11 Cemaziye'l-Evvel 1429
16 Mayıs 2008, Cuma
11 Cemaziye'l-Evvel 1429
16 Mayıs 2008, Cuma
Ayet
Kadınlar,oğullar,yük yük altın ve gümüş,salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi.Bunlar dünya hayatının geçimliğidir.Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.
Âl-i İmrân-14
hadis
Akrabaların gösterdiği yakınlığa karşılık veren kimse,tam anlamıyla akrabalık haklarını gözetiyor sayılmaz.Akrabalık haklarını tam anlamıyla gözeten kimse;yakınları akrabalık bağlarını ondan kestikleri halde,o onlardan alaka ve yardımını kesmeyen kimsedir.
Muslim

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:



...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Anket

hangi mevsimi seviyorsunuz????
ilkbahar: 47,71%
yaz: 16,51%
sonbahar: 25,69%
kış: 10,09%
Katılımcı sayısı: 109. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor

Online Üye

Şuan Forumda: 25 (0 Kayıtlı ve 25 Misafir) bulunmaktadır.

Online  


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye

Üye Albümlerinden

Üye albümlerinden en son eklenen resimler:

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

MUTASYON
mutasyon isimli üyenin, MUTASYON Albümünden

İncİler Maİl Grubu





Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » Kur-an'ı Kerim » Kur'an-ı Kerimden sureler
Cevapla
 
Seçenekler
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.662


Yarışma Puanı: 810
Teşekkür etti: 4.875
Teşekkür aldı: 1.516 konuda 4.059 kere
Blog-Yazıları: 4
Ummu Seleme - AİM üzeri Mesaj gönder
121.
Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler (den bazısı) onu, hakkını gözeterek okurlar.
Çünkü onlar, ona iman ederler.
Onu inkâr edenlere gelince, işte gerçekten zarara uğrayanlar onlardır.
122.
Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi (bir zamanlar) cümle âleme üstün kılmış olduğumu hatırlayın.
123.
Ve bir günden sakının ki, o günde hiç kimse başkası namına bir şey ödeyemez, kimseden fidye kabul edilmez, hiç kimseye şefaat fayda vermez.
Onlar hiçbir yardım da görmezler.
124.
Bir zamanlar Rabbi İbrahim'i bir takım kelimelerle sınamış, onları tam olarak yerine getirince: Ben seni insanlara önder yapacağım, demişti.
"Soyumdan da (önderler yap, yâ Rabbi!)" dedi.
Allah: Ahdim zalimlere ermez (onlar için söz vermem) buyurdu.
125.
Biz, Beyt'i (Kâbe'yi) insanlara toplanma mahalli ve güvenli bir yer kıldık.
Siz de İbrahim'in makamından bir namaz yeri edinin (orada namaz kılın).
İbrahim ve İsmail'e: Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rükû ve secde edenler için Evim'i temiz tutun, diye emretmiştik.
126.
İbrahim de demişti ki: Ey Rabbim! Burayı emin bir şehir yap, halkından Allah'a ve ahiret gününe inananları çeşitli meyvelerle besle.
Allah buyurdu ki: Kim inkâr ederse onu az bir süre faydalandırır, sonra onu cehennem azabına sürüklerim.
Ne kötü varılacak yerdir orası! 127.
Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah'ın temellerini yükseltiyor (şöyle diyorlardı Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin.
128.
Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira, tevbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin.
129.
Ey Rabbimiz! Onlara, içlerinden senin âyetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir peygamber gönder.
Çünkü üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin.
130.
İbrahim'in dininden kendini bilmezlerden başka kim yüz çevirir? Andolsun ki, biz onu dünyada (elçi) seçtik, şüphesiz o ahirette de iyilerdendir.
131.
Çünkü Rabbi ona: Müslüman ol, demiş, o da: Alemlerin Rabbine boyun eğdim, demişti.
132.
Bunu İbrahim de kendi oğullarına vasiyet etti, Yakub da: Oğullarım! Allah sizin için bu dini (İslâm'ı) seçti.
O halde sadece müslümanlar olarak ölünüz (dedi).
133.
Yoksa Ya'kub'a ölüm geldiği zaman siz orada mı idiniz? O zaman (Ya'kub) oğullarına: Benden sonra kime kulluk edeceksiniz? demişti.
Onlar: Senin ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın ilâhı olan tek Allah'a kulluk edeceğiz; biz ancak O'na teslim olmuşuzdur, dediler.
134.
Onlar bir ümmetti, gelip geçti.
Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir.
Siz onların yaptıklarından sorguya çekilmezsiniz.
135.
(Yahudiler ve hıristiyanlar müslümanlara) Yahudi ya da hıristiyan olun ki, doğru yolu bulasınız, dediler.
De ki: Hayır! Biz, hanîf olan İbrahim'in dinine uyarız.
O, müşriklerden değildi.
136.
"Biz, Allah'a ve bize indirilene; İbrahim, İsmail, İshak, Ya'kub ve esbâta indirilene, Musa ve İsa'ya verilenlerle Rableri tarafından diğer peygamberlere verilenlere, onlardan hiçbiri arasında fark gözetmeksizin inandık ve biz sadece Allah'a teslim olduk" deyin.
137.
Eğer onlar da sizin inandığınız gibi inanırlarsa doğru yolu bulmuş olurlar; dönerlerse mutlaka anlaşmazlık içine düşmüş olurlar.
Onlara karşı Allah sana yeter.
O işitendir, bilendir.
138.
Allah'ın (verdiği) rengiyle boyandık.
Allah'tan daha güzel rengi kim verebilir? Biz ancak O'na kulluk ederiz (deyin).
139.
De ki: Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbiniz olduğu halde, O'nun hakkında bizimle tartışmaya mı girişiyorsunuz? Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da size aittir.
Biz O'na gönülden bağlananlarız.
140.
Yoksa siz, İbrahim, İsmail, İshak, Ya'kub ve esbâtın yahudi, yahut hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: Siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı? Allah tarafından kendisine (bildirilmiş) bir şahitliği gizleyenden daha zalim kim olabilir? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.
141.
Onlar bir ümmetti; gelip geçti.
Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da size aittir.
Siz onların yaptıklarından sorguya çekilmezsiniz.
142.
İnsanlardan bir kısım beyinsizler: Yönelmekte oldukları kıblelerinden onları çeviren nedir? diyecekler.
De ki: Doğu da batı da Allah'ındır.
O dilediğini doğru yola iletir.
143.
İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Resûl'ün de size şahit olması için sizi mutedil bir millet kıldık.
Senin (arzulayıp da şu anda) yönelmediğin kıbleyi (Kâbe'yi) biz ancak Peygamber'e uyanı, ökçeleri üzerinde geri dönenden ayırdetmemiz için kıble yaptık.
Bu, Allah'ın hidayet verdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir.
Allah sizin imanınızı asla zayi edecek değildir.
Zira Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir.
144.
(Ey Muhammed!) Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu (yücelerden haber beklediğini) görüyoruz.
İşte şimdi, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz.
Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir.
(Ey müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin.
Şüphe yok ki, ehl-i kitap, onun Rablerinden gelen gerçek olduğunu çok iyi bilirler.
Allah onların yapmakta olduklarından habersiz değildir.
145.
Yemin olsun ki (habibim ! ) sen ehl-i kitaba her türlü âyeti (mucizeyi) getirsen yine de onlar senin kıblene dönmezler.
Sen de onların kıblesine dönecek değilsin.
Onlar da birbirlerinin kıblesine dönmezler.
Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyacak olursan, işte o zaman sen hakkı çiğneyenlerden olursun.
146.
Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (o kitaptaki peygamberi), öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar.
Buna rağmen onlardan bir gurup bile bile gerçeği gizler.
147.
Gerçek olan, Rabbinden gelendir.
O halde kuşkulananlardan olma! 148.
Herkesin yöneldiği bir kıblesi vardır.
(Ey müminler!) Siz hayır işlerinde yarışın.
Nerede olursanız olun sonunda Allah hepinizi bir araya getirir.
Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.
149.
Nereden yola çıkarsan çık (namazda) yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir.
Bu emir Rabbinden sana gelen gerçektir.
(Biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.
150.
(Evet Resûlüm ! ) Nereden yola çıkarsan çık (namazda) yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir.
Nerede olursanız olunuz, yüzünüzü o yana çevirin ki, aralarından haksızlık edenler (kuru inatçılar) müstesna, insanların aleyhinizde (kullanabilecekleri) bir delili bulunmasın.
Sakın onlardan korkmayın! Yalnız benden korkun.
Böylece size olan nimetimi tamamlayayım da doğru yolu bulasınız.
eski 04.09.2006, 14:32 Ummu Seleme isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #21
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.662


Yarışma Puanı: 810
Teşekkür etti: 4.875
Teşekkür aldı: 1.516 konuda 4.059 kere
Blog-Yazıları: 4
Ummu Seleme - AİM üzeri Mesaj gönder
151.
Nitekim kendi içinizden size âyetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size Kitab'ı ve hikmeti talim edip bilmediklerinizi size öğreten bir Resûl gönderdik.
152.
Öyle ise siz beni (ibadetle) anın ki ben de sizi anayım.
Bana şükredin; sakın bana nankörlük etmeyin! 153.
Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin.
Çünkü Allah muhakkak sabredenlerle beraberdir.
154.
Allah yolunda öldürülenlere "ölüler"" demeyin.
Bilakis onlar diridirler, lâkin siz anlayamazsınız.
155.
Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz.
(Ey Peygamber! ) Sabredenleri müjdele ! 156.
O sabredenler, kendilerine bir belâ geldiği zaman: Biz Allah'ın kullarıyız ve biz O'na döneceğiz, derler.
157.
İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır.
Ve doğru yolu bulanlar da onlardır.
158.
Şüphe yok ki, Safa ile Merve Allah'ın koyduğu nişanlardandır.
Her kim Beytullah'ı ziyaret eder veya umre yaparsa onları tavaf etmesinde kendisine bir günah yoktur.
Her kim gönüllü olarak bir iyilik yaparsa şüphesiz Allah kabul eder ve (yapılanı) hakkıyla bilir.
159.
İndirdiğimiz açık delilleri ve kitapta insanlara apaçık gösterdiğimiz hidayet yolunu gizleyenlere hem Allah hem de bütün lânet ediciler lânet eder.
160.
Ancak tevbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar başkadır.
Zira ben onların tevbelerini kabul ederim.
Ben tevbeyi çokça kabul eden ve çokça esirgeyenim.
161.
(Ayetlerimizi) inkâr etmiş ve kâfir olarak ölmüşlere gelince, işte Allah'ın, meleklerin ve tüm insanların lâneti onların üzerinedir.
162.
Onlar ebediyen lânet içinde kalırlar.
Artık ne azapları hafifletilir ne de onların yüzlerine bakılır.
163.
İlâhınız bir tek Allah'tır.
O'ndan başka ilâh yoktur.
O, rahmândır, rahîmdir.
164.
Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri peşinden gelmesinde, insanlara fayda veren şeylerle yüklü olarak denizde yüzüp giden gemilerde, Allah'ın gökten indirip de ölü haldeki toprağı canlandırdığı suda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde düşünen bir toplum için (Allah'ın varlığını ve birliğini isbatlayan) birçok deliller vardır.
165.
İnsanlardan bazıları Allah'tan başkasını Allah'a denk tanrılar edinir de onları Allah'ı sever gibi severler.
İman edenlerin Allah'a olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır.
Keşke zalimler azabı gördükleri zaman (anlayacakları gibi) bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının çok şiddetli olduğunu önceden anlayabilselerdi.
166.
İşte o zaman (görecekler ki) kendilerine uyulup arkalarından gidilenler, uyanlardan hızla uzaklaşırlar ve (o anda her iki taraf da) azabı görmüş, nihayet aralarındaki bağlar kopup parçalanmıştır.
167.
(Kötülere) uyanlar şöyle derler: Ah, keşke bir daha dünyaya geri gitmemiz mümkün olsaydı da, şimdi onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık! Böylece Allah onlara, işlerini, pişmanlık ve üzüntü kaynağı olarak gösterir ve onlar artık ateşten çıkamazlar.
168.
Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanların helâl ve temiz olanlarından yeyin, şeytanın peşine düşmeyin; zira şeytan sizin açık bir düşmanınızdır.
169.
O size ancak kötülüğü, çirkini ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.
170.
Onlara (müşriklere): Allah'ın indirdiğine uyun, denildiği zaman onlar, "Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız" dediler.
Ya ataları bir şey anlamamış, doğruyu da bulamamış idiyseler? 171.
(Hidayet çağrısına kulak vermeyen) kâfirlerin durumu, sadece çobanın bağırıp çağırmasını işiten hayvanların durumuna benzer.
Çünkü onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir.
Bu sebeple düşünmezler.
172.
Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yeyin, eğer siz yalnız Allah'a kulluk ediyorsanız O'na şükredin.
173.
Allah size ancak ölüyü (leşi), kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesileni haram kıldı.
Her kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa, başkasının hakkına saldırmadan ve haddi aşmadan bir miktar yemesinde günah yoktur.
Şüphe yok ki Allah çokça bağışlayan çokça esirgeyendir.
174.
Allah'ın indirdiği kitaptan bir şeyi (âhir zaman Peygamberinin vasıflarını) gizleyip onu az bir paha ile değişenler yok mu, işte onların yeyip de karınlarına doldurdukları, ateşten başka bir şey değildir.
Kıyamet günü Allah ne kendileriyle konuşur ve ne de onları temize çıkarır.
Orada onlar için can yakıcı bir azap vardır.
175.
Onlar doğru yol karşılığında sapıklığı, mağfirete bedel olarak da azabı satın almış kimselerdir.
Onlar ateşe karşı ne kadar dayanıklıdırlar! 176.
O azabın sebebi, Allah'ın, kitabı hak olarak indirmiş olmasıdır.
(Buna rağmen farklı yorum yapıp) kitapta ayrılığa düşenler, elbette derin bir anlaşmazlığın içine düşmüşlerdir.
177.
İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir.
Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır.
(Allah'ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir.
Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir.
Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder.
İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır.
Müttakîler ancak onlardır! 178.
Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı.
Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür).
Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir.
Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir.
Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır.
179.
Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır.
Umulur ki suç işlemekten sakınırsınız.
180.
Birinize ölüm geldiği zaman, eğer bir hayır bırakacaksa anaya, babaya, yakınlara uygun bir biçimde vasiyet etmek Allah'tan korkanlar üzerine bir borçtur.
eski 04.09.2006, 14:32 Ummu Seleme isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #22
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.662


Yarışma Puanı: 810
Teşekkür etti: 4.875
Teşekkür aldı: 1.516 konuda 4.059 kere
Blog-Yazıları: 4
Ummu Seleme - AİM üzeri Mesaj gönder
181.
Her kim bunu işittikten ve kabullendikten sonra vasiyeti değiştirirse, günahı onu değiştirenleredir.
Şüphesiz Allah (her şeyi) işitir ve (her şeyi) bilir.
182.
Her kim, vasiyet edenin haksızlığa yahut günaha meyletmesinden endişe eder de (alâkalıların) aralarını bulursa kendisine günah yoktur.
Şüphesiz Allah çok bağışlayan hem de esirgeyendir.
183.
Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı.
Umulur ki korunursunuz.
184.
Sayılı günlerde olmak üzere (oruç size farz kılındı).
Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa (tutamadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder.
(İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir.
Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir.
Eğer bilirseniz (güçlüğüne rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.
185.
Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır.
Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun.
Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin.
Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez.
Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah'ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir.
186.
Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım.
Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm.
O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar.
187.
Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı.
Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz.
Allah sizin kendinize kötülük ettiğinizi bildi ve tevbenizi kabul edip sizi bağışladı.
Artık (ramazan gecelerinde) onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için takdir ettiklerini isteyin.
Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yeyin, için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın.
Mescitlerde ibadete çekilmiş olduğunuz zamanlarda kadınlarla birleşmeyin.
Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır.
Sakın bu sınırlara yaklaşmayın.
İşte böylece Allah âyetlerini insanlara açıklar.
Umulur ki korunurlar.
188.
Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin.
Kendiniz bilip dururken, insanların mallarından bir kısmını haram yollardan yemeniz için o malları hakimlere (idarecilere veya mahkeme hakimlerine) vermeyin.
189.
Sana, hilâl şeklinde yeni doğan ayları sorarlar.
De ki: Onlar, insanlar ve özellikle hac için vakit ölçüleridir.
İyi davranış, asla evlere arkalarından gelip girmeniz değildir.
Lâkin iyi davranış, korunan (ve ölçülü giden) kimsenin davranışıdır.
Evlere kapılarından girin, Allah'tan korkun, umulur ki kurtuluşa erersiniz.
190.
Size karşı savaş açanlara, siz de Allah yolunda savaş açın.
Sakın aşırı gitmeyin, çünkü Allah aşırıları sevmez.
191.
Onları (size karşı savaşanları) yakaladığınız yerde öldürün.
Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın.
Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür.
Mescid-i Haram'da onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın.
Eğer onlar size karşı savaş açarlarsa siz de onları öldürün.
İşte kâfirlerin cezası böyledir.
192.
Eğer onlar (savaştan) vazgeçerlerse, (şunu iyi bilin ki) Allah gafûr ve rahîmdir.
193.
Fitne tamamen yok edilinceye ve din (kulluk) de yalnız Allah için oluncaya kadar onlarla savaşın.
Şayet vazgeçerlerse zalimlerden başkasına düşmanlık ve saldırı yoktur.
194.
Haram ay haram aya karşılıktır.
Hürmetler (dokunulmazlıklar) karşılıklıdır.
Kim size saldırırsa siz de ona misilleme olacak kadar saldırın.
Allah'tan korkun ve bilin ki Allah müttakîlerle beraberdir.
195.
Allah yolunda harcayın.
Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.
Her türlü hareketinizde dürüst davranın.
Çünkü Allah dürüstleri sever.
196.
Haccı ve umreyi Allah için tam yapın.
Eğer (bunlardan) alıkonursanız kolayınıza gelen kurbanı gönderin.
Kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin.
Sizden her kim hasta olursa yahut başından bir rahatsızlığı varsa, oruç veya sadaka veya kurban olmak üzere fidye gerekir.
(Hac yolculuğu için) emin olduğunuz vakit kim hac günlerine kadar umre ile faydalanmak isterse, kolayına gelen bir kurban kesmek gerekir.
Kurban kesmeyen kimse hac günlerinde üç, memleketine döndüğü zaman yedi olmak üzere oruç tutar ki, hepsi tam on gündür.
Bu söylenenler, ailesi Mescid-i Haram civarında oturmayanlar içindir.
Allah'tan korkun.
Biliniz ki Allah'ın vereceği ceza ağırdır.
197.
Hac, bilinen aylardadır.
Kim o aylarda hacca niyet ederse (ihramını giyerse), hac esnasında kadına yaklaşmak, günah sayılan davranışlara yönelmek, kavga etmek yoktur.
Ne hayır işlerseniz Allah onu bilir.
(Ey müminler! Ahiret için) azık edinin.
Bilin ki azığın en hayırlısı takvâdır.
Ey akıl sahipleri! Benden (emirlerime muhalefetten) sakının.
198.
(Hac mevsiminde ticaret yaparak) Rabbinizden gelecek bir lütfu (kazancı) aramanızda size herhangi bir günah yoktur.
Arafat'tan ayrılıp akın ettiğinizde Meş'ar-i Haram'da Allah'ı zikredin ve O'nu size gösterdiği şekilde anın.
Şüphesiz siz daha önce yanlış gidenlerden idiniz.
199.
Sonra insanların (sel gibi) aktığı yerden siz de akın.
Allah'tan mağfiret isteyin.
Çünkü Allah affedici ve esirgeyicidir.
200.
Hac ibadetlerinizi bitirince, babalarınızı andığınız gibi, hatta ondan daha kuvvetli bir şekilde Allah'ı anın.
İnsanlardan öyleleri var ki: Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver, derler.
Böyle kimselerin ahiretten hiç nasibi yoktur.
201.
Onlardan bir kısmı da: Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver.
Bizi cehennem azabından koru! derler.
202.
İşte onlar için, kazandıklarından büyük bir nasip vardır.
(Şüphesiz) Allah'ın hesabı çok süratlidir.
203.
Sayılı günlerde (eyyam-ı teşrikte telbiye ve tekbir getirerek) Allah'ı anın.
Kim iki gün içinde acele edip (Mina'dan Mekke'ye) dönmek isterse, ona günah yoktur.
Bunlar günahtan sakınanlar içindir.
Allah'tan korkun ve bilin ki hepiniz O'nun huzurunda toplanacaksınız.
204.
İnsanlardan öyleleri vardır ki, dünya hayatı hakkında söyledikleri senin hoşuna gider.
Hatta böylesi kalbinde olana (samimi olduğuna) Allah'ı şahit tutar.
Halbuki o, hasımların en yamanıdır.
205.
O, dönüp gitti mi (yahut bir iş başına geçti mi) yeryüzünde ortalığı fesada vermek, ekinleri tahrip edip nesilleri bozmak için çalışır.
Allah bozgunculuğu sevmez.
206.
Böylesine "Allah'tan kork!" denilince benlik ve gurur kendisini günaha sevkeder.
(Ceza ve azap olarak) ona cehennem yeter.
O ne kötü yerdir! 207.
İnsanlardan öyleleri de var ki, Allah'ın rızasını almak için kendini ve malını feda eder.
Allah da kullarına şefkatlidir.
208.
Ey iman edenler! Hep birden barışa girin.
Sakın şeytanın peşinden gitmeyin.
Çünkü o, apaçık düşmanınızdır.
209.
Size (Kur'an ve Sünnet gibi) apaçık deliller geldikten sonra, eğer barıştan saparsanız, şunu iyi bilin ki Allah azîzdir, hakîmdir.
210.
Onlar, ille de buluttan gölgeler içinde Allah'ın ve meleklerinin gelmesini mi beklerler Halbuki iş bitirilmiştir.
eski 04.09.2006, 14:33 Ummu Seleme isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #23
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.662


Yarışma Puanı: 810
Teşekkür etti: 4.875
Teşekkür aldı: 1.516 konuda 4.059 kere
Blog-Yazıları: 4
Ummu Seleme - AİM üzeri Mesaj gönder
211.
İsrailoğullarına sor ki kendilerine nice apaçık mucizeler verdik.
Kim mucizeler kendisine geldikten sonra Allah'ın nimetini (âyetlerini) değiştirirse bilsin ki Allah'ın azabı şiddetlidir.
212.
Kâfir olanlar için dünya hayatı câzip kılındı.
(Bu yüzden) onlar, iman edenler ile alay ederler.
Oysa ki, (iman edip) inkârdan sakınanlar kıyamet gününde onların üstündedir.
Allah dilediğine hesapsız rızık verir.
213.
İnsanlar bir tek ümmet idi.
Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberleri gönderdi.
İnsanlar arasında, anlaşmazlığa düştükleri hususlarda hüküm vermeleri için, onlarla beraber hak yolu gösteren kitapları da gönderdi.
Ancak kendilerine kitap verilenler, apaçık deliller geldikten sonra, aralarındaki kıskançlıktan ötürü dinde anlaşmazlığa düştüler.
Bunun üzerine Allah iman edenlere, üzerinde ihtilafa düştükleri gerçeği izniyle gösterdi.
Allah dilediğini doğru yola iletir.
214.
(Ey müminler! ) Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki, nihayet Peygamber ve beraberindeki müminler: Allah'ın yardımı ne zaman! dediler.
Bilesiniz ki Allah'ın yardımı yakındır.
215.
Sana (Allah yolunda) ne harcayacaklarını soruyorlar.
De ki: Maldan harcadığınız şey, ebeveyn, yakınlar, yetimler, fakirler ve yolcular için olmalıdır.
Şüphesiz Allah yapacağınız her hayrı bilir.
2l6.
Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı.
Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür.
Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür.
Allah bilir, siz bilmezsiniz.
217.
Sana haram ayı, yani onda savaşmayı soruyorlar.
De ki: O ayda savaşmak büyük bir günahtır.
(İnsanları) Allah yolundan çevirmek, Allah'ı inkâr etmek, Mes-cid-i Haram'ın ziyaretine mâni olmak ve halkını oradan çıkarmak ise Allah katında daha büyük günahtır.
Fitne de adam öldürmekten daha büyük bir günahtır.
Onlar eğer güçleri yeterse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler.
Sizden kim, dininden döner ve kâfir olarak ölürse, onların yaptıkları işler dünyada da ahirette de boşa gider.
Onlar cehennemliktirler ve orada devamlı kalırlar.
2l8.
İman edenler ve hicret edip Allah yolunda cihad edenler var ya, işte bunlar, Allah'ın rahmetini umabilirler.
Allah, gafûr ve rahîmdir.
2l9.
Sana, şarap ve kumar hakkında soru sorarlar.
De ki: Her ikisinde de büyük bir günah ve insanlar için bir takım faydalar vardır.
Ancak her ikisinin de günahı faydasından daha büyüktür.
Yine sana iyilik yolunda ne harcayacaklarını sorarlar.
"İhtiyaç fazlasını" de.
Allah size âyetleri böyle açıklar ki düşünesiniz.
220.
Dünya ve ahiret hakkında (lehinize olan davranışları düşünün ve ona göre hareket edin).
Sana yetimler hakkında soruyorlar.
De ki: Onları iyi yetiştirmek (yüz üstü bırakmaktan) daha hayırlıdır.
Eğer onlarla birlikte yaşarsanız, (unutmayın ki) onlar sizin kardeşlerinizdir.
Allah, işleri bozanla düzelteni bilir.
Eğer Allah dileseydi, sizi de zahmet ve meşakkate sokardı.
Çünkü Allah güçlüdür, hakîmdir.
221.
İman etmedikçe putperest kadınlarla evlenmeyin.
Beğenseniz bile, putperest bir kadından, imanlı bir câriye kesinlikle daha iyidir.
İman etmedikçe putperest erkekleri de (kızlarınızla) evlendirmeyin.
Beğenseniz bile, putperest bir kişiden inanmış bir köle kesinlikle daha iyidir.
Onlar (müşrikler) cehenneme çağırır.
Allah ise, izni (ve yardımı) ile cennete ve mağfirete çağırır.
Allah, düşünüp anlasınlar diye âyetlerini insanlara açıklar.
222.
Sana kadınların ay halini sorarlar.
De ki: O, bir rahatsızlıktır.
Bu sebeple ay halinde olan kadınlardan uzak durun.
Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın.
Temizlendikleri vakit, Allah'ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın.
Şunu iyi bilin ki, Allah tevbe edenleri de sever, temizlenenleri de sever.
223.
Kadınlarınız sizin için bir tarladır.
Tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın.
Kendiniz için önceden (uygun davranışlarla) hazırlık yapın.
Allah'tan korkun, biliniz ki siz O'na kavuşacaksınız.
(Yâ Muhammed!) müminleri müjdele! 224.
Yeminlerinizden dolayı Allah'ı (O'nun adını), iyilik etmenize, O'ndan sakınmanıza ve insanların arasını düzeltmenize engel kılmayın.
Allah işitir ve bilir.
225.
Allah sizi kasıtsız yeminlerinizden sorumlu tutmaz.
Lâkin kasıtlı yaptığınız yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutar.
Allah gafûrdur, halîmdir.
226.
Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler dört ay beklerler.
Eğer (bu müddet içinde) kadınlarına dönerlerse, şüphesiz Allah çokça bağışlayan ve esirgeyendir.
227.
Eğer (müddeti içinde dönmeyip kadınlarını) boşamaya karar verirlerse (ayrılırlar).
Biliniz ki, Allah işitir ve bilir.
228.
Boşanmış kadınlar, kendi başlarına (evlenmeden) üç ay hali (hayız veya temizlik müddeti) beklerler.
Eğer onlar Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanmışlarsa, rahimlerinde Allah'ın yarattığını gizlemeleri kendilerine helâl olmaz.
Eğer kocalar barışmak isterlerse, bu durumda boşadıkları kadınları geri almaya daha fazla hak sahibidirler.
Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde belli hakları vardır.
Ancak erkekler, kadınlara göre bir derece üstünlüğe sahiptirler.
Allah azîzdir, hakîmdir.
229.
Boşama iki defadır.
Bundan sonrası ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermektir.
Kadınlara verdiklerinizden (boşanma esnasında) bir şey almanız size helâl olmaz.
Ancak erkek ve kadın Allah'ın sınırlarında kalıp evlilik haklarını tam tatbik edememekten korkarlarsa bu durum müstesna.
(Ey müminler!) Siz de karı ile kocanın, Allah'ın sınırlarını, hakkıyla muhafaza etmelerinden kuşkuya düşerseniz, kadının (erkeğe) fidye vermesinde her iki taraf için de sakınca yoktur.
Bu söylenenler Allah'ın koyduğu sınırlardır.
Sakın onları aşmayın.
Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa işte onlar zalimlerdir.
230.
Eğer erkek kadını (üçüncü defa) boşarsa, ondan sonra kadın bir başka erkekle evlenmedikçe onu alması kendisine helâl olmaz.
Eğer bu kişi de onu boşarsa, (her iki taraf da) Allah'ın sınırlarını muhafaza edeceklerine inandıkları takdirde, yeniden evlenmelerinde beis yoktur.
Bunlar Allah'ın sınırlarıdır.
Allah bunları bilmek, öğrenmek isteyenler için açıklar.
231.
Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit ya onları iyilikle tutun yahut iyilikle bırakın.
Fakat haksızlık ederek ve zarar vermek için onları nikâh altında tutmayın.
Kim bunu yaparsa muhakkak kendine kötülük etmiş olur.
Allah'ın âyetlerini eğlenceye almayın.
Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini, (size verdiği hidayeti), size öğüt vermek üzere indirdiği Kitab'ı ve hikmeti hatırlayın.
Allah'tan korkun.
Bilesiniz ki Allah, her şeyi bilir.
232.
Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit, aralarında iyilikle anlaştıkları takdirde, onların (eski) kocalarıyla evlenmelerine engel olmayın.
İşte bununla içinizden Allah'a ve ahiret gününe inanan kimselere öğüt verilmektedir.
Bu öğüdü tutmanız kendiniz için en iyisi ve en temizidir.
Allah bilir, siz bilmezsiniz.
233.
Emzirmeyi tamamlatmak isteyen (baba) için, anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler.
Onların örfe uygun olarak beslenmesi ve giyimi baba tarafına aittir.
Bir insan ancak gücü yettiğinden sorumlu tutulur.
Hiçbir anne, çocuğu sebebiyle, hiçbir baba da çocuğu yüzünden zarara uğratılmamalıdır.
Onun benzeri (nafaka temini) vâris üzerine de gerekir.
Eğer ana ve baba birbiriyle görüşerek ve karşılıklı anlaşarak çocuğu memeden kesmek isterlerse, kendilerine günah yoktur.
Çocuklarınızı (süt anne tutup) emzirtmek istediğiniz takdirde, süt anneye vermekte olduğunuzu iyilikle teslim etmeniz şartıyla, üzerinize günah yoktur.
Allah'tan korkun.
Bilin ki Allah, yapmakta olduklarınızı görür.
234.
Sizden ölenlerin, geride bıraktıkları eşleri, kendi başlarına (evlenmeden) dört ay on gün beklerler.
Bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit, kendileri hakkında yaptıkları meşru işlerde size bir günah yoktur.
Allah yapmakta olduklarınızı bilir.
235.
(İddet beklemekte olan) kadınlarla evlenme hususundaki düşüncelerinizi üstü kapalı biçimde anlatmanızda veya onu içinizde gizli tutmanızda size günah yoktur.
Allah bilir ki siz onları anacaksınız.
Lâkin, meşru sözler söylemeniz müstesna, sakın onlara gizlice buluşma sözü vermeyin.
Farz olan bekleme müddeti dolmadan, nikâh kıymaya kalkışmayın.
Bilin ki Allah, gönlünüzdekileri bilir.
Bu sebeple Allah'tan sakının.
Şunu iyi bilin ki Allah gafûrdur, halîmdir.
.
eski 04.09.2006, 14:34 Ummu Seleme isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #24
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.662


Yarışma Puanı: 810
Teşekkür etti: 4.875
Teşekkür aldı: 1.516 konuda 4.059 kere
Blog-Yazıları: 4
Ummu Seleme - AİM üzeri Mesaj gönder
236.
Nikâhtan sonra henüz dokunmadan veya onlar için belli bir mehir tayin etmeden kadınları boşarsanız bunda size mehir zorunluğu yoktur.
Bu durumda onlara müt'a (hediye cinsinden bir şeyler) verin.
Zengin olan durumuna göre, fakir de durumuna göre vermelidir.
Münasip bir müt'a vermek iyiler için bir borçtur.
237.
Kendilerine mehir tayin ederek evlendiğiniz kadınları, temas etmeden boşarsanız, tayin ettiğiniz mehrin yarısı onların hakkıdır.
Ancak kadınların vazgeçmesi veya nikâh bağı elinde bulunanın (velinin) vazgeçmesi hali müstesna, affetmeniz (mehirden vazgeçmeniz), takvâya daha uygundur.
Aranızda iyilik ve ihsanı unutmayın.
Şüphesiz Allah yapmakta olduklarınızı hakkıyla görür.
238.
Namazlara ve orta namaza devam edin.
Allah'a saygı ve bağlılık içinde namaz kılın.
239.
Eğer (herhangi bir şeyden) korkarsanız (namazlarınızı) yürüyerek yahut binmiş olarak (kılın).
Güvene kavuştuğunuz zaman, siz bilmezken Allah'ın size öğrettiği şekilde O'nu anın (namaz kılın).
240.
Sizden ölüp de (dul) eşler bırakan kimseler, zevcelerinin, evlerinden çıkarılmadan, bir yıla kadar bıraktıkları maldan faydalanmaları hususunda (sağlıklarında) vasiyet etsinler.
Eğer o kadınlar, (kendiliklerinden) çıkıp giderlerse, kendileri hakkında yaptıkları meşru şeylerden size bir günah yoktur.
Allah azîzdir, hakîmdir.
241.
Boşanmış kadınların, hakkaniyet ölçülerinde (kocalarından) menfaat sağlamak haklarıdır; bu, Allah korkusu taşıyanlar üzerine bir borçtur.
242.
Allah size işte böylece âyetlerini açıklar ki düşünüp hakikati anlayasınız.
243.
Binlerce oldukları halde, ölüm korkusundan dolayı yurtlarından çıkıp gidenleri görmedin mi? Allah onlara "Ölün!" dedi (öldüler).
Sonra onları diriltti.
Şüphesiz Allah insanlara karşı lütufkârdır.
Lâkin insanların çoğu şükretmez.
244.
Allah yolunda savaşın ve bilin ki Allah, her şeyi işitir ve bilir.
245.
Verdiğinin kat kat fazlasını kendisine ödemesi için Allah'a güzel bir borç (isteyene faizsiz ödünç) verecek yok mu? Darlık veren de bolluk veren de Allah'tır.
Sadece O'na döndürüleceksiniz.
246.
Musa'dan sonra, Benî İsrail'den ileri gelen kimseleri görmedin mi? Kendilerine gönderilmiş bir peygambere: "Bize bir hükümdar gönder ki (onun komutasında) Allah yolunda savaşalım" demişlerdi.
"Ya size savaş yazılır da savaşmazsanız?" dedi.
"Yurtlarımızdan çıkarılmış, çocuklarımızdan uzaklaştırılmış olduğumuz halde Allah yolunda neden savaşmayalım?" dediler.
Kendilerine savaş yazılınca, içlerinden pek azı hariç, geri dönüp kaçtılar.
Allah zalimleri iyi bilir.
247.
Peygamberleri onlara: Bilin ki Allah, Tâlût'u size hükümdar olarak gönderdi dedi.
Bunun üzerine: Biz, hükümdarlığa daha lâyık olduğumuz halde, kendisine servet ve zenginlik yönünden geniş imkânlar verilmemişken o bize nasıl hükümdar olur? dediler.
"Allah sizin üzerinize onu seçti, ilimde ve bedende ona üstünlük verdi.
Allah mülkünü dilediğine verir.
Allah her şeyi ihata eden ve her şeyi bilendir" dedi.
248.
Peygamberleri onlara: Onun hükümdarlığının alâmeti, Tabut'un size gelmesidir.
Meleklerin taşıdığı o Tabut'un içinde Rabbinizden size bir ferahlık ve sükûnet, Musa ve Harun hanedanlarının bıraktıklarından bir kalıntı vardır.
Eğer inanmış kimseler iseniz sizin için bunda şüphesiz bir alâmet vardır, dedi.
249.
Tâlût askerlerle beraber (cihad için) ayrılınca: Biliniz ki Allah sizi bir ırmakla imtihan edecek.
Kim ondan içerse benden değildir.
Eliyle bir avuç içen müstesna kim ondan içmezse bendendir, dedi.
İçlerinden pek azı müstesna hepsi ırmaktan içtiler.
Tâlût ve iman edenler beraberce ırmağı geçince: Bugün bizim Câlût'a ve askerlerine karşı koyacak hiç gücümüz yoktur, dediler.
Allah'ın huzuruna varacaklarına inananlar: Nice az sayıda bir birlik Allah'ın izniyle çok sayıdaki birliği yenmiştir.
Allah sabredenlerle beraberdir, dediler.
250.
Câlût ve askerleriyle savaşa tutuştuklarında: Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır.
Bize cesaret ver ki tutunalım.
Kâfir kavme karşı bize yardım et, dediler.
251.
Sonunda Allah'ın izniyle onları yendiler.
Davud da Câlût'u öldürdü.
Allah ona (Davud'a) hükümdarlık ve hikmet verdi, dilediği ilimlerden ona öğretti.
Eğer Allah'ın insanlardan bir kısmının kötülüğünü diğerleriyle savması olmasaydı elbette yeryüzü altüst olurdu.
Lâkin Allah bütün insanlığa karşı lütuf ve kerem sahibidir.
252.
İşte bunlar Allah'ın âyetleridir.
Biz onları sana doğru olarak anlatıyoruz.
Şüphesiz sen, Allah tarafından gönderilmiş peygamberlerdensin.
253.
O peygamberlerin bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık.
Allah onlardan bir kısmı ile konuşmuş, bazılarını da derece derece yükseltmiştir.
Meryem oğlu İsa'ya açık mucizeler verdik ve onu Rûhu'l-Kudüs ile güçlendirdik.
Allah dileseydi o peygamberlerden sonra gelen milletler, kendilerine açık deliller geldikten sonra birbirleriyle savaşmazlardı.
Fakat onlar ihtilafa düştüler de içlerinden kimi iman etti, kimi de inkâr etti.
Allah dileseydi onlar savaşmazlardı; lâkin Allah dilediğini yapar.
254.
Ey iman edenler! Kendisinde artık alış-veriş, dostluk ve kayırma bulunmayan gün (kıyamet) gelmeden önce, size verdiğimiz rızıktan hayır yolunda harcayın.
Gerçekleri inkâr edenler elbette zalimlerdir.
255.
Allah, O'ndan başka tanrı yoktur; O, hayydir, kayyûmdur.
Kendisine ne uyku gelir ne de uyuklama.
Göklerde ve yerdekilerin hepsi O'nundur.
İzni olmadan O'nun katında kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir.
(O'na hiçbir şey gizli kalmaz.) O'nun bildirdiklerinin dışında insanlar O'nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler.
O'nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez.
O, yücedir, büyüktür.
256.
Dinde zorlama yoktur.
Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır.
O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır.
Allah işitir ve bilir.
257.
Allah, inananların dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.
İnkâr edenlere gelince, onların dostları da tâğuttur, onları aydınlıktan alıp karanlığa götürür.
İşte bunlar cehennemliklerdir.
Onlar orada devamlı kalırlar.
258.
Allah kendisine mülk (hükümdarlık ve zenginlik) verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrahim ile tartışmaya gireni (Nemrut'u) görmedin mi! İşte o zaman İbrahim: Rabbim hayat veren ve öldürendir, demişti.
O da: Hayat veren ve öldüren benim, demişti.
İbrahim: Allah güneşi doğudan getirmektedir; haydi sen de onu batıdan getir, dedi.
Bunun üzerine kâfir apışıp kaldı.
Allah zalim kimseleri hidayete erdirmez.
259.
Yahut görmedin mi o kimseyi ki, evlerinin duvarları çatıları üzerine çökmüş (alt üst olmuş) bir kasabaya uğradı; "Ölümünden sonra Allah bunları nasıl diriltir acaba!" dedi.
Bunun üzerine Allah onu öldürüp yüz sene bıraktı; sonra tekrar diriltti.
Ne kadar kaldın? dedi.
"Bir gün yahut daha az" dedi.
Allah ona: Hayır, yüz sene kaldın.
Yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamıştır.
Eşeğine de bak.
Seni insanlara bir ibret kılalım diye (yüz sene ölü tuttuk, sonra tekrar dirilttik).
Şimdi sen kemiklere bak, onları nasıl düzenliyor, sonra ona nasıl et giydiriyoruz, dedi.
Durum kendisince anlaşılınca: Şimdi iyice biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir, dedi.
eski 04.09.2006, 14:35 Ummu Seleme isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #25
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.662


Yarışma Puanı: 810
Teşekkür etti: 4.875
Teşekkür aldı: 1.516 konuda 4.059 kere
Blog-Yazıları: 4
Ummu Seleme - AİM üzeri Mesaj gönder
260.
İbrahim Rabbine: Ey Rabbim! Ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster, demişti.
Rabbi ona: Yoksa inanmadın mı? dedi.
İbrahim: Hayır! İnandım, fakat kalbimin mutmain olması için (görmek istedim), dedi.
Bunun üzerine Allah: Öyleyse dört tane kuş yakala, onları yanına al, sonra (kesip parçala), her dağın başına onlardan bir parça koy.
Sonra da onları kendine çağır; koşarak sana gelirler.
Bil ki Allah azîzdir, hakîmdir, buyurdu.
261.
Allah yolunda mallarını harcayanların örneği, yedi başak bitiren bir dane gibidir ki, her başakta yüz dane vardır.
Allah dilediğine kat kat fazlasını verir.
Allah'ın lütfu geniştir, O herşeyi bilir.
262.
Mallarını Allah yolunda harcayıp da arkasından başa kakmayan, fakirlerin gönlünü kırmayan kimseler var ya, onların Allah katında has mükâfatları vardır.
Onlar için korku yoktur, üzüntü de çekmeyeceklerdir.
263.
Güzel söz ve bağışlama, arkasından incitme gelen sadakadan daha iyidir.
Allah zengindir, acelesi de yoktur.
264.
Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve incitmek suretiyle, yaptığınız hayırlarınızı boşa çıkarmayın.
Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan düz kayaya benzer ki, sağanak bir yağmur isabet etmiş de onu çıplak pürüzsüz kaya haline getirivermiştir.
Bunlar kazandıklarından hiçbir şeye sahip olamazlar.
Allah, kâfirleri doğru yola iletmez.
265.
Allah'ın rızasını kazanmak ve ruhlarındaki cömertliği kuvvetlendirmek için mallarını hayra sarfedenlerin durumu, bir tepede kurulmuş güzel bir bahçeye benzer ki, üzerine bol yağmur yağmış da iki kat ürün vermiştir.
Bol yağmur yağmasa bile bir çisinti düşer (de yine ürün verir).
Allah, yaptıklarınızı görmektedir.
266.
Sizden biriniz arzu eder mi ki, hurma ve üzüm ağaçlarıyla dolu, arasından sular akan ve kendisi için orada her çeşit meyveden (bir miktar) bulunan bir bahçesi olsun da, bakıma muhtaç çoluk çocuğu varken kendisine ihtiyarlık gelip çatsın, bahçeye de içinde ateş bulunan bir kasırga isabet ederek yakıp kül etsin! (Elbette bunu kimse arzu etmez.) İşte düşünüp anlayasınız diye Allah size âyetleri açıklar.
267.
Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan hayra harcayın.
Size verilse, gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü malı, hayır diye vermeye kalkışmayın.
Biliniz ki Allah zengindir, övgüye lâyıktır.
268.
Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size cimriliği telkin eder.
Allah ise size katından bir mağfiret ve bir lütuf vâdeder.
Allah herşeyi ihata eden ve herşeyi bilendir.
269.
Allah hikmeti dilediğine verir.
Kime hikmet verilirse, ona pek çok hayır verilmiş demektir.
Ancak akıl sahipleri düşünüp ibret alırlar.
270.
Yaptığınız her harcamayı ve adadığınız her adağı muhakkak Allah bilir.
Zalimler için hiç yardımcı yoktur.
271.
Eğer sadakaları (zekât ve benzeri hayırları) açıktan verirseniz ne âlâ! Eğer onu fakirlere gizlice verirseniz, işte bu sizin için daha hayırlıdır.
Allah da bu sebeple sizin günahlarınızı örter.
Allah, yapmakta olduklarınızı bilir.
272.
(Ya Muhammed!) Onları doğru yola iletmek sana ait değildir.
Lâkin Allah dilediğini doğru yola iletir.
Hayır olarak harcadıklarınız kendi iyiliğiniz içindir.
Yapacağınız hayırları ancak Allah'ın rızasını kazanmak için yapmalısınız.
Hayır olarak verdiğiniz ne varsa; karşılığı size tam olarak verilir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız.
273.
(Yapacağınız hayırlar,) kendilerini Allah yoluna adamış, bu sebeple yeryüzünde kazanç için dolaşamayan fakirler için olsun.
Bilmeyen kimseler, iffetlerinden dolayı onları zengin zanneder.
Sen onları simalarından tanırsın.
Çünkü onlar yüzsüzlük ederek istemezler.
Yaptığınız her hayrı muhakkak Allah bilir.
274.
Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık hayra sarfedenler var ya, onların mükâfatları Allah katındadır.
Onlara korku yoktur, üzüntü de çekmezler.
275.
Faiz yiyenler (kabirlerinden), şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar.
Bu hal onların "Alım-satım tıpkı faiz gibidir" demeleri yüzündendir.
Halbuki Allah, alım-satımı helâl, faizi haram kılmıştır.
Bundan sonra kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir ve artık onun işi Allah'a kalmıştır.
Kim tekrar faize dönerse, işte onlar cehennemliktir, orada devamlı kalırlar.
276.
Allah faizi tüketir (Faiz karışan malın bereketini giderir), sadakaları ise bereketlendirir.
Allah küfürde ve günahta ısrar eden hiç kimseyi sevmez.
277.
İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekât verenler var ya, onların mükâfatları Rableri katındadır.
Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler.
278.
Ey iman edenler! Allah'tan korkun.
Eğer gerçekten inanıyorsanız mevcut faiz alacaklarınızı terkedin.
279.
Şayet (faiz hakkında söylenenleri) yapmazsanız, Allah ve Resûlü tarafından (faizcilere karşı) açılan savaştan haberiniz olsun.
Eğer tevbe edip vazgeçerseniz, sermayeniz sizindir; ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz.
280.
Eğer (borçlu) darlık içinde ise, eli genişleyinceye kadar ona mühlet vermek (gerekir).
Eğer (gerçekleri) anlarsanız bunu sadakaya (veya zekâta) saymak sizin için daha hayırlıdır.
281.
Allah'a döndürüleceğiniz, sonra da herkese hak ettiğinin eksiksiz verileceği ve kimsenin haksızlığa uğratılmayacağı bir günden sakının.
282.
Ey iman edenler! Belirlenmiş bir süre için birbirinize borçlandığınız vakit onu yazın.
Bir kâtip onu aranızda adaletle yazsın.
Hiçbir kâtip Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan geri durmasın; (her şeyi olduğu gibi) yazsın.
Üzerinde hak olan kimse (borçlu) da yazdırsın, Rabbinden korksun ve borcunu asla eksik yazdırmasın.
Şayet borçlu sefih veya aklı zayıf veya kendisi söyleyip yazdıramayacak durumda ise, velisi adaletle yazdırsın.
Erkeklerinizden iki de şahit bulundurun.
Eğer iki erkek bulunamazsa rıza göstereceğiniz şahitlerden bir erkek ile -biri yanılırsa diğerinin ona hatırlatması için- iki kadın (olsun).
Çağırıldıkları vakit şahitler gelmemezlik etmesin.
Büyük veya küçük, vâdesine kadar hiçbir şeyi yazmaktan sakın üşenmeyin.
Böyle yapmanız Allah nezdinde daha adaletli, şehadet için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha uygundur.
Ancak aranızda yapıp bitirdiğiniz peşin bir ticaret olursa, bu durum farklıdır.
Bu durumda onu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur.
(Genellikle) alışveriş yaptığınızda şahit tutun.
Ne yazan, ne de şahit zarara uğratılsın.
Eğer bunu yaparsanız (zarar verirseniz) şüphe yok ki bu, sizin yoldan çıkmanız demektir.
Allah'tan korkun.
Allah size gerekli olanı öğretiyor.
Allah her şeyi bilmektedir.
283.
Yolculukta olur da, yazacak kimse bulamazsanız (borca karşılık) alınmış bir rehin de yeterlidir.
Birbirinize bir emanet bırakırsanız, emanet bırakılan kimse emaneti sahibine versin ve (bu hususta) Rabbi olan Allah'tan korksun.
Şahitliği bildiklerinizi gizlemeyin.
Kim onu gizlerse, bilsin ki onun kalbi günahkârdır.
Allah yapmakta olduklarınızı bilir.
284.
Göklerde ve yerdekilerin hepsi Allah'ındır.
İçinizdekileri açığa vursanız da gizleseniz de Allah ondan dolayı sizi hesaba çekecektir, sonra dilediğini affeder, dilediğine de azap eder.
Allah her şeye kadirdir.
285.
Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de (iman ettiler).
Her biri Allah a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler.
"Allah'ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız.
İşittik, itaat ettik.
Ey Rabbimiz, affına sığındık! Dönüş sanadır" dediler.
286.
Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar.
Herkesin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı (şer) de kendinedir.
Rabbimiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma.
Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme.
Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme! Bizi affet! Bizi bağışla! Bize acı! Sen bizim mevlâmızsın.
Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!
eski 04.09.2006, 14:35 Ummu Seleme isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #26
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.662


Yarışma Puanı: 810
Teşekkür etti: 4.875
Teşekkür aldı: 1.516 konuda 4.059 kere
Blog-Yazıları: 4
Ummu Seleme - AİM üzeri Mesaj gönder
Beled Sûresi
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm Bismillâhirrahmânirrahîm
l. Andolsun bu beldeye ,
2. Ki sen bu beldedesin ,
3. Ve andolsun babaya ve ondan meydana gelen çocuğa,
4. Biz, insanı (yüzyüze geleceği nice) zorluklar içinde yarattık.
5. İnsan, hiç kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?
6. "Pek çok mal harcadım" diyor.
7. Kimse onu görmedi mi sanıyor?
8. Biz ona iki göz vermedik mi?
9. Bir dil ve iki dudak ,
10. Ona iki yolu (doğru ve eğriyi) gösterdik .
11. Fakat o, sarp yokuşu aşamadı.
12.O sarp yokuş nedir bilir misin?
13. Köle azat etmek,
14.Veya açlık gününde yemek yedirmektir,
15.Yakınlığı olan bir yetime
16.Veya hiçbir şeyi olmayan yoksula.
17. Sonra iman edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve birbirlerine acımayı öğütleyenlerden olmaktır.
18. İşte bunlar sağdakilerdir.
19. Ayetlerimizi inkâr edenler ise işte onlar soldakilerdir,
20. Cezaları, kapıları üzerlerine sımsıkı kapatılmış bir ateştir.
eski 04.09.2006, 14:41 Ummu Seleme isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #27
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.662


Yarışma Puanı: 810
Teşekkür etti: 4.875
Teşekkür aldı: 1.516 konuda 4.059 kere
Blog-Yazıları: 4
Ummu Seleme - AİM üzeri Mesaj gönder
Beyyine Sûresi


Eûzübillâhimineşşeytânirracîm
Bismillâhirrahmânirrahîm

1. Apaçık delil kendilerine gelinceye kadar ehl-i kitaptan ve müşriklerden inkârcılar (küfürden) ayrılacak değillerdi.
2. (İşte o apaçık delil,) Allah tarafından gönderilen ve tertemiz sahifeleri okuyan bir elçidir.
3. En doğru hükümler vardır şu sahifelerde.
4. Kendilerine kitap verilenler ancak o açık delil (Peygamber) kendilerine geldikten sonra ayrılığa düştüler.
5. Halbuki onlara ancak, dini yalnız O'na has kılarak ve hanifler olarak Allah'a kulluk etmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleri emrolunmuştu. Sağlam din de budur.
6. Ehl-i kitap ve müşriklerden olan inkârcılar, içinde ebedî olarak kalacakları cehennem ateşindedirler. İşte halkın en şerlileri onlardır.
7. İman edip sâlih ameller işleyenlere gelince, halkın en hayırlısı da onlardır.
8. Onların Rableri katındaki mükâfatları, zemininden ırmaklar akan, içinde devamlı olarak kalacakları Adn cennetleridir. Allah kendilerinden hoşnut olmuş, onlar da Allah'tan hoşnut olmuşlardır. Bu söylenenler hep Rabbinden korkan (O'na saygı gösterenler) içindir.
eski 04.09.2006, 14:41 Ummu Seleme isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #28
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.662


Yarışma Puanı: 810
Teşekkür etti: 4.875
Teşekkür aldı: 1.516 konuda 4.059 kere
Blog-Yazıları: 4
Ummu Seleme - AİM üzeri Mesaj gönder
Burûc Sûresi


Eûzübillâhimineşşeytânirracîm
Bismillâhirrahmânirrahîm
l. Burçlara sahip gökyüzüne,
2. Geleceği bildirilmiş olan güne,
3.(O günde) tanıklık edene ve edilene andolsun ki,
4. Kahroldu o hendeğin sahipleri,
5.O çıralı ateşin ,
6.Onlar (yakanlar) da başlarına oturmuşlar,
7. Müminlere yapmakta oldukları işkenceyi seyrediyorlardı.
8. Onlardan, sırf, azîz ve hamîd olan Allah'a iman ettikleri için intikam aldılar.
9.O Allah ki, göklerin ve yerin mülkü kendisine aittir, ve Allah her şeye şahittir .
10. Şüphesiz inanmış erkeklerle inanmış kadınlara işkence edip sonra tevbe de etmeyenlere cehennem azabı ve (orada) yanma cezası vardır.
11. İman edip sâlih ameller işleyenlere ise, zemininden ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş budur.
12. Şüphesiz Rabbinin yakalaması çok şiddetlidir.
13. Bilin ki O, (kâinat yokken) ilk olarak yaratan, (ölümden sonra tekrar hayatı) geri getirendir.
14. O, çok bağışlayan ve çok sevendir.
15. Şerefli Arş'ın sahibidir.
16. Dilediği şeyleri mutlaka yapandır.
17. Orduların, haberi sana geldi mi?
18. Yani Firavun ve Semûd'un
19. Doğrusu inkârcılar (gerçeği) yalanlayıp dururlar.
20. Allah onları arkalarından kuşatmıştır.
21. Hayır o şerefli bir Kur'an'dır.
22.Levh-i Mahfuz'dadır.
eski 04.09.2006, 14:43 Ummu Seleme isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #29
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.662


Yarışma Puanı: 810
Teşekkür etti: 4.875
Teşekkür aldı: 1.516 konuda 4.059 kere
Blog-Yazıları: 4
Ummu Seleme - AİM üzeri Mesaj gönder
Câsiye Sûresi




Eûzübillâhimineşşeytânirracîm
Bismillâhirrahmânirrahîm
l. Hâ. Mîm.
2. Kitap, azîz ve hakîm olan Allah tarafından indirilmiştir.
3. Şüphesiz göklerde ve yerde inananlar için birçok âyetler vardır.
4. Sizin yaratılışınızda ve (Allah'ın) yeryüzünde yaydığı canlılarda, kesin olarak inanan bir toplum için ibret verici işaretler vardır.
5. Gecenin ve gündüzün değişmesinde, Allah'ın gökten indirmiş olduğu rızıkta (yağmurda) ve ölümünden sonra yeri onunla diriltmesinde, rüzgârları değişik yönlerden estirmesinde, aklını kullanan toplum için dersler vardır.
6. İşte sana gerçek olarak okuduğumuz bunlar Allah'ın âyetleridir. Artık Allah'tan ve O'nun âyetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?
7. Vay haline, her yalancı ve günahkâr kişinin!
8. O, Allah'ın kendisine okunan âyetlerini işitir de sonra büyüklük taslayarak sanki hiç onları duymamış gibi (küfründe) direnir. İşte onu acı bir azap ile müjdele!
9. (O) âyetlerimizden bir şey öğrendiği zaman onlarla alay eder. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır!
10. Ötelerinde de cehennem vardır. Kazandıkları şeyler de, Allah'ı bırakıp edindikleri dostlar da onlara hiçbir fayda vermez. Büyük azap onlaradır.
11. İşte bu Kur'an bir hidayettir. Rablerinin âyetlerini inkâr edenlere gelince, onlara en kötüsünden, elem verici bir azap vardır.
12. Allah o (yüce) varlıktır ki, emri gereğince içinde gemilerin yüzmesi ve lütfedip verdiği rızkı aramanız için ve de şükredesiniz diye denizi size hazır hale getirmiştir.
13. O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini, kendi katından (bir lütfu olmak üzere) size boyun eğdirmiştir. Elbette bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.
14. İman edenlere söyle: Allah'ın (ceza) günlerinin geleceğini ummayanları bağışlasınlar. Çünkü Allah her toplumu, yaptığına göre cezalandıracaktır.
15. Kim iyi iş yaparsa faydası kendinedir, kim de kötülük yaparsa zararı yine kendinedir. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.
16. Andolsun ki biz, İsrailoğullarına Kitap, hüküm ve peygamberlik verdik. Onları güzel rızıklarla besledik ve onları dünyalara üstün kıldık.
17. Din konusunda onlara açık deliller verdik. Ama onlar kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düştükleri şeyler hakkında kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.
18. Sonra da seni din konusunda bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy; bilmeyenlerin isteklerine uyma.
19. Çünkü onlar, Allah'a karşı sana hiçbir fayda vermezler. Doğrusu zalimler birbirlerinin dostlarıdır; Allah da takvâ sahiplerinin dostudur.
20. Bu (Kur'an), insanlar için basiret nurları, kesin olarak inanan bir toplum için hidayet ve rahmettir.
21. Yoksa kötülük işleyenler ölümlerinde ve sağlıklarında kendilerini, inanıp iyi ameller işleyen kimseler ile bir mi tutacağımızı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar!
22. Allah, gökleri ve yeri yerli yerince yaratmıştır. Böylece herkes kazancına göre karşılık görür. Onlara haksızlık edilmez.
23. Hevâ ve hevesini tanrı edinen ve Allah'ın (kendi katındaki) bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah'tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâla ibret almayacak mısınız?
24. Dediler ki: Hayat ancak bu dünyada yaşadığımızdır. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman helâk eder. Bu hususta onların hiçbir bilgisi de yoktur. Onlar sadece zanna göre hüküm veriyorlar.
25. Onlara açıkça âyetlerimiz okunduğu zaman: Doğru sözlü iseniz atalarımızı getirin, demelerinden başka delilleri yoktur.
26. De ki: Allah sizi diriltir, sonra öldürür. Sonra sizi şüphe götürmeyen kıyamet gününde biraraya toplar. Fakat insanların çoğu bilmezler.
27. Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Kıyametin kopacağı gün var ya, işte o gün bâtıla sapanlar hüsrana uğrayacaklardır.
28. O gün her ümmeti, diz çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağırılır, (onlara şöyle denilir "Bu gün, yaptıklarınızla cezalandırılacaksınız!"
29. "Bu, yüzünüze karşı gerçeği söyleyen kitabımızdır. Çünkü biz, yaptıklarınızı kaydediyorduk."
30. İnanıp iyi işler yapanlara gelince, Rableri onları rahmetine kabul eder. İşte apaçık kurtuluş budur.
31. Ama inkâr edenlere gelince onlara: Âyetlerim size okunmuş, siz de büyüklenip suçlu bir toplum olmuştunuz, değil mi? denilir.
32. "Allah'ın vâdi gerçektir, kıyamet gününde şüphe yoktur" dendiği zaman: Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz onun bir tahminden ibaret olduğunu sanıyoruz, (onun hakkında) kesin bir bilgi elde etmiş değiliz, demiştiniz.
33. Yaptıklarının kötülükleri onlara görünmüş, alay edip durdukları şey onları kuşatmıştır.
34. Denilir ki: Bu güne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi biz de bugün sizi unuturuz. Yeriniz ateştir, yardımcılarınız da yoktur!
35. Bunun böyle olmasının sebebi şudur: Siz Allah'ın âyetlerini alaya aldınız, dünya hayatı sizi aldattı. Artık bugün ateşten çıkarılmayacaklardır ve onların (Allah'ı) hoşnut etmeleri de istenmeyecektir.
36. Hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
37. Göklerde ve yerde azamet yalnız O'nundur. O, azîzdir, hakîmdir.
eski 04.09.2006, 14:43 Ummu Seleme isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #30
Cevapla