diyor ki: ´i´tikâdî olarak, irademize ve Rabb Teâlâ´nin iradesine nazar ettigimiz zaman, suna inaniriz: 1- Allah Teâlâ El-Bedî´ ismiyle tecelli ederek, ilmine, iradesine ve kudretine muvafik olarak, mahlukunu yoktan var etmistir. Nitekim Rasûl-u Muhterem sallallâhu aleyhi ve sellem, bu hususta soruldugunda: “Kendisi´yle beraber hicbir sey olmadigi halde Allah vardi.“ buyurmustur. Müslim ve Buhârî´nin rivayeti budur. Bazi rivayetlerde söyledir: “Gayri olmadigi halde, Allah vardi.“ Ezelde olmayan bir seyin, iradesi de yoktur; mahluktur… Bu, cüz´î iradenin yoklugunu gerektirmez.
2- El-Hâlik ismiyle tecellî ederek, bir seyden diger seyi var etmesidir. Mesela, Âdem´i topraktan var etmesi.. 3- El-Bâsit ismiyle tecellî ederek, yaratmis oldugu cinsleri ve nevi´leri, birbirinden ayirmasi, onlardan her bir ferde de, hassalari yaratmasidir. Mesela insana, irade, akil, nutuk; bicaga kesmeyi, köpege havlamayi, ata kisnemeyi vermistir. Ve bunlardan her birini, her biri icin yaratmis oldugu fiiline iletmistir. Bu iletis, hidayettir. Binaenaleyh, kuzunun ot yemesi mecbûrî oldugu gibi, kurdun kuzuyu yemesi de zarûrîdir. Kendilerine nisbet edilen hareket ve islerde, ser ve cirkinlik yoktur. Mükellef olmayan ve hareketle vasiflanan cinsler ve nevi´lerin her ferdi, Allah Teâlâ´in hidayetine ve iradesine tâbi´dir. Her biri olayin meydana gelmesine sebebdirler. Ve her olayin hakîki fâili Allah Teâlâ´dir. insanin da meydana gelmesine sebeb oldugu olaylarin hakîki fâili, Allah Teâlâ´dir. Su kadar ki insane, hayvan gibi mücerred tâbiat kanunlarinin sevkiyle degil, Allah Teâlâ´nin kendisine emanet etmis oldugu akil ve iradesiyle, fiiline sebebdir ve sorumludur. Iman etmeyi dilerse, Allah Teâlâ da fazl-I kereminden onu mü´min kilar. Küfrü dilerse, ona da adliyle küfrü yaratir. Iki irade karsi karsiya gelirse, Allah Teâlâ´nin dedigi olur.´ Hâsili Ebû Leys Semerkandî meseleyi izah ederek söyle der: ´Mesela iman, ikrar ve hidayet olmak üzere iki seydir. ikrar, kulun fiilidir ve mahluktur; yani kulun kazancidir. Hidayet ise, Allah Teâlâ´nin fiilidir. Allah Teâlâ´nin fiili ise, mahluk degil ezelîdir.´ Sah Velîyullah Dehlevî´nin sözüne dönelim: ´islâmî hasletler; biri ilmî, öbürü amelî olmak üzere, kulun iki cesit tedbiriyle kazanilir.
Birinci ilmî tedbirdir. Elbette buna ihtiyac vardir. Cünkü tabiat bile ilme boyun eger.O sayede ruha utanc ve korku verilir. Mesela, herhangi siddetli arzu karsisinda, sehvetin, cinsî münasebet hirsinin derhal düstügü görülür. Bir kimsenin bilgisi islam fitratina uygun bir sûrette olgunlasirsa; o bilgi de kendisini, o fitratin ruhta gerceklesmesine dogru götürür. O bilgi sunlara inanmaktan ileri gelir:
a- Kendisinin beserî eksiklikten münezzeh bir Rabb´i vardir. Kendisi daima O´nu hâkimligi ve terbiyesi altindadir. b- Yerde ve gökte zerrece bir sey bile Rabb´inin ilminden haric kalmaz. c- Allah Teâlâ, diledigi her seyi isler ve diledigi seylere göre hükmeder. Artik iradesini cevirecek, hükmünü kaldiracak veya engelleyecek, hicbir sey yoktur. Aslinda varliga cismânî, ruhânî ve nefsânî nimetleri veren O´dur. d- O herkese, amellerinin cinsine göre karsilikta bulunandir. O amel hayr ise, mukabilinde mükâfat verir; ser ise cezalandirir. Bu bilginin sahibi öyle saglam bir itikat besler ki, o tam bir Allah korkusunda, Allah´a olan en büyük ta´zim ifade eder. O itikat kalbinde Allah´tan baskasina boyun egmeye, Allah´tan gayrindan korkmaya, bir sivrisinek kanadi kadar bile yer birakmaz. ikinci amelî tedbirdir ki, o kimse bu itikadina mebnî, sadece Allah Teâlâ´ya ibadet eder. insanin kemali de, ancak ibadetle Rabb´ine yönelmesidir. Beser halinin en güzeli de meleklere benzetmek, meleklere yaklasmaktir. iste bu bilgiler ve bu amellerdir ki, insani Rabb´ine yaklastirir. Kulun elinde, Rabb´ine yönelmekten ve yalvarmaktan baska, hicbir sey yoktur. Onun bu istek ve arzusunun cok rolü vardir, ki Rabb Teâlâ ona “yap“ veya “yapma“ der´
Evet ilim iddiasinda bulunanlarin ekserisi, eski kafirlerin itirazlarini ileri sürüp, yeniden Kur´ân-i Azîm-us-San´a karsi dil uzatmaya cesaret ederler. Kendi sözlerinden baskasini da kabul etmez ve nazari itibara almazlar. Sanki Kur´an, bugün inmis gibi bunlari reddeder:
“Bundan sonra (ilerde) Allah´a sirk (es) kosanlar (sana ve ümmetine) diyecekler ki: ´Eger Allah dileseydi, ne biz ne de atalarimiz Allah´a sirk kosmazdik; kendi kendimize hicbir sey haram kilmazdik.´ Onlardan (asri saadetten) evvelkiler de peygamberlerini iste böylece tekzib ettiler de, nihayet bizim azabimizi tattilar. De ki: Yaninizda kitab ve delil (herhangi ilm) var ise, hemen onu bize cikarin. Siz (kup)kuru bir zandan baska bir seye uymuyorsunuz. Ve siz yalandan gayri söyleyenden baska degilsiniz. De ki: Kesin delil ancak Allah´indir.Allah dileseydi, elbette hepinizi dogru yola iletirdi.“ [61]
Âlûsî´nin tefsîrinde beyan ettigi vecih üzere bu ayet garib bir mu´cizeyi acikliyor. Henüz daha olmadan bir olaydan bahsediyor. Ancak Allah´in haber verdigi gibi, sonradan bu bâtil fikirler meydana cikmistir; her ne kadar Kur´ân´in ayetleri sadece gaybdan bahsetmekte degilse de… Kafirlerin, müsriklerin “Allah´in iradesi disinda bir sey olamaz“ dedikelri dogrudur. Fakat dogruyu, baska bir sekilde bâtila alet etmislerdir. Güya bu kelimeler ile peygamberleri reddederler. Maksatlari peygamberlerin Tevhîde cagirmalarini engellemektir. Onun icin sirk kosmaya cesaret ettiler. Mu´tezileler de ayni onlar gibi derler.
“Allah böylece, diledigini saptirir; diledigini dogru yola eristirir.“ mealindei ayet-i kerîmeyi delil edinerek, mülhidler, nefslerini temize cekiyorlar. Allah Teâlâ´nin iradesini ele alip, kendilerini akilsiz, iradesiz zannederek söyle derler: ´irtikab ettigimiz küfür ve günahlarmiz, Allah Teâlâ´nin ilmine, iradesine baglanmistir. O´nun ilmine ve iradesine baglanan her sey mesrûdur. Öyleyse, irtikab ettigimiz küfür ve günahimiz mesrûdur. Zira Allah dileseydi, ne biz ne de atalarimiz sirk kosmazdik.´ Bunlar ´irade, riza manasindadir´ demekle, dört ilmî hata yaptilar:
a- Dilemenin ayri, razi olmanin da ayri oldugunu; b- ilim ve iradenin icinde, emrin olmadigini; c- Allah Teâlâ´nin irade ve ilminin bir seye baglanmasinin, o seyin mesrû olmasini gerektirmedigini, bilemediler. d- Dolayisiyla, Hâlik´i mahluka; yahud mahlukun sifatlarini, Hâlik´in sifatlarina benzettiler. iradenin baglandigi bir seyde, emri ve rizasi olmadigi gibi; o seyin mesrûiyeti de yoktur. Nitekim Allah´in iradesi, ilmi, Ebû Cehil´in küfrüne baglanmistir; rizasi ve emri yoktur. Ayni zamanda, Abû Cehil´in küfrü de mesrû degildir. Su halde yazmamasi, iliderde ne olacagini bilmemesini; irade etmemesi, Kendisi´nin âciz olmasini; yaratmasini, kulunun iradesini durdurmasini, yani cebri gerektirir. Halbuki Allah Teâlâ, cehilden, âcizlikten, kuluna cebrî is isletmekten münezzehtir. Binaenaleyh, önceden olaylari yazmasi, ilminin kesfetmesinden; iradesini, hâkimiyetinden; ve kudretini icra etmesi de, kulunu serbest birakmasindan ibarettir. Zira ilmi, maluma tâbi´dir. iradesi, o malumun istidâdinin gerektirdigi seylerin, mesela küfür ve imanin, izhârina tâbi´dir. Bui se Allah Teâlâ´nin El-Cevvâd isminin tecellîsinin eseridir. Bu cömertlik, Kendisi´ne vacib bir hak olmasindan degil, fazl-i keremidir. Bu hükümdar, istikbalinden korktugu icin, kendi iradesi disindaki gayrinin fiilini engeller; ileriyi bilmedigi icin korkar. Dolayisiyla gücünü, hemen fiile gecirir.. Allah Teâlâ korkmaz, ileriyi bilir; Kendisi mükâfat veya mücâzat verir. Dolayisiyla kulunun fiiline engel olmaz.
Onun icin “…Onlar (dogru) yoldan sapinca, Allah da kablerini saptirdi. Gercekten Allah, fâsik gürûhunu hidayete erdirmez.“ [62] buyurmustur. Bu hususta ne güzel bir atasözü var: “Kul azdi, Allah yazdi.“ Dogrusu, kul azacagi icin Allah yazmistir; irade etmistir. Ve kulun istegi üzere, yaratmistir. ________________________