11 Cemaziye'l-Evvel 1429
16 Mayıs 2008, Cuma
11 Cemaziye'l-Evvel 1429
16 Mayıs 2008, Cuma
Ayet
Ey iman edenler!Cuma gunu namaz icin cagrildiginizda her turlu dunyevi alisverisi birakip Allah'i anmaya yani hutbeyi dinleyip namazi kilmaya kosun.Eger bilirseniz bu sizin icin daha hayirlidir.
Cuma-9
hadis
Cuma gününde öyle bir an vardır ki, günah veya akrabalarla ilişkiyi kesme konularında olmamak şartıyla kul Allahü teâlâdan bir şey isterse Allahü teâlâ mutlaka onu verir.
Buhari

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:



...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Anket

hangi mevsimi seviyorsunuz????
ilkbahar: 50,43%
yaz: 15,38%
sonbahar: 23,93%
kış: 10,26%
Katılımcı sayısı: 117. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor

Online Üye

Şuan Forumda: 60 (8 Kayıtlı ve 52 Misafir) bulunmaktadır.

Online  ebrar69, HamS, nur talebesi, ogrenci, Sakallı monaroza


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye

Üye Albümlerinden

Üye albümlerinden en son eklenen resimler:

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

İncİler Maİl Grubu





Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » Kur-an'ı Kerim » Haydi Herkes Kur'an-ı Kerim Okumaya
Cevapla
 
Seçenekler
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
 
Dilnihad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 436


Yarışma Puanı: 750
Teşekkür etti: 49
Teşekkür aldı: 357 konuda 1.004 kere
94.jpg







Cüz:5,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:94



102.Sen de içlerinde bulunup onlara namaz kıldırdığın zaman, onlardan bir kısmı

seninle beraber namaza dursunlar, silahlarını (yanlarına) alsınlar, böylece (na

mazı kılıp) secde ettiklerinde (diğerleri) arkanızda olsunlar. Sonra henüz nama

zını kılmamış olan (bu) diğer gurup gelip seninle beraber namazlarını kılsınlar

ve onlar da ihtiyat tedbirlerini ve silahlarını alsınlar. O kâfirler arzu eder ki siz

silahlarınızdan ve eşyanızdan gafil olsanız da üstünüze birden baskın yapsa

lar. Eğer size yağmurdan bir eziyet olur yahut hasta bulunursanız silahlarını

zı bırakmanızda size günah yoktur. Yine de tedbirinizi alın. Şüphesiz Allah,

kâfirler için alçaltıcı bir azap vardır.







103.Namazı bitirince ayakta, otururken ve yanınız üzerinde yatarken (daima)

Allah'ı anın. Huzura kavuşunca da namazı dosdoğru kılın; çünkü namaz mümin

ler üzerine vakitleri belli bir farzdır.






(Bu üç âyet, yolculukta ve tehlikeli durumlarda namazın nasıl kılınacağını an

latmaktadır. Sünnet ve tatbikattan anlaşıldığına göre yolculuk halinde, dört

rekâtlı namazların kısaltılarak iki rekât kılınması için düşman tehlikesi şart

değildir. Seksen ilâ doksan kilometrelik bir mesafeyi katetmek üzere yola

çıkan her müslüman bu ruhsattan istifade eder. Düşman veya beklenen

tehlike karşısında kılınan farz namazın âyette iki rekât olarak tarif edilmesi,

ordunun aynı zamanda seferî olmasındandır. Bu durumda cemaatle namaz

ın nasıl kılınacağı konusunda iki uygulama vardır. Hanefîlere göre, birlikler

in bir kısmı düşman karşısında dururken diğer kısmı gelip imamın arkasında

namaza dururlar, birinci rekât tamam olunca yerlerine giderler, ikinci kıs

ım ve imamla bir rekât da onlar kılar, birinciler ile yer değişirler. Bu sıra

da imamın namazı tamamlanmıştır. Bunlar imamın arkasında imiş gibi (o

kumadan) namazlarını kılar ve yerlerine giderler. Diğer kısım ise gelerek

veya yerlerinde -yetişemedikleri rekâtı kılıyormuş gibi- okuyarak na

mazlarını tamamlarlar. Şâfîî ve Mâlikîlere göre, birinci gurup imamla ilk

rekâtı kılınca imam ikinci rekâtın kıyamında bekler, bunlar namazlarını tam

amlayıp yerlerine giderler ve ikinci gurup gelir, imamla bir rekât kılarlar,

imam son oturuşta onları bekler, kalkıp bir rekât daha kılarlar ve imamla

beraber selam verirler.





Namaz en büyük zikirdir; Allah'ı anma şekillerinin en mükemmelidir. Aklı eren

kimse için onu terketmenin hemen hiçbir mâzereti yoktur. Darlık zamanların

da ruhsatlar ve kolaylıklar vardır. Genişlik ve huzur zamanlarında ise vakit

ve erkânına riâyetle tam olarak kılınır. Allah'ı anmak namaz haline münhasır

olmamalı, müslüman her halinde Allah'ı anmaktan gafil bulunmamalıdır.)







104.O (düşman) topluluğu takip etmekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı

çekiyorsanız onlar da, sizin çektiğiniz gibi acı çekmektedirler. Üstelik siz Allah'

tan, onların ümit etmedikleri şeyleri umuyorsunuz. Allah ilim ve hikmet sahibi

dir.






105.Allah'ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye sana Ki

tab'ı hak ile indirdik; hainlerden taraf olma!





KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Konu Dilnihad tarafından (27.04.2008 Saat 14:03 ) değiştirilmiştir..
eski 24.04.2008, 09:43 Dilnihad isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #71
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
 
Dilnihad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 436


Yarışma Puanı: 750
Teşekkür etti: 49
Teşekkür aldı: 357 konuda 1.004 kere
95.jpg






Sayfa:95 NİSÂ SÛRESİ Cüz:5,Sûre:4




106.Ve Allah'tan mağfiret iste, çünkü Allah, çok yarlığayıcı, ziyadesiyle es

irgeyicidir.





107.Kendilerine hıyanet edenleri savunma; çünkü Allah hainliği meslek edin

miş günahkârları sevmez.






108.İnsanlardan gizler de Allah'tan gizlemezler. Halbuki geceleyin, O'nun ra

zı olmadığı sözü düzüp kurarken O, onlarla beraber idi. Allah yaptıklarını ku

şatıcıdır. (O'nun ilminden hiçbir şeyi gizleyemezler.)





109.Haydi siz dünya hayatında onlara taraf çıkıp savundunuz, ya kıyamet

günü Allah'a karşı onları kim savunacak yahut onlara kim vekil olacak?





110.Kim bir kötülük yapar yagut nefsine zulmeder de sonra Allah'tan mağfi

ret dilerse, Allah'ı çok yarlığayıcı ve esirgeyici bulacaktır.





111.Kim bir günah kazanırsa kendi aleyhine kazanmış olur. Allah her şeyi bi

licidir, büyük hikmet sahibidir.




112.Kim kasıtlı ya da kasıtsız bir günah kazanır da sonra onu bir suçsuzun

üzerine atarsa, muhakkak ki, büyük bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmiş

olur.






113.Allah'ın sana lütfu ve esirgemesi olmasaydı, onlardan bir güruh seni

saptırmaya yeltenmişti. Onlar yalnızca kendilerini saptırırlar, sana hiçbir za

rar veremezler. Allah sana Kitab'ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğini öğ

retmiştir. Allah'ın lütfu sana gerçekten büyük olmuştur.





(Bu âyetlerin, ibret verici bir geliş sebebi vardır. Medine yerlilerinden, Za

fer oğullarından Tu'me, bir komşusunu zırhını çalmış, bir un dağarcığına sak

layarak getirmiş, bir yahudinin evine gizlemişti. Halbuki dağarcık delikti ve

bu delikten akan unlar, zırhın önce Tu'me'nin evine kadar geldiğini, sonra

da yahudinin evine gittiğini gösteriyordu. Tu'me'yi sıkıştırdılar, müslüman ol

masına rağmen çalmadığına yemin etti. Yahudiyi sorguya çektiler, o da ''Bu

nu bana Tu'me verdi'' dedi ve bazı yahudiler buna şahitlik ettiler. Zaferoğul

ları, aile namusu belâsına, gelip Resûlullah'a ''Tu'me'yi berat ettirmesi'' için

ısrar ettiler; Hz. Peygamber de bu durum ve Tu'me'nin yemini karşısında dü

şündü, arkasından yukarıda meâllerini okuduğumuz âyetler indi.)







KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Konu Dilnihad tarafından (27.04.2008 Saat 19:54 ) değiştirilmiştir..
eski 25.04.2008, 11:23 Dilnihad isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #72
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
 
Dilnihad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 436


Yarışma Puanı: 750
Teşekkür etti: 49
Teşekkür aldı: 357 konuda 1.004 kere
Takip eden kardeşlerimden Allah razı olsun.

Konu Dilnihad tarafından (26.04.2008 Saat 15:03 ) değiştirilmiştir..
eski 26.04.2008, 14:57 Dilnihad isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #73
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
 
Dilnihad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 436


Yarışma Puanı: 750
Teşekkür etti: 49
Teşekkür aldı: 357 konuda 1.004 kere
96.jpg






Cüz:5,Sûre:4 NİSA SÛRESİ Sayfa:96





114.Onların fısıldaşmalarında bir hayır yoktur. Ancak bir sadaka, yahut bir

iyilik, yahut da insanların arasını düzeltmek isteyen(in fısıldaşması) müstes

na. Kim Allah rızasını elde etmek için bunu yaparsa, biz ona yakında büyük

bir mükâfat vereceğiz.





115.Kendisi için doğru yol belli olduktan sonra, kim Peygamber'e karşı çıkar

ve müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve ce

henneme sokarız; o ne kötü bir yerdir.





(Yukarıda hikayesi anlatılan Tu'me'nin taratarları toplantılar yaparak arala

rında gizli gizli konuşmuş, onu berat ettirmenin yollarını aramışlardı. Teşeb

büslerine rağmen Resûlullah onun lehinde hükmetmeyince de Tu'me Mekke'

ye firar ve irtidat etmiştir. Daha sonra hırsızlığına devam ederken yıkılan

bir duvarın altında kalarak ölmüştür.)







116.Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; ondan başka günah

ları dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa büsbütün sapıtmış

tır.





(İlgili hadislerle bu ve benzeri âyetlerin birlikte değerlendirilmesi sonunda

anlaşılan odur ki: Allah Teâlâ zerre kadar iman ile ahirete intikal eden mü

minleri bile ya bir müddet cezalandırdıktan sonra, yahut tevbe, keffâret,

iyi ameller, musibetlere sabır gibi sebeplerle, yahut da böyle bir sebebe da

yanmaksızın affetmekte, bağışlamaktadır. İmansız olarak, inkâr ve şirk için

de hayatını tamamlayanları ise bağışlamayacağı bu âyetten kesin olarak

ortaya çıkmaktadır.)







117.Onlar (müşrikler) O'nu bırakıp yalnızca bir takım dişilerden (dişi isimli

tanrılardan) istiyorlar, ancak inatçı şeytandan dilekte bulunuyorlar.





(Dua etmek, dilek ve istekte bulunmak ibadettir; ancak Allah'ın vereceği ve

yalnızca O'ndan istenecek şeyleri başkasından dilemek ise şirk alâmetidir.)








118.Allah onu (şeytanı) lânetlemiş; o da: ''Yemin ederim ki, kullarından bel

li bir pay edineceğim'' demiştir.






119.''Onları mutlaka saptıracağım, muhakkak onları boş kuruntulara boğa

cağım, kesinlikle onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar

(putlar için nişanlayacaklar), şüphesiz onlara emredeceğim de Allah'ın ya

rattığını değiştirecekler'' (dedi). Kim Allah'ı bırakır da şeytanı dost edinirse

elbette apaçık bir ziyana düşmüştür.





(Allah'ın yarattıklarını değiştirmek, canlıların tabiî şekil ve özelliklerini değiş

tirmek demektir. Hayvanların gereksiz yere kulak ve kuyruklarını kesmek;

kaşları, dişleri... süslenmek maksadıyla değiştirmek bu kabildendir ve yasak

lanmıştır. Tabiatın dengesini bozan davranış, kullanma ve teknoloji de aynı

çerceveye girmektedir.)







120.Şeytan onlara söz verir ve ümitlendirir; halbuki şeytanın onlara söz

vermesi aldatmacadan başka bir şey değildir.





121.İşte onların yeri cehennemdir; ondan kaçıp kurtulacak bir yer de bula

mayacaklardır.






KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Konu Dilnihad tarafından (28.04.2008 Saat 10:53 ) değiştirilmiştir..
eski 26.04.2008, 15:02 Dilnihad isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #74
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
 
Dilnihad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 436


Yarışma Puanı: 750
Teşekkür etti: 49
Teşekkür aldı: 357 konuda 1.004 kere
97.jpg





Sayfa:97 NİSÂ SÛRESİ Cüz:5,Sûre:4





122.İman eden ve iyi işler yapanları, içinde ebedi kalmak üzere, zeminin

den ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Allah, (bu söylenenleri) hak bir

söz olarak vâdetti. Söz ve onu tutma bakımından kim Allah'tan daha doğ

ru olabilir?






123.Ne sizin kuruntularınız ne de ehl-i kitabın kuruntuları (gerçektir); kim

bir kötülük yaparsa onun cezasını görür ve kendisi için Allah'tan başka

dost da, yardımcı da bulamaz.






124.Erkek olsun, kadın olsun, her kim de mümin olarak iyi işler yaparsa, iş

te onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.





(İnsanların gerek sosyal ve ahlâkî değerleri, gerekse davranışlarına göre el

de edecekleri neticeler, Allah ve Resûlü tarafından açıklanmıştır. Buna göre,

kimin kimden üstün olduğu, kimin doğru yolda, kimin yanlış yolda bulunduğu

kuruntu ve temennilerle değil, ilâhî beyanla anlaşılacak; ilâhî değerler siste

mine göre ölçüler tespit edilecektir.)





125.İşlerinde doğru olarak kendini Allah'a veren ve İbrahim'in, Allah'ı bir tanı

yan dinine tâbi olan kimseden dince daha güzel kim vardır? Allah İbrahim'i

dost edinmiştir.






(Peygamberler, Allah'ın elçileri olma bakımından farksız olmakla berber bazı

özellik ve imtiyazlarıyla birbirinden farklıdırlar. Bu cümleden olarak Hz. Musa'

ya ''kelîmullah'', Hz. İsa'ya ''rûhullah'', Hz. Muhammed Mustafa'ya ''habîbul

lah'' denildiği gibi, Hz. İbrahim'e de ''halîlullah'' denilmiş ve yukarıdaki âyet

bu vasıflamaya kaynak olmuştur.)








126.Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır ve Allah her şeyi kuşatmış

tır. (Hiçbir şey O'nun ilim ve kudretinin dışında kalamaz).





127.Senden kadınlar hakkında fetva istiyorlar. De ki, onlara ait hükmü size

Allah açıklıyor: Kitap'ta kendileri için yazılmışı (mirası) vermeyip nikâhlamak

istediğiniz yetim kadınlar, çaresiz çocuklar ve yetimlere karşı âdil davranma

nız hakkında size okunan âyetler (Allah'ın hükmünü apaçık ortaya koymakta

dır). Hayırdan ne yaparsanız şüphesiz Allah onu bilmektedir.






KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Konu Dilnihad tarafından (28.04.2008 Saat 20:31 ) değiştirilmiştir..
eski 27.04.2008, 14:05 Dilnihad isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #75
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
 
Dilnihad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 436


Yarışma Puanı: 750
Teşekkür etti: 49
Teşekkür aldı: 357 konuda 1.004 kere
98.jpg






Cüz:5,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:98




128.Eğer bir kadın kocasının geçimsizliğinden yahut kendisinden yüz çevir

mesinden endişe ederse, aralarında bir sulh yapmalarında onlara günah yok

tur. Sulh (daima) hayırlıdır. Zaten nefisler kıskançlığa hazırdır. Eğer iyi geçi

nir ve Allah'tan korkarsanız şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.



(Evlilikte uyum ve geçim karşılıklı fedakârlıkla olur. Ancak insanlarda kıskanç

lık ve bencillik ve meyli tabiî olduğundan herkes fedakârlığı karşı taraftan

bekler. Sulh ve anlaşma iki tarafın bazı istek ve haklarından vazgeçmesi

ile gerçekleşir; bu ise, geçimsizliğin sürüp gitmesinden veya ayrılmaktan da

ha hayırlıdır.)





129.Üzerine düşüp uğraşsanız da kadınlar arasında âdil davranmaya güç ye

tiremezsiniz; bâri birisine tamamen kapılıp da diğerini askıya alınmış gibi bır

akmayın. Eğer arayı düzeltir, günahtan sakınırsanız Allah şüphesiz çok bağ

ışlayıcı ve esirgeyicidir.





(Birden fazla kadınla evli bulunan erkek, eşleri arasında eşit ve âdil davran

mak mecburiyetindedir. Ancak bazı hususlar vardır ki bunlarda eşitliği koru

mak insanın tabiatına aykırıdır; meselâ iki eşi aynı derecede beğenmek ve

sevmek mümkün değildir; bu sebeple erkekler bununla mükellef kılınmamışlar,

isteseler de bunu yapamayacakları kendilerine bildirilmiştir. Buna mukabil el

de olan, maddi sayılabilecek haklarda, nimet ve imkânlarda adalet şarttır;

beraber kalma müddeti, mesken, giyecek, yiyecek ve diğer imkânları örnek

oarak zikretmek mümkündür.)






130.Eğer (eşler) birbirinden ayrılırsa Allah, bol nimetinden her birini zengin

leştirir (diğerine muhtaç olmaktan kurtarır); Allah'ın lütfu geniş, hikmeti bü

yüktür.





(Bütün tedbirlere rağmen evlilik yürümüyorsa, ev cehenneme dönmüşse

yoksulluğa ve çaresizliğe düşme korkusu ile bu cehenneme katlanmak gerek

mez; Allah nice kapılar açar.)






131.Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Sizden önce kendilerine

Kitap verilenlere ve size ''Allah'tan korkun'' diye emrettik. Eğer inkâr ederse

niz biliniz ki göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Allah hudutsuz zen

gindir, ziyadesiyle övgüye lâyıktır.





132.Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Vekil olarak Allah yeter.




133.Ey insanlar! Allah dilerse sizi yokluğa gönderip başkalarını getirir; Allah

buna kadirdir.





(Beka ve ebedîlik Allah'a mahsustur. Gerçek manada varlık da O'na aittir.

Kulların vücut ve varlığı O'nun lütfu, O'nun emanetidir. Emanete hıyanet ve

Allah'a isyanda ısrar edilirse bütün emanetlerin, bu arada vücut ve varlığın

geri alınması kaçınılmaz hale gelir.)







134.Kim dünya mükâfatını isterse (bilsin ki) dünyanın da ahiretin de mükâfa

tı Allah katındadır. Allah her şeyi işiten ve her şeyi görendir.






KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ


------------------------------------------------------------------------

99.jpg







Sayfa:99 NİSÂ SÛRESİ Cüz:5,Sûre:4





135.Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendini, ana-babanız ve

akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Hakların

da şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara (sizden) da

ha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer, büker

(doğru şahitlik etmez), yahut şahitlik etmekten kaçınırsanız (biliniz ki) Allah

yaptıklarınızdan haberdardır.





(Âyette, insanları adaletten ayıran iktisâdî, sosyal, psikolojik sebeplerin hep

si sayılarak insanlar uyarılmış, hükmeden veya şahitlik eden kimsenin yalnız

ca Allah korkusunun tesiri altında hareket etmesi telkin edilmiştir.)







136.Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberi'ne, Peygamberi'ne indirdiği Kitab'a

ve daha önce indirdiği kitaba iman (da sebat) ediniz. Kim Allah'ı, meleklerini,

kitaplarını,peygamberlerini ve kıyamet gününü inkâr ederse tam manasıyla

sapıtmıştır.






137.İman edip sonra inkâr edenleri, sonra yine iman edip tekrar inkâr edenle

ri, sonra da inkârlarını arttıranları Allah ne bağışlayacak, ne de onları doğru

yola iletecektir.






(Bunlar gönüllerinde bir türlü iman yer etmeyen, kararsızlık içinde, inkâr ile

iman arasında sallanarak ömür geçiren, sonunda da inkârda karar kılan kâfir

ler ve münafıklarıdır.)







138.Münafıklara, kendileri için acı bir azap olduğunu müjdele!





139.Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet (güç

ve şeref) mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allah'a aittir.





140.O (Allah), Kitap'ta size şöyle indirmiştir ki: Allah'ın âyetlerinin inkâr edil

diğini işittiğiniz zaman, onlar bundan başka bir söze dalıncaya (konuya geç

inceye) kadar kâfirlerle beraber oturmayın; yoksa siz de onlar gibi olursun

uz. Elbette Allah, münafıkları ve kâfirleri cehennemde bir araya getirecektir.






(Gerek milletlerarası münasebetlerde ve gerekse fertler, topluluklar arası mü

nasebetlerde müminler daima müminlerin yanında yer alacak, güç, kuvvet

ve şerefi bu beraberlikte arayacaklardır. Kendilerini korumak veya güçlen

mek için kâfirlere başvuran milletler küçüldükleri gibi, fertler de manevî

değerlerinden kayıp verirler. Eğer beraberlik zaruri hale gelirse bu takdirde

müminler, en azından dinleri aleyhinde konuşulurken meclisi terketmek sure

tiyle durumu protesto edecek, dinlerini korumak için gerekli tedbirleri alacak

lardır.)







KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Konu Dilnihad tarafından (29.04.2008 Saat 16:04 ) değiştirilmiştir..
eski 28.04.2008, 11:05 Dilnihad isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #76
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
 
Dilnihad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 436


Yarışma Puanı: 750
Teşekkür etti: 49
Teşekkür aldı: 357 konuda 1.004 kere
100.jpg





Cüz:5,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:100




141.Sizi gözetleyip duranlar, eğer size Allah'tan bir zafer (nasib) olursa, ''Si

zinle beraber değil miydik?'' derler. Kâfirlerin (zaferden) bir nasipleri olursa

(bu seferde onlara) , ''Sizi yenip (öldürebileceğimiz halde öldürmeyip) mümin

lerden korumadık mı?'' derler. Artık Allah kıyamet gününde aranızda hükme

decektir ve kâfirler için müminler aleyhine asla bir yol vermeyecektir.






142.Şüphesiz münafıklar Allah'a oyun etmeye kalkışıyorlar; halbuki Allah oy

unlarını başlarına çevirmektedir. Onlar namaza kalktıkları zaman üşenerek

kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah'ı da pek az hatıra getirirler.





143.Bunların arasında bocalayıp durmaktalar; ne onlara (bağlanıyorlar) ne

bunlara. Allah'ın şaşırttığı kimseye asla bir (çıkar) yol bulamazsın.





144.Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin; (bunu ya

parak) Allah'a, aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?





(Kafirleri ve müşrikleri dost edinmeme konusu Kur'ân-ı Kerîm'de sık sık zikre

dilen ve üzerinde durulan bir konudur. Yahudi ve hıristiyanların müminlere

dost olamayacağı, müslümanların da onları dost edinmemeleri gerektiği ısrar

la belirtilmiştir. Zaruret sebebiyle işbirliği ve dayanışma yapılabilir; ancak bu,

dostluktan farklı bir ilişkidir.)







145.Şüphe yok ki münafıklar cehennemin en alt katındadırlar.Artık onlara as

la bir yardımcı bulamazsın.





146.Ancak tevbe edip hallerini düzeltenler, Allah'a sarılıp sımsıkı dinlerini (iba

detlerini) yalnız onun için yapanlar başkadır. İşte bunlar (gerçekte) mümin

lerle beraberdirler ve Allah müminlere yakında büyük mükâfat verecektir.





147.Eğer siz iman eder ve şükrederseniz, Allah size neden azap etsin! Allah

şükre karşılık veren ve her şeyi bilendir.





(Dinin samimi bağlıları yanında her zaman, menfaatleri icabı inanmış görün

en, vaziyeti kurtarmak için zahiren müminlerin yanında bulunan kimseler var

dır; bunlara ''münafıklar'' denir. Allah, dünyada değilse ahirette münafıkların

sahte örtüsünü kaldıracak, nâmert kâfirler oldukları için onları cehennemin

dibine koyacak, haklarında hiçbir şefâati kabul etmeyecektir. 146. âyet, mü

nafıklıktan tevbe edip vazgeçenlerin üç vasfından bahsediyor ki bunlar aynı

zamanda imandaki samimiyetin şart ve alâmetleridir: 1.Yalnızca sözle yetin

meyip halini düzeltmek, 2.Allah'a ve O'nun Kitap ve Sünnet'te tecelli eden

iradesine sımsıkı bağlanmak, 3.Dini hayatını insanların rızası ve dünya men

faatleri için değil, yalnızca Allah rızası için yaşamak. İşte bunlar samimi ve

sağlam bir imanın tabiî neticeleridir.)





KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

-----------------------------------------------------------------------------
101.jpg








Sayfa:101 NİSÂ SÛRESİ Cüz:6,Sûre:4





148.Allah kötü sözün açıkca söylenmesini sevmez; ancak haksızlığa uğrayan

başka. Allah her şeyi işitic ve bilicidir.





(Çirkin söz, arkadan çekiştirme, söz taşıma, jurnal etme, yalan, iftira... kötü

sözler cümlesindendir. Bunlar insanın içinden geçebilirse de başkasına açık

lamak ve söylemek caiz değildir. Bir kimse diğerine bir kötülük, bir haksızlık

yaptığında bunu başkasına söylemek de kötü söze girer; ancak kötülük ve

haksızlık gören kimse, ya ıslah etmek yahut da suçlunun ceza görmesini

sağlamak maksadıyla mecburiyetindedir, buna izin verilmiştir.)







149.Bir iyiliği açıklar yahut gizlerseniz veya bir kötülüğü (açıklamayıp) affed

erseniz, şüphesiz de Allah da ziyadesiyle affedici ve kadirdir.






150.Allah'ı ve peygamberlerini inkâr edenler ve (inanma hususunda) Allah i

le peygamberlerini birbirinden ayırmak isteyip ''Bir kısmına iman ederiz ama

bir kısmına inanmayız'' diyenler ve bunlar (iman ile küfür) arasında bir yol tut

mak isteyenler yok mu;





151.İşte gerçekten kâfirler bunlardır. Ve biz kâfirlere alçaltıcı bir azap hazır

lamışızdır.





152.Allah'a ve peygamberlerine iman eden ve onlardan hiçbirini diğerlerinden

ayırmayanlara (gelince) işte Allah onlara bir gün mükâfatlarını verecektir.

Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.







153.Ehl-i kitap senden, kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyor. Onlar

Musa'dan, bunun daha büyüğünü istemişler de, ''Bize Allah'ı apaçık göster''

demişlerdi. Zulümleri sebebiyle hemen onları yıldırım çarptı. Bilâhare kendile

rine açık deliller geldikten sonra buzağıyı (tanrı) edindiler. Biz bunu da affet

tik. Ve Musa'ya apaçık delil (ve yetki) verdik.





154.Söz vermeleri(ni takviye) için Tûr'u başlarına diktik de onlara: ''Baş eğe

rek kapıdan girin'' dedik, ''Cumartesi günü sınırı aşmayın'' dedik. Kendilerin

den sağlam söz aldık.






(Yahudi ve hıristiyanların, Hz. Peygamber'den olmayacak şeyler istemeleri

ve bir türlü hakkı kabule yanaşmamaları karşısında Allah Teâlâ ehl-i kitabın

geçmişini anlatarak bunların, başka peygamberlere de böyle davrandıklarını,

daha ağır ve olmayacak tekliflerde bulunduklarını, Hz. Musa vastasıyla kendi

lerine sunulan nice delillere rağmen yine saptıklarını anlatarak Hz. Peygam

ber (s.a.v)'i hem teselli etmekte hem de azmini desteklemektedir.)





KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Konu Dilnihad tarafından (29.04.2008 Saat 23:44 ) değiştirilmiştir..
eski 29.04.2008, 12:30 Dilnihad isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #77
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
 
Dilnihad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 436


Yarışma Puanı: 750
Teşekkür etti: 49
Teşekkür aldı: 357 konuda 1.004 kere
102.jpg





Cüz:6,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:102




155.Sözlerinden dönmeleri, Allah'ın âyetlerini inkâr etmeleri, haksız yere pey

gamberleri öldürmeleri ve ''Kalplerimiz kılıflanmıştır'' demeleri sebebiyle (onla

rı lânetledik, türlü belâlar verdik. Onların kalpleri kılıflı değildir; ) tam aksine

küfürleri sebebiyle Allah o kalpler üzerine mühür vurmuştur; pek azı müstes

na artık iman etmezler.





156.Bir de inkâr etmelerinden ve Meryem'in üzerine büyük bir iftira atmaların

dan;





157.Ve ''Allah elçisi Meryem oğlu İsa'yı öldürdük'' demeleri yüzünden (onları

lânetledik). Halbuki onu ne öldürdüler, ne de astılar; fakat (öldürdükleri) on

lara İsa gibi gösterildi. Onun hakkında ihtilâfa düşenler bundan dolayı tam

bir kararsızlık içindedirler; bu hususta zanna uymak dışında hiçbir (sağlam)

bilgileri yoktur ve kesin olarak onu öldürmediler.






(Allah Teâlâ Nuh'u tufandan, İbrahim'i ateşten, Musa'yı Firavun'dan, Muham

med Mustafa'yı müşriklerin tuzağından koruyup kurtardığı gibi İsa'yı da, onu

öldürmek isteyen yahudilerin elinden kurtarmıştır. Hz. İsa'ya ihanet ederek

bulunduğu yeri askerlere gösteren kişiyi İsa'ya benzeterek öldürtmüştür.)








158.Bilâkis Allah onu (İsa'yı) kendi nezdine kaldırmıştır. Allah izzet ve hikmet

sahibidir.





159.Ehl-i kitaptan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir.

Kıyamet gününde de o, onlara şahit olacaktır.





(Allah, peygamberi İsa'yı yahudilerden korumuş, öldürmelerine mani olmuş

tur; bu kesindir. Onu kendi katına kaldırmış bulunduğu da şüphesizdir. Ancak

bunun şekli ve zamanı üzerinde farklı açıklamalar ve anlayışlar vardır. Çoğun

luğa göre Allah onu, kudretiyle manevî semalardaki hususi mevkiine kaldırmış

tır, kıyametten önce tekrar dünyaya gönderecektir, o zaman ehl-i kitab o

nun peygamber olduğuna inanacak bâtıl inançlarından kurtulacaklardır. Hz. İ

sa dünyada kaldığı müddetçe Kur'ân ile hükmedecek, haç,domuz vb. ile ilgili

bâtıl uygulamalara son verecektir. Bir başka anlayışa göre Allah onu yahudi

lerden korumuş, eceli gelince onu vefat ettirmiş ve ruhunu semadaki yerine

kaldırmıştır. Kıyametten önce gelecek olan da onun ruhudur. Ehl-i kitaptan

olanlar, ölümlerinden önce gerçeği öğrenip inanacaklar, fakat bunun faydası

olmayacaktır. Bu anlayış üçüncü sûrenin 54-56, âyetlerine dayandırılmıştır.)






160. 161.Yahudilerin zulmü sebebiyle, bir de çok kimseyi Allah yolundan çe

virmeleri, menedildikleri halde faizi almaları ve haksız (yollar) ile insanların

mallarını yemeleri yüzünden kendilerine (daha önce) helâl kılınmış bulunan te

miz ve iyi işleri onlara haram kıldık; ve içlerinden inkâra sapanlara acı bir az

ap hazırladık.








162.Fakat içlerinden ilimde derinleşmiş olanlar ve müminler, sana indirilene

ve senden önce indirilene iman edenler, namazı kılanlar, zekâtı verenler,

Allah'a ve ahiret gününe inananlar var ya; işte onlara pek yakında büyük

mükâfat vereceğiz.






KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ


-----------------------------------------------------------------------------
103.jpg







Sayfa:103 NİSÂ SÛRESİ Cüz:6,Sûre:4






163.Biz Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da

vahyettik. Ve (nitekim) İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, esbâta (torun

lara), İsa'ya, Eyyûb'e, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettik. Davud'a

da Zebûr'u verdik.





(Peygamber kendisine vahiy gelen büyük insandır. Bu vahyi insanlara teb

liğ ile mükellef olanlarına elçi manasında ''resûl'' denir. Vahiy Allah'ın kulları

na, dilediğini söylemesi ve bildirmesi için seçtiği özel bir iletişim yoludur. Me

lek aracılığı ile olduğu gibi aracısız da olabilir. Vahye mazhar olan peygamber

kendisinde, Allah'tan olduğunda asla şüphe etmediği bir bilgi ve aydınlanma

bulur. Âyette geçen ''torunlar''dan maksat Yakup peygamberin çocukları ve

torunlarıdır.)







164.Bir kısım peygamberleri sana daha önce anlattık, bir kısmını ise sana an

latmadık. Ve Allah Musa ile gerçekten konuştu.






(Hadislerde yüzbinlerce peygamber gelip geçtiği bildirilmiştir. Bu âyet de sa

yı vermeden aynı gerçeği dile getirmektedir. Buna göre yeryüzünde insanlar

ın bulunduğu yerlere her zaman, ilâhî mesajı ulaştırmak üzere çok sayıda

peygamberin gönderildiği anlaşılmaktadır.)







165.(Yerine göre) müjdeleyici ve sakındırıcı olarak peygamberler gönderdik

ki insanların peygamberlerden sonra Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın!

Allah izzet ve hikmet sahibidir.






166.Fakat Allah sana indirdiğine şahitlik eder; onu kendi ilmi ile indirdi. Melek

ler de (buna) şahitlik ederler. Ve şahit olarak Allah kâfîdir.






167.İnkâr eden ve (başkalarını da) Allah yolundan alıkoyanlar şüphesiz doğ

ru yoldan çok uzaklaşmışlardır.





168.İnkâr edip zulmedenleri Allah asla bağışlayacak değildir. Onları (başka)

bir yola iletecek değildir.






169.Ancak orada ebedî kalmak üzere cehennem onları yoluna (iletecektir).

Bu da Allah'a çok kolaydır.





170.Ey insanlar! Resûl size Rabbinizden gerçeği getirdi (bunda şüphe yok

tur), şu halde kendi iyiliğinize olarak (ona) iman edin. Eğer inkâr ederseniz,

göklerde ve yerde ne varsa şüphesiz Allah'ındır. (O'nun sizin inanmanıza ih

tiyacı yoktur). Allah geniş ilim ve hikmet sahibidir.






KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Konu Dilnihad tarafından (30.04.2008 Saat 15:02 ) değiştirilmiştir..
eski 30.04.2008, 09:44 Dilnihad isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #78
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
 
Dilnihad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 436


Yarışma Puanı: 750
Teşekkür etti: 49
Teşekkür aldı: 357 konuda 1.004 kere
104.jpg





Cüz:6,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:104





171.Ey ehl-i kitap! Dininizde aşırı gitmeyin ve Allah hakkında, gerçekten başkası

nı söylemeyin. Meryem oğlu İsa Mesîh, ancak Allah'ın resûlüdür, (o) Allah'ın,

Meryem'e ulaştırdığı ''kün:Ol!'' kelimesi(nin eseri)dir. O'ndan bir ruhtur. (O'nun

tarafından gönderilmiş, yahut teyit edilmiş, yahut da Cebrail tarafından üfürül

müş bir ruhtur). Şu halde Allah'a ve peygamberlerine iman edin. ''(Tanrı) üçtür''

demeyin, sizin için hayırlı olmak üzere bundan vazgeçin. Allah ancak tek bir

Allah'tır. O, çocuğu olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'

nundur. Vekil olarak Allah yeter.






(Hıristiyanlar bir türlü Allah'ın birliği (tevhid) inancına gelememiş, Allah ile pey

gamberini birbirinden ayıramamışlardır. Hz. Musa ve Hz. İsa, ehl-i kitaba tevhid

inancına getirdiği halde, sonradan sapan bu toplumlar Hâtemü'l-enbiyâ'nın sağ

lam ve aydınlatıcı açıklamalarına rağmen, çoğu itibariyle, gerçeği kabul etme

mişlerdir. Hıristiyanlar: ''Allah, baba, oğul ve rûhu'l-kudüs'ten ibaret olmak üzere

üçtür'', yahut ''Allah üç unsurdan meydana gelmiştir, bunların üçü de birbirinin

aynıdır, her biri tam ilâhtır ve üçü birden bir tek tanrıdır'' diyerek çelişkiye düşer

ler. Yukarıdaki âyetler onları, gerçek Allah inancı üzerinde aydınlatmak üzere

gelmiştir. Âyette Hz. İsa için ''Allah'tan bir ruh'' ve ''Allah'ın kelimesi'' denilmiştir.

Âl-i İmrân sûresinin 45-47. âyetlerinde ikinci vasıf açıklanmış, bundan maksad

ın, Allah'ın ''Ol!'' demesinden ibaret bulunduğu bildirilmiş, Hz. İsa'nın mûcizevi bir

şekilde yaratıldığı beyan edilmiştir. Meryem sûresinin 17. âyetinden itibaren de

birinci vasıf açıklanmış, ''Ruh''un Cebrail olduğuna işaret edilmiştir.)






172.Ne Mesîh ve ne de Allah'a yakın melekler, Allah'ın kulu olmaktan geri durur

lar. O'na kulluktan geri durup büyüklenen kimselerin hepsini (Allah) yakında hu

zuruna toplayacaktır.






173.İman edip iyi işler yapanlara (Allah) ecirlerini tam olarak verecek ve onlara

lütfundan daha fazlasını da ihsan edecektir. Kulluğundan yüz çeviren ve kibirle

nenlere gelince onlara acı bir şekilde azap edecektir. Onlar, kendileri için Allah'

tan başka ne bir dost ve ne de bir yardımcı bulurlar. (Kendilerini Allah'ın azabın

dan kurtaracak bir kimse bulamazlar.)






174.Ey insanlar! Şüphesiz size Rabbinizden kesin bir delil geldi ve size apaçık bir

nur indirdik.





(Kesin delil Resûlullah, nur ise Kur'ân-ı Kerîm'dir.)





175.Allah'a iman edip O'na sımsıkı sarılanlara gelince, Allah onları kendinden bir

rahmet ve lütuf (deryası) içine daldıracak ve onları kendine doğru (giden) bir

yola götürecektir.





KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ




-----------------------------------------------------------------------------
105.jpg





Sayfa:105 MÂİDE SÛRESİ Cüz:6,Sûre:4






176.Senden fetva isterler. De ki:''Allah, babası ve çocuğu olmayan kimsenin mi

rası hakkındaki hükmü şöyle açıklıyor: Eğer çocuğu olmayan bir kimse ölür de o

nun bir kızkardeşi bulunursa, bıraktığının yarısı bunundur. Kızkardeş ölüp çocuğu

olmazsa erkek kardeş de ona vâris olur. Kızkardeşler iki tane olursa (erkek kar

deşlerinin) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer erkekli kadınlı daha fazla kardeş

mevcut ise erkeğin hakkı, iki kadın payı kadardır. Şaşırmamanız için Allah size a

çıklama yapıyor. Allah her şeyi bilmektedir.




(Sûrenin başlarında 12. âyette geçen kardeşler ana bir kardeşler idi. Buradaki

kardeşler ise ana-baba bir ve baba bir kardeşlerdir.)







(5)


BEŞİNCİ SÛRE


el-MÂİDE




Üçüncü âyetin dışında sûrenin bütünü Medine'de, hicrî altıncı yılda nâzil olmuş

tur. 120 âyettir. Bûhâri ve Müslim'de, Hz. Ömer'den rivayet edildiğine göre ''Bu

gün size dininizi ikmal ettim...'' i fadesinin yer aldığı âyet Mekke'de, vedâ hac

cında, cuma günü, Arafe akşamı nâzil olmuştur.






''Mâide'' sofra demektir. 112 ve 114. âyetlerde, Hz. İsa zamanında, gökten indi

rilmesi istenen bir sofradan bahsedildiği için sûreye bu isim verilmiştir.





Bundan önceki sûrede dinî zümreler içinden münafıklar ağırlıkla söz konusu edil

mişti. Bu sûrede ise yine münafıklardan bahsedilmekle beraber ağırlık ehl-i kitap

ta ve özellikle hıristiyanlardadır. Bunun dışında sûrede hac farizası, abdest, gu

sül, teyemmüm ile ilgili bazı bilgiler, içki ve kumar yasağı, ahitlere ve söze bağ

lılık, içtimaî ve ahlâkî münasebetler, haram ve helâl yiyecekler gibi bilgi ve hük

ümlere temas edilmiştir.






Bismillâhîrrahmânirrahîm




1.Ey iman edenler! Akitleri(n gereğini) yerine getiriniz. İhramlı iken avlanmamayı

helâl saymamak üzere (aşağıda) size okunacaklar dışında kalan hayvanlar, siz

in için helâl kılındı. Allah dilediğine hükmeder.




(Akitlere riayet, hukuk devletinin en önemli hususiyetini teşkil eder. Muasır dev

letlerde iki önemli vasıf vardır: ''Sosyallik ve hukukîlik''. Bunlardan birincisi dev

letin, yalnız fertlerin hukûkunu değil, toplumun da hak ve menfaatlerini gözet

mesi, gerektiğinde toplum menfaatini, fert menfaatine tercih etmesidir. Kur'ân-

ı Kerîm ve Sünnet kaynağı devletin sosyal vasfı üzerinde önemle durmuş, bağ

layıcı prensipler koymuştur. İkincisi ise keyfiliğin, zorbalığın, fırsatçılığın yerine;

hak, hukuk ve kanunların hakim olması demektir. Kur'ân-ı Kerîm 14 asır öncesin

den beri bu iki mefhumu insanlık dünyasına tebliğ etmektedir; hem de akitlere

riayeti imanın gereği sayarak!)







2.Ey iman edenler! Allah'ın (koyduğu, dinî) işaretlerine, haram aya, (Allah'a hedi

ye edilmiş) kurbana, (ondaki) gerdanlıklara, Rablerinin lütuf ve rızasını arayarak

Beyt-i Haram'a yönelmiş kimselere (tecavüz ve) saygısızlık etmeyin. İhramdan

çıknca avlanabilirsiniz. Mescid-i Haram'a girmenizi önledikleri için bir topluma

karşı beslediğiniz kin sizi tecavüze sevketmesin! İyilik ve (Allah'ın yasakların

dan) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşma

yın. Allah'tan korkun; çünkü Allah'ın cezası çetindir.





KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Konu Dilnihad tarafından (01.05.2008 Saat 23:49 ) değiştirilmiştir..
eski 01.05.2008, 08:49 Dilnihad isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #79
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Gönlün Muradı
(Konuyu Başlatan)
 
Dilnihad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 436


Yarışma Puanı: 750
Teşekkür etti: 49
Teşekkür aldı: 357 konuda 1.004 kere
106.jpg





Cüz:6,Sûre:5 MÂİDE SÛRESİ Sayfa:106




3.Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına boğazlanan, boğulmuş, (taş,

ağaç vb. ile) vurulup öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanıp ölmüş, boynuzlanıp

ölmüş (hayvanlar ile) canavarların yediği hayvanlar -ölmeden yetişip kestik

leriniz müstesna- dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanmış hayvanlar ile fal

oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar yoldan çıkmaktır. Bugün

kâfirler, sizin dininizden (onu yok etmekten) ümit kesmişlerdir.Artık onlardan

korkmayın, benden korkun. Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi

tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı beğendim. Kim, gönülden günaha

yönelmiş olmamak üzere açlık halinde dara düşerse (haram etlerden yiyebil

ir). Çünkü Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.






(Her dinde ve sistemde haramlar ve yasaklar vardır. Önemli olan bunların,

fert ve toplum menfaatine, ebedî mutluluğuna yönelik bulunması, bir hikmet

ve mana taşımasıdır. İslâm'da yasaklanan yiyecekler ve içecekler genellikle

sıhhate zararlı olduğu, bazı şekillerde hayvanlara eziyet olduğu, İslâm'ın ge

tirdiği iman ve ahlâk nizamına ters düştüğü için yasalanmıştır. Bunlardan bir

kısmının zararlı olduğu öteden beri bilinmektedir. Diğerlerinin zararı ise insan

lığın ilmî seviyesi yükseldikçe anlaşılmaktadır ve anlaşılacaktır.)






4.Kendileri için nelerin helâl kılındığını sana soruyorlar; de ki: Bütün iyi ve te

miz şeyler size helâl kılınmıştır. Allah'ın size öğrettiğinden öğretip avcı hale

getirdiğiniz hayvanların sizin için yakaldıklarından da yeyin ve üzerine Allah'

ın adını anın (besmele çekin). Allah'tan korkun. Allah'ın hesabı pek çabuktur.






5.Bugün size temiz ve iyi işler helâl kılınmıştır. Kendilerine kitap verilenlerin

(yahudi, hıristiyan vb. nin) yiyeceği size helâldir, sizin yiyeceğiniz de onlara

helâldir. Mümin kadınlardan iffetli olanlar ile daha önce kendilerine kitap veri

lenlerden iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz şartıyla, namuslu olmak, zi

na etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir. Kim (İslâmî hükümle

re) inanmayı kabul etmezse onun ameli boşa gitmiştir. O, ahirette de ziyana

uğrayanlardandır.




(Temiz ve iyi şeyler, âyet ve hadislerin yasaklamadığı, umumiyetle insanların

iğrenç telâkki etmedikleri yiyecek ve içeceklerdir. Bâtıl da olsa semâvi olan

bir dinleri bulunduğu için, ehl-i kitabın, kendi dini inançlarına göre yenmesi

helâl olacak şekilde öldürdükleri hayvanlardan ve diğer yiyeceklerinden -do

muz gibi İslâm'ın yasakladıkları hariç olmak üzere- müslümanların da yemeleri

caizdir. Kezâ dinini değiştirmemiş de olsa ehl-i kitap kadınlar ile müslüman er

keklerin evlenmeleri caizdir.)




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ


-----------------------------------------------------------------------------
107.jpg






Sayfa:107 MÂİDE SÛRESİ Cüz:6,Sûre:5







6.Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize ka

dar ellerinizi, başlarınızı meshedip, topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cü

nüp oldunuz ise, boy abdesti alın. Hasta yahut yolculuk halinde bulunursanız,

yahut da biriniz tuvaletten gelirse, yahut da kadınlara dokunmuşsanız (cinsi bir

leşme yapmışsanız) ve bu hallerde su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm

edin de yüzünüzü ve (dirseklere kadar) ellerinizi onunla meshedin. Allah size her

hangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve (ihsan ettiği)

nimetleri tamamlamak ister; umulur ki şükredersiniz.





(Namaz, ibadet duygusu ile Allah huzuruna çıkmak, belli şekillerle ona tapınmak

ve O'nunla konuşmaktır. Namaz Allah'ın, kulunu huzuruna kabul etmesidir. İşte

bu kabul ve bu ubûdiyet arzı, bir hazırlığı gerekli kılmaktadır. Huzur-ı ilâhîde dur

an kulun uyanık, şuurlu, içi ve dışı ile tertemiz olması gerekir; abdest ve gusül

bunları temin için en güzel vasıtadır. Suyun bulunmaması veya bulunduğu halde

kullanmayı engelleyen bir mâni yahut mazeretin bulunması halinde teyemmüm e

dilir. Teyemmüm her ne kadar maddî temizliği sağlamasa da temizlik şuuru ver

mekte ve ibadete hazırlamaktadır.)






7.Allah'ın size olan nimetini, ''Duyduk ve kabul ettik'' dediğiniz zaman sizi bunun

la bağladığı (O'na verdiğiniz) sözü hatırlayın ve Allah'tan korkun. Şüphesiz

Allah, kalplerin içindekini bilmektedir.







(Buradaki sözden maksat, insanların yaratılmasından önce, elest bezmi denilen

mukaddes mecliste bütün ruhların Allah'a verdikleri söz olabileceği gibi, Akabe

ve Hudeybiye'de müminlerin, Allah ve Resûlü'ne verdikleri söz de olabilir. Elest

bezmi için bak. A'râf 7/172.)








8.Ey iman edenler! Allah için hskkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler

olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli ol

un; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış)tır. Allah'a isyandan sa

kının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir.





(Abdest ve namaz, dinin direği, ferdin dinî hayatının temelidir. Adalet ise, sos

yal hayatın en önemli denge unsuru ve teminatıdır. Kur'ân nizamı insanı daima

bir bütün olarak ele almış, irşad ışığını ferdî yön kadar içtimaî yöne tutmuştur.)






9.Allah, iman eden ve iyi işler yapanlara söz vermiştir; onlara bağışlama ve büy

ük mükâfat vardır.




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Konu Dilnihad tarafından (03.05.2008 Saat 15:16 ) değiştirilmiştir..
eski 02.05.2008, 13:15 Dilnihad isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #80
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür edenler