8 Ramazan 1429
08 Eylül 2008, Pazartesi
8 Ramazan 1429
08 Eylül 2008, Pazartesi
Ayet
Tövbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, oruç tutanlar, rükû edenler, secdeye kapananlar, iyiliğe özendirip kötülükten sakındıranlar, Allah'ın sınırlarını koruyanlar.Müjdele o müminleri!
(Tevbe-112)
hadis
Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadet, duası makbul, ameli de çok sevaptır.Oruçlu iken çirkin konuşmayın! Birisi size sataşırsa, “Ben oruçluyum” deyin!
Deylemi-Buhari

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 27 (7 Kayıtlı ve 20 Misafir) bulunmaktadır.

Online   DeRCan, kasif_gnc, rrumeysaa, Sakallı, siyahsancaktar, turab, yolcu



Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » Kur-an'ı Kerim » İfk


 
Seçenekler
Mü'min
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 578




Teşekkür etti: 542
Teşekkür aldı: 576 konuda 2.866 kere
kucult  büyük
İfk

Annemiz Aişe radıyallahu anhaya zina ettiği şeklinde atılan iftira, Peygamber aleyhisselam efendimizin hayatındaki en sıkıntılı günlerindendi. İşte, bu olayın Nûr suresinde İFK adıyla anlatılışı ve bütün müminlerin bu hadiseden çıkarması gereken dersler


İFK OLAYININ ÖZETİ


İfk; yalan, büyük yalan, iftira namuslu birinin namusu hakkında iftira etmek.
İfk olayı; İslâm tarihinde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin zevcesi ve müminlerin annesi (el-Ahzâb, 33/6). Hz. Âîşe hakkında münâfıklar tarafından uydurulan iftira olayının adı. Olay Buhârı, Müslim gibi ana kaynaklarda tafsilâtlı olarak anlatılır. Bizzat Hz. Âîşe, olayı cereyan tarzı ve sebepleriyle birlikte detaylı olarak anlatmaktadır.
Olayın gerçek yüzü münâfıkların, Medine'de gü-venli bir yurt edinen ve günden güne gelişen İslâm toplumunu parçalamak için İslâm peygamberinin aile mahremiyetini hedef alarak, baş vurdukları bir aleyhte propaganda ve karalama hareketidir. Onlar, Resulullah'ın, en yakın arkadaşları ile arasını açabilirlerse, İslâm'ı yok etme emellerine kısa yoldan varabileceklerini zannediyorlardı. Münâfıklar Mustalikoğullarına karşı düzenlenen cihat harekatında, Hz. Âîşe'nin başına gelen normal bir olaydan yararlanarak Hz. Ebu Bekir'le Resulullah'ın arasına fitne sokmaya ve Resulullah'ı gözden düşürmeye çalıştılar.
Münâfıklar, hicretin beşinci yılı Şaban ayında, Necid bölgesinde, Müreysî suyu yanında konakla-mış olan Mustalikoğulları kabilesine karşı düzenle-nen sefere savaşın şiddetli geçmeyeceğini bildikleri için kalabalık bir şekilde katılmışlardı.
Resulullah sefere çıkmadan önce, adeti olduğu üzere, hanımları arasında kura çekmiş, kendisiyle beraber sefere gitme kurası Hz. Âîşe'ye çıkmıştı (Buhârî, Şehâdet, 15).
Bu sefer esnasında münâfıklar, Mekkeli Muhacir müslümanlarla, Medine'nin yerlisi Ensar arasına fitne sokmaya da çalıştılar. Bunun için bölge ve kabile taassubunu kullandılar. Bir seferinde iki müslüman grubu birbiriyle kılıca sarılacak hale getirmiş, olay Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem tarafından kolayca önlenmiştir. Bu arada münâfıkların reisi Abdullah b. Übeyy:
"Medine'ye dönünce, aziz olanların, zelil olanları oradan çıkaracaklarını" söylüyordu (el-Münâfîkûn, 63/8). Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Ensarı toplayarak durumu anlattı. Ensâr olaya son derece üzüldü. Böylelikle Abdullah b. Übeyy herkesin nefretini kazandı. Hatta oğlu baba-sının bineğinin üzengisinden tutarak:
"Zelil olduğunu, Allah Resulunün de aziz olduğunu itiraf etmeden seni bırakmam." demiş ve itiraf da ettirmiştir (İbn Sa'd, Tabakâtu'l-Kübra, II, 65).
Sefer dönüşü ordu, geceleyin bir yere konakladı. Hz. Âîşe ihtiyacı için ordugahın dışına çıktı. Dönüğü zaman, boynundaki Yemen boncuğundan dizilmiş gerdanlığının kopup düşmüş olduğunu gördü. Bu gerdanlığı Hz. Âîşe'ye, gelin olduğunda annesi Ümmü Rûman hediye etmişti (Vakıdî, Meğazî, II, 428). Diğer kaynaklar gerdanlığı kız kardeşi Es-ma’dan emanet aldığını yazarlar.
Hz. Âîşe, gerdanlığı aramak için ordunun dışında ihtiyacını giderdiği yere gitti. Bulup döndüğünde ise kendisinin devesi üzerindeki mahfelinde olduğunu zanneden muhafızları da dahil olmak üzere, ordunun oradan ayrılıp gitmiş olduğunu gördü. Geri dönüp kendisini ararlar düşüncesiyle orada oturup bekledi. Bu arada da olduğu yerde uyuyup kaldı.
Ordunun artçısı Safvan b. Muattal kendisini göre-rek, hiç konuşmadan onu devesine bindirdi. Deve-nin yularını çekerek orduya yetiştirdi (İbn Hişam, es-Sîre, II, 298).
İkinci konakta Hz. Âîşe'nin devesinin üzerinde olmadığı anlaşılıp bir süre sonra genç bir askerin devesiyle geldiğini görünce, münâfıklar bunu fırsat bilip dedikoduya başladılar. Abdullah b. Übeyy el altından bu dedikoduyu besledi. Müslümanlar bunun iftira olduğunu anladılar. Meselâ Hz. Ebû Eyyûb el-Ensarî hanımına:
"Ümmü Eyyûb! Senin hakkında böyle birşey söy-lense kabul eder misin?" diye sordu. O,
"Haşâ, asaletli ve şerefli bir insan böyle bir şey yapmaz." cevabını verdi (İbn Hişâm, a.g.e, s. 302).
Ne yazık ki münâfıklar dışında üç müslüman da bu dedikoduya kendilerini kaptırdılar. Bunlar Safvan'dan öç almak isteyen Hassan bin Sâbit, Resulullah'ın hanımlarından Zeyneb binti Cahş'ın kız kardeşi Hamne ve Hz. Ebû Bekir'in yardımlarıyla geçinen Mıstah b. Üsâse idiler.
Hz. Âîşe yolculuk dönüşü hastalandı ve annesinin bakması için baba evine gitti. Olanlardan tamamen habersizdi. Ne annesi ve babası, ne de Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem olanları kendisine du-yurmadılar. Kendisi de Resulullah'ın soğuk davra-nışına bir mana veremedi. Bir gün Mıstah'ın annesi durumu kendisine açınca derin bir üzüntüye kapıldı ve günlerce gözyaşı döktü (Müslim, Tevbe, 56). Bu arada Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kendi-sine durumla ilgili sorular sordu. Hz. Âîşe ise, halini Allah'a havale ettiğini bildirdi.
Olayı duyan Safvan büyük bir öfkeye kapılarak kılıcını aldı ve öldürmek kastıyla Hassan'a saldırdı ve onu yaraladı. Bu Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme haber verilince Safvan'ın tutuklanmasını emretti. Aslında Safvan kadına ilgi duymayan,

erkeklik gücü yok (hasûr) birisi idi. Bunu kendisi de açıkça ifade etmiştir (İbn Hişam a.g.e, s. 306, Müslim, Tevbe, 57).
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem durumu bir de ashaptan bazılarıyla görüştü. Bunlardan Hz. Osman, Üsâme b. Zeyd, Zeyneb binti Cahş, Ümmü Eymen hep Hz. Âişe'nin tertemiz olduğuna şahitlik ettiler. Hz. Ömer, Hz. Âîşe'nin nikâhının Allah tarafından kıyıldığını hatırlatarak, Allah'ın temiz olmayan bir kadınla onu nikahlamayacağını söyledi. Yalnız Hz. Ali lehte olmayan bir konuşma yaptı ve Resulullah için kadının çok olduğunu belirtti. Bir de Hz. Âîşe'nin hizmetçisinin sorguya çekilmesini teklif etti. Hatta doğru söylemesini sağlamak için onu tokatladı. Berire ise, hanımı hakkında iyilikten başka bir şey bilmediğini belirtti. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem durumu bir de ashaba bildirmek üzere minbere çıktı ve bu konuda onların yardımını istedi. Ensardan Sa'd b. Muaz:
"Ey Allah'ın Resulu, sana ben yardım edeceğim. İftiracı Evs kabilesinden ise, ben onun boynunu vururum. Eğer Hazrecli kardeşlerimizden ise, bize emredersin, emrini yerine getiririz" deyince Hazreclilerden Sa'd b. Ubade buna karşı çıktı. Kar-şılıklı atışmalar neticesinde çıkan anlaşmazlığı Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yatıştırdı.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem büyük üzün-tüyle, babası Ebû Bekir'in evinde bulunan Hz. Âîşe'nin yanına gittiğinde, Allah onun temizliğini şu ayetlerle Resulune bildirdi…
Bu ayetlerin inişi başta Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem olmak üzere bütün müminleri sevindirdi. Ama iftira yapanların ve yayanların cezası da verilmeliydi. Cenabı Hak bunun üzerine şu iki ayeti indirdi:
"Namuslu ve hür kadınlara (zina isnadıyla) iftira atan, sonra da (bununla ilgili olarak) dört şahit getirmeyen kimselerin (her birine) seksen değnek vurun. Onların ebedî şahitliklerini kabul etmeyin. Onlar fâsıkların ta kendileridir. Ancak (bu hareket-lerine) tövbe edip durumlarını ıslah edenler müstesnâdır. Çünkü Allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir" (en-Nûr, 24/4-5).
Ayetlerde, zina iftirası atanlar için üç ayrı hüküm konulmuştur:
1- İftiracıya seksen sopa vurulacak
2- Şahitliği ebediyyen kabul edilmeyecek
3- Allah'ın taatından çıktığı için fâsıklıkla vasıflandırılacak.
İftira eden, pişman olur, tövbe ederse fâsıklık vasfını üzerinden kaldırmış olur (M. Ali es-Sabûnî, Kur'an-ı Kerîm'in Ahkâm Tefsîri, II, 107).
Bu ayetlerin inmesi üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Hassan, Hamne ve Mıstah'a zina iftirası cezası olarak seksener değnek vurdurdu. Abdullah b. Übeyye'ye bu ceza tatbik edilmedi (Muhammed Rıda, Muhammed (s.a.s), Mısır 1357/1938, s. 303).
Hz. Ebû Bekir kızına yapılan iftiraya karıştığı için Mıstah'a vermekte olduğu yardımı kesmişti. İftira cezası tatbik edildikten sonra Cenabı Hak:
"Sizden (dinde) fazilet ve (dünyada) servet sahibi olanlar, akrabalarına, yoksullara, Allah yolunda hicret edenlere vermelerinde kusur etmesin. Allah’ın sizi yarlığamasını sevmez misiniz? Allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir" (En-Nur, 24/22) ayetini indirdi. Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir:
"Vallahi ben, Allah'ın beni yarlığamasını elbette arzu ederim. Vallahi ben, artık bunu ondan hiç bir zaman kesmem." dedi ve Mıstah'a vermekte olduğu nafakayı vermeye devam etti (Buharî, Meğazî, 34; Tefsîru'l-Kur'ân, 6; Müslim, Tevbe, 56).
İftira, içi başka dışı başka olan iki yüzlü münâfıkların metodudur. İftiradan sakınmak, iftiraya uğrayan mazlumlara arka çıkmak, zalim ve iftiracıları yalanlamak gerekir.
İsmail KAYA
(İFK maddesi,Şamil İslam Ansiklopedisi’nden alınmıştır.)
devam edecek..
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 25.02.2008, 19:59 ebu mus'ab isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 10 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 578




Teşekkür etti: 542
Teşekkür aldı: 576 konuda 2.866 kere
kucult  büyük
İFK OLAYININ
NÛR SURESİNDE ANLATILIŞI


11.
Peygamber'in eşine bu ağır iftirayı uyduranlar şüphesiz sizin içinizden bir gu-ruptur.

Bunu kendiniz için bir kötülük san-mayın, aksine o, sizin için bir iyiliktir.

Onlardan her bir kişiye, günah ola-rak ne işlemişse (onun karşılığı ceza) vardır. Onlardan (elebaşılık yapıp) bu günahın büyüklüğünü yüklenen kimse için de çok büyük bir azap vardır.

12.
Bu iftirayı işittiğinizde erkek ve ka-dın müminlerin, kendi vicdanları ile hüsnü zanda bulunup da:
"Bu, apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi?

13.
Onların (iftiracıların) da bu konuda dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Mademki şahitler getiremediler, öyle ise onlar Allah nezdinde yalancıların ta kendi-sidirler.

14.
Eğer dünyada ve ahirette Allah'ın lütuf ve merhameti üstünüzde olmasaydı, içine daldığınız bu iftiradan dolayı size mutlaka büyük bir azap isabet ederdi.

15.
Çünkü siz bu iftirayı, dilden dile birbirinize aktarıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz.

Bunun önemsiz olduğunu sanıyor-sunuz. Halbuki bu, Allah katında çok bü-yük bir suçtur.

16.
Onu duyduğunuzda:
"Bunu konuşup yaymamız bize ya-kışmaz. Hâşâ! Bu, çok büyük bir iftiradır." demeli değil miydiniz?

17.
Eğer inanmış insanlarsanız, Allah, bir daha buna benzer tutumu tekrarlamak-tan sizi sakındırıp uyarır.

18.
Ve Allah âyetleri size açıklıyor. Al-lah, (işin iç yüzünü) çok iyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.

19.
İnananlar arasında çirkin şeylerin yayılmasını arzulayan kimseler için dünya-da ve ahirette çetin bir ceza vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

20.
Ya sizin üstünüzde Allah'ın lütuf ve merhameti olmasaydı, Allah çok şefkatli ve merhametli olmasaydı haliniz nice olurdu!

21.
Ey iman edenler!

Şeytanın adımlarını takip etmeyin.

Kim şeytanın adımlarını takip ederse, muhakkak ki o, edepsizliği ve kötülüğü emreder.
Eğer üstünüzde Allah'ın lütuf ve merhameti olmasaydı, içinizden hiçbir kimse asla temize çıkamazdı. Fakat Allah dile-diğini arındırır. Allah işitir ve bilir.

22.
İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya, yoksullara, Allah yo-lunda göç edenlere (mallarından) vermeye-ceklerine yemin etmesinler; bağışlasınlar, feragat göstersinler.
Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz?
Allah çok bağışlayandır, çok mer-hametlidir.

derslerede sonra gelelim
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 25.02.2008, 20:16 ebu mus'ab isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #2
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 578




Teşekkür etti: 542
Teşekkür aldı: 576 konuda 2.866 kere
kucult  büyük
O günden
Bugüne öğütler


1. “Peygamber'in eşine bu ağır iftirayı uyduranlar şüphesiz sizin içinizden bir guruptur.”

İman kalesi dışarıdan gelecek tehlikelerle sarsılabileceği gibi, içeriden de her an çıka-bilecek tehlikelerle sarsılabilir. İman edenler devamlı uyanık olacaklar, dış tehlikeyle uğraşırken içeriyi boş bırakmayacaklardır.
Allah peygamberini böyle bir sıkıntıdan koruyabilirdi. Ancak kıyamete kadar gelecek müminlerin, Kur’an’ı önlerinde bir hidayet kitabı olarak görenlerin gözlerinde unutulmayacak bir ders göstermekle, bütün zamanların müminlerine rahmetini tecelli ettirmiştir.
Evi dışarıdan gelene koruduğumuz gibi, içeriden de koruyacağız; çocuklarımızla dur-duğumuz evi de İslam ailesinin barındığı o muhteşem evi de.
Münafıklar İslam cemaatinin içinde huzur ve güveni sarsabilecek her fırsatı değerlen-dirmişlerdir. Bu olayda da hedef şüphesiz Peygamber aleyhisselam efendimizdi.
Onu can damarından, iffetinden vurmayı düşlemişlerdi.

2. “Bunu kendiniz için bir kötülük sanmayın, aksine o, sizin için bir iyiliktir.”

O hadiseden ötürü Medine günlerce karanlıklara büründü. En mübarek gözlerden oluklar gibi yaş boşaldı. İnsanlığın Efendisi, o Efendinin en yakınları, en çok sevdikleri kah-roldular. Nûrlu Medine mateme büründü. Ama Allah olayın bütününü “Bunu kendiniz için bir kötülük sanmayın, aksine o, sizin için bir iyiliktir.” diye tanıttı.
Her şey göründüğü gibi değildir. Biz acı ve üzücü görebiliriz. Kadere teslim olmak, elden gelmeyene karşı sabretmek imanın gereğidir.
Sonunda Allah’ın dediği olacak, akıbet muttakilerin olacaktır.
Yoldaki çileye, yolun ezasına değil, yolun sonuna bakmak gerekir.
Annemiz Aişe radıyallahu anha, bu olaydan önce herhangi bir mümin kadın gi-biydi, diğer annelerimiz gibiydi. Bu olaydan sonra, beraatı Kur’an ayetleri ile kesinleşti. Öncekinden daha güçlü bir hale geldi. Olay anındaki sabrı ve metaneti ecir hanesine yazıldı. Seviliyordu, daha çok sevildi.
İmanımıza göre sınanıyoruz. İmanda seviye yükseldikçe imtiha-nın şekli de ağırlaşıyor, ne yazık ki imanda seviye düştükçe, keyif ve huzur (!) da artıyor.

3. “Bu iftirayı işittiğinizde erkek ve kadın müminlerin, kendi vicdanları ile hüsnü zanda bulunup da:
"Bu, apaçık bir iftiradır." demeleri gerekmez miydi?”
“Çünkü siz bu iftirayı, dil-den dile birbirinize aktarıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz.

Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Hâlbuki bu, Allah ka-tında çok büyük bir suçtur.”

Onu duyduğunuzda:
"Bunu konuşup yaymamız bize yakışmaz. Hâşâ! Bu, çok büyük bir iftiradır." demeli değil miydiniz?”


Allahuekber!

İnsan, sahabi de olsa bir an dalgınlık edebiliyor, kendisinden beklenmeyeni yapabiliyor!
İnsan olma özelliğimiz bizden hiç gitmiyor.
Kimi zamanlarda sessiz kalmak bile ağır bir suç olabilmektedir.
Tarafsızlık ve sessizlik hataya destek oluyorsa o tavır doğruya köstek olmaktır.
Müminler birbirlerinin kefili olma şuurunu hiç kaybetmemelidirler. Hem kefil olmaya hem de o kefaleti yıpratmamaya çok dikkat etmek zorundadırlar.
Nurlu Medine’de yaşayanlar bile bu ayete muhatap oldular. Medyanın kirlettiği şehirlerin Müslümanları daha dikkatli olmak durumundadırlar!

4. “İnananlar arasında çirkin şeylerin yayılmasını arzulayan kimseler…”

“Ey iman edenler!
Şeytanın adımlarını takip etmeyin.”

Dünya aynı dünyadır. Hangi toplumu kurarsak kuralım, içinde muhakkak çirkinliklerin yayılmasını arzulayanlar bulunacaktır.
Onların kökünün kurumasını beklemek ham bir hayaldir.
Asıl ve asîl hedef, onların seviyelerinden üstte kalmak, beşer ola-rak çirkefliklerine takılmamak için tedbirli olmaktır.
Onların eylemleri şeytanın ayak izlerini takip etmekten ibarettir. Ucunda şeytanın taktikleri bulunan bir eylemde bulunmamak, Allah’ın dinini ölçü alıp yaşamak yegâne kurtuluş yoludur.

5. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz?

İşte o ağır imtihanın en ağır bölümü… İmtihan içinde imtihan!
Ebu Bekir gibi bir insanın kızına, Peygamber aleyhisselamın hanımına iftira edenlerin ağzına uyup o galiz sözleri ulu orta konuşanlardan biri Ebu Bekir radıyallahu anhın yardımları ile yaşayan Mıstah’tı. Ne akıl alır ne vicdan! En tabii bir tepki olarak Ebu Bekir radıyallahu anh artık ona yardım etmeyeceğini bildirdi.
Ayet onun bu tavrını değiştirmesini, böyle tepki göstermemesini emretti. “Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz?”
Ebu Bekir’e böyle bir soru gelir de o hayır diyebilir mi? Hiç sevmez mi?
Sever. Ve bir şey olmamış gibi iyiliğini yapmaya devam eder. İşte Ebu Bekir böyle olunur…


Allah’ın imtihanında istisna yoktur. Her kulu iman iddia ettiği kadar imtihana tutula-caktır. Bu olayda sadece Aişe annemiz imtihan edilmemiştir. Zaten iftiracıların asıl hedefi Pey-gamber aleyhisselam efendimizdi. Ümmetin peygamberi, peygamberden sonra birinci ismi ve bütün müminler gözyaşına boğuldular.

Bedenleri işkence gördü. İffetleri iftiraya uğradı.

Sabrettiler ve kazandılar.

Hem aklandılar hem de ecir kazandılar.


senabil dersleri
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 25.02.2008, 20:49 ebu mus'ab isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #3
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:


Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:30 .


Page generated in 0,41672 seconds with 14 queries