|  |
| | Yasaklı
Üyelik tarihi: 09.12.2006
Mesajlar: 14
Teşekkür etti: 0
Teşekkür aldı: 2 konuda 2 kere
| Rivâyetler Işiğinda Kur'ân-i Kerim'in Cem' Edilmesi Kur'ân-i Kerim, elimizdeki sekle ulasincaya kadar birkaç safhadan geçtigini söyleyebiliriz.
1. Resûlüllah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Dönemi: Bu, vahiy ve zabt dönemidir.
2. Hz. Ebû Bekir (radiyallahu anh) Dönemi: Suhuf hâlinde cem' dönemi.
3. Hz. Osman (radiyallahu anh) Dönemi: Mushaflar hâlinde çogaltma (istinsah) dönemi. 1
4. Daha sonraki dönemlerde yapilan çalismalar: Noktalama, harekeleme, tezhib vs. Simdi bunlari kisa kisa açiklayalim.
Resûlüllah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Dönemi
Kur'ân-i Kerim, Tevrat'in aksine bir anda toptan levhalar hâlinde (A'raf sûresi, 7/145-154) gelmemis, Resûlüllah'a, 23 yil boyunca, gelisen hâdiselere, sorulan sorulara, duyulan ihtiyaçlara uygun olarak parça parça vahyedilmistir.
Vahiy, kelime olarak fisildamak, gizlice söylemek gibi mânâlara gelir. Kur'ân-i Kerim, Allah'in, bir besere ne suretler altinda hitap edecegini su âyette açiklayarak, vahyin çesitlerini belirtmektedir: "Allah bir beserle, ancak kalbine ilham etmek, yahut perde arkasindan sesini isittirmek suretiyle konusur veya Rabbinin izniyle vahy etmesi için ona melek gönderir." (Sûrâ sûresi, 42/51)
Resûlüllah (aleyhissalâtü vesselâm) vahyin kendisine muhtelif sekillerde geldigini, bazilarinin, digerlerine naza*ran daha agir oldugunu belirtir: "Vahiy bana, bazen çingirak sesi gibi (ugultulu) gelir, bu en siddetli olanidir. Bu hâl üze*rimden kalkinca, (Allah'in) söyledigini hâfizamda tutmus olurum. Bazen bir melek insan suretinde bana temessül eder ve bana konusur, ben söylediklerini hâfizama alirim."
Hz. Âise (radiyalluhu anhâ), ayni rivâ*ye*tin devaminda, vahiy sirasinda Aleyhis*salâtü vesselâm'in üzerine çöken hâli tasvir eder: "Ben, soguk günlerde bile ona vahiy ge*lip de, o hâl sona erdiginde, siddetli so*gu*ga ragmen alnindan sakir sakir ter döktü*günü gördüm". 1
Aleyhissalâtü vesselâm, vahiy basladigi ilk siralarda, vahiyle ilgili bir bilgiye sahip degildi. Kendisine vahyedilen âyetleri unutabilirim endisesiyle, âyetler geldikçe, daha vahiy bitmeden gelen kisimlari sessizce tekrar etmeye çalisiyordu. 2 Bunun üzerine su âyetle uyarildi: "(Ey Habibim! Cebrail sana Kur'ân'i) okurken acele edip de dilini kipirdatma. Onu (kalbinde bir araya) toplayip okutmak Bize aittir. (Cebrail'e) okuttugumuzda sen onun okuyusunu takip et. Sonra onu açiklamak yine Bize aittir." (Kiyamet sûresi, 75/16-19).
Bu vak'a bize, vahiy sirasinda üzerini örttüren, farkli bir hâlete geçen Aleyhissalatü vesselâm'in tam bir suur hâlinde oldugunu gösteriyor. Bu durum, Efendimiz'in vahiy hâlini saraya benzetenlere de bir cevap olmaktadir: Kaç tane sarali, hastalik nöbetinden çikinca, o hâlini hatirlayabilmis ve nöbet hâli geçince, insanlara asirlar boyu rehberlerin en güzeli olan düsturlar söyleyebilmis!
Ilgili âyetler, Kur'ân-i Kerim'le ilgili olarak daha, isin basinda, Resûlüllah'a (sallallâhu aleyhi ve sellem), üç hususta garanti vermistir:
1. Gerekli sekilde kalbinde cem'i,
2. En uygun sekilde okunmasi,
3. Dogru sekilde beyan ve izahi. 1
Kur'ân'in Korunmasinda Üçlü Metot
Kur'ân-i Kerim, baslangiçtan itibaren üçlü bir metodla korunma altina alinmistir: Yazi, ezber ve kontrol.
1. Yazi: Resûlüllah (aleyhissalâtü vesselâm), yukarida belirtilen ilk uyarilar ve tecrübelerden sonra vahyin mekanizmasi hakkinda yeterli bilgi edinmisti. Vahy'in gelecegi ani önceden hissediyordu ve bir kâtip çagirtarak vahyi yazdiriyordu. Mekke döneminde bu hizmeti daha çok Abdullah Ibn Sa'd Ibn Ebî Serh (radiyallahu anh) veriyordu. 2 Medine hayatinda devreye önce Übey Ibn Kâ'b, sonra da, Zeyd Ibn Sâbit (radiyallahu anhüma) girdi. Zeyd, bu iste el-Kâtib unvanini alacak kadar çok hizmet verdi ise de, onun bulunmadigi durumlarda sayisi 40'a balig olan baskalari da vahiy yazma hizmeti vermistir. 3
Hemen belirtmekte fayda var: Vahyin gelisinde bir periyot ve önceden bilinen bir takvim, bir program yoktu. Bu sebeple Aleyhisselâtü vesselâm her an hazirlikli ve tedbirli idi: Risalet hayatinin en dagdagali, en sikintili safhasi olan Hicret esnasinda bile kâtiplik yapacak biriyle (Hz. Ebû Bekir (radiyallahu anh)) beraber olmayi ve yaninda yazi malzemesi bulundurmayi 1 ihmal etmemisti. Askerî seferlerinde, hattâ askerlere verdigi istirahat aninda bile kâtibiyle beraber oluyordu. 2
Zeyd Ibn Sabit'in (radiyallahu anh) su açiklamasi, bir vahiy yazdirma hâdisesinin nasil cereyan ettigini gösterir: "Ben, Resûlüllah (aleyhissalâtü vesselâm) için vahiy yazardim. O'na vahiy indigi zaman üzerine siddetli bir terleme gelirdi, sonra vahiy hâli geçince, O imlâ ettirir ben de, beraberimde getirdigim kemik veya baska bir parça üzerine yazardim. Bu isten çiktigim zaman, (Vahiy esnasinda üzerime çöken) Kur'ân'in agirligindan ayaklarimin ezildigini, artik bir daha yürüyemeyecegimi zannederdim. Yazma isi bitince bana: 'Oku!' derdi. Ben de okurdum, bir hata varsa düzeltirdi. Sonra ben bunu halka götürürdüm". 3
Bu rivâyetten anlasilan su ki: Yazilan ilk nüsha, Aleyhisselâtü vesselâm'in yaninda hususi bir arsivde saklanmiyor, bundan baska yazili nüshalar çogaltilmak ve ezberlenmek üzere, Zeyd Ibn Sâbit tarafindan beraberinde götürüyordu.
Bu durumdan hatira gelebilecek, "Resûlüllah'in (aleyhissalâtü vesselâm) giyabinda yapilacak bu çogaltma sirasinda bazi hatalarin araya girebilecegi..." gibi menfi ihtimalleri, "ezber" ve "kontrol" sistemlerinin bertaraf edecegini görecegiz. Ve yine görecegiz ki, Zeyd Ibn Sâbit (radiyallahu anh) vahiy konusunda çok hassas ve bizzat Hz. Ebû Bekir'in (radiyallahu anh) beyaniyla son derece güvenilen birisidir.
2. Kur'ân'in ezberlenmesi: Kur'ân'in vahiy kâtiplerince yazilan bu ilk nüshalarindan çogaltilip ezberlendigi anlasilmaktadir. Ve Kur'ân sûrelerini, Ashabin zaman geçmeden ezberlemesi söz konusudur. Çünkü vahiyler günde en az bes kere kilinan namazlarda okunuyordu. Ancak herkesin her gelen vahyi ezberledigi söylenemez. Bununla birlikte, bir çoklarinin her gelen vahyi ezberledigi, çesitli tarîklerden gelen rivâyetlerle sabittir. Az ileride ilk Kur'ân hâfizlarinin isimleri ve sayilariyla ilgili bazi açiklamalar sunacagiz.
3. Kontrol (veya Arza): Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem), yazma ve ezberleme sirasinda, kasitsiz olarak bir kisim hatalarin yapilabileceginin suurundadir. Nasil olmasin ki, insanin bir sey yazarken farkinda olmadan bazi ilâve ve atlamalar seklinde hatalar yaptigi gibi, çok iyi ezberledigi bir seyi, zamanla unutabilecegi veya elinde olmayan ilâveler, eksiltme*ler ve hattâ kelimelerde degistirmeler yapabilecegi de inkâr edilemeyen beseri bir zaaftir. Su hâlde vahyin asliyetini korumada en çikarli yol, ne ezbere ne de yaziya fazla güvenmeyip, yaziyi ezberle, ezberi de yaziyla kontrol etmektir. Iste Resû*lüllah'in buna bas vurdugunu görmekteyiz: Kur'ân tarihinde arza denen hâdisenin maksadi budur: Her Ramazan'da, o Ra*ma*zan'a kadar gelen bütün Kur'ân vahiylerini Resûlüllah önce Hz. Cebrâil'le mukabele ettikten sonra, Mescid-i Nebevî'de halkin huzurunda okuyarak, herkesin, ellerindeki yazili nüs*halari ve ezberlerini kontrolden ve tashihten geçir*me*lerine im*kân vermistir. Ve bu kontrol (arza) hâdisesi Aley*hissalâtü vesselâm'in hayatinin son yilinda iki kere yapilmistir ki, buna arza-i ahîra 1 denir.
Arzai ahîra, Kur'ân-i Kerim'in asliyeti üzere kitaplasmasinda ve dolayisiyla bütünlügünün korunmasinda son derece önemli bir hâdisedir. Çünkü bir kisim rivâyetler, Hz. Ebû Bekir'in hilâfeti sirasinda, Kur'ân'in cem' edilmesi çalismalarinda, arza-i ahîrada kontrolden geçen iki yazili nüshanin [sehadetinin] esas alin*digini göstermektedir ki, bu hususa ile*ride tekrar dönecegiz. Arza Hadîsi
Arza ile ilgili birçok rivâyet mevcuttur. Imam Buhari hazretleri, fezâilu'l-Kur'ân'in yedinci bâbini buna tahsis etmistir. Orada, Hz. Fatima, Hz. Âise, Hz. Ibn Abbas, Hz. Ebû Hureyre (radiyallahu anhum ecmaîn) gibi Ashab'in büyükleri tarafindan rivâyet edilen hadisler kaydedilir. Hz. Ebû Hureyre'nin rivâyeti söyle: "[Hz. Cebrail] her sene [Ramazan'da] bir kere Kur'ân'i Resûlüllah'a (sallallâhu aleyhi vesellem) arz ederdi. Vefat ettigi sene iki kere arz etti..." Hz. Âise'nin rivâyetinde, arzanin iki sefer cereyan etmesini, Resûlüllah'in, "O yil içinde vefat edecegi" seklinde yorumladigi da görülür.
Arza, sadece Hz. Cebrail'in Hz. Peygamber'e (sallallâhu aleyhi ve sellem) okuyusundan ibaret olmayip, farkli rivâyet*ler*de ve bilhassa Buhari'nin bed'u'l-halk bölümünün altinci
babindaki rivâyette geçen ibaresinde gelen tasrihten hareketle karsilikli olarak Hz. Cibril ve Hz. Resû*lüllah'in (aleyhisselâtü vesselâm) birbirlerine Kur'ân'i okuduklari belirtilmistir. Sadece Hz. Cibril okumus ve Resûlüllah dinlemis olsaydi, ibarenin seklinde olmasi gerekirdi.
Yine Buhari'nin bir baska bâbinda zikredilen iki hadiste, âlimlerin yorumlarina hacet birakmayacak bir sarahatte Hz. Cibril'in Resûlüllah'a, Resûlüllah'in da Cibril'e, Ramazan ayinin her gecesinde Kur'ân'i okudugu belirtilir: Ibn Abbas (radiyallahu anhuma) anlatiyor: "Resûlüllah hayir yapmada insanlarin en cömert olaniydi. En çok cömert oldugu zaman da Ramazan aylariydi. Çünkü Hz. Cebrail, Ramazan ayinda her gece Aleyhisselatü vesselâm'a gelirdi ve Resûlüllah ona, Kur'ân'i arz ederdi..." Ayni bâbin, Ebû Hureyre'den gelen müteakip rivâ*yetinde de: " (Cebrail'in, Ramazan'da) her yil, Resûlüllah'a bir kere arz ettigini, öldügü sene ise iki kere arz ettigini belirtir. 1
Arza sirasinda gerçeklesen ikinci bir husus, cevazinda Islâm ulemâsinin icmâ' ettigi nesh'in 2 bir nevi olan tilâvetten kaldirilan metinlerin ayiklanmasidir. Yani, neshle ilgili âyeti kerîmenin (Bakara sûresi, 2/106) ve bazi rivâyetlerin 3 ifade ettigi üzere, Kur'ân'dan bazi vahiyler, Resûlüllah'in sagliginda metin olarak Kur'ân muhtevasindan çikarilmistir. Iste arzalarda bu çesit mensuh metinler halka ilân edilerek, Kur'ân'in aldigi son sekil belirtiliyordu. Son arzanin iki sefer cereyani bu noktadan ehemmiyetlidir. Vahiyler geldikçe küçük parçalar üzerine yazilmasi, bu çesit düzenlemelere kolaylik sagliyordu.
Bazi Islâm âlimleri, hadisteki mutlak ifadeden hareketle, bu arza hâdisesinin, vahyin Mekke'de baslamasini takip eden ikinci yildan itibaren, araliksiz her yil tekerrür etmis oldugu sonucuna varmistir. Arza'nin Hikmeti
Arza ile ilgili açiklamalar, bunun öncelikle "vahy"in asli*ye*tinin korunmasina yönelik nebevî bir tedbir oldugu noktasinda temerküz etmektedir. Bu noktada bazi âlimlerin dikkat çektigi üzere, söyle bir itiraz hatira gelebilir: Muhtelif âyetlerde "saglikli okunmasi ve muh*tevasinin her çesit tahrifattan korunmasi hususunda Ilâhî vaad ve garantiler ifa*de edilmisken" (Kiyamet sûresi, 75/16-19; Hicr sûresi, 15/9) bir de arzaya ne gerek var?
Bu görüs dogru olmakla beraber, ar*ka*dan gelecek nesillerin iman zaafi sebebiyle Kur'ân'in aslina uygunlugu hususunda endiseye düsecek olanlarini da ikna etmek, bu meselede seytanî vesveseye hiçbir açik ka*pi birakmamak maksadina râci oldugu söy*lenebilir. Dolayisiyla arza hâdisesi, Kur'ân'in, Resûlüllah döneminde ve ondan sonraki kitaplasma safhasinda aslina uy*gun*lugunu saglayan, inanan inanmayan bütün insanlara yönelik objektif bir delil olmaktadir. | 
11.12.2006, 17:00
| | | Yasaklı (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 09.12.2006
Mesajlar: 14
Teşekkür etti: 0
Teşekkür aldı: 2 konuda 2 kere
| Kur'ân'in Cem'i
Hz. Peygamber (aleyhissalâtü vesselâm), vefat ettigi zaman, Kur'ân'in tamami yaziya geçirilmis olmasina ragmen, tamamini iki kapak arasinda bir araya getiren, herkese samil ve resmen genel kabul görmüs toplu bir nüsha mevcut degildi. 1 Bu durum muhtemelen, Aleyhissalâtü Vesselâm'in vahyin ne zaman sona erecegini bilmemesinden ileri geliyordu. 2 Ilâveten, Suyutî, Kastallânî gibi bir kisim âlimler bunu, Resûlüllah'in bazi âyetlerin hüküm ve tilâvetlerinde nesih beklemesiyle izah ederler. 3 Bu meselede benzer görüsleri serdetmis olan Aynî, Resûlüllah zamaninda Kur'ân'in arz ettigimiz sekilde kitap*lastirilmamis olmasinin bir faydasina dikkat çeker. "Nüzul tamamlanmamis ve dolayisiyla nesh ihtimalinin bulunmasi hâ*linde, mevcut vahiylerin iki kapak ara*sinda toplanmasi ve bunu yolcularin uzak diyarlara beraberle*rinde götürmesi ve arkadan da nesih vâki olmasi, pek ciddî ih*ti*lâflara sebep olurdu". 4 Yine Aynî, Resûlül*lah'in vefati ile, nesh ih*ti*mali sona erdigi için, vaadini yerine getir*mek üzere Allah'in, Râsid halîfelere, cem' isini ilham ettigini belirtir. 5
Nitekim, kendisine Allah tarafindan ezberletilmesine binaen ve dileyenlerin istinsah ederek çogaltabilmeleri için ilk yazilan vahiy nüshalarini Resûlüllah'in yaninda hususi bir arsivde saklama ihtiyaci duymamis olarak vahiy kâtibinde biraktigini yu*ka*rida belirtmistik. Maamafih, gelen her Kur'ân vahyi, yaziya geçirilmis, bir çok nüshalar hâlinde yazili olarak çogaltilmis ve bazilarinca bastan sona kadar tamami, bazilarinca bir kismi ezberlenmis olarak Kur'ân, Ashab'a mâl olmus idi, aralarinda mahfuzdu.
Kur'ân'in cem' isi, Resûlüllah'in vefatindan fazla bir zaman geçmeden Ilk halife Hz. Ebû Bekir'in (radiyallahu anh) hilâfeti sirasinda gerçeklesmistir. Ancak Hz. Ebû Bekir'in gerçeklestirdigi bu, (Resûlüllah'tan sonra) Kur'ân'la ilgili en güzel, en yüce ve en muazzam hizmetin 1 baslaticisi Hz. Ömer (radiyallahu anh) olmustur. Kaynaklarda gelen bir rivâyete göre, Hz. Ömer, Kur'ân'dan bir âyet sorar; kendisine, "Bu âyet falanin yaninda, ancak o da Yemâme Günü'nde vefat etti." derler. Hz. Ömer: Innâ lillâh.. der ve Kur'ân'in cem' isini gündeme getirir. 2
Böylece baslayan hayirli tesebbüsün müteakip gelismelerini Zeyd Ibn Sabit anlatir. Kendi ifadeleriyle: "Hz. Ebû Bekir (radiyallahu anh), irtidat edenlere karsi ya*pi*lan Yemâme Savasi sirasinda beni çagirtti. Gittim. Yaninda Hz. Ömer oturuyordu. Hz. Ebû Bekir bana: 'Bak! Ömer, bana ge*lip: 'Kurrâ'nin da katilmis bulundugu Ye*mâ*me savaslari siddetlendi. Ben bu savasin her yerde kurrâlari tüketeceginden, onlarla birlikte Kur'ân'in da çokça zâyi olacagindan korkuyorum. Bu sebeple Kur'ân'in cem' edilmesini emretmeni uygun görüyorum!' dedi. Ben kendisine: Resûlüllah'in yapma*di*gi bir seyi nasil yaparim? diye cevap ver*dim. Ancak, Ömer: 'Bunda hayir var.' diye is*rar etti. Ben, her ne kadar bu meseleye yanasmak istemedi isem de Ömer, talep ve müracaatlarinin pesini birakmadi. Sonunda Yüce Allah, Ömer'in aklini yatirdigi seye benim aklimi da yatirdi. Ben de meselenin geregine aynen Ömer gibi inanmaya basladim." Zeyd, devamla der ki: "Ebû Bekir (radiyallahu anh) bana yönelerek sunu söyledi: 'Sen genç, akilli bir kimsesin, hiçbir hususta sana karsi bir itimatsizligimiz yok. Üstelik sen, Resûlüllah'a (aleyhissalâtü vesselâm) vahiy kâtipligi yaptin. Nâzil olan vahiyleri yazdin. Simdi Kur'ân'in pesine düs ve onu cem' et!'" Zeyd (radiyallahu anh) der ki: "Allah'a kasem olsun ki, Ebû Bekir, bana daglardan birini tasima vazifesi verse bu teklif ettigi isten daha agir gelmezdi. Kendisine itiraz ederek: 'Siz, Resûlüllah'in (aleyhissalâtü vesselâm) yapmadigi bir seyi nasil yaparsiniz?' dedim. Ebû Bekir (radiyallahu anh), beni ikna için: 'Vallahi bu hayirli bir istir!' dedi, talep ve müracaatlarinin pesini birakmadi. Öyle ki, sonunda Allah, Hz. Ebû Bekir'in aklini yatirdigi gibi, bu ise benim aklimi da yatirdi. Artik Kur'ân'in pesine düstüm. Onu kumas parçalari, hurma yapraklari, düz tas parçalari ve ezberlemis olanlarin hâfizalarindan toplamaya basladim. Tevbe sûresinin son kismini (yazili olarak) Huzeyme -veya Ebû Huzeyme- el-Ensarî'nin yaninda buldum. Bu kismi ondan baskasinin yaninda bulamamistim. (Cem' ettigim) sahifeler, Hz. Ebû Bekir'in (radiyallahu anh) yaninda idi. O vefat edinceye kadar da orada kaldi. Sonra, Hz. Ömer'e (radiyallahu anh) intikal etti. Allah, ruhunu kabz edinceye kadar onun yaninda kaldi. Sonra, Resûlüllah'in zevce-i pâkleri Hafsa bintü Ömer Ibni'l-Hattâb'a (radiyallahu anhüma) intikal etti ve yaninda kaldi". 1
Zeyd Ibn Sâbit'in özetledigi bu cem' hâdisesinde birinci derecede Zeyd Ibn Sâbit'e sorumluluk verilmistir. Hisâm Ibn Urve'nin bu sadette, babasindan naklettigi açiklamaya göre, Hz Ebû Bekir, halife sifatiyla, Hz. Ömer ve Hz. Zeyd'e (radiyallahu anhüm ecmaîn): "(Yapilacak hizmeti halka duyurun, sonra da) Mescid'in kapisina oturun. Allah'in kitabindandir diye geti*rilenlere, iki yazili sahit de isteyin, böylece sahitlenenleri yazin!" diye emreder. 2 Hz. Ömer de, "Kimin yaninda Hz. Peygamber'den (aleyhissalâtü vesselâm) 'Kur'ân'dandir.' diye aldigi bir sey var*sa getirsin!" diye ilân eder... iki sahit olmadan getirilen hiçbir seyi kabul etmez. 1
Hemen kaydetmek isteriz ki: Rivâyetin özet olarak bil*dir*digi vak'ayi, "Hz. Ebû Bekir daha genis bir ortamda niye isti*sa*re etmeden alelacele böyle bir karara vardi?" seklinde akla gele*bi*lecek kafa karistirici bir suale verilecek cevap sudur:
1. Resûlüllah, bir hadislerinde, "Ömer'le Ebû Bekir bir meselede ittifak etti mi, ben ona muhalefet etmem." 2 buyurur. Ayrica, "Size benden sonra Rasid Halifele*ri*min sünnetini tavsiye ederim; ona simsiki tutunun." buyurmus*lardir. 3 Sonra, Hz. Ebû Bekir, halife olarak ümmetin birligini temsil etmektedir. Onun, bilhassa ümmet tarafindan da karsi çikilmayan bir karari genel kabule mazhar bir karar demektir. Hz. Ömer'in, müracaatini ona yapip, "emret" kelimesini kullanmasi da, meseleyi tenvir bakimindan önemlidir. Kaldi ki, isin içinde Zeyd Ibn Sabit de vardir. Üç kisi bir ce*maattir. Hele yetki yönüyle zirvede iseler. Ayrica, ileride gelecegi üzere, Übeyy Ibn Kâ'b'in da bu çalismada ismi geçecektir.
2. Zaten mesele herkesi ilgilendiren bir meseledir. Ayrica "Hal*ka ilân edilmesi ve cem' isinin Mescid'de herkesin gözü önünde yürütülmesi" emredilmistir. Binaenaleyh, bu meselenin bundan daha seffaf, daha aleni yapilmasi mümkün degildir.
İbrahim CANAN | 
11.12.2006, 17:00
| |  | Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:12 .
Powered by: vBulletin Version 3.7.2 (Türkçe) Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0 RC5 Bazaar Desings |