| | Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan | 1 | 2 | > | | | arıza
Üyelik tarihi: 21.06.2007
Mesajlar: 955
Teşekkür etti: 2.132
Teşekkür aldı: 866 konuda 2.798 kere
| Hubut " yeryüzüne iniş " Herkes,
nimetten yararlandıgı ölçüde mutludur,bu kadar.
Budur insanın hayat içerisindeki mutlulugunun biricik sırrı; gerisi laftır, felsefe yapmaktır.
Zavallılar;böyle şeylerle doymayanlar, başka şeyler isteyenler,musluk suyuyla susuzluklarını gidermeyenler,mutfakta pişen yemeklerle karınlarını doyurmayanlar, halının dikiş ve rengi, oda, masa, hatta bütün eklerine,hep bir derecenin inişini gözleyen bütün umutlara ragmen "maaş" bile, dualar, yakarışlar, inleyişler, yalakalıklar, teşekkürler, övgüler, telgraflar, mektuplar, egilmeler ve asla dogrulmamalar inişini hızlandırıp,ortaya çıkışını öne almasına ragmen,hayalci gönülleri şükran ve sevinç duygusuyla dolup taşmayanlar... Oysa bu gögün altında,bu topragın üstünde,bu hayatta bu yaratıklar içinde bundan başka bişey yoktur. Doganın bundan başka bişeyi yok. Susuz musun? Musluk suyu, havuz suyu, semaver suyu. Aç mısın?Kazan, tencere, güveç.Yorgun musun? Yatak takımı,yastık,somya divan. Canın mı sıkılıyor? Radyo, televizyon, sinema. Üzgün müsün?
Şaka, takılma, oyun, eglence, komedi filmi, plak,T ahran Radyosu'nun
"gül, dünya gülsün yüzüne" programı. Yalnız mısın? Misafirlik, davet, toplantı, gece toplantısı, ziyaret, hal hatır sorma. Hasta mısın? İlaç, doktor, hastane, şırınga, hap. Bir tarafın mı agrıyor? Aspirin, sıcak su torbası, masaj... Aşık mısın? Traş, süs, elbise, okul önleri, cadde kenarları, telefon, laf atma, boyfriend, girlfriend, istetme, nikah, davet, dügün, araba konvoyu, taksi, korna, türbe ziyareti, ev, çocuk, taksit, oturma, ah sevgilim ve ondan sonra aile mutluluguna ilişkin işlerde konmuş düzenlemeler ile mutlu bir yaşamdan faydalanmak için yazılmış kurallar uyarınca gelen naz ve çalımlar. Peki,ne oluyor sana? Ne istiyorsun? Bilmiyoruz,ama bunların bize yetmedigini biliyoruz. Hiç işimize yaramaz demiyoruz, ama yetmez. Dert de burada başlıyor,dermansız dert, ruhun derinliginden fışkıran belirsiz kederler,adamın içini yabanıl ve yıpratıcı yıgılmalara müptela eden ızdıraplar; adamın içinde koparak dünyayı ve hayatı gözlerinde karartan bir tufan,sonra perişanlık ve mutsuzluk başgösterir de asla hedefe ulaşılmaz. Yüksek gereksinimler bizi hep bitkin bırakır,var olan ise degersizdir. Kutlu aşklar içimizde tutuşur,var olan ise bulanıktır. Güzellikler bizi hep kendi özlemiyle eritir,var olan ise çirkindir.Var olan iyi degildir,arı degildir. Münezzeh degildir, kalıcı degildir, samimiyeti yoktur, azameti yoktur. Var olan herşey bir çıkar için vardır. Var olan herkes bir menfaat için vardır. Hiçbir şeyin "kendi" başına degeri yoktur. Hiç kimse "kendi" başına birşey degildir,her şey de,herkes de bir çıkar,bir fayda için var edilmiştir. Sevgi ne içindir?
Sevgi,doga yada tanrının onun "aracı"lıgıyla insanları "yaşamla" ilgili konularda "yardımlaşma", "işbirligi" ve "birliktelige" "zorlamak" için gönüllere yerleştirdikleri bir ülfettir. Aşk ne içindir?
Aşk,kızamıga benzer bir şeydir,hantal çocukar dogurur ve doganın işini görmesi, "insan soyunun tükenmeyip sürmesi, ölümün götürdügünü aşkın geri getirmesi için onları "aile kurmaya" sürükler. Bu durumda aşkın görevi, üremeyi saglayıp,ölümün yol açtıgı giderleri karşılamak oluyor.Öyle degil mi? Öyle. Ama böyle bir aşk ve sevgi gönlümüzü doyurmuyor.Ruhumuz , başka bir sevginin ,başka bir aşkın, özlemini çekmektedir. Bedenin emrinde olmayan,tümü bu dünyadaki hayatın yürümesi ve dogadaki işlerin işlemesi için insana yüklenmiş şeyler olan açlık, yorgunluk, susuzluk, cinsel güdü, makam düşkünlügü,kendini koruma, hemcinsini sevme ve acıma...gibi dogal kanunlardan biri olmayan aşk. Doganın oyuna getiremedigi kimselerin yazgıları ne güç ve kederli olur.Ne acıdır görme agacının meyvesi! Yıllar öylece geçti. Ben içtikçe susuzlugum artıyordu, yedikçe açlıgım, konuştukça sessizligim, duydukça yanıtsız kalışım, sahip oldukça yoksullugum, elde ettikçe yoksunlugum, yaklaştıkça uzaklıgım, başarılı oldukça yenikligim,ünlendikçe tanınmazlıgım, kalabalıklara karıştıkça yalnızlıgım, doldukça boşlugum, sevindikçe üzgünlügüm, zenginleştikçe muhtaçlıgım, tanıştıkça yabancılıgım...artıyordu...Ta ki buranın yerim olmadıgını anladım,bu dünyada yabancıyım, bu gökyüzü evimin tavanı degil, buraya gelmemem gerekiyordu, burası sürgün yerimdir. Beni bu uzak yadele süren günah nedir? Ama burası mahkumlar ülkesidir. Uzak ve bilinmez bir ada; kendilerine kızanların, kovulmuş milletin saglam, somurtkan, lal kalesi. Ama ben günah işlemedim ki! Babam bir hata yapmış?Sapmış mı? Allah'a baş mı kaldırmış? Bende onun isyan ateşi içinde mi yanıyorum? Onun macerası beni böyle bir yazgıya düçar mı etti? Bu bilmedigim gögün altında bu etmenler yıgını üzerinde, bunca yabancı varlıgın içinde yalnız mı bıraktı? Cansızlar,bitkiler ve hayvanlarla yurttaş mı yaptı? Ne karanlık ve bunaltıcı bir darbogaz! Duvarları yüksek ve kalın, burçları siyah ve abus, yalnız, kimsesiz, bekliyor! Yıllarca kendimi duvarlara,kapılara vurdum,bir yol bulunur da kaçarım diye...Ama..Olmadı,çünkü olmuyordu. Sonunda yaralandım,yoruldum,karamsarlıga düştüm,anlamsız bir çabaydı. Dışarıya açılan bir kapı olmadı,dışardan kimse gelmedi.Benim onu denemem acı oldu. Öyleyse ne yapmalı? Bu ülke çıkarcı bir kafayla kurulmuş. Bu durumda içinde çıkarcı bir kafayla yaşamak gerek. Başka bir çözüm yolu da yoktur. Bende "böyle yaptım" ama "böyle degildim", bu ikilem bana acı veriyordu. Beni hep ikiye böldü. Bir yarı varlıgımdı, bir yarı yaşamım, ben ise ortada kalmış hangisi oldugumu bilmiyordum! Bu "kararsızlık"ın ne denli korkunç oldugunu, insanın özünün derinliginde, içinde, şaşkın, ürkünç ve korkunç bir perişanlıga yol açtıgını kim bilebilir? O büyük filozofların kuşkusu ne rahat ve agrısızdır. Descartes,Gide,Camus."Düşünüyorum öyleyse varım", "duyumsuyorum öyleyse varım", "başkaldırıyorum öyleyse varım". Bu ünlü pişmişlerin çigligine şaşıyorum! Eger sorun "olmak" ya da "olmamak" sorunu olsaydı, kolaydı, kolay çözülürdü,onların kanıtladıkları koyaylıkta.
Ama "hangi olmak" sorunu korkunç ve acıklı bir kuşkudur. Kendini kendi içinde yitirip bulamamak,bundan da kötüsü, kuşkulu, kaçkın ve alışılamadık bunca simanın içinde kendini yine kesin bir biçimde tanıyamamak hayale sıgmayacak bir acıdır da ben onu kalbimde hissetmişim. "Varlık" ım azar azar renk atıyordu, "yaşam" ım onu unutkanlıgın derinligine indirip ortadan kaldırıyordu.
Ben de gitgide "yaşamın gerektirdigi şeyler topluluguna" dönüşüyordum! Ama her boş kaldıgımda "kendi" hafızam uyanıyordu; bitkin düşüyordum.Kendimi yaşamın içine daldırıyordum, onu unutmak için... ALİ ŞERİATİ
Konu tÜrkÜ tarafından (14.01.2008 Saat 11:43 ) değiştirilmiştir..
| 
14.01.2008, 11:07
| |
tÜrkÜ isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
| | | .................
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 15.453
Teşekkür etti: 26.780
Teşekkür aldı: 11.809 konuda 41.815 kere
| Çok güzel
Ama keşke bir el atsan, azıcık düzenlesen ablam, daha okunur kılsan | 
14.01.2008, 11:12
| |
monaroza isimli üye'ye teşekkür edenler
| | | .................
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 15.453
Teşekkür etti: 26.780
Teşekkür aldı: 11.809 konuda 41.815 kere
| Hubût da, çok ilginç bir başlık olmuş
Aslında "iniş" denmişse de yazıda,
Hubût düşüş demek ve daha çarpıcı Geniş çerçevede düşüşler yani | 
14.01.2008, 11:16
| |
monaroza isimli üye'ye teşekkür edenler
| | | arıza (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 21.06.2007
Mesajlar: 955
Teşekkür etti: 2.132
Teşekkür aldı: 866 konuda 2.798 kere
| bende diyorum ne çabuk okudu annem ya 
yöneticiler ne işe yarar yap bi güzellik kızına
ben ugraşamam paylaştım en sevdigim cümleleri daha ne anne 
bu arada size anne diyebilir miiyim? 
kitabın adı bu hubut "yeryüzüne iniş" 
Konu tÜrkÜ tarafından (14.01.2008 Saat 11:19 ) değiştirilmiştir..
| 
14.01.2008, 11:17
| |
tÜrkÜ isimli üye'ye teşekkür edenler
| | | arıza (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 21.06.2007
Mesajlar: 955
Teşekkür etti: 2.132
Teşekkür aldı: 866 konuda 2.798 kere
| yapabilecegimin en iyisi bu 
aslında gerek de yok okutturur kendini herhaliyle  | 
14.01.2008, 11:41
| |
tÜrkÜ isimli üye'ye teşekkür edenler
| | | .................
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 15.453
Teşekkür etti: 26.780
Teşekkür aldı: 11.809 konuda 41.815 kere
|
Ah can ya sağol
Ama ben de dayanamadım düzeltmiştim az biraz
madem kıyamam dokunmayım senin ki de kalsın, benimkini de ekleyeyim boşa gitmesin Herkes,nimetten yararlandıgı ölçüde mutludur,bu kadar. Budur insanın hayat içerisindeki mutlulugunun biricik sırrı;gerisi laftır,felsefe yapmaktır. Zavallılar; böyle şeylerle doymayanlar, başka şeyler isteyenler,musluk suyuyla susuzluklarını gidermeyenler,mutfakta pişen yemeklerle karınlarını doyurmayanlar, halının dikiş ve rengi, oda, masa, hatta bütün eklerine,hep bir dereceninin işini gözleyen bütün umutlara ragmen "maaş"bile, dualar,yakarışlar,inleyişler,yalakalıklar, teşekkürler,övgüler,telgraflar,mektuplar, egilmeler ve asla dogrulmamalar inişini hızlandırıp,ortaya çıkışını öne almasına ragmen,hayalci gönülleri şükran ve sevinç duygusuyla dolup taşmayanlar... Oysa bu gögün altında,bu topragın üstünde,bu hayatta bu yaratıklar içinde bundan başka bişey yoktur.Doganın bundan başka bişeyi yok. Susuz musun? Musluk suyu,havuz suyu,semaver suyu. Aç mısın?Kazan,tencere,güveç. Yorgun musun?Yatak takımı,yastık,somya divan. Canın mı sıkılıyor?Radyo,televizyon,sinema. Üzgün müsün?Şaka,takılma,oyun,eglence,komedi filmi,plak,Tahran Radyosu'nun "gül,dünya gülsün yüzüne" programı. Yalnız mısın?Misafirlik,davet,toplantı,gece toplantısı,ziyaret,hal hatır sorma. Hasta mısın?İlaç,doktor,hastane,şırınga,hap. Bir tarafın mı agrıyor?Aspirin,sıcak su torbası,masaj... Aşık mısın?Traş,süs,elbise,okul önleri,cadde kenarları,telefon,laf atma,boyfriend,girlfriend,istetme,nikah,davet,dügü n,araba konvoyu,taksi,korna,türbe ziyareti,ev,çocuk,taksit,oturma,ah sevgilim ve ondan sonra aile mutluluguna ilişkin işlerde konmuş düzenlemeler ile mutlu bir yaşamdan faydalanmak için yazılmış kurallar uyarınca gelen naz ve çalımlar. Peki,ne oluyor sana? Ne istiyorsun? Bilmiyoruz,ama bunların bize yetmedigini biliyoruz. Hiç işimize yaramaz demiyoruz,ama yetmez. Dert de burada başlıyor,dermansız dert,ruhun derinliginden fışkıran belirsiz kederler,adamın içini yabanıl ve yıpratıcı yıgılmalara müptela eden ızdıraplar;adamın içinde koparak dünyayı ve hayatı gözlerinde karartan bir tufan,sonra perişanlık ve mutsuzluk başgösterir de asla hedefe ulaşılmaz. Yüksek gereksinimler bizi hep bitkin bırakır,var olan ise degersizdir. Kutlu aşklar içimizde tutuşur,var olan ise bulanıktır. Güzellikler bizi hep kendi özlemiyle eritir,var olan ise çirkindir. Var olan iyi degildir,arı degildir.Münezzeh degildir,kalıcı degildir,samimiyeti yoktur,azameti yoktur. Var olan herşey bir çıkar için vardır. Var olan herkes bir menfaat için vardır. Hiçbir şeyin "kendi" başına degeri yoktur. Hiç kimse "kendi" başına birşey degildir, her şey de,herkes de bir çıkar,bir fayda için var edilmiştir. Sevgi ne içindir?Sevgi,doga yada tanrının onun "aracı"lıgıyla insanları "yaşamla" ilgili konularda "yardımlaşma","işbirligi"ve "birliktelige""zorlamak" için gönüllere yerleştirdikleri bir ülfettir. Aşk ne içindir? Aşk,kızamıga benzer bir şeydir,hantal çocukar dogurur ve doganın işini görmesi,"insan soyunun tükenmeyip sürmesi,ölümün götürdügünü aşkın geri getirmesi için onları "aile kurmaya" sürükler. Bu durumda aşkın görevi,üremeyi saglayıp,ölümün yol açtıgı giderleri karşılamak oluyor.Öyle degil mi? Öyle.Ama böyle bir aşk ve sevgi gönlümüzü doyurmuyor.Ruhumuz ,başkabirsevginin ,başkabiraşkın,özlemini çekmektedir. Bedenin emrinde olmayan,tümü bu dünyadaki hayatın yürümesi ve dogadaki işlerin işlemesi için insana yüklenmiş şeyler olan açlık,yorgunluk,susuzluk,cinsel güdü,makam düşkünlügü,kendini koruma,hemcinsini sevme ve acıma...gibi dogal kanunlardan biri olmayan aşk. Doganın oyuna getiremedigi kimselerin yazgıları ne güç ve kederli olur. Ne acıdır görme agacının meyvesi! Yıllar öylece geçti.Ben içtikçe susuzlugum artıyordu,yedikçe açlıgım,konuştukça sessizligim,duydukça yanıtsız kalışım,sahip oldukça yoksullugum,elde ettikçe yoksunlugum,yaklaştıkça uzaklıgım,başarılı oldukça yenikligim,ünlendikçe tanınmazlıgım,kalabalıklara karıştıkça yalnızlıgım,doldukça boşlugum,sevindikçe üzgünlügüm,zenginleştikçe muhtaçlıgım,tanıştıkça yabancılıgım...artıyordu... Ta ki buranın yerim olmadıgını anladım,bu dünyada yabancıyım,bu gökyüzü evimin tavanı degil,buraya gelmemem gerekiyordu,burası sürgün yerimdir. Beni bu uzak yadele süren günah nedir?Ama burası mahkumlar ülkesidir.Uzak ve bilinmez bir ada;kendilerine kızanların,kovulmuş milletin saglam,somurtkan,lal kalesi. Ama ben günah işlemedim ki! Babam bir haata yapmış?Sapmış mı? Allah'a baş mı kaldırmış?Bende onun isyan ateşi içinde mi yanıyorum? Onun macerası beni böyle bir yazgıya düçar mı etti?Bu bilmedigim gögün altında bu etmenler yıgını üzerinde, bunca yabancı varlıgın içinde yalnız mı bıraktı? Cansızlar,bitkiler ve hayvanlarla yurttaş mı yaptı? Ne karanlık ve bunaltıcı bir darbogaz! Duvarları yüksek ve kalın,burçları siyah ve abus,yalnız,kimsesiz,bekliyor! Yıllarca kendimi duvarlara,kapılara vurdum,bir yol bulunur da kaçarım diye...Ama..Olmadı,çünkü olmuyordu. Sonunda yaralandım,yoruldum,karamsarlıga düştüm,anlamsız bir çabaydı. Dışarıya açılan bir kapı olmadı,dışardan kimse gelmedi.Benim onu denemem acı oldu. Öyleyse ne yapmalı? Bu ülke çıkarcı bir kafayla kurulmuş.Bu durumda içinde çıkarcı bir kafayla yaşamak gerek.Başka bir çözüm yolu da yoktur.Bende "böyle yaptım" ama "böyle degildim,bu ikilem bana acı veriyordu.Beni hep ikiye böldü.Bir yarı varlıgımdı,bir yarı yaşamım,ben ise ortada kalmış hangisi oldugumu bilmiyordum! Bu "kararsızlık"ın ne denli korkunç oldugunu,insanın özünün derinliginde,içinde,şaşkın,ürkünç ve korkunç bir perişanlıga yol açtıgını kim bilebilir? O büyük filozofların kuşkusu ne rahat ve agrısızdır.Descartes,Gide,Camus. "Düşünüyorum öyleyse varım", "duyumsuyorum öyleyse varım", "başkaldırıyorum öyleyse varım". Bu ünlü pişmişlerin çigligine şaşıyorum! Eger sorun "olmak" ya da "olmamak" sorunu olsaydı,kolaydı,kolay çözülürdü,onların kanıtladıkları koyaylıkta. Ama "hangi olmak" sorunu korkunç ve acıklı bir kuşkudur. Kendini kendi içinde yitirip bulamamak,bundan da kötüsü,kuşkulu,kaçkın ve alışılamadık bunca simanın içinde kendini yine kesin bir biçimde tanıyamamak hayale sıgmayacak bir acıdır da ben onu kalbimde hissetmişim."Varlık" ım azar azar renk atıyordu,"yaşam" ım onu unutkanlıgın derinligine indirip ortadan kaldırıyordu. Ben de gitgide "yaşamın gerektirdigi şeyler topluluguna" dönüşüyordum! Ama her boş kaldıgımda "kendi" hafızam uyanıyordu;bitkin düşüyordum. Kendimi yaşamın içine daldırıyordum,onu unutmak için... ALİ ŞERİATİ | 
14.01.2008, 11:43
| |
monaroza isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
| | | arıza (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 21.06.2007
Mesajlar: 955
Teşekkür etti: 2.132
Teşekkür aldı: 866 konuda 2.798 kere
| süper anne harikasın hatun 
eyvallah  | 
14.01.2008, 11:46
| |
tÜrkÜ isimli üye'ye teşekkür edenler
| | | .................
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 15.453
Teşekkür etti: 26.780
Teşekkür aldı: 11.809 konuda 41.815 kere
| 
Analık kolay değil Olunca anlayacaksın bak  | 
14.01.2008, 11:47
| |
monaroza isimli üye'ye teşekkür edenler
| | | kûnfeyekûn
Üyelik tarihi: 28.08.2006
Mesajlar: 1.871
Teşekkür etti: 1.174
Teşekkür aldı: 1.480 konuda 4.936 kere
| Okunası bir yazı gerçekten, çok güzel. Teşekkürler. | 
14.01.2008, 12:05
| |
MafraK isimli üye'ye teşekkür edenler
| | | | | Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan | 1 | 2 | > | | Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:41 .
Powered by: vBulletin Version 3.7.2 (Türkçe) Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0 Bazaar Desings |