8 Şevval 1429
08 Ekim 2008, Çarşamba
8 Şevval 1429
08 Ekim 2008, Çarşamba
Ayet
Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
hadis
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 26 (0 Kayıtlı ve 26 Misafir) bulunmaktadır.

Online  



Hak-dilaram » EDEBİYAT » Kitap » Bir Göçebenin Kitapları


 
Seçenekler
belki bir gün...
 
έγŁüŁ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 146




Teşekkür etti: 9
Teşekkür aldı: 29 konuda 66 kere
kucult  büyük
Bir Göçebenin Kitapları

Gerçek boyutunda görmek için tıklayın.



Bir gocebeyim ben. aslinda ona bahsedilen asiyaninda sonsuz bir huzurla oturmayi seven ama dunyanin dikenlerle orulu dagdagasinda kulagina calinanlara "bosver" diyemedigi icin huzurun yerini kahirlanislara biraktigi zamanlarda, secdelerin ardindan en cok sir tutmayi bilen dostu kitaplara kapilanan bir gocebe ... kitaplara seyahat edin, kitaplara gocedin...


benim yazarlarim vardir sadik okuru oldugum.. burada onlari tanitmaya calisacagim.

Konu έγŁüŁ tarafından (28.08.2006 Saat 20:46 ) değiştirilmiştir..
eski 28.08.2006, 20:43 έγŁüŁ isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
Üye
 
Üyelik tarihi: 30.08.2006
Mesajlar: 36




Teşekkür etti: 1
Teşekkür aldı: 9 konuda 16 kere
kucult  büyük
Bekliyoruz Eylül...göç ettiğin kitapları ve sadık okuyucusu olduğun yazarları.

Çok bekletme ama..
__________________
Günde en az 70 defa ölümü hatırlıyor muyuz?!
eski 30.08.2006, 15:18 elest isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #2
belki bir gün...
(Konuyu Başlatan)
 
έγŁüŁ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 146




Teşekkür etti: 9
Teşekkür aldı: 29 konuda 66 kere
kucult  büyük
Gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

benim ilk yazarim NAZAN BEKİROĞLU ... bu kadar icsellestirerek okudugum yazar o kadar az ki... onun ilk kitabini tanitacagim: NUN MASALLARI isimli hikaye kitabini...

kitabin kunyesi soyle:

Adı: Nun Masalları
Türü:Hikaye
Yazarı: Nazan Bekiroglu
Dil : Türkçe
Yayın Yılı : 1997
Sayfa Sayısı : 152
Kapak Türü : Karton
Ebat : 14x20 cm
Kağıt Türü : 3.Hamur

-----------------------------------------------

Kitap Hakkında Kısa Bir Tanıtım

Dergah Yayınları tarafından Mayıs 1997'de yayımlanan kitap birçok hikayeden oluşuyor. Bu hikayeler önce dört bölüm halinde toplanıyor, sonra da her bölümün içinde birkaç alt bölümden oluşuyor. Her biri daha önce Dergah dergisinde yayımlanmış. Altı-yedi senelik bir zaman dilimine dağılmış olarak yayımlanmalarına rağmen, kitapta yer alan tüm hikayeler arasındaki bağlantılar onları tek bir bütün haline getiriyor.
Nazan Bekiroğlu'nun hikayeleri belli bir dönemi, belli bir kahramanın gözünden aktarmıyor. Zaman zaman aralarına yazarın da karıştığı bir avuç kahramanın hayalleri, hayal kırıklıkları ve başlarından geçenler, şiir yüklü bir dille okuyucuya ulaştırılıyor. Kahramanlar günümüzde yaşamayan mesleklere sahip kişiler; hattat, mezarlık bekçisi, kalfa, enderun ağası, nakkaş ve de padişah ile cariyeler...

Her ne kadar İstanbul'da geçiyor dedikse de, öyle adım adım İstanbul sokakları, tepeleri ve güzellikleri anlatılmıyor hikayelerde. Son derece tutumlu bir şekilde Boğaz'ı, padişah saraylarını ve Boğaziçi kenarındaki köşkleri içeren cümlelere rastlanıyor.

Nazan Bekiroğlu'nun hikayelerinde hiçbir zaman tam aralanamayacak olan bir sis perdesinin arkasından Osmanlı'nın son dönemlerine dair masalsı kesitler yer alıyor. ilk hikaye olan hattat ile padişahın hikayesinden, kitaba adını veren yazarın, adı kendisininki gibi N ile başlayan yıllar önce yaşamış bir başka kadın yazarla tek taraflı ilişkisini aktardığı son hikayeye kadar aynı hava hep devam ediyor.

Nun Masalları, tıpkı ilk hikayenin ilk cümlesinde vurgulandığı gibi yazmak üzerine. ilk hikayede, yaşadıklarını, hayatını aktardığı defterlerini bir tek onun anlayacağını düşünerek padişaha ulaştırmak isteyen bir hattat var.

İkinci hikayede Mecnun misali aşık olan genç bir mezarlık bekçisinin derdini döktüğü şiirlerin İstanbul'da elden ele dolaşması, hatta matbaada basılarak çoğaltılması anlatılıyor.

Kitabın en öne çıkan bölümü, yine bir şair olan Nigar Hanım ile yazarın ona seslenmeleri, kendisini anlatmaları üzerine.

Yazarın hikayelere sürekli girip çıkması, kendi yarattığı karakterlerle dertleşmesi, söyleşmesi, onları niye yazdığını, öykülerin kahramanlarının kendisi için ne ifade ettiğini anlatması, hatta ve hatta editöründen hafif yollu şikayet etmesi okuyucuyu sürekli 'yazan', 'yazılan', 'yazma' konularıyla meşgul ediyor. Hattat içini döktüğü, kendisini anlattığı defterleri onu anlayabileceğini bildiği tek kişiye götürüyor ve kendisine okumayı da başarıyor, ama güzel gözlü bir cariyenin aşkını tercih edip padişahı hayal kırıklığına uğratıyor. Yazmak onu mutlu ediyor, ama yazdıklarını istediği gibi paylaşamıyor.

İkinci hikayedeki aşık genç, tüm İstanbul'u aşk şiirleriyle kendisine hayran bırakıyor, ama aşkına kavuşunca artık hiçbir şey yazamaz oluyor. Bu durum, yani yazamamak onu mutsuz ediyor, içi boşalmış gibi oluyor ama yalnızlığına dönmek de istemiyor.

Yazarın tek başınalığı, yazmanın doyumsuz zevki, kendini anlatmak istemenin coşkusu hattat ve genç aşık şairin ortak noktaları, ikisi de yazdıklarıyla mutlu olamıyorlar, yalnızken ve acı ya da coşku içinde yazarken duydukları mutluluğu, yazdıklarını başkalarıyla paylaşırken duymuyorlar. Başka bir deyişle kendileri için yazıyorlar.

Yazar da bir yandan kahramanlarının kendisine itaat etmediğinden, öte yandan kendisinin de aynen onlar gibi olduğundan, kahramanlarıyla aynı sorulara aynı cevapları verdiklerinden bahsederek kendini hem kahramanlarla özdeşleştiriyor hem de hikayenin bir başka kahramanı haline getiriyor.

Konusunu geçmişten alan romanlarda kullanılan dilin, inandırıcılığı büyük oranda etkilemesi doğal. En azından konu edilen zamana özgü nesnelerden, yer adlarından, unvanlardan ve bir dönemi simgeleyen ifadelerden vazgeçmemek gerekiyor.

Hele Osmanlı gibi tarih olarak yakın ama kültür olarak uzak bir alan seçilmişse, özel bir zorlukla karşılaşılıyor. Hala günlük dilde kullandığımız pek çok Arapça ya da Farsça kaynaklı sözcük varken, dili dozunda bir eskitmeye uğratmak tercih edilebilecek yollardan biri. Ancak yoğun bir Osmanlıca kullanmanın, uzun ve ağdalı cümleleri bir tarz olarak benimsemenin okuyucuyu fazlaca yoracağı da ortada.

Nun Masallarında kullanılan dil de zaman zaman Osmanlıca kelimeleri içeriyor. Bu yüzden bir Osmanlıca sözlüğe ihtiyaç duyulduğunu söylersek çok abartmış olmayız. Ama bu sözlük, okuduğu cümleyi daha iyi anlamak isteyenler için gerekli, filbahri çiçeğinin ne olduğunu, mühre, santur, evc-i bala kelimelerinin ne anlama geldiğini bilmeyenler bir sözlükle daha rahat edebilirler. Hikayelerin, çok yoğun kullanılmayan Osmanlıca kelimelerin dışında akıcı ve rahat bir dille yazıldığı söylenebilir. Yazar bu akıcılığı kısa ve sade cümlelerden vazgeçmeyerek sağlıyor, konuşmaları da metni kesmeden aktarıyor. Ayrıca zaman zaman satırbaşı daha içerden başlamış, yana yatık olarak yazılmış bölümlerle de karşılaşılıyor. Bu bölümler hikayenin içinde yoğunluk olarak farklı yerleri belirtmek için kullanılmış.

Bu hikayelere masal tadını kazandıransa sadece hülyalı bir dil ve büyük aşklar değil. Kahramanların hepsinin günümüzde karşılığı olmayan işlerle iştigal etmeleri, günlük yaşantılarının detaylarına girilmeden hissettikleri, hayalleri ve arzularıyla tanıtılmaları da masal havasının oluşmasında etkili oluyor. Ayrıca "tüm ışıklarım yakmış, tüm yelkenlerini açmış" bir masal gemisi de var hikayelerde. Mutsuz insanları, kendilerine vadedilenleri gerçekleştireceğim iddia ederek içine almak üzere, geceleri Boğaz kıyılarına yanaşan bir gemi bu. Aşkına kavuşan, ama aşk ateşini yitiren genç mezarlık bekçisi ona binmeyi reddediyor, ama halkının yanlış anladığı son padişah başka çıkar yol bulamayıp atlayıp gidiyor. Bu kitapta hikayenin en masalsı unsuru üzerinden tarihin gerçekliğine yapılan en açık göndermelerden biri. Genç aşık şairin penceresinin önünde bekleyerek gözyaşı döken karaca, yakamozu suya vuran bir yıldızın ışığında görünür hale gelen saray ise özellikle ikinci bölümü oluşturan hikayede kullanılan masalsı motifler.

Hikayelerin Nun Masalları adı altında toplanması, aslında yazar ve öyküleri hakkında güçlü bir ipucu veriyor. Nazan'ın ilk harfi olan N'nin Osmanlıca karşılığı Nun harfi. Yani bu masallar Nazan'ın masalları, ama adının başharfi Nun olan bir Nazan'ın! Başka bir deyişle Latin alfabesini kullanarak Osmanlı'yı anlatan bir yazarın hikayeleri.

Nun Masalları 'nın yazarının, eğitimini Türk Dili üzerine yapmış bir öğretim görevlisi olmasının, okuyucunun çok zengin imgelerle dolu bir dünyayla karşı karşıya kalmasında payı büyük gibi görünüyor. Günümüzle bağlantısı ciddi oranda zedelenmiş yüzlerce yıllık bir kültürün, oturup on-on beş kitap okuyarak hazmedileceğini düşünenlerin yanıldığı da ortada. Anlatılan öykünün ilgi çekiciliği, yazarın anlatım gücü bir yana, okuyucuyu hikayeyi anlattığı döneme götürmek, o dönemi okuyucunun gözünde elle tutulur gözle, görülürcesine gerçek kılmak ayrı bir birikim gerektiriyor. Bu birikimi edinmek de pek kolay görünmüyor.


eski 30.08.2006, 16:48 έγŁüŁ isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #3


Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:19 .