8 Şevval 1429
08 Ekim 2008, Çarşamba
8 Şevval 1429
08 Ekim 2008, Çarşamba
Ayet
Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
hadis
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 26 (4 Kayıtlı ve 22 Misafir) bulunmaktadır.

Online   Ayşe Reşad, dilerim, menekşe, siyahsancaktar



Hak-dilaram » EDEBİYAT » Kitap » Kitaplardan Seçme Paragraflar...


 
Seçenekler
Üye
 
Medine - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 05.09.2006
Mesajlar: 62




Teşekkür etti: 0
Teşekkür aldı: 13 konuda 27 kere
kucult  büyük
insan mana aleminde kadın, dinsiz, çıplak, hak ve hakikatı muannidane inkar eden rafizîler, kızılbaşlar, sakalı tıraşlı . topal, dazlak ve köse, bıyık ve saçtan metruş, dilsiz, köle. sarhoş, alçak ve namerd, yol kesici mütecaviz, şaklaban, güreşçi, gece sokaklarda gezip tozan, ihtikar yapan, dellal, kasap, şaşı, a'ma, def çalan, maymun oynatan gibi noksan bir kimseyi görecek olursa, bu onun MÜLHEME mertebesinde bulunduğuna işarettir.

Şimdi de bu dairede olanları açıklamaya geçiyoruz: Mana, aleminde bir kadın görmek kişinin aklının noksanlığına delalet eder. Allah'ı inkar eden birini görmek, kişinin dininin noksanlığına; sapık, rafızî ve kızılbaş gibi güruhları görmek, kişinin mezhebinin noksanhğına delalet eder. Sakalı kesik ya da tamamen metruş kimseyi görmek, kişinin dinî bilgisinin noksanlığına delalet eder. Topal görmek, hakka davet edildiği halde ona uymamaya; köse görmek, Allah'ın emrini yerine getimemeye; a'ma görmek, şahitliği inkara; sağır görmek, şeriatı dinlememeye; dilsiz görmek, hak ile konuşmamaya; siyah köle görmek başkasının ayıbını yüzüne karşı söylemeye; dazlak kafalı görmek, sünneti terketmeye; sarhoş ve esrarkeş görmek, mecazî aşka; kumarbaz, şaklaban, güldürücü, hikayeci görmek ibadeti terkedip, harama yüz çevirmeye; hırsız görmek. ibadeti gösteriş olsun diye yapmaya; dellal görmek, gözü başkasının namusundan men'etmemeye delalet eder. Kasap, görmek kalb katılığının sıfatıdır. Şaşı görmek, sapıklığa delalet eder.

Bu dairenin sıfatları, yedi gök, güneş, ay, yıldızlar, yıldırım, şimşek, ışık saçan mum, meş'ale, kandil ve benzeri şeylerdir. Mürid bu dairede Mürşidine müracat eder
Marziyye dairesinin açıklanmasına gelince

insan mana aleminde yedi kat gökleri görünce, artık onun varlık alemine bakışlan^hep Allah ile ilgili olur; düşüncesi bu hususta berraklasır. Yıldız görmek, manevî yapısının nürunu ifade eder. Ateş görmek, nefsin fena bulmasına delalet eder. yıldırım görmek, gafletten uyanya delalet eder. Güneş, ruhun nurlarım; ay, gönül nürunu; kalb parlaklığım remzeder. Kamil (olgun) mürid, bu dairede mursid olan şeyhe müracaat eder.

Bunun sıfatları, yağmur, kar, dolu, ırmak, pınar, kuyu ve denizdir. Bütün bunlar sülük'un keşfine delîldir. Mürid bu konuda, kamil olan şeyhine müracaat etsin.

Bu dairenin geniş izahına gelince:

Yağmur, rahmetin delilidir. Kar, fazladan bir rahmettir. Irmaklar, denizler, pınarlar, Allah'ı bilmek konusunda ihlasa ve. tasdîke delalet eder.
Mürid bu hususta Mürşidine Müracat etmelidir. Açıklama olarak bu kadarını yeterli görüyoruz. Çünkü Nefsin Yedi Dairesini tamamen açıklayıp zaptetmek cidden zordur.

Gavsül Azam Abdülkadir Geylani Hz.
Füyüzat-ı Rabbaniye

Konu Medine tarafından (16.09.2006 Saat 22:36 ) değiştirilmiştir..
eski 16.09.2006, 22:34 Medine isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #21
Yeni Üye
 
GeRCHeK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 31.08.2006
Mesajlar: 25




Teşekkür etti: 1
Teşekkür aldı: 12 konuda 16 kere
kucult  büyük
Daumen hoch Sevemyi bilmeyene, bilmeyi sevmek ne ki!!

...Onlar ki, soluk almadan bekleyişlerin sırrını öğrendiler kalpleri henüz durmadan ve bulamayacakları çarelere adreslenmiş mektupların,açılmayacak kapılara gizlenmiş umutların sırrına erdiler; adı sabırdı!.. İsteksiz gülüşler serpildi kanayan yaralara nur-ı aynım, sabır adına bilinçsiz köşelere asılan afişler kirlendi,yoların üstüne uzaklar düştü, hep uzaklar... Karşılıksız sevmelerin şarkısı eski plaklarda kaldı iki gözüm ve bir gece daha sancıdı yıldızlar, bir gece daha... Şimdi geceler en ince yerinden bölünmede nur-ı aynım, şehir bir denize doğru ağlamakta.Bildin mi sabrı nur-u aynım, neydi sabır? Sabır adına ve umut adına...Kol kanat edinip umutları, bereketli kanatlara bir koşu başlar mı acep?Mum gibi eriyen ve mum rengince üzülenlerin;yandıkça ağlayan ve gözyaşlarınca yananların can ipliklerinde dumanı tütmez alevler parlıyor, aydınlıklar tel tel yüzlerine vuruyor.Mutsuzluğun beslediği uzak arzular değil oysa umutsuzluk...Ve yakınlarda bir sabır heykelinin eli değiyor eline.Zirvede bir imtihan var nur-u aynım, zirvede bir imtihan var.

İskender PALA-Kırk Güzeller Çeşmesi
eski 17.09.2006, 12:07 GeRCHeK isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #22
mumeha
Gast
 
Mesajlar: n/a

 
kucult  büyük
"Bişr-i Hafi'nin vefat ettiği gün ,bağdat'ın köpekleri sokaklara pislemeye başlamışlar.Bunu gören ehlullahtan biri 'Eyvah,Bişr-i Hafi vefat etti.' diye irkilmiş.Zira Bişr-i Hafi devamlı yalınayak gezermiş.Bundan dolayı köpekler ona olan saygılarından orta yere pislemezlermiş.

Bu bir menkıbe.aslına değil,faslına bakmalı..."



"Bir cemiyet hayatında herkesin görünmek istediği bir pencere vardır.boyu kısalar görünmek için ayak parmaklarının ucuna doğrularak uzun görünmeye çalışırlar,k, bu durum esasen onların kısalığını ele verir.Boyu uzunlara gelince,onlar da görünmemek için iki büklüm olurlar.Bu itibarla tevazu ,bir büyüklük emaresi sayılmıştır.evet,büyüklerde büyüklüğün işareti küçük görünmek,küçüklerde küçüklüğün alameti de büyük görünmektir.

Basit insanlarda kompleks olur.zaten büyüklenme de bunun tezahürüdür.Halbuki inanan insanda aşağılık duygusu olmamalı...Aslında bunca ilahi lütuflarla serfiraz mü'minde niçin aşağılık duygusu olsun ki!..Evet,o bir kere kendini idrak seviyesinde bir insandır.İkincisi, iman gibi bir cevhere sahiptir. Üçüncüsü, eğer yapabiliyorsa,iman ve Kur'an hizmetinde kendine düşen önemli misyonu vardır.Bütün bu meziyetlerle taltif edilmiş bir insanda aşağılık duygusu olamaz,olmamalı...."




"Birisinde bir kötü davranış gördüğünde hüküm vermekte acele etme!...'Belki benim kötü bakışım onu bana böyle kötü göstermiştir' de ve kendini kına,kendini levm et!..."



FASILDAN FASILA 1

M.FETHULLAH GÜLEN
eski 26.09.2006, 16:10  
Alıntı ile Cevapla   #23
mumeha
Gast
 
Mesajlar: n/a

 
kucult  büyük
"Bir anne ,çocukları babalarından soğutmak istiyorsa,onları devamlı babaları ile korkutsun..."


"Çocukları kardeşlerine karşı kinli ve kıskanç yapmanın yolu:çocuklardan birini cezalandırırken öbürünü mükafatlandırın.Birini takdir ederken öbürünü tenkid edin.sevginizi birinden alın öbürüne verin.


Çocukları birbirine düşman etmenin etkili bir yoku da birbirlerine hakaret ettikleri vakit ses çıkarmayın.Küfürlerini duymazlıktan gelin.Veya suçun kimde olduğunu araştırmadan hepsini dayaktan geçirin."

"Çocukları insanlardan soğutmanın yolu,onlara daima kötü insanlardan bahsedin.Bu dünyada güvenilecek insan kalmadığını tekrarlayın.herkesin menfaat peşinde koştuğunu söyleyin."

"Çocukları zalim yapmanın yolu,herkese,hatta çocuklarınıza bile kaba davranın.hayvanlara işkence edin.Sizden zayıf insanları daima ezin."


"Çocukları dinsiz yapmanın yolu,Devamlı onları Allah'la korkutun.O'nun yaramaz çocukları cehennemine attığını,onları cayır cayır ateşlerde yaktığını söyleyin.Onlara dinlerini zorla öğretin.Dua ezberleyemedikleri veya camiye gitmek istemedikleri zaman dövün."


"Onlara yalancılıkta örnek olun.Yerine getiremeyeceğiniz vaadlerde bulunun.başkalarına yalan söylemelerini tenbih edin.Böylece iyi bir yalancı olurlar..."


C.G.SALZMAN
ÇOCUĞU KÖTÜ EĞİTMENİN YOLLARI
eski 28.09.2006, 11:37  
Alıntı ile Cevapla   #24
Üye
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 46




Teşekkür etti: 1
Teşekkür aldı: 10 konuda 16 kere
kucult  büyük
Germiyan beyi yaşlanınca oğlu Yakub’u yanına çağırır. “Bak evlâdım” der, “dilersen beyliğin devam ede. Ama beni dinlersen kız kardeşini Şehzade Bayezid’e verelim. Akraba olun, ayrılığı, gayrılığı bırakın. Birbirinize destek verin, omuz omuza cihada çıkın!”

Yakub Bey kabul eder, hemen İshak Fakîhi, Murad Hana elçi yollarlar. İshak Fakîh güzelim Denizli bezlerini, Sultanın önüne koyup mevzuya girer, Osmanlı uleması dahi bunu uygun görürler. Germiyanoğulları Devlet Hatuna çeyiz olarak Kütahya, Tavşanlı, Simav hisarlarını bağışlarlar.

Düğün çok görkemli olur. Karamanoğlu, Hamidoğlu, Menteşoğlu, Saruhanoğlu, İsfendiyaroğlu ve Mısır sultanı hazır bulunurlar. Her biri de ağır hediyeler düzer, deve katarlarıyla atlaslar, ipekliler getirirler.

Evranos Bey hepsine fark atar yüz esir ve yüz cariye başlarının üzerindeki tepsilerle içeri girerler ki her tepsinin üzerinde emsalsiz mücevherler parıldar.

Murad Han Gâzi bu cevahirleri konuklarına dağıtır, komşu beylerin getirdiği atları kumaşları da Evranos Gaziye bağışlar. Ulema (alimler) gureba (garipler) hüdema (hizmetçiler) ve tüllab (talebeler) ciddi ciddi zengin olurlar ki bu kadarını rüyalarında görseler inanamazlar.

Henüz düğün bitmiştir ki Haçlıların yer götürmez asker ile yola çıktıklarını öğrenirler. Murad Han “Bre Martolos Doğan (yörede konuşulan her dili bilen uyanık bir casustur) gitsin” der, “ahvali vaziyet eylesin.”

Martolos tez gider, tez gelir, haberler ciddidir. Bu küffar ordusunun iki güçlü adamı vardır ki biri Leh (Polonya) Banı, diğeri Çek Banıdır. Ama fesadın başı Hünyadi Yanoş adlı ihtiraslı kâfirdir.

Murâd-ı Hüdâvendigâr muhârebe öncesi harp dîvânını toplar, istişâre yapar. “Küffâr ordusu bizden fazladır” der, “lâkin benim mücâhidlerim kâfirlerden cesaretlidir.

Beğlerim, paşalarım, göreyim sizi asker evlâtcıklarımı hoşça tutasınız... Bu mübarek berât gecesinde onlarla birlikte secdeye kapanasınız, helâlleşesiniz, vasiyetlerinizi yazasınız. Ola ki, yarın Cennet-i âlâda buluşuruz.”

Gözümüze görünecek varmış
Ancak bakın şu işe ki o gece müthiş bir fırtına çıkar. Tozu dumana katar, çadırları sökeyazar. Murad Han iki rekat hacet namazı kılıp yüzünü toprağa koyar. Cenab-ı Hakka niyaz edip içli içli ağlar.

“Ya Rabbi!” der, “Eğer bu fırtına, Murâd kulunun günâhları yüzünden çıktıysa, askerlerimi cezâlandırma. Onları bağışla... Allah’ım... Onlar ki, buraya kadar, sâdece senin adını yüceltmek, din-i İslâmı kâfirlere duyurmak için geldiler. Bu âfeti onların üzerinden def eyle... Onlara öyle bir zafer ver ki, ümmeti Muhammed bayram ede...

Yeter ki Müslümanlar mansûr ve muzaffer olsun, Murâd kulun sana kurbân olsun... “
Gün ışıyınca rüzgar diner, tatlı bir yağmur yağar, havada sanki çiçekler açar.

Kosova’da yaman cenk olur, Germiyanoğulları candan vuruşurlar.
Akşama doğru Çek banını yakalayıp karşısına çıkarırlar. Sultan Murad sorar “Biz size düşmanlık etmedik, ne demeye buralara geldiniz?”

- Neden olsun, Gözümüze görünecek varmış. Ayağımızla geldik esirin olduk. Lâkin...
- Lâkin?

- Beni serbest bırakırsan sana on parça hisar veririm, hangi sefere çıksan 5 bin askerle peşinden gelirim.
- Bize Allahın inayeti yeter. Kimsenin parasına malına ve erlerine ihtiyacımız yok. Ama sükunetten ve barıştan yanaysan bunu konuşmakta yarar var.

Çek Banı dizüstü çöker ve “ne diyeyim” diye ellerini açar “senin gibi bir padişahın üzerine varana bu rezillik az bile...”
Sırp kralı ve oğlu dahi esirler arasındadır ancak Miloş denilen bir mendebur el etek öpme bahanesi ile sultana yaklaşır ve hançerini çıkarıp göğsüne saplar...

Duada yalvardığı gibi zafer müyesser olur.
Koca Hüdâvendigâr, Yüce Hüdâ’sına (Celle celalüh) kavuşur.
Mekânı cennet ola...

Murâd-ı Hüdâvendigâr eseri
eski 30.09.2006, 17:00 can_teslim isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #25
ONURSAL ÜYE
 
leys - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.697




Teşekkür etti: 3.318
Teşekkür aldı: 1.478 konuda 5.639 kere
kucult  büyük
Hace Ali Ramiteni'den (k.s.):

Azizan Hazretleri "İşiniz nedir, sanatınız nedir, siz neyle meşgul oluyorsunuz? " sorusuna,

" çözmek ve bağlamak" cevabını vermiştir.
__________________
-DİPSOMAN-

Konu melih.s tarafından (01.10.2006 Saat 15:19 ) değiştirilmiştir..
eski 01.10.2006, 11:30 leys isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #26
melih.s
Gast
 
Mesajlar: n/a

 
kucult  büyük
çözmek ve bağlamak
Buyurunca üstad k.s çevresindekiler merak ile sormuş

çözmek ve bağlamak dan maksad nedir ..

Bize gelenlerin kalplerini dünyadan çözer, âhirete bağlarız
eski 01.10.2006, 15:22  
Alıntı ile Cevapla   #27
mumeha
Gast
 
Mesajlar: n/a

 
kucult  büyük
hay allah razı olsun melih kardeşim,tam da ben tamamlayacaktım
eski 01.10.2006, 15:25  
Alıntı ile Cevapla   #28
ONURSAL ÜYE
 
leys - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.697




Teşekkür etti: 3.318
Teşekkür aldı: 1.478 konuda 5.639 kere
kucult  büyük
Maşallah.. Hoş oldu!
__________________
-DİPSOMAN-
eski 01.10.2006, 19:11 leys isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #29
mumeha
Gast
 
Mesajlar: n/a

 
kucult  büyük
ismet özel-faydasız yazılar

"Affetmeyen ve unutmayan akılsız adam belli ki kendini sürekli bir müdaafa-i nefs durumunda hissetmektedir.Affetmeyişi aralıksız bir saldırı altında olduğunu sanmasından,unutmayışı da savunma gücünü ayakta tutma gayretinden kaynaklanıyor.Affetmiyor.çünkü mevcudiyetini affetmez oluşuna bağlamış.
...
Affeden ve sonra unutan saf yürekli adam,belli ki kendini hayatın akışına pasif olarak kaptırmıştır.Affedişi bir alicenaplıktan çok adamsendecilikten kaynaklanır.Belki de korkuyordur,hatırlamayı göze alamıyordur.Affeder,çünkü direnme yoktur...saf yürekli adamı bir tanık sayamayız.
...
Affeden,ama hiç unutmayan bilge kişinin haytla ilişkisi belli ki muhtaç olduğumuz dengeyi dışa vurmaktadır.Kendini teçhiz etmiştir.Affedebilecek kadar bilgi ve olgunlukla donanmıştır.Bu donatım onun hiç unutmamasını da sağlamıştır.Affeder,çünkü dünyadaki mevcudiyetini kendine yapılmış kötülüğü yaşatmaya bağlamış değildir.Kendi yanlışını ve başkalarının yanlışını tanımak ancak bu yanlışları doğuran unsurları anlamakla mümkündür.Öyleyse ancak,anlayanlar affedebilir.Kişioğlu affetmediği zaman sürekli olarak o kötülük çevresinde dönüp duracak,anlayış gücünde bir ilerleme sağlayamayacaktır..

Bilge kişi affeder.

Bu tutum onun yanlışa boyun eğişinden,yanlış karşısında gerileyişinden değil,yapacak işi olduğundandır.Affetmenin yaraları sardığını bildiği kadar,affetmeyişin de insanda katılaşmaya yol açtığının farkındadır.Bilge kişi affedecek kadar esnek ve vanlıdır.

Affetmemek geçmişin hatırası içinde kalıplaşmayı getirir.Affetme gücü hem insanın affedebilecek alicenaplıkta oluşunun belirtisidir,hem de bu affedişin arkasından gelebilecek yapıcı,inşa edici davranışların teminatıdır."

İSMET ÖZEL

FAYDASIZ YAZILAR
(çıdam yayınları)
eski 04.10.2006, 16:17  
Alıntı ile Cevapla   #30


(Hepsini göster Bu konuyu okuyan üyeler : 40
ankebut-57, ashqi, askiebed, Ayşe Reşad, bizimyunus, cüneyd-i, Dervis, dilara92, ebu-selim, emir_ali, eylül, hasretgülü, hayalii, hayfa, isra, izdüşüm, jenerator, kardelen38, kelimat, KıRıK_DüŞLeR, lobelya, m.m.sercan, MafraK, muallim08, musafaha, MİNA66, nurmail, pürmelâl, seydaoglu, tamara, uşaklı, zeynepreds
Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:13 .