Online Üye
Şuan Forumda: 25 (2 Kayıtlı ve 23 Misafir) bulunmaktadır.
Online
adımmaviş Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
eee
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 908
Yarışma Puanı:
840 Teşekkür etti: 191
Teşekkür aldı: 808 konuda 2.428 kere
76.jpg
Cüz:4,Sûre:4
NİSÂ SÛRESİ Sayfa:76
(4) DÖRDÜNCÜ SÛRE en-NİSÂ
Hicretten sonra Medine'de nâzil olmuştur, 176 âyettir.
''Nisâ'' kadınlar demektir. Bu sûrede daha çok kadından, cemiyet içinde ka
dınların hukukî ve içtimaî yer ve değerlerinden bahsedildiği için adına ''Nisâ''
denmiştir. Bismillâhirrahmânirrahîm
1.Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan da eşini yaratan ve iki
sinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını
kullanarak ve birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık hak
larına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyici
dir.
2.Yetimlere mallarını verin, temizi pis olanla değişmeyin, onların mallarını
kendi mallarınıza katarak (kendi malınızmış gibi) yemeyin; çünkü bu, büyük
bir günahtır.
3.Eğer (kendileriyle evlendiğiniz takdirde) yetimlerin haklarına riayet edeme
mekten korkarsanız beğendiğiniz (veya size helâl olan) kadınlardan ikişer,
üçer, dörder alın; yahut da sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, ada
letten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.
(Yaratılıştan gelen kıskançlık duygusuna rağmen âyetin, erkeklere birden
fazla kadınla evlenme izni vermesi öteden beri -daha ziyade gayr-i müs
limlerce- tenkit ve itiraza konu edilmiştir. Ancak İslâm'ın bu iznini diğer ta
limatı ve hayatın değişen şartları içinde ele almak gereklidir. İslâm'a göre
zina kesin olarak haramdır; şu halde zinaya giden yolları tıkamak gerekir.
Erkeğin güçlü ve yeterli, kadının ise zayıf ve isteksiz veya doğurgan olma
ması halinde, savaş vb. sebeplerle kadınların azalması ve kadınların çoğal
ması gibi durumlarda, erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi zaruri olabilir.
Böyle durumlarda erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi bir emir değil, iz
indir; ikinci ve üçüncü... eş olacak hanım da buna mecbur değildir. Ayrı
ca bu izin kayıtsız şartsız olmayıp adalet şartına bağlanmış, buna riayet
edemeyeceğinden korkanlara bir kadınla yetinmeleri emredilmiştir. Bütün
bu kayıtlar ve şartlar bir arada düşünüldüğü zaman İslâm'ın bu izninin,
zaman içinde değişen şartlara ayak uydurma bakımından en müsait yol
olduğu açıkca anlaşılacaktır.)
4.Kadınlara mehirlerini gönül rızası ile (cömertçe) verin; eğer gönül hoş
luğu ile o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa onu da afiyetle yeyin.
5.Allah'ın geçiminize dayanak kıldığı mallarınızı aklı ermezlere (reşit olma
yanlara) vermeyin; o mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz
söyleyin.
6.Evlilik çağına gelinceye kadar yetimleri (gözetip) deneyin, eğer onlarda
akılca bir olgunlaşma görürseniz hemen mallarını kendilerine verin. Büyüye
cekler (de geri alacaklar) diye o malları israf ile ve tez elden yemeyin.
Zengin olan (veli) iffetli olmaya çalışsın, yoksul olan da (ihtiyaç ve emeği
ne) uygun olarak yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman yanlarında
şahit bulundurun. Hesap sorucu olarak da Allah yeter.
KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Konu Dilnihad tarafından (17.04.2008 Saat 12:00 ) değiştirilmiştir..
14.04.2008, 14:13
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 908
Yarışma Puanı:
840 Teşekkür etti: 191
Teşekkür aldı: 808 konuda 2.428 kere
77.jpg
Sayfa:77
NİSÂ SÛRESİ Cüz:4,Sûre:4
7.Ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır; ana-
babanın ve yakınların bıraktıklarından kadınlara da bir pay vardır. Gerek az
ından, gerek çoğundan belli bir hisse ayrılmıştır.
8.(Mirastan payı olmayan) yakınlar, yetimler ve yoksullar miras taksiminde
hazır bulunursa bundan, onları da rızıklandırın ve onlara güzel söz söyleyin.
(Bu iki âyetten, birincisi cahiliye devri geleneklerini yıkarak mirastan kadın
ın da payı olduğunu, Allah'ın onlar için ayırdığı bu payın mutlaka kendileri
ne verilmesi gerektiğini ifade etmektedir. İkinci âyet ise İslâm'ın getirdiği
en geniş kardeşlik ve en insanî dayanışma anlayışı ve sosyal adalet pren
sibi içinde, mirasta payı olmayan -nisbeten- uzak akrabaya, o civarda
bulunan fakir fukaraya da mirastan bir şeyler verilmesini, gönüllerinin al
ınmasını, emeksiz elde edilen servete karşı muhtemel menfî duyguların
önlenmesini emretmektedir.)
9.Geriye eli ermez, gücü yetmez çocuklar bıraktıkları takdirde (halleri ne ol
ur) diye korkacak olanlar (yetimlere haksızlık etmekten) korkup titresinler;
Allah'tan sakınsınlar ve doğru söz söylesinler.
(Yetimlerin veli ve vasileri, onlara kendi çocuklarına davranılmasını istedikle
ri gibi davranmalıdırlar; çünkü kendi çocukları da bir gün yetim ve çaresiz
kalabilir.)
10.Haksızlıkla yetimlerin mallarını yiyenler şüphesiz karınlarına ancak ateş
tıkınmış olurlar; zaten onlar alevlenmiş ateşe gireceklerdir.
11.Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras
vermenizi) emreder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, ölünün bıraktığının
üçte ikisi onlarındır. Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. Ölenin çocuğu
varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Eğer
çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuş ise, anasına üçte bir (düşer).
Eğer ölenin kardeşleri varsa, anasına altıda bir (düşer. Bütün bu paylar öle
nin) yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınız
dan hangisinin size, fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz.
Bunlar Allah tarafından konmuş farzlardır (paylardır). Şüphesiz Allah ilim ve
hikmet sahibidir.
(İslâm'ın miras hukukunda, paylar ile mükellefiyetler arasında dengeleme yo
lu tutulmuş, daha çok harcama yapmak mecburiyetinde olanlara çok, daha
az harcama durumunda olanlara az hisse verilmiştir. İslâm aile hukukuna
göre evlenirken mehir verecek, düğün masrafı yapacak olan erkektir. Evlen
dikten sonra da gerek muhtaç olan yakın akrabasına, gerekse eş ve çocuk
larına bakacak; onlara yiyecek, giyecek, mesken gibi asgari ihtiyaçları te
min edecek yine erkektir. İşte bu sebepledir ki, genellikle mirasta erkekler
in payı, kadınlarınkinin iki misli olmuştur.) KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Konu Dilnihad tarafından (17.04.2008 Saat 14:20 ) değiştirilmiştir..
15.04.2008, 10:54
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 908
Yarışma Puanı:
840 Teşekkür etti: 191
Teşekkür aldı: 808 konuda 2.428 kere
78.jpg
Cüz:4,Sûre:4
NİSÂ SÛRESİ Sayfa:78
12.Yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra eşlerinizin, eğer çocukları yok
sa, bıraktıklarının yarısı sizindir. Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri
sizindir. Çocuğunuz yoksa, sizin de, yapacağınız vasiyetten ve borçtan
sonra, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır (zevcelerinizindir). Çocuğunuz
varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Eğer bir erkek veya kadının,
ana-babası ve ve çocukları bulunmadığı halde (kelâle şeklinde) malı miras
çılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kızkardeşi varsa, her birine altıda bir
düşer. Bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar. (Bu taksim) yapılacak va
siyetten ve borçtan sonra, kimse zarara uğramaksızın (yapılacak)tır. Bun
lar Allah'tan size vasiyettir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir, halîmdir.
(Kelâle şeklinde, malı yan hısımlarına kalan kimselerin paylarını açıklayan kı
sımda geçen erkek kardeş ve kız kardeşten maksat, ana bir kardeşlerdir.
Öz kardeşlerin durumu sûrenin sonunda açıklanacaktır.)
13.Bunlar, Allah'ın (koyduğu) sınırlardır. Kim Allah'a ve Peygamberi'ne itaat
ederse Allah onu, zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır; orada
devamlı kalıcıdırlar; işte büyük kurtuluş budur.
14.Kim Allah'a ve Peygamberine karşı isyan eder ve sınırlarını aşarsa Allah
onu, devamlı kalacağı bir ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır.
(Hukuk sistemleri, vârislerin alacağı paylarda olduğu gibi, yakınlık ve uzak
lık derecelerine göre akrabanın vâris olup olmayanın tayin konusunda da
farklı telakki ve uygulamaları benimsemişlerdir. Mesela İslâm dışı bazı sis
temlerde ölenin çocukları varsa ana-babası vâris olamamaktadır. İslâm
miras hukuku payları dağıtırken âdil denge esasına riayet ettiği gibi, vâr
isleri tayin ederken de yakınlık derecesi ile beraber faydayı gözönüne al
mış, dünya ve ahiret hayatında ölüye faydası dokunan ve dokunacak ol
an akrabayı mirastan mahrum etmemiştir.) KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
--------------------------------------------------------------------------
79.jpg
Sayfa:79
NİSÂ SÛRESİ Cüz:4,Sûre:4
15.Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Eğer
şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah onlara bir
yol açıncaya kadar evlerde hapsedin.
16.İçinizden fuhuş yapan iki tarafa ceza verin; eğer tevbe eder, uslanırlar
sa artık onlara ceza verip eziyet etmekten vazgeçin; çünkü Allah tevbele
ri çok kabul eden ve çok esirgeyendir.
(Bu iki âyet fuhuş denilen çirkin fiil ile ilgilidir. Müfessirlerin çoğuna göre,
her ikisi de zina şeklindeki fuhşa ait 9olup, birincisi evlilerin zinası, ikincisi i
se bekârların zinası hakkında ilk devirlerde tatbik edilen cezayı açıklamak
tadır. Daha sonra gelen âyet (Nûr 24/2) ve hadisler ile Hz. Peygamber'in
tatbikatına göre bu âyetler neshedilmiş, bekârların zinası için belli sayıda
sopa, evlilerin zinası için ise ''recm'' cezası getirilmiştir. Bazı müfessirlere
göre ise âyetler neshedilmemiş; yani hükümleri yürürlükten kaldırılmamış
tır; bu âyetlerden birincisi kadınlar arasındaki sevicilik fuhşuna, ikinci â
yet ise erkekler arasındaki livâta fuhşuna aittir ve bunların cezası âyet
lerde olduğu gibidir. Kadın ile erkek arasındaki zina fuhşunun cezası ise
Nûr sûresindeki âyette açıklanmıştır.)
17.Allah'ın kabul edeceği tevbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez
elden tevbe edenlerin tevbesidir; işte Allah bunların tevbesini kabul eder;
Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.
18.Yoksa kötülükleri yapıp yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çatınca
''Ben şimdi tevbe ettim'' diyenler ile kâfir olarak ölenler için (kabul edilecek)
tevbe yoktur. Onlar için acı bir azap hazırlamışızdır.
19.Ey iman edenler! Kadınlara zorla vâris olmanız size helâl değildir. Apaçık
bir edepsizlik yapmadıkça, onlara verdiğinizin bir kısmını ele geçirmeniz için
de kadınları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız
(biliniz ki) Allah'ın hakkınızda çok hayırlı kılacağı bir şeyden de hoşlanmamış
olabilirsiniz.
(İslâm'dan önce Araplar kadına çok kötü muamele ediyor, bu cümleden ola
rak kocası ölen kadını, onun miras bıraktığı mal gibi talakki ediyorlar, kadın
istemese bile onunla evlenme veya onu başkasıyla evlendirme hakkına sa
hip olduklarını düşünüyorlar, kadını kullanarak maddi menfaat sağlama yol
una gidiyorlardı. Âyet bütün bu haksızlıklara son vermiş, kadına lâyık ol
duğu hakları getirmiştir.) KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Konu Dilnihad tarafından (17.04.2008 Saat 15:38 ) değiştirilmiştir..
16.04.2008, 13:50
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 908
Yarışma Puanı:
840 Teşekkür etti: 191
Teşekkür aldı: 808 konuda 2.428 kere
80.jpg
Cüz:4,Sûre:4
NİSÂ SÛRESİ Sayfa:80
20.Eğer bir eşi bırakıp da yerine başka bir eş almak isterseniz, onlardan bi
rine yüklerle mehir vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın. Siz
iftira ederek ve apaçık günah işleyerek onu geri alır mısınız?
(İslâm'da erkek, evleneceği kadına, mehir adıyla bir mal verir. Bunun mik
darı örf, âdet ve emsale göre tayin edilir. Mehir kadının hakkı, onun özel
malıdır, peşin verilmemiş ise kocasının boşaması veya ölmesi halinde ka
dına derhal ödenmesi gerekir. Erkeklerin, çeşitli yollar ve desiselerle bu
hakkı kısmen veya tamamen yemeleri, verdiklerini zorla geri almaları
meşru değildir.)
21.Vaktiyle siz birbirinizle haşir-neşir olduğunuz ve onlar sizden sağlam bir
teminat almış olduğu halde onu nasıl geri alırsınız!
(Bir kadınla evlenip birleşen veya birleşecek bir ortamda başbaşa kalan
(halvet olan) koca, onu boşadığı takdirde mehrin tamamını öder. Âyette
''birbirinizle haşir-neşir olduğunuz'' denilerek bunlara işaret edilmiştir. Bir
leşme ve halvet olmadan boşanma halinde ise, kadın mehrin yarısına hak
kazanmış olur.)
22.Geçmişte olanlar bir yana, babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin;
çünkü bu bir hayasızlıktır, iğrenç bir şeydir ve kötü bir yoldur.
(İslâm öncesi Arapların üvey anneleri ile evlenme şeklindeki çirkin bir âdeti
ni daha ortadan kaldıran bu âyetten sonra müslümanların, başka kimlerle
evlenmelerinin caiz olmadığını açıklamak üzere şöyle buyurulmuştur.)
[/color]
23.Analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kız
larınız, kızkardeş kızları, sizi emziren analarınız, süt bacılarınız, eşlerinizin a
naları, kendileriyle birleştiğiniz eşlerinizden olup evlerinizde bulunan üvey
kızlarınız size haram kılındı. Eğer onlarla (nikâhlanıp da) henüz birleşmemiş
seniz kızlarını almanızda size bir mahzur yoktur. Kendi sulbünüzden olan
oğullarınızın eşleri ve iki kızkardeşi birden almak da size haram kılındı; an
cak geçen geçmiştir. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
(Ayetin ''nikâhlanıp da birleşmediğiniz kadınların kızları ile evlenmenizde mah
zur yoktur'' meâlindeki kısmından maksat, anası nikâh altında iken onun kızı
nı da almak değildir. Caiz olan, bir erkeğin nikâhlayıp da kendisi ile birleşme
den boşadığı kadının başkasından olma kızı ile evlenmedir. Âyette evlenilme
si kesin olarak yasaklananlar dışında kalan akraba ile evlenmek, bazı şart
ve zaruretler icabı câiz kılınmış olmakla beraber, hadisler akraba olmayanlar
la evlenmeyi tavsiye etmiştir.) KAYNAK:KURÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
---------------------------------------------------------------------
81.jpg
Sayfa:81
NİSÂ SÛRESİ Cüz:5,Sûre:4
24.(Harp esiri olarak) sahip olduğunuz cariyeler müstesna, evli kadınlar da
size haram kılındı. Allah'ın size emri budur. Bunlardan başkasını, namuslu ol
mak ve zina etmemek üzere mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz size
helâl kılındı. Onlardan faydalanmanıza karşılık kararlaştırılmış mehirlerini ver
in. Mehir kesiminden sonra (bir miktar indirim için) karşılıklı anlaşmanızda si
ze günah yoktur. Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.
(Bazı dinlerdeve bunlara dayalı hukuklarda kadın, kendisi ile evlenecek olan
erkeğe vermek üzere mal (dırahoma) edinir; yani bu sayede erkeklerin ken
disine rağbet etmelerini sağlamaya çalışır. İslâm'da ise kadın bizatihî değer
lidir. Onun malına değil, kendisine rağbet edilir. Bunu sembolize etmek üze
re de kadın değil, erkek ona bir şeyler verir ki, buna mehir denilmiştir.)
25.İçinizden, imanlı hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, elleri
nizin altında bulunan imanlı genç kızlarınız (sayılan) cariyelerinizden alsın.
Allah sizin imanınızı daha iyi bilmektedir. Hep aynı köktensiniz (insanlık bakı
mından aranızda fark yoktur). Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri
ve gizli dost da tutmamaları şartı, sahiplerinin izni ile onları (cariyeleri) ni
kâhlayıp alın, mehirlerini de normal miktarda verin. Evlendikten sonra bir
fuhuş yaparlarsa onlara, hür kadınların cezasının yarısı (uygulanır). Bu (ca
riye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sab
retmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
(Zina kesin olarak haramdır. Bir ücret karşılığında anlaşarak geçici bir zam
an için evlenmek meşru değildir. Metres ve dost tutmak da zinanın başka
çeşitleridir. Bir müslümanın evlilik ihtiyacı karşısında yapacağı şey, imkânı
varsa öncelikle bir mümin ve hür hanımla evlenmektir; müslüman olmayan
ehl-i kitap kadınlarla evlenmesi de caizdir. Sonra sırasıyla mümin cariye
ve mümin olmayan cariye ile evlenmek gelir. Cariye bir başkasına ait
olduğu için onunla evlenmenin bazı mahzurları vardır; bu sebeple cariye i
le evlenmekten ise sabredip, imkânın elvermesini beklemek için insan için
daha hayırlıdır. Âyetin cariyelere ''kızlarınız'' diyen ve ''bütün insanların
aynı kökten geldiklerini, insan evlâdı olduklarını'' düşünerek onların hor
görülmemesini, onlarla evlenmekten çekinilmemesini isteyen kısmı İslâm'
ın insana verdiği değer bakımından önemli vesikalar mahiyetindedir. İs
lâm'da köle ve cariyenin tek aslî kaynağı savaştır. Savaş esirleri için tek
alternatif kölelik ve cariyelik değildir. Esir, köle ve cariye statüsüne geçi
rilmiş ise bu takdirde onlara yapılan muamele hür insanlarınkine oldukça
yakındır ve hedef hidayete ermelerini temindir.)
26.Allah size (bilmediklerinizi) açıklamak ve sizi, sizden önceki (iyi)lerin yol
larına iletmek ve sizin günahlarınızı bağışlamak istiyor. Allah hakkıyla bilici
dir, yegâne hikmet sahibidir.
KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Konu Dilnihad tarafından (17.04.2008 Saat 20:54 ) değiştirilmiştir..
17.04.2008, 17:56
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür edenler
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 908
Yarışma Puanı:
840 Teşekkür etti: 191
Teşekkür aldı: 808 konuda 2.428 kere
82.jpg
Cüz:5,Sûre:4
NİSÂ SÛRESİ Sayfa:82
27.Allah sizin tevbenizi kabul etmek ister, şehvetlerine uyanlar (kötü ar
zularının esiri olanlar) ise büsbütün yoldan çıkmanızı isterler.
28.Allah sizden (yükünüzü) hafifletmek ister; çünkü insan zayıf yaratılmış
tır.
(Şu halde dinî teklifler ve vazifeler birer yük değildir; tam aksine insanı dün
ya ve ahiret hayatında çıkmaza düşmekten, altından kalkamayacağı veya
kendisine fayda yerine zarar getirecek olan iş ve davranışlara girmekten
alıkoyan, böylece yükünü hafifleten temrinler, düzenlemeler ve irşadlardır.)
29.Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması hali müstesna,
mallarınızı, bâtıl (haksız ve haram yollar ile) aranızda (alıp vererek) yeme
yin. Ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah, sizi esirgeyecektir.
30.Kim düşmanlık ve haksızlık ile bunu (haram yemeyi veya öldürmeyi) yap
arsa (bilsin ki) onu ateşe koyacağız; bu ise Allah'a çok kolaydır.
(Karşılıklı rızaya dayanan mal-para, emek, ücret vb. mübadele çeşitleri,
hem fertler, hem de, onların teşkil ettiği toplum için faydalıdır; bu sebeple
de meşrudur. Rızasız ve haksız kazançlar ise geçici refah ve menfaatler
sağlamakla beraber arkasından isyanlar, ihtilâller ve felâketler getirir. Âyet
''başkasının malını'' demek yerine, ''mallarınızı'' demek suretiyle ''millî servet''
mefhumuna ışık tutmaktadır. Malî haksızlıkların getirdiği felâketlerden birisi
ve belki en önemlisi katildir; haksızlıkla ve haram yollardan servet yapmak,
fert ve cemiyet olarak adım adım ölüme gitmek demektir. Çünkü, ferdî inti
kam duygusu, ferdî öldürmelere yol açarken, sosyal sınıflar arası intikam
duygusu da sosyal patlamalara ve ihtilâllere sebep olmaktadır.)
31.Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günah
larınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere sokarız.
(İnsanlar, melekler gibi yaratılışları icabı günahtan korunmuş değildir, günah
ve suç işleme kabiliyetleri de vardır, faziletleri de. Faziletleri,nefsânî arzula
rına karşı verdikleri mücadeleden gelmektedir. Kul elinden geleni yapınca
Mevlâ, ufak tefek kusurları örtecek, yüze vurmayacaktır.)
32.Allah'ın sizi, birbirinizden üstün kıldığı şeyleri (başkasında olup da sizde
olmayanı) hasretle arzu etmeyin. Erkeklerin de kazandıklarından nasipleri
var, kadınların da kazandıklarından nasipleri var. Allah'tan lütfunu isteyin;
şüphesiz Allah her şeyi bilmektedir.
(Allah her kuluna, kabiliyet ve çalışmasına göre nimetler, nasipler vermiştir;
başkasında olana göz dikmek, onun hasretini çekerek ömür geçirmek yeri
ne, herkesin kendisindekini görmesi, onun kıymetini bilmesi ve isteyeceği
ni Allah'ın lütfundan istemesi gerekir.)
33.(Erkek ve kadından) her biri için, ana, baba ve akrabanın bıraktığından
(hisselerini alacak olan) vârisler kıldık. Yeminlerinizin bağladığı kimselere de
paylarını verin. Çünkü Allah her şeyi görmektedir.
(''Yeminlerin bağladığı kimseler'' cahiliye devrinde âdet olan bir nevi mukave
leli mirasçılar olup, başka bir âyetle (Enfâl 8/75) hükmü kaldırılmıştır. Bir baş
ka anlayışa göre bunlardan maksat eşlerdir ve âyet neshedilmemiştir.) KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
---------------------------------------------------------------------------
83.jpg
Sayfa:83
NİSÂ SÛRESİ Cüz:5,Sûre:4
34.Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerinden üstün kılması sebebiyle ve
mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyu
cusudurlar. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah'ın kendilerini koruma
sına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş kal
dırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız
bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse ar
tık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.
(Erkeklerin maddi ve manevi özellikleri ile ekonomik rolleri onların aike reisi
olmalarını tabiî kılmıştır. Aile küçük bir toplumdur. Toplum düzenle yaşar.
Düzen ise bir reisi, bir idareciyi zaruri kılar. İslâm'da devlet başkanından ai
le reisine kadar her idareci ilâhi talimata göre hareket etmek, yönetmek
mecburiyetindedir; şu halde onlara itaat bu talimata itaat demektir. İdare
eden veya edilen bu talîmatın dışına çıkar, itaatsizlik ederse müeyyide uy
gulanır. Burada bahis mevzuu olan zevcenin itaatsizliğidir. Çare olarak ön
ce öğüt vermek, sonra yatak boykotu ve daha sonra da dövme tavsiye
edilmiştir. Kur'ân'ı bize tebliğ eden Hz. Peygamber (s.a.v.) hiçbir zaman
kadın döğmediği gibi, ''Kadını eşşek döver gibi dövüp de günün sonunda o
nu koynunuza alıp yatmanız olacak şey midir?'' buyurarak ümmetini uyar
mıştır. Dövme müeyyidesi kullanıldığı takdirde kadının canını yakmayak ve
vücudunda iz bırakmayacak şekilde uygulanması gerektiğini de ifade bu
yurmuştur. Şu halde dayağı İslâm getirmemiş, aksine onu hafifleterek or
tadan kaldırmaya yönelmiştir. Ayrıca kadına da, kocasından şikayetçi ol
ması halinde hakem ve hakime başvurma, hakkını arama imkânı vermiştir.)
35.Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden
bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar barıştırmak ister
lerse Allah aralarını bulur; şüphesiz Allah her şeyi bilen, her şeyden haber
dar olandır.
36.Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, ak
rabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arka
daşa, uzak arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara (köle, cariye,
hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın; Allah kendini beğenen ve daima bö
bürlenip duran kimseyi sevmez.
(Allah'a kul olmanın gereği böyle bir ahlâka sahip bulunmaktır; kaba-saba,
haksız, zalim, cimri, herkese kötülük eden... kimseler yalnızca bazı ibadet
leri yapmakla Allah katında makbul bir kul olamazlar.)
37.Bunlar cimrilik eden ve insanlara da cimriliği tavsiye eden, Allah'ın kendi
lerine lütfundan verdiğini gizleyen kimselerdir. Biz, kâfirler için alçaltıcı bir a
zap hazırladık.
KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Konu Dilnihad tarafından (19.04.2008 Saat 15:10 ) değiştirilmiştir..
18.04.2008, 10:11
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür edenler
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 908
Yarışma Puanı:
840 Teşekkür etti: 191
Teşekkür aldı: 808 konuda 2.428 kere
84.jpg
Cüz:5,Sûre:4
NİSÂ SÛRESİ Sayfa:84
38.Allah'a ve ahiret gününe inanmadıkları halde mallarını, insanlara göster
iş için sarfedenler de (azaba düçâr olurlar). Şeytan bir kimseye arkadaş
olursa, ne kötü bir arkadaştır o!
39.Allah'a ve ahiret gününe iman edip de Allah'ın kendilerine verdiğinden
(O'nun yolunda harcasalardı) ne olurdu sanki! Allah onların durumunu hak
kıyla bilmektedir.
40.Şüphe yok ki Allah zerre kadar haksızlık etmez. (Kulun yaptığı iş, eğer
kötülük ise, onun cezasını adaletle verir.) İyilik olursa onu katlar (kat kat
arttırır), kendinden de büyük mükâfat verir.
41.Her bir ümetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onlara şahit olarak gös
terdiğimiz zaman halleri nice olacak!
(Bütün peygamberler ümmetlerine aynı iman esaslarını getirmiş ve tebliğ et
mişlerdir. Nizam ve ahlâk sahasında ise -prensibler değişmemekle beraber-
medenî ve içtimaî şartlara göre şekiller ve uygulamalar değişmektedir. Son
Peygamber Muhammed Mustafa (s.a.v.) insanların ilim ve medeniyetçe en
ileri devrelerinde onlara rehber olacak en kâmil dini getirmiş ve tebliğ etmiş
tir. Peygamberlerinin getirdikleri iman ve nizamı değiştiren veya inkâr eden
ler ahirette muhakeme edilecek ve peygamberleri de onlar aleyhine şahit
lik edeceklerdir. Hâtemü'l-enbiyâ (s.a.v.) ise peygamberlerin lehinde şahit
lik ederek onları tasdik eyleyecektir.
Buhârî'nin rivayetine göre Resûlullah (s.a.v.) sahâbî İbn Mes'ûd'dan, kendi
sine Kur'ân okumasını istemiş, onun: ''O, sana indirildiği halde ben mi sana
okuyacağım?'' demesi üzerine: ''Evet, onu başkasından dinlemek hoşuma
gidiyor'' buyurmuştur. İbn Mes'ûd bundan sonrasını şöyle anlatıyor: ''Nisâ
sûresini okudum. 41. âyete (bu âyete) gelince Resûlullah (s.a.v.) ''şimdilik
yeter'' dedi, bir de baktım ki gözlerinden yaşlar boşanıyor!)
42.Küfür yoluna sapıp peygamberi dinlemeyenler o gün yerin dibine batırıl
mayı temenni ederler ve Allah'tan hiçbir haberi gizleyemezler.
43.Ey iman edenler! Siz sarhoş iken -ne söylediğinizi bilinceye kadar- cün
üp iken de -yolcu olan müstesna- gusül edinceye kadar namaza yaklaş
mayın. Eğer hasta olur veya bir yolculuk üzerinde bulunursanız, yahut siz
den biriniz ayak yolundan gelirse, yahut kadınlara dokunup da (bu durum
larda) su bulamamışsanız o zaman temiz bir toprakla teyemmüm edin: Yüz
lerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz Allah çok affedici ve bağışlayıcıdır.
(Abdest alması veya gusletmesi gereken bir müslüman su bulamadığı tak
dirde toprak ve yeryüzü cinsinden bir şeyle teyemmüm eder. Teyemmüm
hem abdest, hem de gusül yerine geçer. Ayrıca suyu kullanmaya engel ol
an hastalık, korku, suyun uzakta olması gibi bazı özür ve durumlar da te
yemmümü câiz kılar.)
44.Kendilerine Kitap'tan nasip verilenlere baksana! Sapıklığı satın alıyorlar
ve sizin yoldan çıkmanızı istiyorlar!
KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
-----------------------------------------------------------------------------
85.jpg
Sayfa:85
NİSÂ SÛRESİ Cüz:5,Sûre:4
45.Allah düşmanlarınızı sizden daha iyi bilir. Gerçek bir dost olarak Allah ye
ter, bir yardımcı olarak da Allah kâfidir.
46.Yahudilerden bir kısmı kelimeleri yerlerinden değiştirirler, dillerini eğerek,
bükerek ve dine saldırarak (Peygambere karşı) ''İşittik ve karşı geldik'',
''dinle, dinlemez olası'', ''râina'' derler. Eğer onlar ''İşittik, itaat ettik, dinle
ve bizi gözet'' deselerdi şüphesiz kendileri için daha hayırlı ve daha doğru
olacaktı; fakat küfürleri (gerçeği kabul etmemeleri) sebebiyle Allah onları
lânetlemiştir. Artık pek az inanırlar.
(Yahudiler Allah'ın kendilerine gönderdiği kitabı tahrif etmiş, kelime ve cüm
lelerin yerlerini değiştirmiş, manalarını saptırmış, gerçekleri bu arada Hz.
Peygamber'in geleceğini müjdeleyen kısımları örtmüş, bozmuş ve inkâr et
mişlerdir. Resûlullah'ın zamanında da ilk anda kötü maksatlarını belli etme
yecek sözler kullanarak onu tahkir etmek ve kinlerini tatmin eylemek yolu
na gitmişlerdir. Meselâ ''râinâ'' ''bizi gözet'' manasına gelir, ayının kesresi
biraz uzatılarak söylenirse ''râînâ: bizim çobanımız'' manasına gelir. İşte
buna benzer kelime oyunları ile akıllarınca Peygamber'e hakaret ediyorlardı.
Âyet, onların oyunlarını bozmakta ve haklarında hayırlı olacak yolu göster
mektedir.)
47.Ey ehl-i kitap! Biz, birtakım yüzleri silip dümdüz ederek arkalarına çevir
meden, yahut onları, cumartesi adamları gibi lânetlemeden önce (davrana
rak), size gelenleri doğrulamak üzere indirdiğimiz Kitab'a iman edin; Allah'ın
emri mutlaka yerine gelecektir.
(Âyette geçen ''sebt'', yahudilerce mukaddes olan cumartesi günüdür. Cu
martesi adamlarından maksat, gerekli bulunduğu halde cumartesi gününe
saygı göstermeyen, bu ve benzeri günahlarından dolayı lânetlenen bazı ya
hudilerdir.)
48.Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını,
(günahları) dilediği kimse için bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse büyük bir
günah (ile) iftira etmiş olur.
49.Kendini temize çıkaranlara ne dersin! Hayır, Allah dilediğini temize çıkar
ır ve hiç kimse kıl payı kadar haksızlık görmez.
50.Bak, nasıl da Allah üzerine yalan uyduruyorlar; apaçık bir günah olarak
bu (onlara) yeter!
51.Kendilerine Kitap'tan nasip verilenleri görmedin mi? Putlara ve bâtıla
(tanrılara) iman ediyorlar, sonra da kâfirler için: ''Bunlar, Allah'a iman eden
lerden daha doğru yoldadır.'' diyorlar!
(Ehl-i kitaptan Kâ'b b. el-Eşref Medine'den Mekke'ye gelmiş, müşrikleri Hz.
Peygamber ve müslümanlar aleyhine kışkırtarak beraber mücadeleye çağ
ırmıştı. Bu arada müşrikler ' 'Bizim dinimiz mi, yoksa Muhammed'in dini mi
haktır, hangimiz doğru yoldayız?'' diye sormuşlar ve ''Siz doğru yoldasınız''
cevabını almışlardı. Yukarıdaki âyet bu hadise üzerine nâzil olmuştur.) KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Konu Dilnihad tarafından (21.04.2008 Saat 15:23 ) değiştirilmiştir..
19.04.2008, 10:21
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür edenler
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 908
Yarışma Puanı:
840 Teşekkür etti: 191
Teşekkür aldı: 808 konuda 2.428 kere
86.jpg
Cüz:5,Sûre:4
NİSÂ SÛRESİ Sayfa:86
52.Bunlar, Allah'ın lânetlediği kimselerdir; Allah'ın rahmetinden uzaklaştır
dığı (lânetli) kimseye gerçek bir yrdımcı bulamazsın.
53.Yoksa onların mülkten (hükümranlıktan) bir nasipleri mi var? Öyle olsay
dı insanlara çekirdek filizi (kadar bir şey bile) vermezlerdi.
54.Yoksa onlar, Allah'ın lütfundan verdiği şeyler için insanlara hased mi edi
yorlar? Oysa İbrahim soyuna Kitab'ı ve hikmeti verdik ve onlara büyük bir
hükümranlık bahşettik.
55.Onlardan bir kısmı İbrahim'e inandı, kimi de ondan yüz çevirdi; (onlara)
kavurucu bir ateş olarak cehennem yeter.
56.Şüphesiz âyetlerimizi inkâr edenleri gün gelecek bir ateşe sokacağız;
onların derileri pişip acı duymaz hale geldikçe, derilerini başka derilerle
değiştiririz ki acıyı duysunlar! Allah daima üstün ve hakîmdir.
57.İnanıp, iyi işler yapanları da, içinde ebediyyen kalmak üzere girecekleri,
zemininden ırmaklar akan cennetlere sokacağız. Orada onlar için tertemiz
eşler vardır ve onları koyu (tatlı) bir gölgeye koyarız.
(Buraya kadar meâllerini verdiğimiz on üç âyet müşrik, putperest, ehl-i ki
tap... kâfirlerin psikolojilerini tahlil ederek davranışlarının sebeplerini ve
âkibetlerini açık bir şekilde ortaya koyuyor ve müminlerin ibret almalarını
istiyor.)
58.Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasın
da hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne ka
dar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitici, her şeyi görücü
dür.
(Âyetin emanet ve adalete riayet emri ebedî ve genel bir düstur olmakla
beraber, güzel de bir nüzul sebebi vardır: Hz. Peygamber (s.a.v.) Mekke'
yi fethedince, Kâbe'ye bakan Osman b. Talha kapıyı kilitlemiş, Kâbe'nin ü
zerine çıkmış ve anahtarı vermeyi reddederek: ''Senin peygamber olduğu
nu bilseydim onu verirdim.'' demişti. Hz. Ali anahtarı zorla ondan aldı, ka
pıyı açtı, Hz. Peygamber içeri girerek iki rekat namaz kıldı, çıknca amcası
Abbas, anahtarı ve şerefli bir görev olan bakıcılığı kendisine vermesini is
tedi. İşte bu münasebetle yukarıdaki âyet nâzil oldu. Efendimiz Hz. Ali'ye
''anahtarı eski vazifeliye vermesini ve ondan özür dilemesini'' emretti. Bu
olay Osman b. Talha'nın müslüman olmasına sebep teşkil etmiştir.)
59.Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve ülülemre (idareci
lere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah'a ve
ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız- onu Allah'a ve Resûl'e götürün
(onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımın
dan daha güzeldir.
KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
----------------------------------------------------------------------------
87.jpg
Sayfa:87
NİSÂ SÛRESİ Cüz:5,Sûre:4
60.Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri
görmedin mi? Tağut'a inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, Tağut'
un önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Halbuki şeytan onları büsbütün
saptırmak istiyor.
(Bundan önceki âyet müslümanların bilgi ve hüküm kaynaklarını sıralamış,
sonradan ''Kitab, Sünnet, İcma ve Kıyas'' şeklinde formülleştirilen kaynak
ların temelini koymuş, anlaşmazlık çıkarsa çözümün bu kaynaklara başvu
rularak aranmasını emretmişti. Buna rağmen bir münafığın hasmına,
''Resûlullah yerine Kâb b. el-Eşref'e başvuralım'' demesi bu âyetin, nüzûl
üne sebep teşkil etmiş, âyet her yer ve zamanda emsali bulunan müna
fıkların maskesini indirmiştir.
Tağut:Hakkı tanımayıp azan ve sapan her kişi ve güce verilen addır. Şey
tana da bu yüzden tağut denmiştir. Bu ve müteakip beş âyetin, yukarıda
zikredilen nüzul sebebi bu kelimenin anlamını belirlemede yardımcı olur.)
61.Onlara: Allah'ın indirdiğine (Kitab'a) ve Resûl'e gelin (onlara başvuralım),
denildiği zaman, münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün.
62.Elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir felâket gelince, biz yalnızca
iyilik etmek ve arayı bulmak istedik, diye yemin ederek sana nasıl gelirler!
63.Onlar Allah'ın, kalplerindekini bildiği kimselerdir; onlara aldırma, kendileri
ne öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında tesirli söz söyle.
64.Biz her peygamberi -Allah'ın izniyle- ancak kendisine itaat edilmesi için
gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelselerde
Allah'tan bağışlanmayı dileseler, Resûl de onlar için istiğfar etseydi Allah'ı
ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı.
65.Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni
hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın
(onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.
(İman, kuru bir sözden ibaret değildir; gönülden bağlanmak, inanmak ve
kabullenmektir. Hem ''Allah ve Resûlü'ne inandım'' deyip, hem de hükümle
rine razı olmamak tipik münafıklık alâmetidir. ''Şeriatın kestiği parmak acı
maz'' denilmiştir; acımaz, çünkü müminin kalbinde o acıyı unutturacak
kadar büyük bir iman vardır.) KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Konu Dilnihad tarafından (22.04.2008 Saat 11:41 ) değiştirilmiştir..
20.04.2008, 12:41
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür edenler
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 908
Yarışma Puanı:
840 Teşekkür etti: 191
Teşekkür aldı: 808 konuda 2.428 kere
88.jpg
Cüz:5,Sûre:4
NİSÂ SÛRESİ Sayfa:88
66.Eğer onlara, kendinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın, diye emretmiş
olsaydık, içlerinden pek azı müstesna, bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine
verilen öğüdü yerine getirselerdi, onlar için hem daha hayırlı hem de (iman
larını) daha pekiştirici olurdu.
67.O zaman elbette kendilerine nezdimizden büyük mükâfat verirdik.
68.Ve onları dosdoğru bir yola iletirdik.
(Hz. Âişe'nin anlattığına göre birisi Resûlullah'a gelip şöyle demişti: ''Ey
Allah'ın Resûlü! Seni kendimden, çoluk çocuğumdan daha çok seviyorum.
Evimde iken hatırlayınca sabredemiyorum, hemen gelip seni görüyorum.
Benim ve senin öleceğimizi düşününce anladım ki sen cennete girdiğin
zaman peygamberlerle beraber yüce makamlara götürüleceksin, ben ise
cennete girsem bile zannederim seni göremeyeceğim!'' Hz. Peygamber
bu samimi tehassüre cevap vermemiş, beklemişti. Şu ayet nâzil oldu) :
69.Kim Allah'a ve Resûl'e itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine lütuf
larda bulunduğu peygamberler, sıddîkler, şehidler ve salih kimselerle bera
berdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!
70.Bu lütuf Allah'tandır. Bilen olarak Allah yeter.
71.Ey iman edenler! Tedbirinizi alın; bölük bölük savaşa çıkın, yahut (ge
rektiğinde) topyekün savaşın.
(Barış içinde yaşamak arzu edilir bir şey olmakla beraber, tarih boyunca de
vamlı gerçekleştiği görülmemiştir. Uzun tecrübelerden sonra sulh, dirlik ve
düzenlik isteyenlerin ancak savaşa hazır olmakla bunu elde edebilecekleri
anlaşılmış, ''Hazır ol cenge eğer ister isen sulhu salâh'' denilmiştir. İslâm
meşrû müdafaa için, yeryüzünden zulmü, baskıyı kaldırmak, gerçek din ve
vicdan hürriyetini sağlamak için savaşa izin vermiş, müslümanları cihada
çağırmıştır. Müslümanların vazifesi her zaman cenge hazır olmak, fakat
meşrû sebep bulunmadıkça onu yapmamak, hazırlığı sulhün teminatı kıl
maktır.)
72.İçinizden bazıları vardır ki (cihad konusunda) pek ağırdan alırlar. Eğer
size bir felâket erişirse: ''Allah bana lütfetti de onlarla beraber bulunma
dım'' der.
(Burada ''ağırdan alırlar'' denilen kimseler çeşitli bahanelerle savaşa katıl
mak istemeyen, katılanları da engellemeye çalışan münafıklardır.)
73.Eğer Allah'tan size bir lütuf erişirse -sanki sizinle onun arasında (zahi
rî) bir dostluk yokmuş gibi- ''Keşke onlarla beraber olsaydım da ben de bü
yük bir başarı kazansaydım!'' der.
74.O halde, dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar, Allah yolunda sa
vaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse biz o
na yakında büyük bir mükâfat vereceğiz.
KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
------------------------------------------------------------------------
89.jpg
Sayfa:89
NİSÂ SÛRESİ Cüz:5,Sûre:4
75.Size ne oldu da Allah yolunda ve ''Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şe
hirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı
yolla'' diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyormu
sunuz!
(Mekke'nin fethinden önce orada kalıp Medine'ye göç edemeyen müslüman
lar zalim, müşrik Mekke'lilerden büyük işkenceler görmüş, cefalar çekmiş ve
Allah'a iltica iltica ederek O'ndan yardımcı göndermesini dilemişlerdi. Âyet
buna işaret etmekle beraber, dünyanın neresinde olursa olsun, zulüm ve
haksızlığa uğramış çaresizlere müslümanların yardım etmelerini, gerekirse
onların uğrunda savaşmalarını istemektedir.)
76.İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise tâğut (bâtıl da
valar ve şeytan) yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı sa
vaşın; şüphe yok ki şeytanın kurduğu düzen zayıftır.
77.Kendilerine, ellerinizi savaştan çekin, namazı kılın ve zekâtı verin, denil
en kimseleri görmedin mi? Sonra onlara savaş farz kılınınca, içlerinden bir
gurup hemen Allah'tan korkar gibi, hatta daha fazla bir korku ile insanlar
dan korkmaya başladılar da ''Rabbimiz! Savaşı bize niçin yazdın! Bizi ya
kın bir süreye kadar ertelesen (daha bir müddet savaşı farz kılmasan)
olmaz mıydı?'' dediler. Onlara de ki: ''Dünya menfaati önemsizdir, Allah'
tan korkanlar için ahiret daha hayırlıdır ve size kıl payı kadar haksızlık ed
ilmez.''
78.Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır; sarp ve sağlam kalelerde olsanız
bile! Kendilerine bir iyilik dokunsa ''Bu Allah'tan'' derler; başlarına bir kötü
lük gelince de ''Bu senden'' derler. ''Hepsi Allah'tandır'' de. Bu adamlara ne
oluyor ki bir türlü laf anlamıyorlar!
79.Sana gelen iyilik Allah'tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. Se
ni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak da Allah yeter.
(Bu iki âyet birlikte değerlendirildiğinde, İslâm'ın hayır, şer, kaza ve kader
mevzularındaki inanç ve düşüncesine ışık tuttuğu görülür. İnsanlar umumi
yetle elde ettikleri başarı ve iyi neticeleri kendilerine (veya inananlar Allah'
a) mal ederler. Felâket, kötülük ve başarısızlıkları ise yükleyecek birisini
ararlar; kendilerini kınamak ve suçlamaktan kaçarlar. Halbuki her şeyi ya
ratan Allah'tır; her şey O'nun takdir ve kudreti ile var olur. Ancak Allah,
hiçbir kimse için doğrudan doğruya felâket ve kötülüğe rıza göstermez;
kulun işlediği her günah, suç ve kötülükte bizzat kendi iradesi devreye gi
rer ve Allah, kulu öyle istediği için, iradesini o yolda sarfettiği için öyle ya
ratır. Şu halde kul kâsibdir; hak eder, murat eder, Allah hâlıktır; kulun ira
desine göre yaratır.) KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Konu Dilnihad tarafından (22.04.2008 Saat 13:24 ) değiştirilmiştir..
21.04.2008, 15:02
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür edenler
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 908
Yarışma Puanı:
840 Teşekkür etti: 191
Teşekkür aldı: 808 konuda 2.428 kere
90.jpg
Cüz:5,Sûre:4
NİSÂ SÛRESİ Sayfa:90
80.Kim Resûl'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince,
seni onların başına bekçi göndermedik!
81.''Başüstüne'' derler, ama yanından ayrılınca onlardan bir kısmı, senin de
diğinden başkasını gizlice kurar. Allah da onların gizlice kurduklarını yazar.
Sen de onlara aldırma ve Allah'a dayan; sana vekil olarak Allah yeter.
(İnanmadıkları halde öyle görünen münafıklar Resûlullah'ın huzurunda iken,
O ne söylerse kabul ediyor ve itaatkâr görünüyor; huzurundan ayrılıp ken
di başlarına kalınca bilhassa geceleri gizli planlar ve tuzaklar hazırlıyorlar
dı.)
82.Hâla Kur'ân üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah'tan
başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı.
(Kur'ân-ı Kerîm, hem ifade bakımından, hem mana ve hüküm bakımından
bir bütünlük arzetmektedir. İnsanların söylediği sözler, güzellik ve düzgün
lük bakımından daima aynı olmaz. Yazan ve söyleyenin içinde bulunduğu
hal ve şartlara göre değişir. Kur'ân'ın ifade ve üslûbu ise baştan sona
emsalsiz bir güzellik ve düzgünlük içindedir. Bu sözlerin ihtiva ettiği ma
na, hüküm ve haberler de, yaratılış öncesinden ebediyete kadar hemen
her şeye temas ettiği halde tam bir tutarlılık, bütünlük, sıhhat ve uyum
arzetmektedir. Yalnızca bunları düşünmek ve tesbit etmek bile, Kur'ân-ı
Kerîm'in insan eseri olmadığını, Allah'tan gelmiş bulunduğunu anlamaya
yetecektir.)
83.Onlara güven veya korkuya dair bir haber gelince onu hemen yayarlar;
halbuki onu, Resûl'e veya aralarında yetki sahibi kimselere götürselerdi,
onların arasında işin içyüzünü anlayanlar, onun ne olduğunu bilirlerdi. Allah'
ın size lütuf ve rahmeti olmasaydı, pek azınız müstesna, şeytana uyup gi
derdiniz.
84.Artık Allah yolunda savaş. Sen kendinden başkası (sebebiyle) sorumlu
tutulmazsın. Müminleri de teşvik et. Umulur ki Allah kâfirlerin gücünü kırar
(güçleriyle size zarar vermelerini önler). Allah'ın gücü daha çetin ve ceza
sı daha şiddetlidir.
85.Kim iyi bir işe aracılık ederse onun da o işten bir nasibi olur. Kim kötü
bir işe aracılık ederse onun da ondan bir payı olur. Allah her şeyin karşı
lığını vericidir.
(Toplum hayatı birçok halde aracılığı gerekli kılar. Kendisinden aracı olması
istenen kimse neye aracı olduğuna dikkat etmek mecburiyetindedir; çün
kü neticeden onun da günah-sevab, fayda-zarar bakımlarından payı ola
caktır.)
86.Bir selam ile selamlandığınız zaman siz de ondan güzeli ile selamlayın;
yahut aynı ile karşılık verin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını arayandır.
(Selam müslümanların arasında sevgi ve barış sağlayan, mevcut sevgi ve
samimiyeti arttıran güzel bir vasıtadır.
Selamı veren, sevgi ve iyi niyetini ifadede öncülük ettiğinden, selamı alan
da bir-iki kelime fazlasıyla cevap vererek bu güzel davranışa karşılık ver
melidir.) KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
----------------------------------------------------------------------------
91.jpg
Sayfa:91
NİSÂ SÛRESİ Cüz:5,Sûre:4
87.Allah -ki ondan başka hiçbir tanrı yoktur- elbette sizi kıyamet günü
toplayacaktır, bunda asla şüphe yoktur. Söz bakımından Allah'tan daha
doğru kim vardır!
88.Size ne oldu da münafıklar hakkında iki guruba ayrıldınız? Halbuki Allah
onları kendi ettikleri yüzünden baş aşağı etmiştir (küfürlerine döndürmüş
tür). Allah'ın saptırdığını doğru yola mı getirmek istiyorsunuz? Allah'ın sap
tırdığı kimse için asla (doğruya) yol bulamazsın!
(Allah, peygamberler ve kitaplar göndererek insanların akıl ve iradelerine
yardımcı olmuş, onlara hidayet yollarının en doğrusunu göstermiş, ona da
vet etmiştir. Bütün bunlara rağmen aklını ters çalıştıran ve sapık yollara
iradesiyle yönelen kimselerin sapmalarına da izin vermiş, iradelerine uygun
neticeyi yaratmıştır. Allah'ın saptırması bu manadadır ve bunca inayete
rağmen sapanları kimse yola getiremez.)
89.Sizin de kendileri gibi inkâr etmenizi istediler ki onlarla eşit olasınız. O
halde Allah yolunda göç edinceye kadar onlardan hiçbirini dost edinmeyin.
Eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın, bulduğunuz yerde öldürün ve hiçbiri
ni dost, yardımcı edinmeyin.
90.Ancak kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir topluma sığınanlar ya
hut ne sizinle ne de kendi toplumlarıyla savaşmak (istemediklerin)den yür
ekleri sıkılarak size gelenler müstesna. Allah dileseydi onları başınıza belâ
ederdi de sizinle savaşırlardı. Artık onlar bırakıp bir tarafa çekilir de sizinle
savaşmazlar ve size barış teklif ederlerse bu durumda Allah size, onların a
leyhinde bir yola girme hakkı vermemiştir.
91.Hem sizden hem de kendi toplumlarından emin olmak isteyen başkaları
nı da bulacaksınız. Bunlar her ne zaman fitneye götürülseler ona baş
aşağı dalarlar (daldırılırlar). Eğer sizden uzak durmaz, sulh teklif etmez ve
ellerini çekmezlerse onları yakalayın, rastladığınız yerde öldürün. İşte on
lar üzerine sizin için apaçık yetki verdik.
(Bu âyetlerde bahis mevzuu olan kâfirler Medine dışındaki münafıklardır.
Bunların bir kısmı Mekke'de kalmış, hicret etmemiş ve müşriklerle işbirliği
yapmışlardır; bunların müslümanların düşman olduklarını ve onlara karşı sa
vaştıkları için bulundukları yerde imha edileceklerdir. Bir kısmı müslümanlar
ile aralarında saldırmazlık antlaşması bulunan toplumlara sığınmışlar, diğer
bir kısmı da hem müslümanlarla hem de kendi toplumlarıyla savaşmak iste
meyip tarafsızlığı tercih etmişler ve müslümanlarla sulh yapmaya, iyi geç
inmeye temayül göstermişlerdir. Bu son iki kısım kendi hallerine bırakılacak,
onlarla savaşılmayacaktır.) KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Konu Dilnihad tarafından (23.04.2008 Saat 17:11 ) değiştirilmiştir..
22.04.2008, 13:27
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür edenler
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 908
Yarışma Puanı:
840 Teşekkür etti: 191
Teşekkür aldı: 808 konuda 2.428 kere
92.jpg
Cüz:5,Sûre:4
NİSÂ SÛRESİ Sayfa:92
92.Yanlışlıkla olması dışında bir müminin bir mümini öldürmeye hakkı ola
maz. Yanlışlıkla bir mümini öldüren kimsenin, mümin bir köle azat etmesi
ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gereklidir. Meğer ki ö
lünün ailesi o diyeti bağışlamış ola. (Bu takdirde diyet vermez). Eğer öldü
rülen mümin olduğu halde, size düşman olan bir toplumdan ise mümin bir
köle azat etmek lâzımdır. Eğer kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir
toplumdan ise ailesine teslim edilecek bir diyet ve bir müminin köleyi az
at etmek gerekir. Bunları bulamayan kimsenin, Allah tarafından tevbesi
nin kabulü için iki ay peşpeşe oruç tutması lâzımdır. Allah her şeyi bilen
dir, hikmet sahibidir.
93.Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı cehen
nemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lânetlemiş ve onun için büyük bir azap
hazırlamıştır.
(İslâm ceza hukukuna göre bir müslümanı haksız yere ve bilerek öldüren
kimsenin cezası kısas, yani idamdır. Bunu affetme selâhiyeti yalnızca mak
tülün ailesine aittir; bunlar isterlerse kısas yerine diyet talep ederler ve
isterlerse her ikisini de bağışlarlar. Bu takdirde devletin ta'zir yoluyla -da
ha hafif bir şekilde- cezalandırma selâhiyeti vardır. Kısas ile ilgili âyet 2.
sûrede geçmiştir (178-179). Buradaki âyet ise manevi ve uhrevî cezayı
açıklamaktadır. Bir mümini yanlışlıkla; meselâ av hayvanı zannederek ve
ya muharip düşman sanarak... öldüren kimsenin de maddî ve mânevi ce
zaları vardır; bu cezalar, maktülün mensup bulunduğu topluma göre değ
işmektedir. Maktülün âilesi müslüman ise öldürene iki ceza vardır: 1.Mak
tülün ailesine vereceği diyet; bu da yüz deve veya bunun başka mallar
dan karşılığı kadar bir meblâğdır. Diyeti, öldürenin ailesi öder, bunların gü
cü yetmezse devlete başvurur, maliyenin ödemesini talep ederler. 2.Yan
lışlıkla da olsa bir hayata son verdiği için, bir mümin köleyi hürriyete kav
uşturmak suretiyle topluma ilave edeceği hür bir hayat. Köle azat etmeye
gücü yetmeyenler ise iki ay aralık vermeden oruç tutarlar. Maktülün aile
si müslümanlara düşman bir toplum ise, onlara mal vererek kuvvetlendir
mek müslümanların aleyhine olacağı için diyet ödenmez.)
94.Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayıp dinle
yin. Size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek
''Sen mümin değilsin'' demeyin. Çünkü Allah'ın nezdinde sayısız ganimetler
vardır. Önceden siz de böyle iken Allah size lütfetti; o halde iyi anlayıp
dinleyin. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
(Bir akın sırasında düşman bölgesinde bulunan bir kişi ''Lâ ilâhe illâllah Mu
hammedün Resûlullah'' deyip müslümanlara selam verdiği halde Üsame b.
Zeyd tarafından ''korkudan böyle davrandığı zannedilerek'' katledilmiş ve
sürüsü zaptedilmişti. Akın dönüşü, hadise Resûlullah'a haber verilince çok
üzülmüş, hiddetlenmiş ve ''Kalbini yarıp baktınız da mı korkudan olduğunu
anladınız!'' diye çıkışmıştı. Üsâme'nin pişman olması ve yalvarması üzeri
ne Hz. Peygamber onun için istiğfar etmişti. Üsâme'ye bir köle azat etme
sini emretmiştir.) KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
---------------------------------------------------------------------------
93.jpg
Sayfa:93
NİSÂ SÛRESİ Cüz:5,Sûre:4
95.Müminlerden -özür sahibi olanlar dışında- oturanlarla malları ve canları
ile Allah yolunda cihad edenler bir olmaz. Allah, malları ve canları ile cihad
edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı. Gerçi Allah hepsine
de güzellik (cennet) vadetmiştir; ama mücahidleri, oturanlardan çok büy
ük bir ecirle üstün kılmıştır.
96.Kendinden dereceler, bağışlama ve rahmet vermiştir. Allah çok bağışla
yıcı ve esirgeyicidir.
97.Kendilerine yazık edenler kimselere melekler, canlarını alırken: ''Ne işde
idiniz!'' dediler. Bunlar: ''Biz yeryüzünde çaresizdik'' diye cevap verdiler.
Meleklerde: ''Allah'ın yeri geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!'' dediler.
İşte onların barınağı cehennemdir; orası ne kötü bir gidiş yeridir.
98.Erkekler, kadınlar ve çocuklardan (gerçekten) âciz olup hiçbir çareye
gücü yetmeyenler, hiçbir yol bulamayanlar müstesnadır.
99.İşte bunları, umulur ki Allah affeder; Allah çok affedicidir, bağışlayıcıdır.
100.Allah yolunda hicret eden kimse yeryüzünde gidecek bir çok güzel yer
ve bolluk (imkân) bulur. Kim Allah ve Resûlü uğrunda hicret ederek evinden
çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse artık onun mükâfatı Allah'a düşer.
Allah da çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
(Medine'ye hicretten önce müslümanlar büyük acılar, işkenceler ve sıkıntı
lar çekmiş, bir kısmı bu sebeple Habeşistan'a göç etmişlerdi. Milâdi 622
yılında Hz. Peygamber ve ashâbı Medine'ye göç ettiler. Allah ve Resûlü
uğruna her şeylerini geride bıraktılar, Medine'de yepyeni bir toplum ve
devlet oluşturdular. Bu andan itibaren küfrün ve şirkin hakim bulunduğu
yerlerden Medine'ye hicret farz oldu; gerçekten çaresiz, güçsüz ve bilgi
siz olanlar dışında kalan her müslüman hicret ile mükellef kılındı. Göç im
kânları olduğu halde imanlarını kurtarmaya ve İslâm devletini takviye et
meye koşmayıp; evini, barkını, yurdunu, eşini, dostunu, mal ve mülkünü
tercih edenlerin ve çaresizlik bahanesiyle durumu idare edenlerin feci â
kibetini âyet tasvir etmektedir. Bunlardan sonra sırayla, gerçekten aciz
olanlar, hicrete teşebbüs edip de Medine'ye varamadan yolda ölenler
ve hicret yurduna ulaşanlar gelmektedir. Buhâri'nin rivayet ettiği hadise
göre Mekke fethinden sonra hicret mükellefiyeti ortadan kalkmıştır. An
cak âyet, şartlar avdet edersehicret mükellefiyetinin de avdet edeceği
ne işaret etmektedir.)
101.Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman kâfirlerin size kötülük etmesinden
endişe ederseniz, namazı kısaltmanızda size bir günah yoktur. Şüphesiz
kâfirler, sizin apaçık düşmanınızdır.
KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Konu Dilnihad tarafından (24.04.2008 Saat 16:37 ) değiştirilmiştir..
23.04.2008, 14:27
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür edenler