Fani dünyanın cazibesine kapılıp ilahlık taslayan,
İnsanları köleleştiren,
Yaptıkları zulümleri ile ayakta durmaya çalışan,
Zulmün ve küfrün liderleri, kurdukları zulüm imparatorlukları, orduları, onların yağcıları,
Yaratanları yerine O’nun yarattıklarına tapınan kavimleri, servet sahipleri, Kârûnlar:
"Elbette gerçekleşecek olan! Nedir o muhakkak gerçekleşecek olan? O gerçekleşecek olanı sana bildiren nedir?
Semûd ve Âd milletleri tepelerine inecek bu gerçeği yalanladılar.
Böylece Semûd korkunç bir sesle yıkıma uğratıldı.
Âd'a gelince; onlar da uğultulu, azgın bir fırtına ile helak edildiler. Onu, yedi gece ve sekiz gün, aralık vermeksizin onların üzerine musallat etti. Öyle ki, o kavmi, orada içi kof hurma kütükleriymiş gibi onların çarpılıp yere yıkıldığını görürsün.
Onlardan arda kalmış bir şey görür müsün?
Firavun, ondan öncekiler ve yerle bir olan şehirler o hata ile geldiler. Böylece Rablerinin elçisine isyan ettiler. Bu yüzden onları, şiddeti gittikçe artan bir yakalayışla yakaladı.
Şüphesiz, su bastığı vakit sizi gemide biz taşıdık; Onu sizin için bir ibret ve öğüt yapalım ve belleyici kulaklar onu bellesin diye.” Hâkka,1-12
devam..
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
· Kul olduklarını unuttular. Bir damla meniden yaratılmış olduklarını unutup, ilahlık tasladılar. İnsanları köleleştirdiler. Ya temelden Allah’a imanı reddettiler ya da Şirke bulaştılar. Kainatın sahibini bilmek istemediler. Sonradan yaratıldıkları dünyayı kendilerinin sandılar. Şeytanın şişirmelerine inandılar. Onlar yağcılarını, yağcıları da onları azdırıp durdu. Allah’ın nimetlerinin bir imtihan vesilesi olduğunu unuttular.
· Allah’ın en mübarek kulları olan Peygamberlerini yalanladılar. Onlara demediklerini, etmediklerini komadılar. Böylece onlara rahmet için gelen peygamberler azab nedenine dönüştü.
· Ahlaksızlar ve fesatçılar, toplumun çoğunluğu veya etkinleri haline geldi. Zina, lûtilik, fuhuş gibi ahlaksızlıklar ayıplanmadı, kınanmadı. Ahlaklılar, toplumda ikinci sınıf muamelesi gördüler. Ahlak, âr edilir vasıf oldu. Doğru söz söyleyen fırsatları kaçırdı. Kendileri bile buna ciddi bir tepki koymadılar.
· Allah’ın nimetlerini isyan malzemesine dönüştürdüler. Şükür bir yana, o nimetlerle âsi oldular. Nimetleri kendi emeklerinin mahsülü, güçlerinin bir eseri gibi gördüler.
· Kul hakkına ciddiyetle bakmadılar. Ölçü-tartıda güven bozuldu. Kimden çekiniliyorsa onun hakkı korundu. Ahde vefa, söze sadakat kalktı. Zavallıların hakkı göz ardı edildi. Gözyaşlarını kurur gider sandılar. Açılan elleri, gören olur, beddualar Arş’a dayanır zannetmediler.
· Faiz, ekonominin normlarından oldu.
· Dalkavukluk, yağcılık en muteber meslek halini aldı. Ehliyete değil ilişkiye önem verildi.
· Toplum, Allah’ın azabına doğru sürüklenirken, alimler ve Salihler sürüye katıldılar. En azından gereği kadar gayret etmediler. İçinde bulundukları geminin su aldığını görebildiler ne de geminin su almasının onların da boğulması anlamına geleceğini göremediler. Azab gelince de herkes gibi onlar da helak oldular.
· Allah yolunda cihad ihmal edildi. Belli bir kesimin sorumluluğu gibi algılandı.
· Dinde aşırı gittiler. Üzerlerine görev olmayan konuları karıştırdılar, akılları bulandı, yeni nesillerin gözünde dinin safiyetini lekelediler. Bid’atler yaygınlaştı.
· Münafıklık yayıldı. Otorite onların eline geçti. Kafir olmayanlar bile, güç ellerindedir diye kafirlere meylettiler, onları şımarttılar. Fitnelere alet olup ihtilaf ettiler, parçalandılar. Şahsi çıkarlarını ümmetlerinin çıkarlarından üstün tuttular.
· Tepkisiz toplum oldular. Kötüler elini kolunu sallayarak yapacaklarını yaptılar. Zalimlerin zulmü, aleni veya dolaylı bir destek buldu. Allah adına hakkı konuşmak, aşırılık, kendini tehlikeye atmak olarak görüldü. Adeta Allah’a iman etmiş olmak, sinmek, ödü kopmak, gölgesinden korkmak gibi algılandı.
· Bir kere girdikleri sapıklık yolundan bir daha dönmediler. Azab inmeye başladığında bile alaycılığı bırakmadılar. Allah Teala’nın en ağır azabları bile akıllanmalarına yetmedi. Kur’an onların bu vurdumduymazlıklarını şöyle anlatıyor:
“Dediler ki: «Sen bizi tanrılarımızdan çevirmek için mi geldin? Doğrulardan isen bizi tehdit ettiğin şeyi getir.» Hûd da! Bilgi ancak Allah'ın katındadır. Ben size, bana gönderilen şeyi duyuruyorum. Fakat sizin cahil bir kavim olduğunuzu görüyorum, dedi. Nihayet azabın ufukta geniş bir bulut halinde vadilerine doğru geldiğini görünce «Bu, bize yağmur yağdıracak bir buluttur» dediler. Hayır, o sizin acele gelmesini istediğiniz şey, içinde acı azab bulunan bir rüzgârdır. Rabb'inin emriyle her şeyi yıkar, mahveder. Derken onlar o hale geldiler ki evlerinden başka bir şey görünmez oldu. İşte biz suç işleyen toplumu böyle cezalandırınız.”(Ahkâf,22-25)
devam..
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
Kimi boğularak, tufanla helak oldu. Nûh a.s. kavmi, Firavun, Sebe’ krallığı gibi. Allah Teala, İsra suresinin 69. ayetinde, kendisini pek güvende hisseden kullarını böyle bir azabla uyarmaktadır.
Kimini de rüzgarla helak etti. Âd kavmi böyle helak oldu. Sevgili Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, bir rüzgar çıktığında yüzünün rengi değişir, onun azab olmasından korkardı.(Buhari, 4829)
Kimini de sesle helak etti. Salih a.s. kavmi onunla helak oldu.
Kimini de taşla helak etti. Lût kavmi ve Ebrehe böyle helak oldu.
Kimini de Kârûn gibi yere batırdı. Ahır zamanda meydana gelecek azab çeşitlerinden birisi de budur. Buhari’nin rivayet ettiği bir hadiste, depremler çoğalmadan kıyamet kopmayacak buyurmuştur.
Kimini de, açlık, kuraklık ve geçim darlığı ile helak etti. Sebe’ kavminin helak oluş azablarında biri de böyle idi.
Kimini de, korku, ihtilaflar, yabancıların istilası, savaşlar ve toplu ölümlerle, yaygın hastalıklarla helak etti.
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
Ne yapsalardı kurtulurlardı? Veya
Ne yapsak uğradıklarına uğramayız?
Allah’a imanın hakkı verilmeli. “İman ettim” sözünün arkasında durulmalı. Bedelsiz bir şey olmayacağı gibi, imanın da bir bedeli olacağını bilmeli ve mümin insan o bedeli ödemeye her zaman hazır olmalıdır.
İyiler, kötülerden fazla çalışmalıdır. Gemisini kurtaran kaptan değiliz. En az uyuyan, en az dinlenen, en az mal biriktiren olmalıyız. Her şeyimiz dinimize ve davamıza feda edilir olmalı. Belki amellerimiz değil ama gayretlerimiz bizi kurtarmalıdır.
Yaşadığımız gün kadar, önümüzdeki neslin nereye gittiğini görmeliyiz. Çünkü onların yaşayacakları şeyi bir anlamda biz devretmiş olacağız.
Kalp körelmesine karşı teyakkuz halinde olmalıyız. Yoğun bir ibadet, tövbe, istiğfar, zikir içinde olmalıyız. Duamız hiç eksik olmamalı.
Hakkı haykıran, kötülüklere set çeken bir yürek sahibi olmalıyız. Yaşadığımız çağda tepki nasıl gösteriliyorsa onu yapmalıyız. Kurumlaşmalı, bu amaçlı kurumlarda fiili görevimiz olmalıdır. Zulmün kalkması, adaletin yayılması, haklının hakkına ulaşması uğuruna gayretimiz olmalı
Eylemlerimiz, müminlerin guruplaşmasına, bölünmesine neden olmamalıdır. Birlik bütünlüğün sözünü değil, gerçeğini yapmalıyız.
Yaygın bir başarı elde edemesek bile, evimiz ve birinci derecede mesuliyetini taşıdığımız çevreyi kurtarmalıyız..
SENABİL DERSLERİ
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”