16 Şevval 1429
16 Ekim 2008, Perşembe
16 Şevval 1429
16 Ekim 2008, Perşembe
Ayet
Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
hadis
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 18 (4 Kayıtlı ve 14 Misafir) bulunmaktadır.

Online   BERİRE, HamS, KoRSaN



Hak-dilaram » EDEBİYAT » Kitap » İç Dökümü/ Nazan Bekiroğlu


 
Seçenekler
Şeref Üyesi
 
^diyar^ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 22.01.2008
Mesajlar: 154




Teşekkür etti: 122
Teşekkür aldı: 149 konuda 928 kere
kucult  büyük
İç Dökümü/ Nazan Bekiroğlu

Gerçek boyutunda görmek için tıklayın.


Muhal farz ama bir kez daha geçsem ömrümün duraklarından,
diyorum.
Her durak yeni bir yol. Bir kez daha o küçük kız olsam diyorum.
Başında, kirazlı hasır şapkası, sırtında volanlı pembe elbisesi.
Çorapları beyaz ve temiz. Annesinin elinden tutmuş, o küçük ve
itaatkâr, iyi yetiştirilmiş ve uslu kız çocuğu olsam.

Her ayrıntıyı büyük ve kahverengi gözleriyle uzun uzun süzen,
evrene yönelmiş meraklı bakışların sahibi.
Fakat her gördüğünü şimdilik sadece kendi içine atacak kadar
kayıt altında ve üzerine o kadar titrendiği için olacak bir o
kadar da muti kılınmış.

Bir kez daha diyorum ben o küçük ve sevimli kızken.
Annesinin ve babasının bir tanesi olduğu halde garip bir biçimde
hırpalanmışken.
Herkesler ağız dolusu kötü sözcüklerle çocuk olurken.
Kötü huylu sözcükler yuvalanmasın diye ağzında,
çok duvarın arkasında saklı tutulmuşken.
Görmeye ve bilmeye dair sınırsız merak beslediği halde kalbinde,
yolları daima tıkanmışken.
Herkesler sepetlerini takıp da kollarına dalgaları saymaya koşarken.
Ben, ancak üst katta. Evin hiç kullanılmayan odalardan birine
gizlice giriversem. Dünya pencerenin dışındaymış.
Güneş batmış ama ışık
kızıllığını bir yangın hükmünde bırakmış geriye.
Güneşin battığı yerde kalan bulutlara baksam. Cennet.
Allah. Öbür dünya. Vardır elbet.
Varsa bu bulutların arkasındadır.

O zamandan beri bulutlar sevda.
Ama sevdamın mahiyetini çözebilmek için tam kırk yıl beklemek
zorunda kalsam.
Çünkü kırk yıl bana hiç kimse bulutların sırrını anlatmasa.
Kırk yaşımı bu yüzden peygamberi bir tebessümü sever gibi
sevsem yeniden. Bilsem ki belâ meclisinde benden söz alındığında,
cennetin ruhuma gösterilen bir tarafında, bulutları bir şimşek
parlaması kadar kısacık bir an da olsa görmüşüm.
O yüzden en fazla da bulutları hatırlarmışım.
O yüzden ne zaman başımın üzerinden bir bulut geçse,
kalbimin heyecanını bir türlü bastıramazmışım.

Sonra yeniden ben bir küçük kızken, ateşböcekleriyle karşılaşsam.
Bir köydeymişiz. Kim götürmüş ki beni oraya?
Gecenin bir yarısında neye uyanmışım, elektriksiz köyde evin
kapısından dışarıya neye bakmışım?
Anlatamam, görmüş olan bilir sadece: Koyu karanlıkta fındık
ağaçlarının altında, toprağa yakın yüzlerce belki binlerce
ışıkböceği ağır bir ahenk içinde dönüyor, konup-kalkıyor olsalar.
Bir masal kapısı açılır gibi “harikulâde”! Hayranlığı tanısam.
Beni tabiatın büyülediğini yazık, ben fark etmesem,
kimse fark etmese.
Çocukluk işte!



Cümle kapısı / Kalbin kapısı
__________________
tükendi kapı arası cümlelerim!....
eski 23.01.2008, 10:36 ^diyar^ isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
^diyar^ isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
Şeref Üyesi
(Konuyu Başlatan)
 
^diyar^ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 22.01.2008
Mesajlar: 154




Teşekkür etti: 122
Teşekkür aldı: 149 konuda 928 kere
kucult  büyük
İç Dökümü/ Nazan Bekiroğlu

Sonra diyorum, yine bir yaz günü kirazlı hasır şapka,
ütülü pembe elbise.
Annesinin elinden tutmuş.
Hasta bir dayıyı ziyaret etmek için Boztepe’nin rampasına kurulu
“Hastâne”nin bahçesinde. Henüz ne hastalığın ne hastahanenin
bilincinde.

Ama Tanpınar’ın “Antalyalı Gençkız” mektubunda “kendine rastlamak”
olarak tanımladığı tecrübenin bir benzerini yaşasam.
Dört cepheli mermer bir bloğun tam da denize bakan cephesinde.
Bundan sonra hep denize bakacağımı o an asla fark etmeksizin
ama hep denize bakacak hep denize çıkacak bir yolun
başlangıcından da öncesinde. Duru mermerin üzerine işlenmiş,
elinde bir demet kır çiçeği tutan küçük bir kız rölyefiyle karşılaşıp da.

Yapmanın, eylemenin, kurmanın, “sun” kökünden gelen sanatın ilk
fark edişiyle karşılaştığım o ana dönsem.
Ani bir esintiyle merak etsem. Ve başımı kaldırarak sorsam:
Anne bu ne? Annemin “Bu nedir”e verdiği cevabı unutup
ama sanatı uzak, hatırlanamayacak, tanınamayacak kadar
uzak bir geçmişin hatırlatıcı esintisi olarak hissetmenin,
bir çocuk ne kadar hissedebilirse o kadar bilinçsizce
ilk hazzında bulsam kendimi.

Sonrası? Bir uzun sessizlik.
Bir uzun inkıta.
Unutmak olsun.



Cümle kapısı/ Kalbin kapısı
__________________
tükendi kapı arası cümlelerim!....
eski 23.01.2008, 10:46 ^diyar^ isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #2
^diyar^ isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
Şeref Üyesi
(Konuyu Başlatan)
 
^diyar^ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 22.01.2008
Mesajlar: 154




Teşekkür etti: 122
Teşekkür aldı: 149 konuda 928 kere
kucult  büyük
İç Dökümü/Nazan Bekiroğlu


Derken on altı yaşım olsun.
Tekrar on altı yaşımda olsam diyorum.
İstanbul’daymışım ilk kez. Topkapı sarayına götürmüşler beni.
Topkapı saray değil de müzeymiş güya, ve ki taşralı yeğenlerin
götürüleceği ilk yermiş nedense. Yani ki Topkapı’nın,
taşralı yeğenlerin götürüleceği yerlerin başında yer almaktan
öte anlamı yokmuş götürenler nezdinde, bilmiyormuşum.
Bilmiyormuşum ya yine de görevlilerden azar işitmek bahasına
da olsa, vitrinlerle aramdaki sınır çizgilerini aşsam, sağdaki soldaki
eşyaya dokunsam, ve o vakitten sonra dokunmadığım hiçbir şeyi kavrayamasam.
Ama ille de harem dairesi girişi. O büyük ayna.

Sırtımda şile bezinden beyaz bir gömlek, öyle de hafifmişim.
Bir yanından aynanın girsem öbür yanından çıkamasam.
Öyle bir bıraksam ki görüntümü aynalara, artık kendime bile
dokunamasam. Öyle bir kaybolsa ki yollarım.
Bir daha hiç bulamasam.

Öyle bir kaybolsa ki yollarım, kaybolanı nerede bulacağıma dair
ufak bir fikrin sahibi olduğumda yaşım otuz üçü bulmuş olsa.
O kadar çok yollarda o kadar çok vakit kaybettiğimden mi?
Kedimi bir o yana bir bu yana vurup durduğumdan,
bir türlü karar tutturamadığımdan mı?
Erken bir fark edişin bilinci neden bukadar
geç kalmış olsa, hiç anlamasam.


Cümle Kapısı/ Kalbin Kapısı
__________________
tükendi kapı arası cümlelerim!....
eski 23.01.2008, 16:00 ^diyar^ isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #3
^diyar^ isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:


Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:04 .