Bayrak
6 Recep 1429
09 Temmuz 2008, Çarşamba
6 Recep 1429
09 Temmuz 2008, Çarşamba
Ayet
Ey iman edenler! Allah’tan korkun, herkes yarına ne hazırladığına baksın.
Haşir-18
hadis
Allah’ım! Recep ve Şâbânı hakkımızda mübarek kıl, bizi Ramazan’a kavuştur.
Müsned

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 63 (10 Kayıtlı ve 53 Misafir) bulunmaktadır.

Online  azadeyim, devr-i alem, DuaLar, haqperest, HAvF & ReCa, su misali, tinkerbell, Tugba mesutizm


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye
eee



Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » Kur-an'ı Kerim » Haşyetullah


Cevapla
 
Seçenekler
Tecrübeli Üye
 
karaşahin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 13.01.2007
Mesajlar: 185


 
 
Teşekkür etti: 64
Teşekkür aldı: 153 konuda 543 kere
karaşahin - MSN üzeri Mesaj gönder
Haşyetullah

BİSMİHİ TEALA

"Hakikaten Rablerinin haşyetinden rikkate gelenler, Rablerinin ayetlerine iman etmede sebat gösterenler, Rablerine şirk koşmayanlar,Rablerinin huzuruna dönecekleri için yürekleri korkarak, vereceklerini verenler.. İşte bunlar, bayırlarda yansırlar ve bunlar onun için taâ önde giderler."
(Mû'minun, 57-61).


BiL ki Hak Teâlâ, öncekileri, "Onlar kendilerine yardım ettiğimiz, mal ve evlâd ile, kendilerine hemen aceleden hayır verdiğimizi mi sanıyorlar" buyurarak, tenkid edip, sonra da, "Onlar işin farkında değiller" buyurunca, bundan sonra, hayırlarda yanşan ve bunun farkında olanların özelliklerini saymıştır.

Bunlar şu dört sıfattır:

Haşyet

Birinci Sıfat: Bu, ayetteki "Hakikaten Rablerinin haşyetinden rikkate gelenler" ifadesi ile anlatılmıştır. "Işfâk", alabildiğine rikkat ve zayıflığı bilme ile birlikte olan korku demektir. İşte bundan dolayı bazıları, "Cenâb-ı Hak, işfâk ve haşyeti, burada, te'kid için birlikte zikretmiştir" derken, bazıları da "haşyet" ilâhî azabtan korkma manasına atmışlardır. Buna göre mana, "Onlar, Rablannın azabından tirtir titreyenlerdir" şeklinde olur. Bu, Kelbî ve MukAtil'in görüşüdür.

Bazıları da "işfâk", korkunun neticesi, semeresi manasına almışlardır ki bu netice de, taatı sürdürmek, ona devam etmek demektir. Buna göre mana, "Onlar, Rablerinden korkmalarından ötürü, O'na taata devam eden ve O'nun rızasını ciddiyetle elde etmeye çalışanlardır" şeklinde olur.

Sözün özü şudur: "Haşyef'te, "işfâk" derecesine, yani haşyetin zirvesine varan kimse, dünyada ALLAH'ın (Celle celaluhu) gazabından, âhirette azabından çok korkar ve böylece günahlardan alabildiğince sakınır.

İkinci Sıfat: Bu, ayetteki, "Rablerinin ayetlerine imân etmede sebat gösterenler" ifadesi ile anlatılmıştır. Bil ki ALLAH'ın (Celle celaluhu) ayetleri varlığı'na delâlet eden mahlûkatıdır. O ayetlere iman ise, onları tasdik etmek demektir. Onları tasdik etmek, eğer onlar var oldukları için ise, bu zaten iki kere iki dört edercesine malum ve açıktır, dolayısıyla böyle bir tasdikte bulunan kimse övgüye lâyık olmaz.

Yok eğer, bunlar bir yaratıcının varlığının ayet ve delilleri ise, bu hususlar, kendilerine ancak üzerinde düşünmeyle ulaşılabilen şeylerden olur. İşte bunu yapan, böyle düşünen kimsenin, mutlaka bir yaratıcısının varlığını ve sıfatlarını, anlayıp, tanıması gerekir. Kalbte böyle bir bilgi tahakkuk edince, dil ile ikrar (bunu söyleme) zaten olur ki işte iman budur.

Üçüncü Sıfat: Bu, "Rabierine şirk koşmayanlar" ifadesi ile anlatılan husustur. Bu ifade ile, ALLAH'ın (Celle celaluhu) birliğini tasdik edip, O'nun ortaklan olmadığını söyleme manası kastedilmem iştir. Çünkü bu mana, "Rabilerinin ayetlerine iman etmede sebat gösterenler" ifadesinde mevcuttur. Aksine bununla şirk-i hafiye (gizli şirke) düşmeme kastedilmiştir. bu da, insanın, ibadetlerinde ihlaslı olması, onların sırf ALLAH'ın (Celle celaluhu) rızası ve Zât-ı Bârîsi için yapması (riyaya düşmemesidir.) ALLAH (Celle celaluhu) en iyi bilendir.


Dördüncü Sıfat:

Bu, "Rablerinin huzuruna dönecekleri için yürekleri korkarak vereceklerini verenler" ayetinin ifade ettiği husustur. Bu, "vermeleri gereken şeyi veren, infâk edenler" demektir. Binâenaleyh bu ifâdeye, ister zekât ve keffâret gibi, ALLAH'ın (Celle celaluhu) hakkı olan (farzlardan) olsun, isterse emanet, borç, çeşitli hak ve vazifeler gibi, insanların hakkı olan şeylerden olsun, verilmesi gerekli olan her hak girer.

Cenâb-ı Hak böylece bunun ancak, onlar bunu yürekleri korkarak yaptıkları zaman fayda vereceğini beyan buyurmuştur. Çünkü noksan yapmak veya başka sebeblerden Ötürü tam yerine getirememe endişesiyle ibadet eden kimse, işte bu korkusundan Ötürü, o iba'deti hakkıyla yapabilmek için son derece gayret sarfeder.

Hz. Âlşe (r.a), Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem)'e: "Rablerinin huzuruna dönecekleri için yürekleri korkarak vereceklerini verenler" ayetinin anlattığı kimseler, zina edip, içki içip, hırsızlık yapıp, bu işlerinden ötürü ALLAH'dan (Celle celaluhu) korkan kimseler midir?" diye sorunca,..

Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem): "Hayır, ey Sıddkın (Ebu Bekir'in) kızı... Bunlar, namaz kılan, oruç tutan, tasadduk eden ve bu işlerinin yanısıra hep ALLAH (Celle celaluhu) korkusunu, kalblerinde taşıyan kimselerdir" diye cevap vermiştir.
Bil ki bu sıfatların sıralaması, son derece güzeldir.

Çünkü birinci sıfat, uygun olmayan şeylerden sakınmayı gerektiren şiddetli bir korkunun varlığına;

ikinci sıfat taatlarda riyayı terke;

üçüncü sıfat da, bu üç sıfatı birlikte bulunduran kimsenin taatlarını, kusurlu yapma endişesi içinde yaptığına delâlet eder.

Bu ise, sıddîkların en ileri makamıdır. Cenâb-ı Hak o noktaya ulaşmayı bizlere nasib etsin. (Amin).

İmdi eğer, "sizler, HakTeâlâ'nın "yürekleri korkarak" ifadesinin, "verenler"e mi, yoksa, daha Önce sayılan bütün sıfatlara mı râcî olduğunu söylüyorsunuz?" denilirse, biz deriz ki: "Evlâ olan, bu ifâdenin, her dört sıfat ile de ilgili olmasıdır.

Çünkü verme işi, diğer amellerden daha üstün değildir. Çünkü maksad, bütün bunların, kusurlu yapma endişesiyle duyulan bir korku içinde yapılmalarıdır. Binâenaleyh bu vasıfları taşıyan kimse, bu vazifeleri hakkıyla yerine getirmiş olur.

Fakat, bu son ifadenin "yapacaklarını yapan" şeklinde okunması halinde, söylenecek söz açıktır. Çünkü bununla şu mana murad edilmiş olur: Onlar, günahlardan sakınma iman ve amele yönelme gibi, yaptıkları ve işledikleri herşeyi, acaba, kusurlu mu yapıyoruz endişesiyle yaparlar."

Daha sonra Cenâb-ı Hak, bu korkunun sebebinin ne olduğunu beyân etmiştir. Bu da onların, mükafaat görme, sorguya (hesaba) çekilme, defterlerin açılması, amellerin araştırılması, âhirette pişmanlığın fayda vermemesi ve oradaki hükmün Mâlikü'l-Mülk ALLAH (Celle celaluhu) tarafından olması gibi hususlardan ötürü, Rablerine döneceklerini bilmeleridir

fahreddin razi ilgili ayetin tefsiri.
__________________
__________________
İNSANLAR DOGRU ZAMAN VE DOĞRU YERDE DOĞRU SÖZ SÖYLERLER İSE ÖZÜR DİLEMEK ZORUNDA KALMAZLAR
http://img222.imageshack.us/img222/5...amimfu7ln3.gif
eski 06.04.2007, 16:44 karaşahin isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
Cevapla



Yer imleri
Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:06 .