| Şeref Üyesi
Üyelik tarihi: 30.08.2006
Mesajlar: 239
Teşekkür etti: 41
Teşekkür aldı: 134 konuda 325 kere
| Yersiz İsteklerde Bulunanların Pişmanlığı Yersiz İsteklerde Bulunanların Pişmanlığı
"Sizden evvel de bir kavim onları sordu da, sonra o yüzden kâfirler oldular" (Mâıde. 102). buyurmuştur.
Müfessirler şöyle demişlerdir:
a) Bunlar, Salih Peygamberin kavmidir ki, mucize olarak kendilerine bir devenin verilmesini istemişler, sonra da deveyi boğazlamışlardı.
b) Bunlar Musa'nın kavmidir ki, onlar "Bize, ALLAH'ı ayan beyân göster" demişlerdi. Böylece de bu, onların üzerinde bir vebal olmuştu.
c) Bunlar peygamberine, 'Bize bir hükümdar gönder de, ALLAH yolunda savaşalım.." (Bakara,246)diyen İsraifoğulları'dır. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak da şöyle buyurmuştur: "Fakat, ne zaman ki onlara savaş yazıldı içlerinden birazı müstesna olmak üzere yüz çevirdiler" (Bakara. 246) ve, 'Biz hükümdarlığa ondan daha lâyık iken... nasıl olur da bizim başımızda hükümdarlık onun olabilir?" (Bakara, 247) demişlerdi. Böylece, İsrailoğullan da önce bunu istemiş, sonra da onu inkâr etmişlerdi.
d) Bunlar, Hz. İsa'nın kavmidir ki, O'ndan bir sofra getirmesini istemişler, sonra da sofrayı inkâr etmişlerdi. Böylece ALLAH, sanki: "İşte bunlar, istediler.. İstedikleri kendilerine verilince de bu, onları üzdü. Binâenaleyh, siz de birtakım şeyleri isteyip durmayınız. Belki de size, istediğiniz verilecek olsa, o sizi üzer" demek istemiştir.
İmdi şayet, "ALLAH Teâlâ önceki âyette, "..şeylerisormayın" buyurmuş; bu âyette ise, "... bir kavim onları sordu" demiştir. Halbuki evlâ olan, demesiydi.. Öyleyse bunun sebebi nedir?" denilirse, biz deriz ki:
Buna şu iki şekilde cevap verilebilir:
Birinci şekil: "Bir şeyden sormak", o şeyin hallerinden bir halini, sıfatlarından bir sıfatını sormaktan ibarettir. "Bir şeyi sormak..." ise, o şeyin bizzat kendisjni istemekten ibarettir. Nitekim "ondan bir dirhem istedim"; yine "ona dirhemden sordum" yani, "Dirhemin vasfından ve niteliğinden suâl ettim" denilir. Öncekiler ALLAH'dan, kaya parçasından deveyi çıkarmasını; gökten sofra indirmesini istemişlerdi. Bu sebeple onlar, bir şeyin kendisini istemişler demektir. Halbuki Hz. Muhammed'in ashabı, bunu istememişler, onlar ancak ve ancak eşyanın hallerini ve sıfatlarını sormuşlardı.
Binâenaleyh, çeşit olarak bu iki soru farklı olunca, ifâde de, ister istemez farklı olmuştur. Ancak ne var ki her iki kısım da, tek bir vasıfta müştereklik arzediyorlar ki bu da, fuzûlî şeylere dalmak, gerek duyulmayan şeylere girmektir.
Halbuki böyle şeylerde fesada düşme tehlikesi bulunmaktadır. Kendisine ihtiyaç duyulmayan ve kendisinde mefsedet tehlikesi bulunan şeylerden insanın kaçınması gerekir.
Böylece Cenâb-ı Hak bu şeylerden suâl etme hususunda, Hz. Muhammed (s.a.s)'in kavminin, her birisinin gereksiz olma, kendisine girmede herhangi bir fayda bulunmaması hususunda, o suâlleri soran öncekilere benzemiş olduklarını beyân buyurmuştur.
İkinci şekil: sözündeki zamiri, cümlesindeki zamirinin râci olduğu eşya' kelimesine râci değildir. Aksine bu, "Onların o şeyleri sormalarına râcidir. Buna göre kelâmın takdiri, "Sizin zikretmiş olduğunuz o fasit suâlleri, sizden önceki bir kavim de sormuştu... Onların bu istekleri yerine getirilince de, onlar nankörlük etmiş bunu inkâr etmişlerdi" şeklindedir
İmam fahreddin razi ilgili ayetin tefsiri |