Üye Albümlerinden |
Üye albümlerinden en son eklenen resimler:
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
|
|
|
 |
|
|
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 436
Yarışma Puanı: 750
Teşekkür etti: 49
Teşekkür aldı: 357 konuda 1.004 kere
|
94.jpg
Cüz:5,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:94
102.Sen de içlerinde bulunup onlara namaz kıldırdığın zaman, onlardan bir kısmı
seninle beraber namaza dursunlar, silahlarını (yanlarına) alsınlar, böylece (na
mazı kılıp) secde ettiklerinde (diğerleri) arkanızda olsunlar. Sonra henüz nama
zını kılmamış olan (bu) diğer gurup gelip seninle beraber namazlarını kılsınlar
ve onlar da ihtiyat tedbirlerini ve silahlarını alsınlar. O kâfirler arzu eder ki siz
silahlarınızdan ve eşyanızdan gafil olsanız da üstünüze birden baskın yapsa
lar. Eğer size yağmurdan bir eziyet olur yahut hasta bulunursanız silahlarını
zı bırakmanızda size günah yoktur. Yine de tedbirinizi alın. Şüphesiz Allah,
kâfirler için alçaltıcı bir azap vardır.
103.Namazı bitirince ayakta, otururken ve yanınız üzerinde yatarken (daima)
Allah'ı anın. Huzura kavuşunca da namazı dosdoğru kılın; çünkü namaz mümin
ler üzerine vakitleri belli bir farzdır.
(Bu üç âyet, yolculukta ve tehlikeli durumlarda namazın nasıl kılınacağını an
latmaktadır. Sünnet ve tatbikattan anlaşıldığına göre yolculuk halinde, dört
rekâtlı namazların kısaltılarak iki rekât kılınması için düşman tehlikesi şart
değildir. Seksen ilâ doksan kilometrelik bir mesafeyi katetmek üzere yola
çıkan her müslüman bu ruhsattan istifade eder. Düşman veya beklenen
tehlike karşısında kılınan farz namazın âyette iki rekât olarak tarif edilmesi,
ordunun aynı zamanda seferî olmasındandır. Bu durumda cemaatle namaz
ın nasıl kılınacağı konusunda iki uygulama vardır. Hanefîlere göre, birlikler
in bir kısmı düşman karşısında dururken diğer kısmı gelip imamın arkasında
namaza dururlar, birinci rekât tamam olunca yerlerine giderler, ikinci kıs
ım ve imamla bir rekât da onlar kılar, birinciler ile yer değişirler. Bu sıra
da imamın namazı tamamlanmıştır. Bunlar imamın arkasında imiş gibi (o
kumadan) namazlarını kılar ve yerlerine giderler. Diğer kısım ise gelerek
veya yerlerinde -yetişemedikleri rekâtı kılıyormuş gibi- okuyarak na
mazlarını tamamlarlar. Şâfîî ve Mâlikîlere göre, birinci gurup imamla ilk
rekâtı kılınca imam ikinci rekâtın kıyamında bekler, bunlar namazlarını tam
amlayıp yerlerine giderler ve ikinci gurup gelir, imamla bir rekât kılarlar,
imam son oturuşta onları bekler, kalkıp bir rekât daha kılarlar ve imamla
beraber selam verirler.
Namaz en büyük zikirdir; Allah'ı anma şekillerinin en mükemmelidir. Aklı eren
kimse için onu terketmenin hemen hiçbir mâzereti yoktur. Darlık zamanların
da ruhsatlar ve kolaylıklar vardır. Genişlik ve huzur zamanlarında ise vakit
ve erkânına riâyetle tam olarak kılınır. Allah'ı anmak namaz haline münhasır
olmamalı, müslüman her halinde Allah'ı anmaktan gafil bulunmamalıdır.)
104.O (düşman) topluluğu takip etmekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı
çekiyorsanız onlar da, sizin çektiğiniz gibi acı çekmektedirler. Üstelik siz Allah'
tan, onların ümit etmedikleri şeyleri umuyorsunuz. Allah ilim ve hikmet sahibi
dir.
105.Allah'ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye sana Ki
tab'ı hak ile indirdik; hainlerden taraf olma!
KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Konu Dilnihad tarafından (27.04.2008 Saat 14:03 ) değiştirilmiştir..
|

24.04.2008, 09:43
|
|
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
|
|
|
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 436
Yarışma Puanı: 750
Teşekkür etti: 49
Teşekkür aldı: 357 konuda 1.004 kere
|
95.jpg
Sayfa:95 NİSÂ SÛRESİ Cüz:5,Sûre:4
106.Ve Allah'tan mağfiret iste, çünkü Allah, çok yarlığayıcı, ziyadesiyle es
irgeyicidir.
107.Kendilerine hıyanet edenleri savunma; çünkü Allah hainliği meslek edin
miş günahkârları sevmez.
108.İnsanlardan gizler de Allah'tan gizlemezler. Halbuki geceleyin, O'nun ra
zı olmadığı sözü düzüp kurarken O, onlarla beraber idi. Allah yaptıklarını ku
şatıcıdır. (O'nun ilminden hiçbir şeyi gizleyemezler.)
109.Haydi siz dünya hayatında onlara taraf çıkıp savundunuz, ya kıyamet
günü Allah'a karşı onları kim savunacak yahut onlara kim vekil olacak?
110.Kim bir kötülük yapar yagut nefsine zulmeder de sonra Allah'tan mağfi
ret dilerse, Allah'ı çok yarlığayıcı ve esirgeyici bulacaktır.
111.Kim bir günah kazanırsa kendi aleyhine kazanmış olur. Allah her şeyi bi
licidir, büyük hikmet sahibidir.
112.Kim kasıtlı ya da kasıtsız bir günah kazanır da sonra onu bir suçsuzun
üzerine atarsa, muhakkak ki, büyük bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmiş
olur.
113.Allah'ın sana lütfu ve esirgemesi olmasaydı, onlardan bir güruh seni
saptırmaya yeltenmişti. Onlar yalnızca kendilerini saptırırlar, sana hiçbir za
rar veremezler. Allah sana Kitab'ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğini öğ
retmiştir. Allah'ın lütfu sana gerçekten büyük olmuştur.
(Bu âyetlerin, ibret verici bir geliş sebebi vardır. Medine yerlilerinden, Za
fer oğullarından Tu'me, bir komşusunu zırhını çalmış, bir un dağarcığına sak
layarak getirmiş, bir yahudinin evine gizlemişti. Halbuki dağarcık delikti ve
bu delikten akan unlar, zırhın önce Tu'me'nin evine kadar geldiğini, sonra
da yahudinin evine gittiğini gösteriyordu. Tu'me'yi sıkıştırdılar, müslüman ol
masına rağmen çalmadığına yemin etti. Yahudiyi sorguya çektiler, o da ''Bu
nu bana Tu'me verdi'' dedi ve bazı yahudiler buna şahitlik ettiler. Zaferoğul
ları, aile namusu belâsına, gelip Resûlullah'a ''Tu'me'yi berat ettirmesi'' için
ısrar ettiler; Hz. Peygamber de bu durum ve Tu'me'nin yemini karşısında dü
şündü, arkasından yukarıda meâllerini okuduğumuz âyetler indi.)
KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Konu Dilnihad tarafından (27.04.2008 Saat 19:54 ) değiştirilmiştir..
|

25.04.2008, 11:23
|
|
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
|
|
|
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 436
Yarışma Puanı: 750
Teşekkür etti: 49
Teşekkür aldı: 357 konuda 1.004 kere
|
Takip eden kardeşlerimden Allah razı olsun.
Konu Dilnihad tarafından (26.04.2008 Saat 15:03 ) değiştirilmiştir..
|

26.04.2008, 14:57
|
|
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
|
|
|
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 436
Yarışma Puanı: 750
Teşekkür etti: 49
Teşekkür aldı: 357 konuda 1.004 kere
|
96.jpg
Cüz:5,Sûre:4 NİSA SÛRESİ Sayfa:96
114.Onların fısıldaşmalarında bir hayır yoktur. Ancak bir sadaka, yahut bir
iyilik, yahut da insanların arasını düzeltmek isteyen(in fısıldaşması) müstes
na. Kim Allah rızasını elde etmek için bunu yaparsa, biz ona yakında büyük
bir mükâfat vereceğiz.
115.Kendisi için doğru yol belli olduktan sonra, kim Peygamber'e karşı çıkar
ve müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve ce
henneme sokarız; o ne kötü bir yerdir.
(Yukarıda hikayesi anlatılan Tu'me'nin taratarları toplantılar yaparak arala
rında gizli gizli konuşmuş, onu berat ettirmenin yollarını aramışlardı. Teşeb
büslerine rağmen Resûlullah onun lehinde hükmetmeyince de Tu'me Mekke'
ye firar ve irtidat etmiştir. Daha sonra hırsızlığına devam ederken yıkılan
bir duvarın altında kalarak ölmüştür.)
116.Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; ondan başka günah
ları dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa büsbütün sapıtmış
tır.
(İlgili hadislerle bu ve benzeri âyetlerin birlikte değerlendirilmesi sonunda
anlaşılan odur ki: Allah Teâlâ zerre kadar iman ile ahirete intikal eden mü
minleri bile ya bir müddet cezalandırdıktan sonra, yahut tevbe, keffâret,
iyi ameller, musibetlere sabır gibi sebeplerle, yahut da böyle bir sebebe da
yanmaksızın affetmekte, bağışlamaktadır. İmansız olarak, inkâr ve şirk için
de hayatını tamamlayanları ise bağışlamayacağı bu âyetten kesin olarak
ortaya çıkmaktadır.)
117.Onlar (müşrikler) O'nu bırakıp yalnızca bir takım dişilerden (dişi isimli
tanrılardan) istiyorlar, ancak inatçı şeytandan dilekte bulunuyorlar.
(Dua etmek, dilek ve istekte bulunmak ibadettir; ancak Allah'ın vereceği ve
yalnızca O'ndan istenecek şeyleri başkasından dilemek ise şirk alâmetidir.)
118.Allah onu (şeytanı) lânetlemiş; o da: ''Yemin ederim ki, kullarından bel
li bir pay edineceğim'' demiştir.
119.''Onları mutlaka saptıracağım, muhakkak onları boş kuruntulara boğa
cağım, kesinlikle onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar
(putlar için nişanlayacaklar), şüphesiz onlara emredeceğim de Allah'ın ya
rattığını değiştirecekler'' (dedi). Kim Allah'ı bırakır da şeytanı dost edinirse
elbette apaçık bir ziyana düşmüştür.
(Allah'ın yarattıklarını değiştirmek, canlıların tabiî şekil ve özelliklerini değiş
tirmek demektir. Hayvanların gereksiz yere kulak ve kuyruklarını kesmek;
kaşları, dişleri... süslenmek maksadıyla değiştirmek bu kabildendir ve yasak
lanmıştır. Tabiatın dengesini bozan davranış, kullanma ve teknoloji de aynı
çerceveye girmektedir.)
120.Şeytan onlara söz verir ve ümitlendirir; halbuki şeytanın onlara söz
vermesi aldatmacadan başka bir şey değildir.
121.İşte onların yeri cehennemdir; ondan kaçıp kurtulacak bir yer de bula
mayacaklardır.
KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Konu Dilnihad tarafından (28.04.2008 Saat 10:53 ) değiştirilmiştir..
|

26.04.2008, 15:02
|
|
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
|
|
|
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 436
Yarışma Puanı: 750
Teşekkür etti: 49
Teşekkür aldı: 357 konuda 1.004 kere
|
97.jpg
Sayfa:97 NİSÂ SÛRESİ Cüz:5,Sûre:4
122.İman eden ve iyi işler yapanları, içinde ebedi kalmak üzere, zeminin
den ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Allah, (bu söylenenleri) hak bir
söz olarak vâdetti. Söz ve onu tutma bakımından kim Allah'tan daha doğ
ru olabilir?
123.Ne sizin kuruntularınız ne de ehl-i kitabın kuruntuları (gerçektir); kim
bir kötülük yaparsa onun cezasını görür ve kendisi için Allah'tan başka
dost da, yardımcı da bulamaz.
124.Erkek olsun, kadın olsun, her kim de mümin olarak iyi işler yaparsa, iş
te onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.
(İnsanların gerek sosyal ve ahlâkî değerleri, gerekse davranışlarına göre el
de edecekleri neticeler, Allah ve Resûlü tarafından açıklanmıştır. Buna göre,
kimin kimden üstün olduğu, kimin doğru yolda, kimin yanlış yolda bulunduğu
kuruntu ve temennilerle değil, ilâhî beyanla anlaşılacak; ilâhî değerler siste
mine göre ölçüler tespit edilecektir.)
125.İşlerinde doğru olarak kendini Allah'a veren ve İbrahim'in, Allah'ı bir tanı
yan dinine tâbi olan kimseden dince daha güzel kim vardır? Allah İbrahim'i
dost edinmiştir.
(Peygamberler, Allah'ın elçileri olma bakımından farksız olmakla berber bazı
özellik ve imtiyazlarıyla birbirinden farklıdırlar. Bu cümleden olarak Hz. Musa'
ya ''kelîmullah'', Hz. İsa'ya ''rûhullah'', Hz. Muhammed Mustafa'ya ''habîbul
lah'' denildiği gibi, Hz. İbrahim'e de ''halîlullah'' denilmiş ve yukarıdaki âyet
bu vasıflamaya kaynak olmuştur.)
126.Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır ve Allah her şeyi kuşatmış
tır. (Hiçbir şey O'nun ilim ve kudretinin dışında kalamaz).
127.Senden kadınlar hakkında fetva istiyorlar. De ki, onlara ait hükmü size
Allah açıklıyor: Kitap'ta kendileri için yazılmışı (mirası) vermeyip nikâhlamak
istediğiniz yetim kadınlar, çaresiz çocuklar ve yetimlere karşı âdil davranma
nız hakkında size okunan âyetler (Allah'ın hükmünü apaçık ortaya koymakta
dır). Hayırdan ne yaparsanız şüphesiz Allah onu bilmektedir.
KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Konu Dilnihad tarafından (28.04.2008 Saat 20:31 ) değiştirilmiştir..
|

27.04.2008, 14:05
|
|
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
|
|
|
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 436
Yarışma Puanı: 750
Teşekkür etti: 49
Teşekkür aldı: 357 konuda 1.004 kere
|
98.jpg
Cüz:5,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:98
128.Eğer bir kadın kocasının geçimsizliğinden yahut kendisinden yüz çevir
mesinden endişe ederse, aralarında bir sulh yapmalarında onlara günah yok
tur. Sulh (daima) hayırlıdır. Zaten nefisler kıskançlığa hazırdır. Eğer iyi geçi
nir ve Allah'tan korkarsanız şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
(Evlilikte uyum ve geçim karşılıklı fedakârlıkla olur. Ancak insanlarda kıskanç
lık ve bencillik ve meyli tabiî olduğundan herkes fedakârlığı karşı taraftan
bekler. Sulh ve anlaşma iki tarafın bazı istek ve haklarından vazgeçmesi
ile gerçekleşir; bu ise, geçimsizliğin sürüp gitmesinden veya ayrılmaktan da
ha hayırlıdır.)
129.Üzerine düşüp uğraşsanız da kadınlar arasında âdil davranmaya güç ye
tiremezsiniz; bâri birisine tamamen kapılıp da diğerini askıya alınmış gibi bır
akmayın. Eğer arayı düzeltir, günahtan sakınırsanız Allah şüphesiz çok bağ
ışlayıcı ve esirgeyicidir.
(Birden fazla kadınla evli bulunan erkek, eşleri arasında eşit ve âdil davran
mak mecburiyetindedir. Ancak bazı hususlar vardır ki bunlarda eşitliği koru
mak insanın tabiatına aykırıdır; meselâ iki eşi aynı derecede beğenmek ve
sevmek mümkün değildir; bu sebeple erkekler bununla mükellef kılınmamışlar,
isteseler de bunu yapamayacakları kendilerine bildirilmiştir. Buna mukabil el
de olan, maddi sayılabilecek haklarda, nimet ve imkânlarda adalet şarttır;
beraber kalma müddeti, mesken, giyecek, yiyecek ve diğer imkânları örnek
oarak zikretmek mümkündür.)
130.Eğer (eşler) birbirinden ayrılırsa Allah, bol nimetinden her birini zengin
leştirir (diğerine muhtaç olmaktan kurtarır); Allah'ın lütfu geniş, hikmeti bü
yüktür.
(Bütün tedbirlere rağmen evlilik yürümüyorsa, ev cehenneme dönmüşse
yoksulluğa ve çaresizliğe düşme korkusu ile bu cehenneme katlanmak gerek
mez; Allah nice kapılar açar.)
131.Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Sizden önce kendilerine
Kitap verilenlere ve size ''Allah'tan korkun'' diye emrettik. Eğer inkâr ederse
niz biliniz ki göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Allah hudutsuz zen
gindir, ziyadesiyle övgüye lâyıktır.
132.Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Vekil olarak Allah yeter.
133.Ey insanlar! Allah dilerse sizi yokluğa gönderip başkalarını getirir; Allah
buna kadirdir.
(Beka ve ebedîlik Allah'a mahsustur. Gerçek manada varlık da O'na aittir.
Kulların vücut ve varlığı O'nun lütfu, O'nun emanetidir. Emanete hıyanet ve
Allah'a isyanda ısrar edilirse bütün emanetlerin, bu arada vücut ve varlığın
geri alınması kaçınılmaz hale gelir.)
134.Kim dünya mükâfatını isterse (bilsin ki) dünyanın da ahiretin de mükâfa
tı Allah katındadır. Allah her şeyi işiten ve her şeyi görendir.
KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
------------------------------------------------------------------------
99.jpg
Sayfa:99 NİSÂ SÛRESİ Cüz:5,Sûre:4
135.Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendini, ana-babanız ve
akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Hakların
da şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara (sizden) da
ha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer, büker
(doğru şahitlik etmez), yahut şahitlik etmekten kaçınırsanız (biliniz ki) Allah
yaptıklarınızdan haberdardır.
(Âyette, insanları adaletten ayıran iktisâdî, sosyal, psikolojik sebeplerin hep
si sayılarak insanlar uyarılmış, hükmeden veya şahitlik eden kimsenin yalnız
ca Allah korkusunun tesiri altında hareket etmesi telkin edilmiştir.)
136.Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberi'ne, Peygamberi'ne indirdiği Kitab'a
ve daha önce indirdiği kitaba iman (da sebat) ediniz. Kim Allah'ı, meleklerini,
kitaplarını,peygamberlerini ve kıyamet gününü inkâr ederse tam manasıyla
sapıtmıştır.
137.İman edip sonra inkâr edenleri, sonra yine iman edip tekrar inkâr edenle
ri, sonra da inkârlarını arttıranları Allah ne bağışlayacak, ne de onları doğru
yola iletecektir.
(Bunlar gönüllerinde bir türlü iman yer etmeyen, kararsızlık içinde, inkâr ile
iman arasında sallanarak ömür geçiren, sonunda da inkârda karar kılan kâfir
ler ve münafıklarıdır.)
138.Münafıklara, kendileri için acı bir azap olduğunu müjdele!
139.Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet (güç
ve şeref) mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allah'a aittir.
140.O (Allah), Kitap'ta size şöyle indirmiştir ki: Allah'ın âyetlerinin inkâr edil
diğini işittiğiniz zaman, onlar bundan başka bir söze dalıncaya (konuya geç
inceye) kadar kâfirlerle beraber oturmayın; yoksa siz de onlar gibi olursun
uz. Elbette Allah, münafıkları ve kâfirleri cehennemde bir araya getirecektir.
(Gerek milletlerarası münasebetlerde ve gerekse fertler, topluluklar arası mü
nasebetlerde müminler daima müminlerin yanında yer alacak, güç, kuvvet
ve şerefi bu beraberlikte arayacaklardır. Kendilerini korumak veya güçlen
mek için kâfirlere başvuran milletler küçüldükleri gibi, fertler de manevî
değerlerinden kayıp verirler. Eğer beraberlik zaruri hale gelirse bu takdirde
müminler, en azından dinleri aleyhinde konuşulurken meclisi terketmek sure
tiyle durumu protesto edecek, dinlerini korumak için gerekli tedbirleri alacak
lardır.)
KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Konu Dilnihad tarafından (29.04.2008 Saat 16:04 ) değiştirilmiştir..
|

28.04.2008, 11:05
|
|
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
|
|
|
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 436
Yarışma Puanı: 750
Teşekkür etti: 49
Teşekkür aldı: 357 konuda 1.004 kere
|
100.jpg
Cüz:5,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:100
141.Sizi gözetleyip duranlar, eğer size Allah'tan bir zafer (nasib) olursa, ''Si
zinle beraber değil miydik?'' derler. Kâfirlerin (zaferden) bir nasipleri olursa
(bu seferde onlara) , ''Sizi yenip (öldürebileceğimiz halde öldürmeyip) mümin
lerden korumadık mı?'' derler. Artık Allah kıyamet gününde aranızda hükme
decektir ve kâfirler için müminler aleyhine asla bir yol vermeyecektir.
142.Şüphesiz münafıklar Allah'a oyun etmeye kalkışıyorlar; halbuki Allah oy
unlarını başlarına çevirmektedir. Onlar namaza kalktıkları zaman üşenerek
kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah'ı da pek az hatıra getirirler.
143.Bunların arasında bocalayıp durmaktalar; ne onlara (bağlanıyorlar) ne
bunlara. Allah'ın şaşırttığı kimseye asla bir (çıkar) yol bulamazsın.
144.Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin; (bunu ya
parak) Allah'a, aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?
(Kafirleri ve müşrikleri dost edinmeme konusu Kur'ân-ı Kerîm'de sık sık zikre
dilen ve üzerinde durulan bir konudur. Yahudi ve hıristiyanların müminlere
dost olamayacağı, müslümanların da onları dost edinmemeleri gerektiği ısrar
la belirtilmiştir. Zaruret sebebiyle işbirliği ve dayanışma yapılabilir; ancak bu,
dostluktan farklı bir ilişkidir.)
145.Şüphe yok ki münafıklar cehennemin en alt katındadırlar.Artık onlara as
la bir yardımcı bulamazsın.
146.Ancak tevbe edip hallerini düzeltenler, Allah'a sarılıp sımsıkı dinlerini (iba
detlerini) yalnız onun için yapanlar başkadır. İşte bunlar (gerçekte) mümin
lerle beraberdirler ve Allah müminlere yakında büyük mükâfat verecektir.
147.Eğer siz iman eder ve şükrederseniz, Allah size neden azap etsin! Allah
şükre karşılık veren ve her şeyi bilendir.
(Dinin samimi bağlıları yanında her zaman, menfaatleri icabı inanmış görün
en, vaziyeti kurtarmak için zahiren müminlerin yanında bulunan kimseler var
dır; bunlara ''münafıklar'' denir. Allah, dünyada değilse ahirette münafıkların
sahte örtüsünü kaldıracak, nâmert kâfirler oldukları için onları cehennemin
dibine koyacak, haklarında hiçbir şefâati kabul etmeyecektir. 146. âyet, mü
nafıklıktan tevbe edip vazgeçenlerin üç vasfından bahsediyor ki bunlar aynı
zamanda imandaki samimiyetin şart ve alâmetleridir: 1.Yalnızca sözle yetin
meyip halini düzeltmek, 2.Allah'a ve O'nun Kitap ve Sünnet'te tecelli eden
iradesine sımsıkı bağlanmak, 3.Dini hayatını insanların rızası ve dünya men
faatleri için değil, yalnızca Allah rızası için yaşamak. İşte bunlar samimi ve
sağlam bir imanın tabiî neticeleridir.)
KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
-----------------------------------------------------------------------------
101.jpg
Sayfa:101 NİSÂ SÛRESİ Cüz:6,Sûre:4
148.Allah kötü sözün açıkca söylenmesini sevmez; ancak haksızlığa uğrayan
başka. Allah her şeyi işitic ve bilicidir.
(Çirkin söz, arkadan çekiştirme, söz taşıma, jurnal etme, yalan, iftira... kötü
sözler cümlesindendir. Bunlar insanın içinden geçebilirse de başkasına açık
lamak ve söylemek caiz değildir. Bir kimse diğerine bir kötülük, bir haksızlık
yaptığında bunu başkasına söylemek de kötü söze girer; ancak kötülük ve
haksızlık gören kimse, ya ıslah etmek yahut da suçlunun ceza görmesini
sağlamak maksadıyla mecburiyetindedir, buna izin verilmiştir.)
149.Bir iyiliği açıklar yahut gizlerseniz veya bir kötülüğü (açıklamayıp) affed
erseniz, şüphesiz de Allah da ziyadesiyle affedici ve kadirdir.
150.Allah'ı ve peygamberlerini inkâr edenler ve (inanma hususunda) Allah i
le peygamberlerini birbirinden ayırmak isteyip ''Bir kısmına iman ederiz ama
bir kısmına inanmayız'' diyenler ve bunlar (iman ile küfür) arasında bir yol tut
mak isteyenler yok mu;
151.İşte gerçekten kâfirler bunlardır. Ve biz kâfirlere alçaltıcı bir azap hazır
lamışızdır.
152.Allah'a ve peygamberlerine iman eden ve onlardan hiçbirini diğerlerinden
ayırmayanlara (gelince) işte Allah onlara bir gün mükâfatlarını verecektir.
Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
153.Ehl-i kitap senden, kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyor. Onlar
Musa'dan, bunun daha büyüğünü istemişler de, ''Bize Allah'ı apaçık göster''
demişlerdi. Zulümleri sebebiyle hemen onları yıldırım çarptı. Bilâhare kendile
rine açık deliller geldikten sonra buzağıyı (tanrı) edindiler. Biz bunu da affet
tik. Ve Musa'ya apaçık delil (ve yetki) verdik.
154.Söz vermeleri(ni takviye) için Tûr'u başlarına diktik de onlara: ''Baş eğe
rek kapıdan girin'' dedik, ''Cumartesi günü sınırı aşmayın'' dedik. Kendilerin
den sağlam söz aldık.
(Yahudi ve hıristiyanların, Hz. Peygamber'den olmayacak şeyler istemeleri
ve bir türlü hakkı kabule yanaşmamaları karşısında Allah Teâlâ ehl-i kitabın
geçmişini anlatarak bunların, başka peygamberlere de böyle davrandıklarını,
daha ağır ve olmayacak tekliflerde bulunduklarını, Hz. Musa vastasıyla kendi
lerine sunulan nice delillere rağmen yine saptıklarını anlatarak Hz. Peygam
ber (s.a.v)'i hem teselli etmekte hem de azmini desteklemektedir.)
KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Konu Dilnihad tarafından (29.04.2008 Saat 23:44 ) değiştirilmiştir..
|

29.04.2008, 12:30
|
|
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
|
|
|
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 436
Yarışma Puanı: 750
Teşekkür etti: 49
Teşekkür aldı: 357 konuda 1.004 kere
|
102.jpg
Cüz:6,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:102
155.Sözlerinden dönmeleri, Allah'ın âyetlerini inkâr etmeleri, haksız yere pey
gamberleri öldürmeleri ve ''Kalplerimiz kılıflanmıştır'' demeleri sebebiyle (onla
rı lânetledik, türlü belâlar verdik. Onların kalpleri kılıflı değildir; ) tam aksine
küfürleri sebebiyle Allah o kalpler üzerine mühür vurmuştur; pek azı müstes
na artık iman etmezler.
156.Bir de inkâr etmelerinden ve Meryem'in üzerine büyük bir iftira atmaların
dan;
157.Ve ''Allah elçisi Meryem oğlu İsa'yı öldürdük'' demeleri yüzünden (onları
lânetledik). Halbuki onu ne öldürdüler, ne de astılar; fakat (öldürdükleri) on
lara İsa gibi gösterildi. Onun hakkında ihtilâfa düşenler bundan dolayı tam
bir kararsızlık içindedirler; bu hususta zanna uymak dışında hiçbir (sağlam)
bilgileri yoktur ve kesin olarak onu öldürmediler.
(Allah Teâlâ Nuh'u tufandan, İbrahim'i ateşten, Musa'yı Firavun'dan, Muham
med Mustafa'yı müşriklerin tuzağından koruyup kurtardığı gibi İsa'yı da, onu
öldürmek isteyen yahudilerin elinden kurtarmıştır. Hz. İsa'ya ihanet ederek
bulunduğu yeri askerlere gösteren kişiyi İsa'ya benzeterek öldürtmüştür.)
158.Bilâkis Allah onu (İsa'yı) kendi nezdine kaldırmıştır. Allah izzet ve hikmet
sahibidir.
159.Ehl-i kitaptan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir.
Kıyamet gününde de o, onlara şahit olacaktır.
(Allah, peygamberi İsa'yı yahudilerden korumuş, öldürmelerine mani olmuş
tur; bu kesindir. Onu kendi katına kaldırmış bulunduğu da şüphesizdir. Ancak
bunun şekli ve zamanı üzerinde farklı açıklamalar ve anlayışlar vardır. Çoğun
luğa göre Allah onu, kudretiyle manevî semalardaki hususi mevkiine kaldırmış
tır, kıyametten önce tekrar dünyaya gönderecektir, o zaman ehl-i kitab o
nun peygamber olduğuna inanacak bâtıl inançlarından kurtulacaklardır. Hz. İ
sa dünyada kaldığı müddetçe Kur'ân ile hükmedecek, haç,domuz vb. ile ilgili
bâtıl uygulamalara son verecektir. Bir başka anlayışa göre Allah onu yahudi
lerden korumuş, eceli gelince onu vefat ettirmiş ve ruhunu semadaki yerine
kaldırmıştır. Kıyametten önce gelecek olan da onun ruhudur. Ehl-i kitaptan
olanlar, ölümlerinden önce gerçeği öğrenip inanacaklar, fakat bunun faydası
olmayacaktır. Bu anlayış üçüncü sûrenin 54-56, âyetlerine dayandırılmıştır.)
160. 161.Yahudilerin zulmü sebebiyle, bir de çok kimseyi Allah yolundan çe
virmeleri, menedildikleri halde faizi almaları ve haksız (yollar) ile insanların
mallarını yemeleri yüzünden kendilerine (daha önce) helâl kılınmış bulunan te
miz ve iyi işleri onlara haram kıldık; ve içlerinden inkâra sapanlara acı bir az
ap hazırladık.
162.Fakat içlerinden ilimde derinleşmiş olanlar ve müminler, sana indirilene
ve senden önce indirilene iman edenler, namazı kılanlar, zekâtı verenler,
Allah'a ve ahiret gününe inananlar var ya; işte onlara pek yakında büyük
mükâfat vereceğiz.
KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
-----------------------------------------------------------------------------
103.jpg
Sayfa:103 NİSÂ SÛRESİ Cüz:6,Sûre:4
163.Biz Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da
vahyettik. Ve (nitekim) İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, esbâta (torun
lara), İsa'ya, Eyyûb'e, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettik. Davud'a
da Zebûr'u verdik.
(Peygamber kendisine vahiy gelen büyük insandır. Bu vahyi insanlara teb
liğ ile mükellef olanlarına elçi manasında ''resûl'' denir. Vahiy Allah'ın kulları
na, dilediğini söylemesi ve bildirmesi için seçtiği özel bir iletişim yoludur. Me
lek aracılığı ile olduğu gibi aracısız da olabilir. Vahye mazhar olan peygamber
kendisinde, Allah'tan olduğunda asla şüphe etmediği bir bilgi ve aydınlanma
bulur. Âyette geçen ''torunlar''dan maksat Yakup peygamberin çocukları ve
torunlarıdır.)
164.Bir kısım peygamberleri sana daha önce anlattık, bir kısmını ise sana an
latmadık. Ve Allah Musa ile gerçekten konuştu.
(Hadislerde yüzbinlerce peygamber gelip geçtiği bildirilmiştir. Bu âyet de sa
yı vermeden aynı gerçeği dile getirmektedir. Buna göre yeryüzünde insanlar
ın bulunduğu yerlere her zaman, ilâhî mesajı ulaştırmak üzere çok sayıda
peygamberin gönderildiği anlaşılmaktadır.)
165.(Yerine göre) müjdeleyici ve sakındırıcı olarak peygamberler gönderdik
ki insanların peygamberlerden sonra Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın!
Allah izzet ve hikmet sahibidir.
166.Fakat Allah sana indirdiğine şahitlik eder; onu kendi ilmi ile indirdi. Melek
ler de (buna) şahitlik ederler. Ve şahit olarak Allah kâfîdir.
167.İnkâr eden ve (başkalarını da) Allah yolundan alıkoyanlar şüphesiz doğ
ru yoldan çok uzaklaşmışlardır.
168.İnkâr edip zulmedenleri Allah asla bağışlayacak değildir. Onları (başka)
bir yola iletecek değildir.
169.Ancak orada ebedî kalmak üzere cehennem onları yoluna (iletecektir).
Bu da Allah'a çok kolaydır.
170.Ey insanlar! Resûl size Rabbinizden gerçeği getirdi (bunda şüphe yok
tur), şu halde kendi iyiliğinize olarak (ona) iman edin. Eğer inkâr ederseniz,
göklerde ve yerde ne varsa şüphesiz Allah'ındır. (O'nun sizin inanmanıza ih
tiyacı yoktur). Allah geniş ilim ve hikmet sahibidir.
KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Konu Dilnihad tarafından (30.04.2008 Saat 15:02 ) değiştirilmiştir..
|

30.04.2008, 09:44
|
|
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
|
|
|
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 436
Yarışma Puanı: 750
Teşekkür etti: 49
Teşekkür aldı: 357 konuda 1.004 kere
|
104.jpg
Cüz:6,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:104
171.Ey ehl-i kitap! Dininizde aşırı gitmeyin ve Allah hakkında, gerçekten başkası
nı söylemeyin. Meryem oğlu İsa Mesîh, ancak Allah'ın resûlüdür, (o) Allah'ın,
Meryem'e ulaştırdığı ''kün:Ol!'' kelimesi(nin eseri)dir. O'ndan bir ruhtur. (O'nun
tarafından gönderilmiş, yahut teyit edilmiş, yahut da Cebrail tarafından üfürül
müş bir ruhtur). Şu halde Allah'a ve peygamberlerine iman edin. ''(Tanrı) üçtür''
demeyin, sizin için hayırlı olmak üzere bundan vazgeçin. Allah ancak tek bir
Allah'tır. O, çocuğu olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'
nundur. Vekil olarak Allah yeter.
(Hıristiyanlar bir türlü Allah'ın birliği (tevhid) inancına gelememiş, Allah ile pey
gamberini birbirinden ayıramamışlardır. Hz. Musa ve Hz. İsa, ehl-i kitaba tevhid
inancına getirdiği halde, sonradan sapan bu toplumlar Hâtemü'l-enbiyâ'nın sağ
lam ve aydınlatıcı açıklamalarına rağmen, çoğu itibariyle, gerçeği kabul etme
mişlerdir. Hıristiyanlar: ''Allah, baba, oğul ve rûhu'l-kudüs'ten ibaret olmak üzere
üçtür'', yahut ''Allah üç unsurdan meydana gelmiştir, bunların üçü de birbirinin
aynıdır, her biri tam ilâhtır ve üçü birden bir tek tanrıdır'' diyerek çelişkiye düşer
ler. Yukarıdaki âyetler onları, gerçek Allah inancı üzerinde aydınlatmak üzere
gelmiştir. Âyette Hz. İsa için ''Allah'tan bir ruh'' ve ''Allah'ın kelimesi'' denilmiştir.
Âl-i İmrân sûresinin 45-47. âyetlerinde ikinci vasıf açıklanmış, bundan maksad
ın, Allah'ın ''Ol!'' demesinden ibaret bulunduğu bildirilmiş, Hz. İsa'nın mûcizevi bir
şekilde yaratıldığı beyan edilmiştir. Meryem sûresinin 17. âyetinden itibaren de
birinci vasıf açıklanmış, ''Ruh''un Cebrail olduğuna işaret edilmiştir.)
172.Ne Mesîh ve ne de Allah'a yakın melekler, Allah'ın kulu olmaktan geri durur
lar. O'na kulluktan geri durup büyüklenen kimselerin hepsini (Allah) yakında hu
zuruna toplayacaktır.
173.İman edip iyi işler yapanlara (Allah) ecirlerini tam olarak verecek ve onlara
lütfundan daha fazlasını da ihsan edecektir. Kulluğundan yüz çeviren ve kibirle
nenlere gelince onlara acı bir şekilde azap edecektir. Onlar, kendileri için Allah'
tan başka ne bir dost ve ne de bir yardımcı bulurlar. (Kendilerini Allah'ın azabın
dan kurtaracak bir kimse bulamazlar.)
174.Ey insanlar! Şüphesiz size Rabbinizden kesin bir delil geldi ve size apaçık bir
nur indirdik.
(Kesin delil Resûlullah, nur ise Kur'ân-ı Kerîm'dir.)
175.Allah'a iman edip O'na sımsıkı sarılanlara gelince, Allah onları kendinden bir
rahmet ve lütuf (deryası) içine daldıracak ve onları kendine doğru (giden) bir
yola götürecektir.
KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
-----------------------------------------------------------------------------
105.jpg
Sayfa:105 MÂİDE SÛRESİ Cüz:6,Sûre:4
176.Senden fetva isterler. De ki:''Allah, babası ve çocuğu olmayan kimsenin mi
rası hakkındaki hükmü şöyle açıklıyor: Eğer çocuğu olmayan bir kimse ölür de o
nun bir kızkardeşi bulunursa, bıraktığının yarısı bunundur. Kızkardeş ölüp çocuğu
olmazsa erkek kardeş de ona vâris olur. Kızkardeşler iki tane olursa (erkek kar
deşlerinin) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer erkekli kadınlı daha fazla kardeş
mevcut ise erkeğin hakkı, iki kadın payı kadardır. Şaşırmamanız için Allah size a
çıklama yapıyor. Allah her şeyi bilmektedir.
(Sûrenin başlarında 12. âyette geçen kardeşler ana bir kardeşler idi. Buradaki
kardeşler ise ana-baba bir ve baba bir kardeşlerdir.)
(5)
BEŞİNCİ SÛRE
el-MÂİDE
Üçüncü âyetin dışında sûrenin bütünü Medine'de, hicrî altıncı yılda nâzil olmuş
tur. 120 âyettir. Bûhâri ve Müslim'de, Hz. Ömer'den rivayet edildiğine göre ''Bu
gün size dininizi ikmal ettim...'' i fadesinin yer aldığı âyet Mekke'de, vedâ hac
cında, cuma günü, Arafe akşamı nâzil olmuştur.
''Mâide'' sofra demektir. 112 ve 114. âyetlerde, Hz. İsa zamanında, gökten indi
rilmesi istenen bir sofradan bahsedildiği için sûreye bu isim verilmiştir.
Bundan önceki sûrede dinî zümreler içinden münafıklar ağırlıkla söz konusu edil
mişti. Bu sûrede ise yine münafıklardan bahsedilmekle beraber ağırlık ehl-i kitap
ta ve özellikle hıristiyanlardadır. Bunun dışında sûrede hac farizası, abdest, gu
sül, teyemmüm ile ilgili bazı bilgiler, içki ve kumar yasağı, ahitlere ve söze bağ
lılık, içtimaî ve ahlâkî münasebetler, haram ve helâl yiyecekler gibi bilgi ve hük
ümlere temas edilmiştir.
Bismillâhîrrahmânirrahîm
1.Ey iman edenler! Akitleri(n gereğini) yerine getiriniz. İhramlı iken avlanmamayı
helâl saymamak üzere (aşağıda) size okunacaklar dışında kalan hayvanlar, siz
in için helâl kılındı. Allah dilediğine hükmeder.
(Akitlere riayet, hukuk devletinin en önemli hususiyetini teşkil eder. Muasır dev
letlerde iki önemli vasıf vardır: ''Sosyallik ve hukukîlik''. Bunlardan birincisi dev
letin, yalnız fertlerin hukûkunu değil, toplumun da hak ve menfaatlerini gözet
mesi, gerektiğinde toplum menfaatini, fert menfaatine tercih etmesidir. Kur'ân-
ı Kerîm ve Sünnet kaynağı devletin sosyal vasfı üzerinde önemle durmuş, bağ
layıcı prensipler koymuştur. İkincisi ise keyfiliğin, zorbalığın, fırsatçılığın yerine;
hak, hukuk ve kanunların hakim olması demektir. Kur'ân-ı Kerîm 14 asır öncesin
den beri bu iki mefhumu insanlık dünyasına tebliğ etmektedir; hem de akitlere
riayeti imanın gereği sayarak!)
2.Ey iman edenler! Allah'ın (koyduğu, dinî) işaretlerine, haram aya, (Allah'a hedi
ye edilmiş) kurbana, (ondaki) gerdanlıklara, Rablerinin lütuf ve rızasını arayarak
Beyt-i Haram'a yönelmiş kimselere (tecavüz ve) saygısızlık etmeyin. İhramdan
çıknca avlanabilirsiniz. Mescid-i Haram'a girmenizi önledikleri için bir topluma
karşı beslediğiniz kin sizi tecavüze sevketmesin! İyilik ve (Allah'ın yasakların
dan) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşma
yın. Allah'tan korkun; çünkü Allah'ın cezası çetindir.
KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Konu Dilnihad tarafından (01.05.2008 Saat 23:49 ) değiştirilmiştir..
|

01.05.2008, 08:49
|
|
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
|
|
|
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 436
Yarışma Puanı: 750
Teşekkür etti: 49
Teşekkür aldı: 357 konuda 1.004 kere
|
106.jpg
Cüz:6,Sûre:5 MÂİDE SÛRESİ Sayfa:106
3.Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına boğazlanan, boğulmuş, (taş,
ağaç vb. ile) vurulup öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanıp ölmüş, boynuzlanıp
ölmüş (hayvanlar ile) canavarların yediği hayvanlar -ölmeden yetişip kestik
leriniz müstesna- dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanmış hayvanlar ile fal
oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar yoldan çıkmaktır. Bugün
kâfirler, sizin dininizden (onu yok etmekten) ümit kesmişlerdir.Artık onlardan
korkmayın, benden korkun. Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi
tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı beğendim. Kim, gönülden günaha
yönelmiş olmamak üzere açlık halinde dara düşerse (haram etlerden yiyebil
ir). Çünkü Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
(Her dinde ve sistemde haramlar ve yasaklar vardır. Önemli olan bunların,
fert ve toplum menfaatine, ebedî mutluluğuna yönelik bulunması, bir hikmet
ve mana taşımasıdır. İslâm'da yasaklanan yiyecekler ve içecekler genellikle
sıhhate zararlı olduğu, bazı şekillerde hayvanlara eziyet olduğu, İslâm'ın ge
tirdiği iman ve ahlâk nizamına ters düştüğü için yasalanmıştır. Bunlardan bir
kısmının zararlı olduğu öteden beri bilinmektedir. Diğerlerinin zararı ise insan
lığın ilmî seviyesi yükseldikçe anlaşılmaktadır ve anlaşılacaktır.)
4.Kendileri için nelerin helâl kılındığını sana soruyorlar; de ki: Bütün iyi ve te
miz şeyler size helâl kılınmıştır. Allah'ın size öğrettiğinden öğretip avcı hale
getirdiğiniz hayvanların sizin için yakaldıklarından da yeyin ve üzerine Allah'
ın adını anın (besmele çekin). Allah'tan korkun. Allah'ın hesabı pek çabuktur.
5.Bugün size temiz ve iyi işler helâl kılınmıştır. Kendilerine kitap verilenlerin
(yahudi, hıristiyan vb. nin) yiyeceği size helâldir, sizin yiyeceğiniz de onlara
helâldir. Mümin kadınlardan iffetli olanlar ile daha önce kendilerine kitap veri
lenlerden iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz şartıyla, namuslu olmak, zi
na etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir. Kim (İslâmî hükümle
re) inanmayı kabul etmezse onun ameli boşa gitmiştir. O, ahirette de ziyana
uğrayanlardandır.
(Temiz ve iyi şeyler, âyet ve hadislerin yasaklamadığı, umumiyetle insanların
iğrenç telâkki etmedikleri yiyecek ve içeceklerdir. Bâtıl da olsa semâvi olan
bir dinleri bulunduğu için, ehl-i kitabın, kendi dini inançlarına göre yenmesi
helâl olacak şekilde öldürdükleri hayvanlardan ve diğer yiyeceklerinden -do
muz gibi İslâm'ın yasakladıkları hariç olmak üzere- müslümanların da yemeleri
caizdir. Kezâ dinini değiştirmemiş de olsa ehl-i kitap kadınlar ile müslüman er
keklerin evlenmeleri caizdir.)
KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
-----------------------------------------------------------------------------
107.jpg
Sayfa:107 MÂİDE SÛRESİ Cüz:6,Sûre:5
6.Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize ka
dar ellerinizi, başlarınızı meshedip, topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cü
nüp oldunuz ise, boy abdesti alın. Hasta yahut yolculuk halinde bulunursanız,
yahut da biriniz tuvaletten gelirse, yahut da kadınlara dokunmuşsanız (cinsi bir
leşme yapmışsanız) ve bu hallerde su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm
edin de yüzünüzü ve (dirseklere kadar) ellerinizi onunla meshedin. Allah size her
hangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve (ihsan ettiği)
nimetleri tamamlamak ister; umulur ki şükredersiniz.
(Namaz, ibadet duygusu ile Allah huzuruna çıkmak, belli şekillerle ona tapınmak
ve O'nunla konuşmaktır. Namaz Allah'ın, kulunu huzuruna kabul etmesidir. İşte
bu kabul ve bu ubûdiyet arzı, bir hazırlığı gerekli kılmaktadır. Huzur-ı ilâhîde dur
an kulun uyanık, şuurlu, içi ve dışı ile tertemiz olması gerekir; abdest ve gusül
bunları temin için en güzel vasıtadır. Suyun bulunmaması veya bulunduğu halde
kullanmayı engelleyen bir mâni yahut mazeretin bulunması halinde teyemmüm e
dilir. Teyemmüm her ne kadar maddî temizliği sağlamasa da temizlik şuuru ver
mekte ve ibadete hazırlamaktadır.)
7.Allah'ın size olan nimetini, ''Duyduk ve kabul ettik'' dediğiniz zaman sizi bunun
la bağladığı (O'na verdiğiniz) sözü hatırlayın ve Allah'tan korkun. Şüphesiz
Allah, kalplerin içindekini bilmektedir.
(Buradaki sözden maksat, insanların yaratılmasından önce, elest bezmi denilen
mukaddes mecliste bütün ruhların Allah'a verdikleri söz olabileceği gibi, Akabe
ve Hudeybiye'de müminlerin, Allah ve Resûlü'ne verdikleri söz de olabilir. Elest
bezmi için bak. A'râf 7/172.)
8.Ey iman edenler! Allah için hskkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler
olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli ol
un; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış)tır. Allah'a isyandan sa
kının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir.
(Abdest ve namaz, dinin direği, ferdin dinî hayatının temelidir. Adalet ise, sos
yal hayatın en önemli denge unsuru ve teminatıdır. Kur'ân nizamı insanı daima
bir bütün olarak ele almış, irşad ışığını ferdî yön kadar içtimaî yöne tutmuştur.)
9.Allah, iman eden ve iyi işler yapanlara söz vermiştir; onlara bağışlama ve büy
ük mükâfat vardır.
KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Konu Dilnihad tarafından (03.05.2008 Saat 15:16 ) değiştirilmiştir..
|

02.05.2008, 13:15
|
|
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür edenler
|
|
|