Bayrak
2 Recep 1429
05 Temmuz 2008, Cumartesi
2 Recep 1429
05 Temmuz 2008, Cumartesi
Ayet
Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre ayların sayısı on ikidir.Bunlardan dördü haram aylardır.İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur.Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin.
Tevbe-36
hadis
Recebin 1.gününde oruç tutmak üç senelik, 2.günü oruçlu olmak iki senelik ve yine 3.günü oruçlu bulunmak bir senelik küçük günahlara kefaret olur. Bunlardan sonra her günü bir aylık küçük günahların af ve mağfiretine vesile olur.
Camiu-s sağir

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 25 (2 Kayıtlı ve 23 Misafir) bulunmaktadır.

Online  adımmaviş


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye
eee



Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » Kur-an'ı Kerim » Haydi Herkes Kur'an-ı Kerim Okumaya


Cevapla
 
Seçenekler
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
 
Dilnihad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 908


 
Yarışma Puanı: 840
Teşekkür etti: 191
Teşekkür aldı: 808 konuda 2.428 kere
76.jpg





Cüz:4,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:76



(4)

DÖRDÜNCÜ SÛRE

en-NİSÂ





Hicretten sonra Medine'de nâzil olmuştur, 176 âyettir.


''Nisâ'' kadınlar demektir. Bu sûrede daha çok kadından, cemiyet içinde ka

dınların hukukî ve içtimaî yer ve değerlerinden bahsedildiği için adına ''Nisâ''

denmiştir.






Bismillâhirrahmânirrahîm




1.Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan da eşini yaratan ve iki

sinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını

kullanarak ve birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık hak

larına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyici

dir.





2.Yetimlere mallarını verin, temizi pis olanla değişmeyin, onların mallarını

kendi mallarınıza katarak (kendi malınızmış gibi) yemeyin; çünkü bu, büyük

bir günahtır.





3.Eğer (kendileriyle evlendiğiniz takdirde) yetimlerin haklarına riayet edeme

mekten korkarsanız beğendiğiniz (veya size helâl olan) kadınlardan ikişer,

üçer, dörder alın; yahut da sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, ada

letten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.





(Yaratılıştan gelen kıskançlık duygusuna rağmen âyetin, erkeklere birden

fazla kadınla evlenme izni vermesi öteden beri -daha ziyade gayr-i müs

limlerce- tenkit ve itiraza konu edilmiştir. Ancak İslâm'ın bu iznini diğer ta

limatı ve hayatın değişen şartları içinde ele almak gereklidir. İslâm'a göre

zina kesin olarak haramdır; şu halde zinaya giden yolları tıkamak gerekir.

Erkeğin güçlü ve yeterli, kadının ise zayıf ve isteksiz veya doğurgan olma

ması halinde, savaş vb. sebeplerle kadınların azalması ve kadınların çoğal

ması gibi durumlarda, erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi zaruri olabilir.

Böyle durumlarda erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi bir emir değil, iz

indir; ikinci ve üçüncü... eş olacak hanım da buna mecbur değildir. Ayrı

ca bu izin kayıtsız şartsız olmayıp adalet şartına bağlanmış, buna riayet

edemeyeceğinden korkanlara bir kadınla yetinmeleri emredilmiştir. Bütün

bu kayıtlar ve şartlar bir arada düşünüldüğü zaman İslâm'ın bu izninin,

zaman içinde değişen şartlara ayak uydurma bakımından en müsait yol

olduğu açıkca anlaşılacaktır.)







4.Kadınlara mehirlerini gönül rızası ile (cömertçe) verin; eğer gönül hoş

luğu ile o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa onu da afiyetle yeyin.





5.Allah'ın geçiminize dayanak kıldığı mallarınızı aklı ermezlere (reşit olma

yanlara) vermeyin; o mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz

söyleyin.





6.Evlilik çağına gelinceye kadar yetimleri (gözetip) deneyin, eğer onlarda

akılca bir olgunlaşma görürseniz hemen mallarını kendilerine verin. Büyüye

cekler (de geri alacaklar) diye o malları israf ile ve tez elden yemeyin.

Zengin olan (veli) iffetli olmaya çalışsın, yoksul olan da (ihtiyaç ve emeği

ne) uygun olarak yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman yanlarında

şahit bulundurun. Hesap sorucu olarak da Allah yeter.




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Konu Dilnihad tarafından (17.04.2008 Saat 12:00 ) değiştirilmiştir..
eski 14.04.2008, 14:13 Dilnihad isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #61
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
 
Dilnihad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 908


 
Yarışma Puanı: 840
Teşekkür etti: 191
Teşekkür aldı: 808 konuda 2.428 kere
77.jpg





Sayfa:77 NİSÂ SÛRESİ Cüz:4,Sûre:4





7.Ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır; ana-

babanın ve yakınların bıraktıklarından kadınlara da bir pay vardır. Gerek az

ından, gerek çoğundan belli bir hisse ayrılmıştır.





8.(Mirastan payı olmayan) yakınlar, yetimler ve yoksullar miras taksiminde

hazır bulunursa bundan, onları da rızıklandırın ve onlara güzel söz söyleyin.






(Bu iki âyetten, birincisi cahiliye devri geleneklerini yıkarak mirastan kadın

ın da payı olduğunu, Allah'ın onlar için ayırdığı bu payın mutlaka kendileri

ne verilmesi gerektiğini ifade etmektedir. İkinci âyet ise İslâm'ın getirdiği

en geniş kardeşlik ve en insanî dayanışma anlayışı ve sosyal adalet pren

sibi içinde, mirasta payı olmayan -nisbeten- uzak akrabaya, o civarda

bulunan fakir fukaraya da mirastan bir şeyler verilmesini, gönüllerinin al

ınmasını, emeksiz elde edilen servete karşı muhtemel menfî duyguların

önlenmesini emretmektedir.)







9.Geriye eli ermez, gücü yetmez çocuklar bıraktıkları takdirde (halleri ne ol

ur) diye korkacak olanlar (yetimlere haksızlık etmekten) korkup titresinler;

Allah'tan sakınsınlar ve doğru söz söylesinler.





(Yetimlerin veli ve vasileri, onlara kendi çocuklarına davranılmasını istedikle

ri gibi davranmalıdırlar; çünkü kendi çocukları da bir gün yetim ve çaresiz

kalabilir.)







10.Haksızlıkla yetimlerin mallarını yiyenler şüphesiz karınlarına ancak ateş

tıkınmış olurlar; zaten onlar alevlenmiş ateşe gireceklerdir.






11.Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras

vermenizi) emreder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, ölünün bıraktığının

üçte ikisi onlarındır. Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. Ölenin çocuğu

varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Eğer

çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuş ise, anasına üçte bir (düşer).

Eğer ölenin kardeşleri varsa, anasına altıda bir (düşer. Bütün bu paylar öle

nin) yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınız

dan hangisinin size, fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz.

Bunlar Allah tarafından konmuş farzlardır (paylardır). Şüphesiz Allah ilim ve

hikmet sahibidir.






(İslâm'ın miras hukukunda, paylar ile mükellefiyetler arasında dengeleme yo

lu tutulmuş, daha çok harcama yapmak mecburiyetinde olanlara çok, daha

az harcama durumunda olanlara az hisse verilmiştir. İslâm aile hukukuna

göre evlenirken mehir verecek, düğün masrafı yapacak olan erkektir. Evlen

dikten sonra da gerek muhtaç olan yakın akrabasına, gerekse eş ve çocuk

larına bakacak; onlara yiyecek, giyecek, mesken gibi asgari ihtiyaçları te

min edecek yine erkektir. İşte bu sebepledir ki, genellikle mirasta erkekler

in payı, kadınlarınkinin iki misli olmuştur.)





KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Konu Dilnihad tarafından (17.04.2008 Saat 14:20 ) değiştirilmiştir..
eski 15.04.2008, 10:54 Dilnihad isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #62
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
 
Dilnihad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 908


 
Yarışma Puanı: 840
Teşekkür etti: 191
Teşekkür aldı: 808 konuda 2.428 kere
78.jpg





Cüz:4,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:78





12.Yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra eşlerinizin, eğer çocukları yok

sa, bıraktıklarının yarısı sizindir. Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri

sizindir. Çocuğunuz yoksa, sizin de, yapacağınız vasiyetten ve borçtan

sonra, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır (zevcelerinizindir). Çocuğunuz

varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Eğer bir erkek veya kadının,

ana-babası ve ve çocukları bulunmadığı halde (kelâle şeklinde) malı miras

çılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kızkardeşi varsa, her birine altıda bir

düşer. Bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar. (Bu taksim) yapılacak va

siyetten ve borçtan sonra, kimse zarara uğramaksızın (yapılacak)tır. Bun

lar Allah'tan size vasiyettir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir, halîmdir.






(Kelâle şeklinde, malı yan hısımlarına kalan kimselerin paylarını açıklayan kı

sımda geçen erkek kardeş ve kız kardeşten maksat, ana bir kardeşlerdir.

Öz kardeşlerin durumu sûrenin sonunda açıklanacaktır.)






13.Bunlar, Allah'ın (koyduğu) sınırlardır. Kim Allah'a ve Peygamberi'ne itaat

ederse Allah onu, zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır; orada

devamlı kalıcıdırlar; işte büyük kurtuluş budur.






14.Kim Allah'a ve Peygamberine karşı isyan eder ve sınırlarını aşarsa Allah

onu, devamlı kalacağı bir ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır.






(Hukuk sistemleri, vârislerin alacağı paylarda olduğu gibi, yakınlık ve uzak

lık derecelerine göre akrabanın vâris olup olmayanın tayin konusunda da

farklı telakki ve uygulamaları benimsemişlerdir. Mesela İslâm dışı bazı sis

temlerde ölenin çocukları varsa ana-babası vâris olamamaktadır. İslâm

miras hukuku payları dağıtırken âdil denge esasına riayet ettiği gibi, vâr

isleri tayin ederken de yakınlık derecesi ile beraber faydayı gözönüne al

mış, dünya ve ahiret hayatında ölüye faydası dokunan ve dokunacak ol

an akrabayı mirastan mahrum etmemiştir.)





KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ


--------------------------------------------------------------------------

79.jpg






Sayfa:79 NİSÂ SÛRESİ Cüz:4,Sûre:4






15.Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Eğer

şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah onlara bir

yol açıncaya kadar evlerde hapsedin.





16.İçinizden fuhuş yapan iki tarafa ceza verin; eğer tevbe eder, uslanırlar

sa artık onlara ceza verip eziyet etmekten vazgeçin; çünkü Allah tevbele

ri çok kabul eden ve çok esirgeyendir.





(Bu iki âyet fuhuş denilen çirkin fiil ile ilgilidir. Müfessirlerin çoğuna göre,

her ikisi de zina şeklindeki fuhşa ait 9olup, birincisi evlilerin zinası, ikincisi i

se bekârların zinası hakkında ilk devirlerde tatbik edilen cezayı açıklamak

tadır. Daha sonra gelen âyet (Nûr 24/2) ve hadisler ile Hz. Peygamber'in

tatbikatına göre bu âyetler neshedilmiş, bekârların zinası için belli sayıda

sopa, evlilerin zinası için ise ''recm'' cezası getirilmiştir. Bazı müfessirlere

göre ise âyetler neshedilmemiş; yani hükümleri yürürlükten kaldırılmamış

tır; bu âyetlerden birincisi kadınlar arasındaki sevicilik fuhşuna, ikinci â

yet ise erkekler arasındaki livâta fuhşuna aittir ve bunların cezası âyet

lerde olduğu gibidir. Kadın ile erkek arasındaki zina fuhşunun cezası ise

Nûr sûresindeki âyette açıklanmıştır.)






17.Allah'ın kabul edeceği tevbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez

elden tevbe edenlerin tevbesidir; işte Allah bunların tevbesini kabul eder;

Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.






18.Yoksa kötülükleri yapıp yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çatınca

''Ben şimdi tevbe ettim'' diyenler ile kâfir olarak ölenler için (kabul edilecek)

tevbe yoktur. Onlar için acı bir azap hazırlamışızdır.






19.Ey iman edenler! Kadınlara zorla vâris olmanız size helâl değildir. Apaçık

bir edepsizlik yapmadıkça, onlara verdiğinizin bir kısmını ele geçirmeniz için

de kadınları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız

(biliniz ki) Allah'ın hakkınızda çok hayırlı kılacağı bir şeyden de hoşlanmamış

olabilirsiniz.




(İslâm'dan önce Araplar kadına çok kötü muamele ediyor, bu cümleden ola

rak kocası ölen kadını, onun miras bıraktığı mal gibi talakki ediyorlar, kadın

istemese bile onunla evlenme veya onu başkasıyla evlendirme hakkına sa

hip olduklarını düşünüyorlar, kadını kullanarak maddi menfaat sağlama yol

una gidiyorlardı. Âyet bütün bu haksızlıklara son vermiş, kadına lâyık ol

duğu hakları getirmiştir.)






KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Konu Dilnihad tarafından (17.04.2008 Saat 15:38 ) değiştirilmiştir..
eski 16.04.2008, 13:50 Dilnihad isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #63
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
 
Dilnihad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 908


 
Yarışma Puanı: 840
Teşekkür etti: 191
Teşekkür aldı: 808 konuda 2.428 kere
80.jpg




Cüz:4,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:80




20.Eğer bir eşi bırakıp da yerine başka bir eş almak isterseniz, onlardan bi

rine yüklerle mehir vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın. Siz

iftira ederek ve apaçık günah işleyerek onu geri alır mısınız?




(İslâm'da erkek, evleneceği kadına, mehir adıyla bir mal verir. Bunun mik

darı örf, âdet ve emsale göre tayin edilir. Mehir kadının hakkı, onun özel

malıdır, peşin verilmemiş ise kocasının boşaması veya ölmesi halinde ka

dına derhal ödenmesi gerekir. Erkeklerin, çeşitli yollar ve desiselerle bu

hakkı kısmen veya tamamen yemeleri, verdiklerini zorla geri almaları

meşru değildir.)






21.Vaktiyle siz birbirinizle haşir-neşir olduğunuz ve onlar sizden sağlam bir

teminat almış olduğu halde onu nasıl geri alırsınız!





(Bir kadınla evlenip birleşen veya birleşecek bir ortamda başbaşa kalan

(halvet olan) koca, onu boşadığı takdirde mehrin tamamını öder. Âyette

''birbirinizle haşir-neşir olduğunuz'' denilerek bunlara işaret edilmiştir. Bir

leşme ve halvet olmadan boşanma halinde ise, kadın mehrin yarısına hak

kazanmış olur.)






22.Geçmişte olanlar bir yana, babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin;

çünkü bu bir hayasızlıktır, iğrenç bir şeydir ve kötü bir yoldur.





(İslâm öncesi Arapların üvey anneleri ile evlenme şeklindeki çirkin bir âdeti

ni daha ortadan kaldıran bu âyetten sonra müslümanların, başka kimlerle

evlenmelerinin caiz olmadığını açıklamak üzere şöyle buyurulmuştur.)
[/color]





23.Analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kız

larınız, kızkardeş kızları, sizi emziren analarınız, süt bacılarınız, eşlerinizin a

naları, kendileriyle birleştiğiniz eşlerinizden olup evlerinizde bulunan üvey

kızlarınız size haram kılındı. Eğer onlarla (nikâhlanıp da) henüz birleşmemiş

seniz kızlarını almanızda size bir mahzur yoktur. Kendi sulbünüzden olan

oğullarınızın eşleri ve iki kızkardeşi birden almak da size haram kılındı; an

cak geçen geçmiştir. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.





(Ayetin ''nikâhlanıp da birleşmediğiniz kadınların kızları ile evlenmenizde mah

zur yoktur'' meâlindeki kısmından maksat, anası nikâh altında iken onun kızı

nı da almak değildir. Caiz olan, bir erkeğin nikâhlayıp da kendisi ile birleşme

den boşadığı kadının başkasından olma kızı ile evlenmedir. Âyette evlenilme

si kesin olarak yasaklananlar dışında kalan akraba ile evlenmek, bazı şart

ve zaruretler icabı câiz kılınmış olmakla beraber, hadisler akraba olmayanlar

la evlenmeyi tavsiye etmiştir.)




KAYNAK:KURÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ




---------------------------------------------------------------------
81.jpg







Sayfa:81 NİSÂ SÛRESİ Cüz:5,Sûre:4




24.(Harp esiri olarak) sahip olduğunuz cariyeler müstesna, evli kadınlar da

size haram kılındı. Allah'ın size emri budur. Bunlardan başkasını, namuslu ol

mak ve zina etmemek üzere mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz size

helâl kılındı. Onlardan faydalanmanıza karşılık kararlaştırılmış mehirlerini ver

in. Mehir kesiminden sonra (bir miktar indirim için) karşılıklı anlaşmanızda si

ze günah yoktur. Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.





(Bazı dinlerdeve bunlara dayalı hukuklarda kadın, kendisi ile evlenecek olan

erkeğe vermek üzere mal (dırahoma) edinir; yani bu sayede erkeklerin ken

disine rağbet etmelerini sağlamaya çalışır. İslâm'da ise kadın bizatihî değer

lidir. Onun malına değil, kendisine rağbet edilir. Bunu sembolize etmek üze

re de kadın değil, erkek ona bir şeyler verir ki, buna mehir denilmiştir.)






25.İçinizden, imanlı hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, elleri

nizin altında bulunan imanlı genç kızlarınız (sayılan) cariyelerinizden alsın.

Allah sizin imanınızı daha iyi bilmektedir. Hep aynı köktensiniz (insanlık bakı

mından aranızda fark yoktur). Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri

ve gizli dost da tutmamaları şartı, sahiplerinin izni ile onları (cariyeleri) ni

kâhlayıp alın, mehirlerini de normal miktarda verin. Evlendikten sonra bir

fuhuş yaparlarsa onlara, hür kadınların cezasının yarısı (uygulanır). Bu (ca

riye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sab

retmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.





(Zina kesin olarak haramdır. Bir ücret karşılığında anlaşarak geçici bir zam

an için evlenmek meşru değildir. Metres ve dost tutmak da zinanın başka

çeşitleridir. Bir müslümanın evlilik ihtiyacı karşısında yapacağı şey, imkânı

varsa öncelikle bir mümin ve hür hanımla evlenmektir; müslüman olmayan

ehl-i kitap kadınlarla evlenmesi de caizdir. Sonra sırasıyla mümin cariye

ve mümin olmayan cariye ile evlenmek gelir. Cariye bir başkasına ait

olduğu için onunla evlenmenin bazı mahzurları vardır; bu sebeple cariye i

le evlenmekten ise sabredip, imkânın elvermesini beklemek için insan için

daha hayırlıdır. Âyetin cariyelere ''kızlarınız'' diyen ve ''bütün insanların

aynı kökten geldiklerini, insan evlâdı olduklarını'' düşünerek onların hor

görülmemesini, onlarla evlenmekten çekinilmemesini isteyen kısmı İslâm'

ın insana verdiği değer bakımından önemli vesikalar mahiyetindedir. İs

lâm'da köle ve cariyenin tek aslî kaynağı savaştır. Savaş esirleri için tek

alternatif kölelik ve cariyelik değildir. Esir, köle ve cariye statüsüne geçi

rilmiş ise bu takdirde onlara yapılan muamele hür insanlarınkine oldukça

yakındır ve hedef hidayete ermelerini temindir.)







26.Allah size (bilmediklerinizi) açıklamak ve sizi, sizden önceki (iyi)lerin yol

larına iletmek ve sizin günahlarınızı bağışlamak istiyor. Allah hakkıyla bilici

dir, yegâne hikmet sahibidir.





KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Konu Dilnihad tarafından (17.04.2008 Saat 20:54 ) değiştirilmiştir..
eski 17.04.2008, 17:56 Dilnihad isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #64
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür edenler
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
 
Dilnihad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 908


 
Yarışma Puanı: 840
Teşekkür etti: 191
Teşekkür aldı: 808 konuda 2.428 kere
82.jpg




Cüz:5,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:82




27.Allah sizin tevbenizi kabul etmek ister, şehvetlerine uyanlar (kötü ar

zularının esiri olanlar) ise büsbütün yoldan çıkmanızı isterler.





28.Allah sizden (yükünüzü) hafifletmek ister; çünkü insan zayıf yaratılmış

tır.





(Şu halde dinî teklifler ve vazifeler birer yük değildir; tam aksine insanı dün

ya ve ahiret hayatında çıkmaza düşmekten, altından kalkamayacağı veya

kendisine fayda yerine zarar getirecek olan iş ve davranışlara girmekten

alıkoyan, böylece yükünü hafifleten temrinler, düzenlemeler ve irşadlardır.)






29.Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması hali müstesna,

mallarınızı, bâtıl (haksız ve haram yollar ile) aranızda (alıp vererek) yeme

yin. Ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah, sizi esirgeyecektir.






30.Kim düşmanlık ve haksızlık ile bunu (haram yemeyi veya öldürmeyi) yap

arsa (bilsin ki) onu ateşe koyacağız; bu ise Allah'a çok kolaydır.





(Karşılıklı rızaya dayanan mal-para, emek, ücret vb. mübadele çeşitleri,

hem fertler, hem de, onların teşkil ettiği toplum için faydalıdır; bu sebeple

de meşrudur. Rızasız ve haksız kazançlar ise geçici refah ve menfaatler

sağlamakla beraber arkasından isyanlar, ihtilâller ve felâketler getirir. Âyet

''başkasının malını'' demek yerine, ''mallarınızı'' demek suretiyle ''millî servet''

mefhumuna ışık tutmaktadır. Malî haksızlıkların getirdiği felâketlerden birisi

ve belki en önemlisi katildir; haksızlıkla ve haram yollardan servet yapmak,

fert ve cemiyet olarak adım adım ölüme gitmek demektir. Çünkü, ferdî inti

kam duygusu, ferdî öldürmelere yol açarken, sosyal sınıflar arası intikam

duygusu da sosyal patlamalara ve ihtilâllere sebep olmaktadır.)






31.Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günah

larınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere sokarız.





(İnsanlar, melekler gibi yaratılışları icabı günahtan korunmuş değildir, günah

ve suç işleme kabiliyetleri de vardır, faziletleri de. Faziletleri,nefsânî arzula

rına karşı verdikleri mücadeleden gelmektedir. Kul elinden geleni yapınca

Mevlâ, ufak tefek kusurları örtecek, yüze vurmayacaktır.)








32.Allah'ın sizi, birbirinizden üstün kıldığı şeyleri (başkasında olup da sizde

olmayanı) hasretle arzu etmeyin. Erkeklerin de kazandıklarından nasipleri

var, kadınların da kazandıklarından nasipleri var. Allah'tan lütfunu isteyin;

şüphesiz Allah her şeyi bilmektedir.




(Allah her kuluna, kabiliyet ve çalışmasına göre nimetler, nasipler vermiştir;

başkasında olana göz dikmek, onun hasretini çekerek ömür geçirmek yeri

ne, herkesin kendisindekini görmesi, onun kıymetini bilmesi ve isteyeceği

ni Allah'ın lütfundan istemesi gerekir.)








33.(Erkek ve kadından) her biri için, ana, baba ve akrabanın bıraktığından

(hisselerini alacak olan) vârisler kıldık. Yeminlerinizin bağladığı kimselere de

paylarını verin. Çünkü Allah her şeyi görmektedir.





(''Yeminlerin bağladığı kimseler'' cahiliye devrinde âdet olan bir nevi mukave

leli mirasçılar olup, başka bir âyetle (Enfâl 8/75) hükmü kaldırılmıştır. Bir baş

ka anlayışa göre bunlardan maksat eşlerdir ve âyet neshedilmemiştir.)






KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ


---------------------------------------------------------------------------

83.jpg





Sayfa:83 NİSÂ SÛRESİ Cüz:5,Sûre:4






34.Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerinden üstün kılması sebebiyle ve

mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyu

cusudurlar. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah'ın kendilerini koruma

sına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş kal

dırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız

bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse ar

tık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.





(Erkeklerin maddi ve manevi özellikleri ile ekonomik rolleri onların aike reisi

olmalarını tabiî kılmıştır. Aile küçük bir toplumdur. Toplum düzenle yaşar.

Düzen ise bir reisi, bir idareciyi zaruri kılar. İslâm'da devlet başkanından ai

le reisine kadar her idareci ilâhi talimata göre hareket etmek, yönetmek

mecburiyetindedir; şu halde onlara itaat bu talimata itaat demektir. İdare

eden veya edilen bu talîmatın dışına çıkar, itaatsizlik ederse müeyyide uy

gulanır. Burada bahis mevzuu olan zevcenin itaatsizliğidir. Çare olarak ön

ce öğüt vermek, sonra yatak boykotu ve daha sonra da dövme tavsiye

edilmiştir. Kur'ân'ı bize tebliğ eden Hz. Peygamber (s.a.v.) hiçbir zaman

kadın döğmediği gibi, ''Kadını eşşek döver gibi dövüp de günün sonunda o

nu koynunuza alıp yatmanız olacak şey midir?'' buyurarak ümmetini uyar

mıştır. Dövme müeyyidesi kullanıldığı takdirde kadının canını yakmayak ve

vücudunda iz bırakmayacak şekilde uygulanması gerektiğini de ifade bu

yurmuştur. Şu halde dayağı İslâm getirmemiş, aksine onu hafifleterek or

tadan kaldırmaya yönelmiştir. Ayrıca kadına da, kocasından şikayetçi ol

ması halinde hakem ve hakime başvurma, hakkını arama imkânı vermiştir.)







35.Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden

bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar barıştırmak ister

lerse Allah aralarını bulur; şüphesiz Allah her şeyi bilen, her şeyden haber

dar olandır.





36.Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, ak

rabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arka

daşa, uzak arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara (köle, cariye,

hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın; Allah kendini beğenen ve daima bö

bürlenip duran kimseyi sevmez.





(Allah'a kul olmanın gereği böyle bir ahlâka sahip bulunmaktır; kaba-saba,

haksız, zalim, cimri, herkese kötülük eden... kimseler yalnızca bazı ibadet

leri yapmakla Allah katında makbul bir kul olamazlar.)






37.Bunlar cimrilik eden ve insanlara da cimriliği tavsiye eden, Allah'ın kendi

lerine lütfundan verdiğini gizleyen kimselerdir. Biz, kâfirler için alçaltıcı bir a

zap hazırladık.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Konu Dilnihad tarafından (19.04.2008 Saat 15:10 ) değiştirilmiştir..
eski 18.04.2008, 10:11 Dilnihad isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #65
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür edenler
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
 
Dilnihad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 908


 
Yarışma Puanı: 840
Teşekkür etti: 191
Teşekkür aldı: 808 konuda 2.428 kere
84.jpg





Cüz:5,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:84



38.Allah'a ve ahiret gününe inanmadıkları halde mallarını, insanlara göster

iş için sarfedenler de (azaba düçâr olurlar). Şeytan bir kimseye arkadaş

olursa, ne kötü bir arkadaştır o!



39.Allah'a ve ahiret gününe iman edip de Allah'ın kendilerine verdiğinden

(O'nun yolunda harcasalardı) ne olurdu sanki! Allah onların durumunu hak

kıyla bilmektedir.






40.Şüphe yok ki Allah zerre kadar haksızlık etmez. (Kulun yaptığı iş, eğer

kötülük ise, onun cezasını adaletle verir.) İyilik olursa onu katlar (kat kat

arttırır), kendinden de büyük mükâfat verir.





41.Her bir ümetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onlara şahit olarak gös

terdiğimiz zaman halleri nice olacak!





(Bütün peygamberler ümmetlerine aynı iman esaslarını getirmiş ve tebliğ et

mişlerdir. Nizam ve ahlâk sahasında ise -prensibler değişmemekle beraber-

medenî ve içtimaî şartlara göre şekiller ve uygulamalar değişmektedir. Son

Peygamber Muhammed Mustafa (s.a.v.) insanların ilim ve medeniyetçe en

ileri devrelerinde onlara rehber olacak en kâmil dini getirmiş ve tebliğ etmiş

tir. Peygamberlerinin getirdikleri iman ve nizamı değiştiren veya inkâr eden

ler ahirette muhakeme edilecek ve peygamberleri de onlar aleyhine şahit

lik edeceklerdir. Hâtemü'l-enbiyâ (s.a.v.) ise peygamberlerin lehinde şahit

lik ederek onları tasdik eyleyecektir.




Buhârî'nin rivayetine göre Resûlullah (s.a.v.) sahâbî İbn Mes'ûd'dan, kendi

sine Kur'ân okumasını istemiş, onun: ''O, sana indirildiği halde ben mi sana

okuyacağım?'' demesi üzerine: ''Evet, onu başkasından dinlemek hoşuma

gidiyor'' buyurmuştur. İbn Mes'ûd bundan sonrasını şöyle anlatıyor: ''Nisâ

sûresini okudum. 41. âyete (bu âyete) gelince Resûlullah (s.a.v.) ''şimdilik

yeter'' dedi, bir de baktım ki gözlerinden yaşlar boşanıyor!)






42.Küfür yoluna sapıp peygamberi dinlemeyenler o gün yerin dibine batırıl

mayı temenni ederler ve Allah'tan hiçbir haberi gizleyemezler.






43.Ey iman edenler! Siz sarhoş iken -ne söylediğinizi bilinceye kadar- cün

üp iken de -yolcu olan müstesna- gusül edinceye kadar namaza yaklaş

mayın. Eğer hasta olur veya bir yolculuk üzerinde bulunursanız, yahut siz

den biriniz ayak yolundan gelirse, yahut kadınlara dokunup da (bu durum

larda) su bulamamışsanız o zaman temiz bir toprakla teyemmüm edin: Yüz

lerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz Allah çok affedici ve bağışlayıcıdır.





(Abdest alması veya gusletmesi gereken bir müslüman su bulamadığı tak

dirde toprak ve yeryüzü cinsinden bir şeyle teyemmüm eder. Teyemmüm

hem abdest, hem de gusül yerine geçer. Ayrıca suyu kullanmaya engel ol

an hastalık, korku, suyun uzakta olması gibi bazı özür ve durumlar da te

yemmümü câiz kılar.)







44.Kendilerine Kitap'tan nasip verilenlere baksana! Sapıklığı satın alıyorlar

ve sizin yoldan çıkmanızı istiyorlar!





KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ



-----------------------------------------------------------------------------


85.jpg





Sayfa:85 NİSÂ SÛRESİ Cüz:5,Sûre:4





45.Allah düşmanlarınızı sizden daha iyi bilir. Gerçek bir dost olarak Allah ye

ter, bir yardımcı olarak da Allah kâfidir.





46.Yahudilerden bir kısmı kelimeleri yerlerinden değiştirirler, dillerini eğerek,

bükerek ve dine saldırarak (Peygambere karşı) ''İşittik ve karşı geldik'',

''dinle, dinlemez olası'', ''râina'' derler. Eğer onlar ''İşittik, itaat ettik, dinle

ve bizi gözet'' deselerdi şüphesiz kendileri için daha hayırlı ve daha doğru

olacaktı; fakat küfürleri (gerçeği kabul etmemeleri) sebebiyle Allah onları

lânetlemiştir. Artık pek az inanırlar.





(Yahudiler Allah'ın kendilerine gönderdiği kitabı tahrif etmiş, kelime ve cüm

lelerin yerlerini değiştirmiş, manalarını saptırmış, gerçekleri bu arada Hz.

Peygamber'in geleceğini müjdeleyen kısımları örtmüş, bozmuş ve inkâr et

mişlerdir. Resûlullah'ın zamanında da ilk anda kötü maksatlarını belli etme

yecek sözler kullanarak onu tahkir etmek ve kinlerini tatmin eylemek yolu

na gitmişlerdir. Meselâ ''râinâ'' ''bizi gözet'' manasına gelir, ayının kesresi

biraz uzatılarak söylenirse ''râînâ: bizim çobanımız'' manasına gelir. İşte

buna benzer kelime oyunları ile akıllarınca Peygamber'e hakaret ediyorlardı.

Âyet, onların oyunlarını bozmakta ve haklarında hayırlı olacak yolu göster

mektedir.)






47.Ey ehl-i kitap! Biz, birtakım yüzleri silip dümdüz ederek arkalarına çevir

meden, yahut onları, cumartesi adamları gibi lânetlemeden önce (davrana

rak), size gelenleri doğrulamak üzere indirdiğimiz Kitab'a iman edin; Allah'ın

emri mutlaka yerine gelecektir.





(Âyette geçen ''sebt'', yahudilerce mukaddes olan cumartesi günüdür. Cu

martesi adamlarından maksat, gerekli bulunduğu halde cumartesi gününe

saygı göstermeyen, bu ve benzeri günahlarından dolayı lânetlenen bazı ya

hudilerdir.)






48.Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını,

(günahları) dilediği kimse için bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse büyük bir

günah (ile) iftira etmiş olur.





49.Kendini temize çıkaranlara ne dersin! Hayır, Allah dilediğini temize çıkar

ır ve hiç kimse kıl payı kadar haksızlık görmez.





50.Bak, nasıl da Allah üzerine yalan uyduruyorlar; apaçık bir günah olarak

bu (onlara) yeter!




51.Kendilerine Kitap'tan nasip verilenleri görmedin mi? Putlara ve bâtıla

(tanrılara) iman ediyorlar, sonra da kâfirler için: ''Bunlar, Allah'a iman eden

lerden daha doğru yoldadır.'' diyorlar!





(Ehl-i kitaptan Kâ'b b. el-Eşref Medine'den Mekke'ye gelmiş, müşrikleri Hz.

Peygamber ve müslümanlar aleyhine kışkırtarak beraber mücadeleye çağ

ırmıştı. Bu arada müşrikler ' 'Bizim dinimiz mi, yoksa Muhammed'in dini mi

haktır, hangimiz doğru yoldayız?'' diye sormuşlar ve ''Siz doğru yoldasınız''

cevabını almışlardı. Yukarıdaki âyet bu hadise üzerine nâzil olmuştur.)






KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Konu Dilnihad tarafından (21.04.2008 Saat 15:23 ) değiştirilmiştir..
eski 19.04.2008, 10:21 Dilnihad isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #66
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür edenler
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
 
Dilnihad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 908


 
Yarışma Puanı: 840
Teşekkür etti: 191
Teşekkür aldı: 808 konuda 2.428 kere
86.jpg





Cüz:5,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:86




52.Bunlar, Allah'ın lânetlediği kimselerdir; Allah'ın rahmetinden uzaklaştır

dığı (lânetli) kimseye gerçek bir yrdımcı bulamazsın.





53.Yoksa onların mülkten (hükümranlıktan) bir nasipleri mi var? Öyle olsay

dı insanlara çekirdek filizi (kadar bir şey bile) vermezlerdi.






54.Yoksa onlar, Allah'ın lütfundan verdiği şeyler için insanlara hased mi edi

yorlar? Oysa İbrahim soyuna Kitab'ı ve hikmeti verdik ve onlara büyük bir

hükümranlık bahşettik.






55.Onlardan bir kısmı İbrahim'e inandı, kimi de ondan yüz çevirdi; (onlara)

kavurucu bir ateş olarak cehennem yeter.





56.Şüphesiz âyetlerimizi inkâr edenleri gün gelecek bir ateşe sokacağız;

onların derileri pişip acı duymaz hale geldikçe, derilerini başka derilerle

değiştiririz ki acıyı duysunlar! Allah daima üstün ve hakîmdir.





57.İnanıp, iyi işler yapanları da, içinde ebediyyen kalmak üzere girecekleri,

zemininden ırmaklar akan cennetlere sokacağız. Orada onlar için tertemiz

eşler vardır ve onları koyu (tatlı) bir gölgeye koyarız.





(Buraya kadar meâllerini verdiğimiz on üç âyet müşrik, putperest, ehl-i ki

tap... kâfirlerin psikolojilerini tahlil ederek davranışlarının sebeplerini ve

âkibetlerini açık bir şekilde ortaya koyuyor ve müminlerin ibret almalarını

istiyor.)






58.Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasın

da hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne ka

dar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitici, her şeyi görücü

dür.






(Âyetin emanet ve adalete riayet emri ebedî ve genel bir düstur olmakla

beraber, güzel de bir nüzul sebebi vardır: Hz. Peygamber (s.a.v.) Mekke'

yi fethedince, Kâbe'ye bakan Osman b. Talha kapıyı kilitlemiş, Kâbe'nin ü

zerine çıkmış ve anahtarı vermeyi reddederek: ''Senin peygamber olduğu

nu bilseydim onu verirdim.'' demişti. Hz. Ali anahtarı zorla ondan aldı, ka

pıyı açtı, Hz. Peygamber içeri girerek iki rekat namaz kıldı, çıknca amcası

Abbas, anahtarı ve şerefli bir görev olan bakıcılığı kendisine vermesini is

tedi. İşte bu münasebetle yukarıdaki âyet nâzil oldu. Efendimiz Hz. Ali'ye

''anahtarı eski vazifeliye vermesini ve ondan özür dilemesini'' emretti. Bu

olay Osman b. Talha'nın müslüman olmasına sebep teşkil etmiştir.)






59.Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve ülülemre (idareci

lere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah'a ve

ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız- onu Allah'a ve Resûl'e götürün

(onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımın

dan daha güzeldir.





KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ



----------------------------------------------------------------------------

87.jpg





Sayfa:87 NİSÂ SÛRESİ Cüz:5,Sûre:4







60.Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri

görmedin mi? Tağut'a inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, Tağut'

un önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Halbuki şeytan onları büsbütün

saptırmak istiyor.







(Bundan önceki âyet müslümanların bilgi ve hüküm kaynaklarını sıralamış,

sonradan ''Kitab, Sünnet, İcma ve Kıyas'' şeklinde formülleştirilen kaynak

ların temelini koymuş, anlaşmazlık çıkarsa çözümün bu kaynaklara başvu

rularak aranmasını emretmişti. Buna rağmen bir münafığın hasmına,

''Resûlullah yerine Kâb b. el-Eşref'e başvuralım'' demesi bu âyetin, nüzûl

üne sebep teşkil etmiş, âyet her yer ve zamanda emsali bulunan müna

fıkların maskesini indirmiştir.




Tağut:Hakkı tanımayıp azan ve sapan her kişi ve güce verilen addır. Şey

tana da bu yüzden tağut denmiştir. Bu ve müteakip beş âyetin, yukarıda

zikredilen nüzul sebebi bu kelimenin anlamını belirlemede yardımcı olur.)





61.Onlara: Allah'ın indirdiğine (Kitab'a) ve Resûl'e gelin (onlara başvuralım),

denildiği zaman, münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün.





62.Elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir felâket gelince, biz yalnızca

iyilik etmek ve arayı bulmak istedik, diye yemin ederek sana nasıl gelirler!





63.Onlar Allah'ın, kalplerindekini bildiği kimselerdir; onlara aldırma, kendileri

ne öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında tesirli söz söyle.





64.Biz her peygamberi -Allah'ın izniyle- ancak kendisine itaat edilmesi için

gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelselerde

Allah'tan bağışlanmayı dileseler, Resûl de onlar için istiğfar etseydi Allah'ı

ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı.





65.Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni

hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın

(onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.





(İman, kuru bir sözden ibaret değildir; gönülden bağlanmak, inanmak ve

kabullenmektir. Hem ''Allah ve Resûlü'ne inandım'' deyip, hem de hükümle

rine razı olmamak tipik münafıklık alâmetidir. ''Şeriatın kestiği parmak acı

maz'' denilmiştir; acımaz, çünkü müminin kalbinde o acıyı unutturacak

kadar büyük bir iman vardır.)






KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Konu Dilnihad tarafından (22.04.2008 Saat 11:41 ) değiştirilmiştir..
eski 20.04.2008, 12:41 Dilnihad isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #67
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür edenler
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
 
Dilnihad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 908


 
Yarışma Puanı: 840
Teşekkür etti: 191
Teşekkür aldı: 808 konuda 2.428 kere
88.jpg




Cüz:5,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:88




66.Eğer onlara, kendinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın, diye emretmiş

olsaydık, içlerinden pek azı müstesna, bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine

verilen öğüdü yerine getirselerdi, onlar için hem daha hayırlı hem de (iman

larını) daha pekiştirici olurdu.





67.O zaman elbette kendilerine nezdimizden büyük mükâfat verirdik.




68.Ve onları dosdoğru bir yola iletirdik.




(Hz. Âişe'nin anlattığına göre birisi Resûlullah'a gelip şöyle demişti: ''Ey

Allah'ın Resûlü! Seni kendimden, çoluk çocuğumdan daha çok seviyorum.

Evimde iken hatırlayınca sabredemiyorum, hemen gelip seni görüyorum.

Benim ve senin öleceğimizi düşününce anladım ki sen cennete girdiğin

zaman peygamberlerle beraber yüce makamlara götürüleceksin, ben ise

cennete girsem bile zannederim seni göremeyeceğim!'' Hz. Peygamber

bu samimi tehassüre cevap vermemiş, beklemişti. Şu ayet nâzil oldu) :





69.Kim Allah'a ve Resûl'e itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine lütuf

larda bulunduğu peygamberler, sıddîkler, şehidler ve salih kimselerle bera

berdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!





70.Bu lütuf Allah'tandır. Bilen olarak Allah yeter.




71.Ey iman edenler! Tedbirinizi alın; bölük bölük savaşa çıkın, yahut (ge

rektiğinde) topyekün savaşın.





(Barış içinde yaşamak arzu edilir bir şey olmakla beraber, tarih boyunca de

vamlı gerçekleştiği görülmemiştir. Uzun tecrübelerden sonra sulh, dirlik ve

düzenlik isteyenlerin ancak savaşa hazır olmakla bunu elde edebilecekleri

anlaşılmış, ''Hazır ol cenge eğer ister isen sulhu salâh'' denilmiştir. İslâm

meşrû müdafaa için, yeryüzünden zulmü, baskıyı kaldırmak, gerçek din ve

vicdan hürriyetini sağlamak için savaşa izin vermiş, müslümanları cihada

çağırmıştır. Müslümanların vazifesi her zaman cenge hazır olmak, fakat

meşrû sebep bulunmadıkça onu yapmamak, hazırlığı sulhün teminatı kıl

maktır.)





72.İçinizden bazıları vardır ki (cihad konusunda) pek ağırdan alırlar. Eğer

size bir felâket erişirse: ''Allah bana lütfetti de onlarla beraber bulunma

dım'' der.





(Burada ''ağırdan alırlar'' denilen kimseler çeşitli bahanelerle savaşa katıl

mak istemeyen, katılanları da engellemeye çalışan münafıklardır.)





73.Eğer Allah'tan size bir lütuf erişirse -sanki sizinle onun arasında (zahi

rî) bir dostluk yokmuş gibi- ''Keşke onlarla beraber olsaydım da ben de bü

yük bir başarı kazansaydım!'' der.





74.O halde, dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar, Allah yolunda sa

vaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse biz o

na yakında büyük bir mükâfat vereceğiz.




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

------------------------------------------------------------------------

89.jpg







Sayfa:89 NİSÂ SÛRESİ Cüz:5,Sûre:4






75.Size ne oldu da Allah yolunda ve ''Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şe

hirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı

yolla'' diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyormu

sunuz!





(Mekke'nin fethinden önce orada kalıp Medine'ye göç edemeyen müslüman

lar zalim, müşrik Mekke'lilerden büyük işkenceler görmüş, cefalar çekmiş ve

Allah'a iltica iltica ederek O'ndan yardımcı göndermesini dilemişlerdi. Âyet

buna işaret etmekle beraber, dünyanın neresinde olursa olsun, zulüm ve

haksızlığa uğramış çaresizlere müslümanların yardım etmelerini, gerekirse

onların uğrunda savaşmalarını istemektedir.)







76.İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise tâğut (bâtıl da

valar ve şeytan) yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı sa

vaşın; şüphe yok ki şeytanın kurduğu düzen zayıftır.





77.Kendilerine, ellerinizi savaştan çekin, namazı kılın ve zekâtı verin, denil

en kimseleri görmedin mi? Sonra onlara savaş farz kılınınca, içlerinden bir

gurup hemen Allah'tan korkar gibi, hatta daha fazla bir korku ile insanlar

dan korkmaya başladılar da ''Rabbimiz! Savaşı bize niçin yazdın! Bizi ya

kın bir süreye kadar ertelesen (daha bir müddet savaşı farz kılmasan)

olmaz mıydı?'' dediler. Onlara de ki: ''Dünya menfaati önemsizdir, Allah'

tan korkanlar için ahiret daha hayırlıdır ve size kıl payı kadar haksızlık ed

ilmez.''





78.Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır; sarp ve sağlam kalelerde olsanız

bile! Kendilerine bir iyilik dokunsa ''Bu Allah'tan'' derler; başlarına bir kötü

lük gelince de ''Bu senden'' derler. ''Hepsi Allah'tandır'' de. Bu adamlara ne

oluyor ki bir türlü laf anlamıyorlar!





79.Sana gelen iyilik Allah'tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. Se

ni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak da Allah yeter.





(Bu iki âyet birlikte değerlendirildiğinde, İslâm'ın hayır, şer, kaza ve kader

mevzularındaki inanç ve düşüncesine ışık tuttuğu görülür. İnsanlar umumi

yetle elde ettikleri başarı ve iyi neticeleri kendilerine (veya inananlar Allah'

a) mal ederler. Felâket, kötülük ve başarısızlıkları ise yükleyecek birisini

ararlar; kendilerini kınamak ve suçlamaktan kaçarlar. Halbuki her şeyi ya

ratan Allah'tır; her şey O'nun takdir ve kudreti ile var olur. Ancak Allah,

hiçbir kimse için doğrudan doğruya felâket ve kötülüğe rıza göstermez;

kulun işlediği her günah, suç ve kötülükte bizzat kendi iradesi devreye gi

rer ve Allah, kulu öyle istediği için, iradesini o yolda sarfettiği için öyle ya

ratır. Şu halde kul kâsibdir; hak eder, murat eder, Allah hâlıktır; kulun ira

desine göre yaratır.)






KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Konu Dilnihad tarafından (22.04.2008 Saat 13:24 ) değiştirilmiştir..
eski 21.04.2008, 15:02 Dilnihad isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #68
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür edenler
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
 
Dilnihad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 908


 
Yarışma Puanı: 840
Teşekkür etti: 191
Teşekkür aldı: 808 konuda 2.428 kere
90.jpg





Cüz:5,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:90



80.Kim Resûl'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince,

seni onların başına bekçi göndermedik!





81.''Başüstüne'' derler, ama yanından ayrılınca onlardan bir kısmı, senin de

diğinden başkasını gizlice kurar. Allah da onların gizlice kurduklarını yazar.

Sen de onlara aldırma ve Allah'a dayan; sana vekil olarak Allah yeter.





(İnanmadıkları halde öyle görünen münafıklar Resûlullah'ın huzurunda iken,

O ne söylerse kabul ediyor ve itaatkâr görünüyor; huzurundan ayrılıp ken

di başlarına kalınca bilhassa geceleri gizli planlar ve tuzaklar hazırlıyorlar

dı.)







82.Hâla Kur'ân üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah'tan

başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı.






(Kur'ân-ı Kerîm, hem ifade bakımından, hem mana ve hüküm bakımından

bir bütünlük arzetmektedir. İnsanların söylediği sözler, güzellik ve düzgün

lük bakımından daima aynı olmaz. Yazan ve söyleyenin içinde bulunduğu

hal ve şartlara göre değişir. Kur'ân'ın ifade ve üslûbu ise baştan sona

emsalsiz bir güzellik ve düzgünlük içindedir. Bu sözlerin ihtiva ettiği ma

na, hüküm ve haberler de, yaratılış öncesinden ebediyete kadar hemen

her şeye temas ettiği halde tam bir tutarlılık, bütünlük, sıhhat ve uyum

arzetmektedir. Yalnızca bunları düşünmek ve tesbit etmek bile, Kur'ân-ı

Kerîm'in insan eseri olmadığını, Allah'tan gelmiş bulunduğunu anlamaya

yetecektir.)







83.Onlara güven veya korkuya dair bir haber gelince onu hemen yayarlar;

halbuki onu, Resûl'e veya aralarında yetki sahibi kimselere götürselerdi,

onların arasında işin içyüzünü anlayanlar, onun ne olduğunu bilirlerdi. Allah'

ın size lütuf ve rahmeti olmasaydı, pek azınız müstesna, şeytana uyup gi

derdiniz.








84.Artık Allah yolunda savaş. Sen kendinden başkası (sebebiyle) sorumlu

tutulmazsın. Müminleri de teşvik et. Umulur ki Allah kâfirlerin gücünü kırar

(güçleriyle size zarar vermelerini önler). Allah'ın gücü daha çetin ve ceza

sı daha şiddetlidir.







85.Kim iyi bir işe aracılık ederse onun da o işten bir nasibi olur. Kim kötü

bir işe aracılık ederse onun da ondan bir payı olur. Allah her şeyin karşı

lığını vericidir.






(Toplum hayatı birçok halde aracılığı gerekli kılar. Kendisinden aracı olması

istenen kimse neye aracı olduğuna dikkat etmek mecburiyetindedir; çün

kü neticeden onun da günah-sevab, fayda-zarar bakımlarından payı ola

caktır.)







86.Bir selam ile selamlandığınız zaman siz de ondan güzeli ile selamlayın;

yahut aynı ile karşılık verin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını arayandır.






(Selam müslümanların arasında sevgi ve barış sağlayan, mevcut sevgi ve

samimiyeti arttıran güzel bir vasıtadır.




Selamı veren, sevgi ve iyi niyetini ifadede öncülük ettiğinden, selamı alan

da bir-iki kelime fazlasıyla cevap vererek bu güzel davranışa karşılık ver

melidir.)





KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ



----------------------------------------------------------------------------
91.jpg






Sayfa:91 NİSÂ SÛRESİ Cüz:5,Sûre:4







87.Allah -ki ondan başka hiçbir tanrı yoktur- elbette sizi kıyamet günü

toplayacaktır, bunda asla şüphe yoktur. Söz bakımından Allah'tan daha

doğru kim vardır!






88.Size ne oldu da münafıklar hakkında iki guruba ayrıldınız? Halbuki Allah

onları kendi ettikleri yüzünden baş aşağı etmiştir (küfürlerine döndürmüş

tür). Allah'ın saptırdığını doğru yola mı getirmek istiyorsunuz? Allah'ın sap

tırdığı kimse için asla (doğruya) yol bulamazsın!






(Allah, peygamberler ve kitaplar göndererek insanların akıl ve iradelerine

yardımcı olmuş, onlara hidayet yollarının en doğrusunu göstermiş, ona da

vet etmiştir. Bütün bunlara rağmen aklını ters çalıştıran ve sapık yollara

iradesiyle yönelen kimselerin sapmalarına da izin vermiş, iradelerine uygun

neticeyi yaratmıştır. Allah'ın saptırması bu manadadır ve bunca inayete

rağmen sapanları kimse yola getiremez.)








89.Sizin de kendileri gibi inkâr etmenizi istediler ki onlarla eşit olasınız. O

halde Allah yolunda göç edinceye kadar onlardan hiçbirini dost edinmeyin.

Eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın, bulduğunuz yerde öldürün ve hiçbiri

ni dost, yardımcı edinmeyin.






90.Ancak kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir topluma sığınanlar ya

hut ne sizinle ne de kendi toplumlarıyla savaşmak (istemediklerin)den yür

ekleri sıkılarak size gelenler müstesna. Allah dileseydi onları başınıza belâ

ederdi de sizinle savaşırlardı. Artık onlar bırakıp bir tarafa çekilir de sizinle

savaşmazlar ve size barış teklif ederlerse bu durumda Allah size, onların a

leyhinde bir yola girme hakkı vermemiştir.







91.Hem sizden hem de kendi toplumlarından emin olmak isteyen başkaları

nı da bulacaksınız. Bunlar her ne zaman fitneye götürülseler ona baş

aşağı dalarlar (daldırılırlar). Eğer sizden uzak durmaz, sulh teklif etmez ve

ellerini çekmezlerse onları yakalayın, rastladığınız yerde öldürün. İşte on

lar üzerine sizin için apaçık yetki verdik.






(Bu âyetlerde bahis mevzuu olan kâfirler Medine dışındaki münafıklardır.

Bunların bir kısmı Mekke'de kalmış, hicret etmemiş ve müşriklerle işbirliği

yapmışlardır; bunların müslümanların düşman olduklarını ve onlara karşı sa

vaştıkları için bulundukları yerde imha edileceklerdir. Bir kısmı müslümanlar

ile aralarında saldırmazlık antlaşması bulunan toplumlara sığınmışlar, diğer

bir kısmı da hem müslümanlarla hem de kendi toplumlarıyla savaşmak iste

meyip tarafsızlığı tercih etmişler ve müslümanlarla sulh yapmaya, iyi geç

inmeye temayül göstermişlerdir. Bu son iki kısım kendi hallerine bırakılacak,

onlarla savaşılmayacaktır.)







KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Konu Dilnihad tarafından (23.04.2008 Saat 17:11 ) değiştirilmiştir..
eski 22.04.2008, 13:27 Dilnihad isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #69
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür edenler
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
 
Dilnihad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 908


 
Yarışma Puanı: 840
Teşekkür etti: 191
Teşekkür aldı: 808 konuda 2.428 kere
92.jpg






Cüz:5,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:92






92.Yanlışlıkla olması dışında bir müminin bir mümini öldürmeye hakkı ola

maz. Yanlışlıkla bir mümini öldüren kimsenin, mümin bir köle azat etmesi

ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gereklidir. Meğer ki ö

lünün ailesi o diyeti bağışlamış ola. (Bu takdirde diyet vermez). Eğer öldü

rülen mümin olduğu halde, size düşman olan bir toplumdan ise mümin bir

köle azat etmek lâzımdır. Eğer kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir

toplumdan ise ailesine teslim edilecek bir diyet ve bir müminin köleyi az

at etmek gerekir. Bunları bulamayan kimsenin, Allah tarafından tevbesi

nin kabulü için iki ay peşpeşe oruç tutması lâzımdır. Allah her şeyi bilen

dir, hikmet sahibidir.





93.Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı cehen

nemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lânetlemiş ve onun için büyük bir azap

hazırlamıştır.






(İslâm ceza hukukuna göre bir müslümanı haksız yere ve bilerek öldüren

kimsenin cezası kısas, yani idamdır. Bunu affetme selâhiyeti yalnızca mak

tülün ailesine aittir; bunlar isterlerse kısas yerine diyet talep ederler ve

isterlerse her ikisini de bağışlarlar. Bu takdirde devletin ta'zir yoluyla -da

ha hafif bir şekilde- cezalandırma selâhiyeti vardır. Kısas ile ilgili âyet 2.

sûrede geçmiştir (178-179). Buradaki âyet ise manevi ve uhrevî cezayı

açıklamaktadır. Bir mümini yanlışlıkla; meselâ av hayvanı zannederek ve

ya muharip düşman sanarak... öldüren kimsenin de maddî ve mânevi ce

zaları vardır; bu cezalar, maktülün mensup bulunduğu topluma göre değ

işmektedir. Maktülün âilesi müslüman ise öldürene iki ceza vardır: 1.Mak

tülün ailesine vereceği diyet; bu da yüz deve veya bunun başka mallar

dan karşılığı kadar bir meblâğdır. Diyeti, öldürenin ailesi öder, bunların gü

cü yetmezse devlete başvurur, maliyenin ödemesini talep ederler. 2.Yan

lışlıkla da olsa bir hayata son verdiği için, bir mümin köleyi hürriyete kav

uşturmak suretiyle topluma ilave edeceği hür bir hayat. Köle azat etmeye

gücü yetmeyenler ise iki ay aralık vermeden oruç tutarlar. Maktülün aile

si müslümanlara düşman bir toplum ise, onlara mal vererek kuvvetlendir

mek müslümanların aleyhine olacağı için diyet ödenmez.)







94.Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayıp dinle

yin. Size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek

''Sen mümin değilsin'' demeyin. Çünkü Allah'ın nezdinde sayısız ganimetler

vardır. Önceden siz de böyle iken Allah size lütfetti; o halde iyi anlayıp

dinleyin. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.







(Bir akın sırasında düşman bölgesinde bulunan bir kişi ''Lâ ilâhe illâllah Mu

hammedün Resûlullah'' deyip müslümanlara selam verdiği halde Üsame b.

Zeyd tarafından ''korkudan böyle davrandığı zannedilerek'' katledilmiş ve

sürüsü zaptedilmişti. Akın dönüşü, hadise Resûlullah'a haber verilince çok

üzülmüş, hiddetlenmiş ve ''Kalbini yarıp baktınız da mı korkudan olduğunu

anladınız!'' diye çıkışmıştı. Üsâme'nin pişman olması ve yalvarması üzeri

ne Hz. Peygamber onun için istiğfar etmişti. Üsâme'ye bir köle azat etme

sini emretmiştir.)





KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ





---------------------------------------------------------------------------

93.jpg









Sayfa:93 NİSÂ SÛRESİ Cüz:5,Sûre:4









95.Müminlerden -özür sahibi olanlar dışında- oturanlarla malları ve canları

ile Allah yolunda cihad edenler bir olmaz. Allah, malları ve canları ile cihad

edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı. Gerçi Allah hepsine

de güzellik (cennet) vadetmiştir; ama mücahidleri, oturanlardan çok büy

ük bir ecirle üstün kılmıştır.






96.Kendinden dereceler, bağışlama ve rahmet vermiştir. Allah çok bağışla

yıcı ve esirgeyicidir.






97.Kendilerine yazık edenler kimselere melekler, canlarını alırken: ''Ne işde

idiniz!'' dediler. Bunlar: ''Biz yeryüzünde çaresizdik'' diye cevap verdiler.

Meleklerde: ''Allah'ın yeri geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!'' dediler.

İşte onların barınağı cehennemdir; orası ne kötü bir gidiş yeridir.





98.Erkekler, kadınlar ve çocuklardan (gerçekten) âciz olup hiçbir çareye

gücü yetmeyenler, hiçbir yol bulamayanlar müstesnadır.





99.İşte bunları, umulur ki Allah affeder; Allah çok affedicidir, bağışlayıcıdır.




100.Allah yolunda hicret eden kimse yeryüzünde gidecek bir çok güzel yer

ve bolluk (imkân) bulur. Kim Allah ve Resûlü uğrunda hicret ederek evinden

çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse artık onun mükâfatı Allah'a düşer.

Allah da çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.






(Medine'ye hicretten önce müslümanlar büyük acılar, işkenceler ve sıkıntı

lar çekmiş, bir kısmı bu sebeple Habeşistan'a göç etmişlerdi. Milâdi 622

yılında Hz. Peygamber ve ashâbı Medine'ye göç ettiler. Allah ve Resûlü

uğruna her şeylerini geride bıraktılar, Medine'de yepyeni bir toplum ve

devlet oluşturdular. Bu andan itibaren küfrün ve şirkin hakim bulunduğu

yerlerden Medine'ye hicret farz oldu; gerçekten çaresiz, güçsüz ve bilgi

siz olanlar dışında kalan her müslüman hicret ile mükellef kılındı. Göç im

kânları olduğu halde imanlarını kurtarmaya ve İslâm devletini takviye et

meye koşmayıp; evini, barkını, yurdunu, eşini, dostunu, mal ve mülkünü

tercih edenlerin ve çaresizlik bahanesiyle durumu idare edenlerin feci â

kibetini âyet tasvir etmektedir. Bunlardan sonra sırayla, gerçekten aciz

olanlar, hicrete teşebbüs edip de Medine'ye varamadan yolda ölenler

ve hicret yurduna ulaşanlar gelmektedir. Buhâri'nin rivayet ettiği hadise

göre Mekke fethinden sonra hicret mükellefiyeti ortadan kalkmıştır. An

cak âyet, şartlar avdet edersehicret mükellefiyetinin de avdet edeceği

ne işaret etmektedir.)







101.Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman kâfirlerin size kötülük etmesinden

endişe ederseniz, namazı kısaltmanızda size bir günah yoktur. Şüphesiz

kâfirler, sizin apaçık düşmanınızdır.






KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Konu Dilnihad tarafından (24.04.2008 Saat 16:37 ) değiştirilmiştir..
eski 23.04.2008, 14:27 Dilnihad isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #70
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür edenler
Cevapla



Yer imleri