Kadınlar,oğullar,yük yük altın ve gümüş,salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi.Bunlar dünya hayatının geçimliğidir.Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.
Âl-i İmrân-14
Akrabaların gösterdiği yakınlığa karşılık veren kimse,tam anlamıyla akrabalık haklarını gözetiyor sayılmaz.Akrabalık haklarını tam anlamıyla gözeten kimse;yakınları akrabalık bağlarını ondan kestikleri halde,o onlardan alaka ve yardımını kesmeyen kimsedir.
Muslim
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 26 (1 Kayıtlı ve 25 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
Sıffin Harbinde-ki bu bir ictihad harbi değil isyandır- muaviye tarafı yenileceğini anlayınca askerlerine "mızraklarının uçlarına Kur'an sayfalarını saplamalarını emretmiştir."İmam Ali Efendimizin askerleri bunu görünce taarruz etmekten çekinmişlerdir.İmam Ali Efendimizde taarruz etmelerini emredip:Elini kalbinin üzerine koymuş ve "Kur-an burada,Kur'an-ı natık benim"demiştir.
__________________ İnsanın topraktan,sudan yapılmış olan kısmı değişmez amma ma'nası,siyreti değişebilir.
Tezhib-i ahlak insan içün mümkündür.Olmasaydı mükellef tutulmazdı...
Sıffin Harbinde-ki bu bir ictihad harbi değil isyandır- muaviye tarafı yenileceğini anlayınca askerlerine "mızraklarının uçlarına Kur'an sayfalarını saplamalarını emretmiştir."İmam Ali Efendimizin askerleri bunu görünce taarruz etmekten çekinmişlerdir.İmam Ali Efendimizde taarruz etmelerini emredip:Elini kalbinin üzerine koymuş ve "Kur-an burada,Kur'an-ı natık benim"demiştir.
ehli sünnete göre ; BU BİR İCTİHAD MESELESİDİR...
ayrıca ; mecazı hakikat zannetmek , batıl olan batındandır...
ayrıca ; mecazı hakikat zannetmek , batıl olan batındandır...
Ehl-i Sünnete göre Cemel vakası bir ictihad meselesidir.Bu bir isyandır.
Bunu anlamak için ordinaryus profesör olmaya gerek yok.Olay gayet açık ve net.
Muaviye Şah-ı Velayet Efendimize meydan okumuştur ve Halifelik iddasında bulunmuştur.
Dilerseniz size ehl-i sünnetten bu konuda kaynaklar gösterebilirim.
mecazı hakikat zannedmek demişsiniz,böyle konuların mecazı olmaz.Bu konuda mecaz olan tek şey "ictihad harbi"iddasıdır.
__________________ İnsanın topraktan,sudan yapılmış olan kısmı değişmez amma ma'nası,siyreti değişebilir.
Tezhib-i ahlak insan içün mümkündür.Olmasaydı mükellef tutulmazdı...
Sıffin savaşı ehl-i sünnete göre İÇTİHAD MESELESİDİR.
"Amma Hazret-i İmam-ı Ali'nin Vak'a-i Sıffîn'de, Hazret-i Muaviye'nin taraftarlarıyla muharebesi ise, hilafet ve saltanatın muharebesidir. Yani: Hazret-i İmam-ı Ali, ahkâm-ı dini ve hakaik-i İslâmiyeyi ve âhireti esas tutup, saltanatın bir kısım kanunlarını ve siyasetin merhametsiz mukteziyatlarını onlara feda ediyordu. Hazret-i Muaviye ve taraftarları ise; hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyeyi, saltanat siyasetleriyle takviye etmek için azimeti bırakıp ruhsatı iltizam ettiler, siyaset âleminde kendilerini mecbur zannedip ruhsatı tercih ettiler, hataya düştüler.(15.Mektub)"
Cemel ve Sıffıyn muharebesi gibi, ashab-ı kiram arasında vukubulan münazaa ve muharebelere gelince, yerinde olur ki, bunlar, doğru yoldan iyiye yorula... Bu hususta, ashab-ı kiram, nefsani hevseten ve taassuptan (batıl saplantıdan) uzak görüle... Zira, o büyüklerin nefisleri, Resulullah'ın (sav) sohbeti ile heva ve hevesten tezkiye edilmiştir; kinden ve hasetten dahi temizlenmiştir.
Eğer onlardan bir musalâha vaki olmuş ise, Hak içindir. Şayet onlardan bir münazaa ve çekişme zuhur etmiş ise, bu dahi yine Sübhan Hak içindir.
Onlardan her fırka, kendi içtihadının muktazasına göre amel etmiştir. Heva ve taassup şaibesi olmadan muhalif işleri kendi nefislerinden atmışlardır.
Onlardan her kim, içtihadında isabetli ise, onun için sevab olarak iki derece vardır. Hatalı olan için dahi, sevab olarak bir derece vardır. Bu içti-had işinde, yanılan dahi, yanılmayan gibi ayıplanmaktan uzak görülmektedir; hatta onun için, sevab derecelerinden bir derece vardır.
Ulema, bu manada şöyle dedi:
-Bu muharebelerde, hak Hazret-i Ali tarafından idi. Muhaliflerde dahi, doğrudan bir tarafta idiler.
Durum böyle olunca, taana uğramayacakları gibi; onları ayıplamanın yeri de yoktur.
Onlar küfür ve fısık nisbeti bir yana. Nitekim, bu manada, Hazret-i Ali (ra) şöyle dedi:
-Kardeşlerimiz bize karşı geldiler; amma onlar ne kâfir idi ne de fasık. Çünkü, onlardan küfrü ve fışkı atacak tevil yolları vardı. Bu manada, Resulullah (sav) Efendimiz şöyle buyurdu:
"Bilhassa, ashabım arasında geçenlere karsı kendinize sahip olunuz."
Yerinde oldu ki, Resulullah (sav) Efendimizin tüm ashabına tazim edile. Onların hepsi de hayırla anıla... Onlardan hiçbirine kötü zan beslenmeye. Onların münazaası, başkalarının müsalahasından daha faziletli görüle... işte necat ve felah yolu budur.
Zira, Resufullah'ın (sav) ashabına karşı beslenen sevgi, Resulullah (sav) Efendimize olan sevgi sebebi iledir. Onlara beslenen buğuz ise, Resulullah (sav) Efendimize buğza çeker. Bu manada, büyüklerden biri şöyle dedi:
"Muaviye (r.a.), faziletli, adil ve seçkin sahabilerden (r.anhüm) biriydi. O dönemde gerçekleşen savaşlar hakkındaki temel görüş şudur: Her bir grubun, kendisini haklı saydığı bir iddiası vardı ve o savaşlara katılan sahabilerin hepsi gerek savaş hali gerekse başka durumlarda, bulundukları konumu meşrulaştıracak mazeretlere/tevillere sahip adil kimselerdi. Söz konusu savaşlardan hiçbiri, onları sahip oldukları adalet vasfından düşürmüş değildir. Çünkü onlar, kendilerinden sonra gelen müçtehidlerin kan vb. davalardaki farklı içtihadları gibi, içtihada konu olabilecek meselelerde değişik içtihadlarda bulunmuşlardır. Bu itibarla hiçbirinin değerinden bir şey eksilmez. Savaşların sebeplerine gelince, o devrin olaylarının gayet karmaşık olması hasebiyle içtihadları da farklılaşmış ve üç kısma ayrılmışlardır: Bir kısmı, içtihadları neticesi, bir tarafın haklılığına ötekinin de baği (isyankar) olduğuna inanarak, haklı tarafa yardım etmesi ve baği tarafla savaşması vacip olmuştur. Zira bu inançta olan birinin, bağilerle savaş konusunda adil imama yardım etmemesi düşünülemez. Diğer bir kısım ise birincilerin tam tersini düşünerek, kendi içtihadlarına göre haklı olan tarafa destek verip, onlara saldıran diğer tarafla savaşması gerekmiştir. Üçüncü bir kısım da olayın kendileri açısından tam olarak aydınlanamaması ve kararsız kalmaları sebebiyle iki taraftan birini tercih edememiş, bu sebeple her ikisinden de ayrılmaları vacip olmuştur. Onlar açısından bu ayrılış, zaruridir; çünkü, haketmediği müddetçe, bir müslümanla savaşmaya kalkışmak caiz değildir. Eğer iki gruptan birinin, diğerinden daha haklı olduğunu tespit etselerdi bu durumda onunla birlikte, bağilere karşı savaşmamaları caiz olmazdı. Buna göre savaşa katılan ve katılmayanların hepsi (r.a.) mazur sayılırlar. Bu sebeple, hak ehli ve görüşleri muteber tüm alimler, onların şahitlik ve rivayetlerinin kabulüne ve tam anlamıyla adil olduklarına dair icma etmişlerdir."
biz imam rabbani rahimehullah'ın beyanının üstüne bu hususta söz söylenmesine taraftar değiliz...
teşekkür ederim.
mevzunun imam'ın ve muhammed emin er hocaefendi'nin beyanlarından başka bir izaha ihtiyacı yoktur. muhalefeten var diyen varsa da bu forum bir taraftır bu hususta.
başka aykırı bir sözün aktarılmasına rızamız yoktur.
__________________ İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!
biz imam rabbani rahimehullah'ın beyanının üstüne bu hususta söz söylenmesine taraftar değiliz...
teşekkür ederim.
mevzunun imam'ın ve muhammed emin er hocaefendi'nin beyanlarından başka bir izaha ihtiyacı yoktur. muhalefeten var diyen varsa da bu forum bir taraftır bu hususta.
başka aykırı bir sözün aktarılmasına rızamız yoktur.
Hocam bende aynı fikri taşıyor ve aktaran muhteremlerden Allah cc razı olsun diyorum. Yalnız bir hususu söylemeden geçemeyeceğim. Hulefa-i Raşidinden sonra bir dönem başlıyor EMEVİLER dönemi ... Bu dönemin kendine has bir takım karakteristik özellikleri var. Hemen akabinde bu döneme bir tepki olarak ABBASİLER dönemi geliyor. Bu dönemde önceki döneme tepki dönemi olduğu için yazılan eserler ve ortaya konan ictihadlarda bu paralelde oluyor . Muaviye b. ebi Sufyanı yerden yere vururlar sanırız oysa ehli sünnetin onu eleştirdiği noktalar bir kaç tanedir ve bunları da küfür değil hata kabul etmişlerdir.
__________________
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
biz imam rabbani rahimehullah'ın beyanının üstüne bu hususta söz söylenmesine taraftar değiliz...
teşekkür ederim.
mevzunun imam'ın ve muhammed emin er hocaefendi'nin beyanlarından başka bir izaha ihtiyacı yoktur. muhalefeten var diyen varsa da bu forum bir taraftır bu hususta.
başka aykırı bir sözün aktarılmasına rızamız yoktur.
Sayın Hak-dilaram,daha önce de bu konuda bir olay yaşandı.Zaten bu konuda forumun taraf olduğunu beyan ettiniz.Ben buraya kaynaklı olarak muaviye aleyhinde ne yazsam silineceği için ben yazılmış silinmiş sayıyorum.Çünkü buradan silinse de Levh-i Mahfuz'dan silinmeyeceği için ben huzurluyum.
Uzun uzun yazmaya gerek yok.Yollarımız ayrıdır vesselam...
__________________ İnsanın topraktan,sudan yapılmış olan kısmı değişmez amma ma'nası,siyreti değişebilir.
Tezhib-i ahlak insan içün mümkündür.Olmasaydı mükellef tutulmazdı...