Bayrak
3 Recep 1429
06 Temmuz 2008, Pazar
3 Recep 1429
06 Temmuz 2008, Pazar
Ayet
Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre ayların sayısı on ikidir.Bunlardan dördü haram aylardır.İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur.Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin.
Tevbe-36
hadis
Recebin 1.gününde oruç tutmak üç senelik, 2.günü oruçlu olmak iki senelik ve yine 3.günü oruçlu bulunmak bir senelik küçük günahlara kefaret olur. Bunlardan sonra her günü bir aylık küçük günahların af ve mağfiretine vesile olur.
Camiu-s sağir

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 68 (8 Kayıtlı ve 60 Misafir) bulunmaktadır.

Online  azadeyim, DeRCan, DuaLar, HamS, muhakematçı, tere


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye
eee



Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » Kur-an'ı Kerim » İnsan Hırsına Düşkündür -1


Cevapla
 
Seçenekler
Gönlün Muradı
 
Dilnihad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 01.03.2008
Mesajlar: 908


 
Yarışma Puanı: 840
Teşekkür etti: 191
Teşekkür aldı: 809 konuda 2.433 kere
İnsan Hırsına Düşkündür -1

İNSAN HIRSINA DÜŞKÜNDÜR: MEARİÇ 19-21 FECR 16-20



Meariç Suresi (sure 70) sf:567 44 Ayet


Bismillahirrahmanirrahim

19.Gerçekten insan, pek hırslı (ve sabırsız yaratılmıştır.


20.Kendisine fenalık dokunduğunda sızlanır, feryat eder.

21.Ona imkan verildiğinde ise pinti kesilir.


KURAN-I KERİM VE AÇIKLAMALI MEALİ SF:568
Hak Dini Kur'an Dili Cilt: 8 Sure:70 Meariç Suresi Ayet Sayısı:44

Sf:329-344



19. Doğrusu insan dayanıksız ve huysuz yaratılmıştır.

20. Kendisine kötülük dokundu mu sızlanır.

21. Kendisine hayır dokundu mu cimrilik eder.

22. Ancak namaz kılanlar bunun dışındadır.

23. Onlar ki namazlarını sürekli kılarlar.

24. Onların mallarında belli bir hak vardır.

25. İsteyen için ve istemekten utanan yoksul için.

26. Onlar ki ceza gününü tasdik ederler.

27. Rablerinin azabından korkarlar.

28. Çünki Rablerinin azabına güven olmaz.

29. Onlar ki ırzlarını korurlar.

30. Ancak zevcelerine ve cariyelerine karşı hariç. Çünkü onlara karşı

yaklaştıklarında kınanmazlar.

31. Bundan ötesini isteyenler, işte onlar haddi aşanlardır.

32. Onlar emanetlerini ve ahitlerini gözetirler.

33. Şahitlikerinde dürüsttürler.

34. Namazlarına devam ederler.

35. İşte bunlar cennetlerde ağırlanır.



Helu, esasında bir çabukluk manası bulunan, bir taraftan tahammülsüzlük,

mızıkçılık; bir taraftan da siddet ve hırs gibi farklı kavram arasında bir huy

suzluk ifade eden, manası tam açık olmayan bir vasıftır ki, şu iki ayet ile

izahı yapılmıştır. Kendisine kötülük dokunduğu zaman çok sızlanır. Kendisi

ne mesela bir ağrı, bir sıkıntı,bir yoksulluk,hastalık gibi bir acı dokundu mu

kıvranır, sızlanır, feryat eder, dayanamaz, başkalarından medet bekler. Yi

ne kendisine bir hayır dokunduğu zaman da kıskanır.Mesela bir servete, bir

sıhhate, bir makama kondu mu hırsından, kıskançlığından kimseye birşey

vermek istemez, ağladığı günü derhal unutur.Başı ağrıdığı zaman, herşey

den ümit bekleyen o mızmız adam; bu kez kuvvet bulunca kimseye bir lok

ma vermemek, hayra engel olmak için sımsıkı bir afacan kesilir. Hakka ve

hayra sırtını çevirir. Eline geçeni toplayıp yığmaya, saklamaya çalışır.O'nun

için de o salgın ateş onu çağırır.



Ancak namaz kılan o müminler;o huydan,o ahlaksızlıktan,o azaptan,o kötü

sonuçtan istisna edilmişlerdir.Onlar aşağıdaki gibi güzel huylarla nitelen

miş olup, cennetlerde ikram göreceklerdir.O huylardan:



Birincisi: Namazlarına devamlıdırlar.Sadece ''onun farz olduğuna inandım'', de

mekle kalmayıp Allah'ın emrettiği,Peygamber'in öğrettiği şekilde bilinen namaz

larını terk etmeksizin devamlı kılmayı da huy edinmişlerdir.Allah'ı ve emirlerini

unutmazlar.


İkincisi:Mallarında (sade nasıl isterse öyle verecekleri nafile bir yardım değil,

malına göre) belirli oranda bilinen bir hak,yerine getirilmesi farz bir Allah bor

cu olmak üzere bir vergi vardır.Buna inanıp da, dilenen ihtiyaç sahiplerine ve

dilenmeyi gururlarına yediremedikleri için dilenmediklerinden dolayı zengin zan

nedilen fakat hiçbir kazançları bulunmayan yoksullara o hakkı seve seve iyi

niyetle bizzat veya vekilleri vasıtasıyla verirler. (bilgi için Zariyat Suresi ,

51/19 tefsirine bakınız.)


Üçüncüsü: Din gününün (iyi veya kötü amellerinin cezasının verileceği haşır,

neşir ve hesap gününü) tasdik ederler.İmanlarında doğru olduklarını gösterir

ler.Yani hakkı ve hukuku tanıyıp ahirette verilecek sevaba iman ederek bed

enle ve malla ilgili ibadetleri yapmak için çalışırlar, nefislerini zahmete koşar,

ceza gününe inandıklarını böyle bizzat yaptıkları işlerle kanıtlarlar.Burada a

hiret gününü tasdikten maksadın sadece kalp veya dil ile yapılan ve teori

de kalan bir tasdikten ibaret kalmayıp bizzat yaparak kanıtlamak manasına

olduğu,bu tasdikin namaz ve zekattan sonra ameli ibadetler arasında sayıl

masından ve bunun onlardaki ihlas ile samimiyet anlatılırken söylenmiş olma

sından anlaşılır.


Dördüncüsü: Rablerinin azabından korku üzere bulunurlar, kendilerine acıya

rak azaptan korku ve sakınma üzere bulunurlar.Görevlerinde, yapmaları ge

reken işlerde kusur etmiş veya yasak olan birşeye atılmış bulunmak ve Hak

ka layık işler yapamamış olmak endişesiyle korkar dururlar.Güzel güzel işler

yapmakla beraber çalıştıkları, yaptıkları işlere güvenmezler, sonunda varıp

kavuşacakları Allah'a karşı onları büyük bir şey yapmış gibi saymayıp küçük

görürler. O'nun huzuruna çıkacakarını düşünerek;'' Rablerinin huzuruna dö

neceklerinden kalpleri çarparak, zekatlarını verenler....'' ( Müminun, 23/60)

övgüsü üzerine kalpleri titreye titreye çalışırlar.Çünkü Rablerinin azabından

emin olunamaz. Aman verilmiş, kendisinden güvence alınmış değildir.Zira in

san için bu dünyada herşeyi çözümlemiş, bütün görevlerini yerine getirmiş

ve sakınılması gereken herşeyden sakınmış bulunduğunu iddia mümkün

olmadığı gibi,kaderin sırrı da bilinmemektedir.İnsanın bugüne kadar hiç kusur

işlememiş olduğu varsayılsa bile yarın nasıl bir durum kazanacağını Allah'tan

başkası bilmez.




Beşincisi: Irzlarını, apışlarını korurlar,kimseye açmazlar. Ancak hanımlarına ve

ellerinin kazandığı, mülkleri altındaki cariyelerine başka. Çünkü onlara karşı

kınanmazlar.Falancanın üç dört zevcesi var, mülkü altında şu kadar cariye

var diye övülmeleri gerekmezse de, kınanmazlar ve yerilmezler. Kimsenin

onları edebe, hukuka ve şeriata aykırı davranıyor görerek kınamaya ve yer

meye hakkı yoktur. Zira hanımları nikah akdi, cariyeleri de onların mülkü ol

malarıyla kendilerine helal olmuşlardır.Fakat ondan ötesini isteyenler, nikah

lı eşlerinin ve mülkleri altında bulunan cariyelerin dışında zevk aracı arayan,

ırzlarını korumayan, harama açılan, gayrı meşru ilişkide bulunan ve fuhuş ya

pan kişi, gerek erkek, gerek hanım , işte onlar haddi aşan,sınır tanımaz ki

şilerdir.Onlar her türlü kınama ve yermeye, yasaklama ve engellemeye la

yıktırlar.



Altıncısı: Onlar emanetlerine ve verdikleri sözlere uyarlar.Kendilerine ema

net edilen söz, hal, fiil, mal, Allah haklarına ve kul haklarına;Allah'a ve kul

larına, ailelerine, çoluk - çocuklarına, mülkleri altında bulunanlara, komşuları

na, yabancılara ve yakınlarına vermiş oldukları ahit ve sözlere uyarak onla

rı tutarlar, bozmaktan sakınırlar.Şeriatın bütün hakları birer emanet olduğu

gibi, yüce Allah'ın kullarına vermiş olduğu uzuv, mal, çoluk- çocuk , ma

kam ve diğer nimetlerin hepsi de emanettir. Onları kullanılması gereken ye

rin dışında kullananlar emanete hainlik etmiş olurlar. Buhari ve Müslim'de

İbnü Ömer'den rivayet edildiği üzere dört huy kendisinde bulunan katıksız

münafık olur. Kendisinde bu dört huydan birisi bulunan da münafıklıktan bir

huy, bir alamet bulunmuş olur. ''Emanet verildiği zaman hainlik eden,

söz söylediği zaman yalan söyleyen, söz verdiği sözünde durmayan, düş

manlığa kalkıştığı zamanda edepsizlik eden, yalan ve ftira ile edepsiz

liğe sapan.'' (1)



Beyhaki'nin ''Şuab-ı İman'' da Hz. Enes'ten rivayet ettiği bir hadise göre;

Peygamberimiz (s.a.v.) bir hutbesinde şöyle buyumuştur:''Haberiniz olsun

ki, emaneti olmayan kimsenin imanı yoktur. Ahdi olmayanın da dini yoktur.''


1. Buhari, İman, 24; Mezalim, 17;Cizye, 17; Müslim, İman,106; Tirmizi, İm

an, 14; Nesai, İman, 20; Ahmed b. Hanbel, II , 189, 198, 200.


2. Ahmed b. Hanbel, III , 135,154, 210, 251.



Yedincisi: Şahitliklerinde dürüsttürler.Doğru, dürüst, adaletle şahitlik yap

arlar, şahit oldukları şeyin hiçbir noktasını gizlemeden, eğip bükmeden

dosdoğru şahitlik ederler. Bu özellik, emanet kavramı kapsamına girmek

le beraber,önemini açıklamak için özellikle zikredilmiştir.



Sekizincisi: Namazlarını koruyucu olurlar.Ta başta namaza devam söylenil

dikten sonra , sonunda da namazın korunmasının ayrıca söylenmesi

hakkında tefsirciler şöyle demişlerdir: Namaz vakitleri açısından, namazın

hiçbir vakit terkedilmemesi için, 'namazlarına devam ederler ' denilmiş;

namazdan önce, namaz kılarken ve namazdan sonra yapılacak işlere özen

göstererek en mükemmel bir şekilde olmasına dikkat etmek için de ''nam

azlarını korurlar'' denilmiştir.



Namazdan Önceki İşler;Namazın mükemmel bir şekilde kılınabilmesi için vak

tinden evvel gözetilmesi gereken hazırlıklar, vakitlerin girişine kalben il

gi göstererek dikkat, abdest ve temizliğe özen göstermek;avret yerlerini

örtmek, kıbleyi aramak, temiz elbise, temiz yer ve mükemmel olmak için

cemaat ve camii gibi hususlara dikkat etmek, namazdan evvel kalbini

vesveseden, Allah'tan başka şeylere çevirmekten arındırıp kalp huzuru

bulmaya, gösterişten sakınmaya çalışmak.



Namaz Kılarken Yapılacak İşler; Namazın Allah'ın huzuruna yükselten bir

miraç olduğunu düşünerek ve hikmetini bilerek sağa sola dönmeksizin,

okurken ve zikrederken kalp huzuru üzere bulunmak.



Namazdan Sonra Yapılacak İşler; Namazdan sonra boş söz ve işlerden,

günaha girmekten sakınmak.Bununla birlikte, bütün bunları yapabilmek iç

in en önemli bir şart daha vardır ki, o da namazın ''korku namazı''

halinde kalmaması ve namazı kılmaya engel olacak bir dış düşman saldı

rısına düşüverilmemesi için esenlik içinde bir vatan,bir İslam yurdu ve bu

rada iyiliği emir, kötülükten nehiy ile huzur ve sükunu gözetecek bir

toplumun gerekli olduğu bilincine vararak o hususta gereğine göre kara

kol ve cihad görevine hazır bulunmak, yani Allah'tan başka hiçbirşey

den korkmayacak bir durumda bulunmak üzere korunmaktır.Tevbe Sure'

sinde geçtiği üzere,''Allah'ın mescitlerini ancak, Allah'a ve ahiret gününe

inanan, namazı kılan, zekatı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan

kimseler imar ederler.'' (Tevbe 9/18) Yoksa namaza devam ihtimali kalmaz.

Bu şekilde müslümanların taşıdığı bu sekizinci özellik, İslam'da toplum ku

rumuyla asayiş,yönetim ve askerlik işlerinin namazı koruma gayesiyle özel

likle ilgili olması gereğini anlatmıştır. Dolayısıyla namaza devam ederken,

namazın önünde ve sonunda bu koruyuculuk görevini unutmamak gerek

tiği gibi, korurkende namaza devamı unutmamak ve onu korumak üzere

yapmak gerekir. Gerçi bu sure Mekke'de inmiş olması ve Mekke'de henüz

savaşa dair bir emir inmemiş bulunması itibarıyla orada askerlik işleri söz ko

nusu olamaz ise, askerlik işlerinin hazırlanmasıyla ilgili böyle esaslar da yok

değildir.





Görülüyor ki, burada bu sekiz özelliğin başı ve sonu namaz ile çercevelene

rek,hepsi de namaz kılan kişinin niteliği olarak özetlenmiş ve bu şekilde

namazın dinin direği olduğu anlatılmıştır.




İşte bunlar Cennetlerde ikram olunacaklardır. Demek ki, bu sekiz huy,

cennetin sekiz kapısı yerindedir.
eski 06.03.2008, 00:11 Dilnihad isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
Dilnihad isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Cevapla



Yer imleri
Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:15 .