16 Şevval 1429
16 Ekim 2008, Perşembe
16 Şevval 1429
16 Ekim 2008, Perşembe
Ayet
Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
hadis
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 16 (4 Kayıtlı ve 12 Misafir) bulunmaktadır.

Online   BERİRE, HamS, Payitaht



Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » İtikad » Tevbe Etmenin Hakîkati


 
Seçenekler
adıdeğmez....
 
hafsa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 16.08.2007
Mesajlar: 2.701




Teşekkür etti: 16.122
Teşekkür aldı: 2.631 konuda 9.820 kere
kucult  büyük
Tevbe Etmenin Hakîkati

Tevbe Etmenin Hakîkati

Tevbe; ilim, hal ve fiilden ibarettir. İlim, günahın zararını ve Allah Teâlâ’nın azametine karşı edebsizlik olduğunu, günahların kul ile Allah arasında bir hicab olduğunu bilmektir. Kul ile Allah arasında bu hicab olduğu müddetçe, kul Allah’ın divânından uzaktır. İşte abd ile Rabb arasındaki bu hicabın kalkmasıyla, işlenen günahtan dolayı eziklik ve mahcubiyet kalbe gelir. İşte bu tevbenin birinci manasıdır. Tevbe bundan ibarettir..

Bir kimse Allah’a karşı mahcubiyetini ve suçunun ezikliğini kalbinde hissetmediği müddetçe, ne günahından dönebilir, ne de tevbesi kendisine fayda verir.

Eziklik ve mahcubiyet duygusu kalbde parladı mı, onun nuruyla sinir sisteminin içindeki ma'siyet ateşi söner. Bedeni istilâ ettiği andan itibaren de, pişmanlığı doğurtur; dua ve zikirle semerelenir. Bu itibarlar Allah Teâlâ Âl-i İmran sûresinin

وَٱلَّذِينَ إِذَا فَعَلُواْ فَـٰحِشَةً أَوۡ ظَلَمُوٓاْ أَنفُسَہُمۡ ذَكَرُواْ ٱللَّهَ فَٱسۡتَغۡفَرُواْ لِذُنُوبِهِمۡ وَمَن يَغۡفِرُ ٱلذُّنُوبَ إِلَّا ٱللَّهُ وَلَمۡ يُصِرُّواْ عَلَىٰ مَا فَعَلُواْ وَهُمۡ يَعۡلَمُونَ

“(Mü’minler) Onlardır ki, bir kötülük yaptıklarında ya da kendilerine zulmettiklerinde, Allah’ı(n azabını yahud azametini, merhametini) hatırlayıp günahlarından hemen dönen ve derhal yarlıganmalarını dileyenlerdir. Zaten Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki? Bir de onlar işledikleri kötülükler üzerine bile bile devam etmezler.“ mealindeki 135’inci ayetinde tevbenin ilmî hakîkatini beyan buyurmuştur.

Kulun Allah’ın azametine karşı işlemiş olduğu her suç, dînen fuhuş sayılır; ister bunda kul hakkı olsun, ister olmasın. Fuhuşun Allah Teâlâ'dan uzaklaştırıcı olduğunu bilen bir kimse, geçmiş günahları üzerine döner ve istiğfar eder. Mahcubiyet iradeyi meydana getirir. Tabiî ki irade halihazıra, geçmişe ve geleceğe bağlıdır. Mesela halihazırda iradeyi kullanarak azimli bir sûrette günahı terkeder; gelecekte bir daha işlememeyi azimler; geçmişini de telafi eder, yani kazası gerekli olanları kaza eder. Telafisi mümkün olmayanda sadece istiğfar eder, pişmanlık duyar. Mesela geçmişte yapmış olduğu günah, ya kendisiyle Allah arasındadır; yahud da hem de kullar arasındadır.

a] Kendisiyle Allah arasında olan da, ya hac, zekat, oruç ve namaz gibi yapmakla tedavisi mümkün olandır. Bu takdirde bunların kazasıyla beraber pişmanlık, terk, ikinci bir kez yapmamak ve yaptığı için istiğfar etmek gerekir.
Ya da kazayı kabul etmeyen suçlardır; abdestsiz Kur’ân’ı almak, cünüb olarak mescidde oturmak; içki içmek; kumar ve herhangi bir ma’siyette malını harcamak gibi.. Bunların telafisi imkansız olduğundan, sadece pişmanlık, terk, ikinci bir kez daha yapmamak ve yaptığı için istiğfar etmek kâfi gelir.

b] Ya da işlediği günah, kendisiyle kul arasındadır. Bunda ise mezâlimi hak sahiblerine iade etmesi, yahud helalleşmesi şartıyla tevbesi sahih olur. İzahı gelir.

Mahcubiyeti hissetmeye ilim; ilmin de hâl-i hazıra, geleceğe ve geçmişe bağlılığına hal; telafisine de fiil denilir. Yukardaki ayet-i kerîmenin
“Onlardır ki, bir kötülük yaptıklarında ya da kendilerine zulmettiklerinde, Allah’ı(n azabını yahud azametini, merhametini) hatırlarlar.” şıkkı, geçmişteki günahları hâl-i hazırdaki mahcubiyetini beyan ettiği gibi; “Günahlarından hemen dönerler“ şıkkı, tevbenin halihazırdaki halini; "Bir de onlar işledikleri kötülükler üzerine bile bile devam etmezler" şıkkı da, tevbenin istikbaldeki fiilini beyan etmiştir. Bu itibarla meşayıh, bu manayı özetleyerek:
“Ya Rabbi ben pişmanım yaptığım günahlardan, keşke yapmasaydım, İnşâAllah bir daha yapmam“ diye telkin ederler. İnsan ne kadar yükselirse yükselsin, yine Allah’ın azametine karşı tevbeye devam etmelidir. Bu itibarla sofîler, tevbenin birçok tariflerini zikretmişlerdi. Amma özeti üç kelimedir:
İlim.. Hal.. Fiil.

Demek ki tevbe, yapılmış olan suçları idrak etmek ve ondan pişman olmak; kaza etmekle telafisi mümkün olanları kaza etmek; istikbalde bir daha yapmamayı azimlemek; ve mağfiretini dilemekten ibaret beş husustur. Bu beş itibarla tevbe farzdır. Her ne kadar Ehli Sünnet velCemaatin ittifakıyla, tevbesiz ölenin günahlarının mağfireti mümkünse de, ümitleri bu imkana bağlamak sûretiyle tevbeyi tehir etmek de, mağrûriyettir; şeytanın aldatmasıdır; nefsin tuzağıdır.
Hadi afuv olmadıysa?..
Binaenaleyh tevbeyi terketmek, ayrıca müstakil büyük bir günahtır.



İktibas: Ehli Sünnetin Nazarı
Üstaz İsmail Çetin kuddise sirruh
Dilara Yayınları
__________________
...Allâhumme eınnî alâ zikrike ve şukrike ve husni ibâdetik...
eski 09.07.2008, 11:50 hafsa isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
hafsa isimli üye'ye teşekkür eden 12 üye:
Ceddi Osmanlı.....
 
siyahsancaktar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.03.2008
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 4.264




Teşekkür etti: 33.058
Teşekkür aldı: 3.771 konuda 11.612 kere
kucult  büyük
Allah razı olsun kardeşim...
__________________
Bir gözyaşı, bir cevherdir ateşten kaynayan ve alev gibi yanan.
Özü sudur ama avuçta bir yalım, gönülde bir yangın olur.
Bir ateş düşünün,
dumanı âh ile çıkar da külleri göz yaşına karışır ya…
Hayat bir mum alegorisidir hani, mumun başındaki yanış gözde yaş olur da gözyaşı alevle barışır ya…
Alev can ipliğini yakınca, acıdır ki, bedenini eritir de mumun, su ile alev birbiriyle yarışır ya…
eski 09.07.2008, 11:53 siyahsancaktar isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #2
siyahsancaktar isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
لاالاه الاالله محمدالرسل
 
DeRCan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 19.02.2008
Nerden: evden
Mesajlar: 2.699




Teşekkür etti: 8.057
Teşekkür aldı: 2.585 konuda 9.575 kere
kucult  büyük
Rabbim tevbe etmeyenlerden etmesin inşaAllah
__________________
İnsan rûhu, iki ateşten biriyle tasfiye olunur. Birinci ateş, dünyada emirleri yapmaktaki zorluk; nefsî arzuları terk etmekteki meşakkattir. Buna mukâvemet etmeyen, âhiret ateşiyle tasfiye olunur; tabii ki, iman varsa. İman yoksa, ateş böceği olur.
İSMAİL bin MAHFUZ kuddise sirruh
eski 09.07.2008, 11:59 DeRCan isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #3
DeRCan isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
Üstadım teşekkur
 
Sakallı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.04.2008
Nerden: Zaandam, Hollanda
Mesajlar: 2.115




Teşekkür etti: 7.063
Teşekkür aldı: 2.071 konuda 8.215 kere
kucult  büyük
Teşekkur.
__________________
.

DÜNYANIN EN CİMRİ İNSANI KİMDİR BİLİRMİSİNİZ?
PEYGAMBER SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM'İN ADI GEÇTİĞİNDE
ONA SALAVAT GETİRMEYENDİR.


Sabret gönül sabret, sakın isyan etme,
Birgün elbet bitecek, bu çile isyan etme.
eski 09.07.2008, 12:52 Sakallı isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #4
Sakallı isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:


Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:08 .