Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 23 (2 Kayıtlı ve 21 Misafir) bulunmaktadır.
1- Bedir savaşından sonra, ashab-ı kiram arasında ihtilafa neden olan savaş ganimetlerinin dağıtılma esasları…
2- Bedir savaşında Allah’ın müminlere zaferi takdir ettiği ama bunun hakkı yüceltmek ve batılı batırmak için olduğu…
3- Bedir savaşında meleklerin müminlerin yanında yer alıp onlarla beraber savaşmaları bir hakikattir.
4- Gerçek yardım Allah katındandır.
5- Müminlere savaşın ana ilkelerini öğretme…
6- Peygamber aleyhisselam efendimizin hicreti esnasında Allah’ın himayesinin açık seçik olduğu…
7- Peygamber aleyhisselam efendimiz aralarında bulundukça umumi belanın insanlara inmeyeceği…
8- İnsanın üzerine düşeni yaptıktan sonra her şeyde Allah’a tevekkül edilmesi gerektiği…
9- Zulmün yıkım habercisi olduğu…
10- Milletlerin kötüden iyiye dönüşümünün içlerindeki bozuk inanç ve ahlakı düzeltmelerine bağlı olduğu…
11- Malların ve çocukların bir imtihan olduğu…
12- Müminlerin düşmanlarına karşı her türlü hazırlığı yapmalarının gerektiği…
13- Düşmanın savaşmaktan yana olmaması halinde barışın tercih edilmesi...
14- Söze sadık kalınmasının gerekliliği… Sözünü çiğneyenin cezalandırılması…
15- İslam’da savaşın amacının fitneyi engellemek, dini hür bir ortamda tutmak olduğu…
16- Müslümanlar tek bir ümmettir. Kâfirler de tek bir millettir.
DEVAM..
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
Medine’de inen surelerdendir. Bedir gazvesinin ardından inmiştir.
Bundan önceki sûre olan A’raf sûresi eski ümmetlerin peygamberleri ile ilişkilerini anlatıyordu. Bu sûre de Peygamber aleyhisselam efendimizin ümmeti ile olan ilişkisini anlatmaktadır. Peygamber aleyhisselam efendimizin Medine’de kurduğu devletin gerek müminler arasındaki ilişkilerini ve gerekse müminlerin dışındaki dünya ile olan ilişkilerini düzenleyen, Allah’ın yeryüzünde peygamberine kurdurmak istediği ilahi otoriteye dayalı düzenin önünde engel oluşturanlara karşı yapılacak cihadı anlatmaktadır.
Bu nedenle sûrenin anlaşılabilmesi için İslam’ın müminlerden istediği cihadın ne olduğunu ve neden yapıldığını anlamak gerekmektedir. Sûrenin Bedir savaşına ait bir konu ile başlaması da muhtevayı derinleştirmektedir.
Gerek insanın kendi arzu ve zevklerine esir olarak ve gerekse bir takım insanların iradelerine boyun eğerek “kullara kulluk” düzeyinde kalan insanı, “kulların Rabbine kulluğa” götüren yolun ana kuralları bu mübarek sûurede işlenmektedir.
Seyyid Kutub’un Fizilalilkur’an adlı eserinde Enfal sûresinin girişinden alıntılanan aşağıdaki yazı böyle bir anlamaya yardımcı olacaktır. Allah ona rahmet etsin.
MEDİNE DÖNEMİ:
Cihad, Medine’de Hicretin ilk dönemlerinde Peygamberimizin sallallahu aleyhi ve sellem Medine halkından olan Yahudilerle, Medine ve çevresinde kalan müşriklerle yaptığı anlaşmada bu aşamanın tabiatının gereği ortaya çıkan koşulların bir sonucuydu.
a- Bir kere buradan sözlü açıklama ve tebliğ imkânı vardı. İnsanlarla İslâm çağrısı arasında engel oluşturacak siyasal bir otorite yoktu. Herkes yeni İslâm devletini ve onun önderi Peygamberimizin sallallahu aleyhi ve sellem siyasi konulardaki uygulamalarını tanıyordu. Anlaşma, hiç kimsenin Peygamberimizin izni dışında başkalarıyla barış ya da savaş yapmamasını, dışarıyla bir ilişki kurmamasını öngörüyordu. Medine’de gerçek iktidarın Müslüman kadronun elinde olduğu gayet açıktı. Davetin önü açıktı. İnsanların önündeki engel kaldırılmış, herkesin dilediği gibi inanma özgürlüğü vardı.
b- İkincisi, Peygamberimiz aleyhisselam Kureyş’le hesaplaşmak istiyordu. Çünkü Kureyş’in yeni dine karşı çıkışı diğer kabilelerin önünde bir engel oluşturuyordu. Bu kabileler, Kureyş ile bazı mensuplarının arasında baş gösteren bu olayın sonucunu bekliyorlardı.
- Bu yüzden Peygamberimiz aleyhisselam Kureyş’in hedeflerine karşı küçük müfrezeler (seriyye) göndermek suretiyle gerilla savaşını başlattı. İlk defa Hicretin yedinci ayının başında Ramazan ayında Hamza bin Abdulmuttalip radıyallahu anh öncülüğünde bir birlik hazırladı.
- Bundan sonra müfrezelerin gönderilişi devam etti. Hicretin dokuzuncu ayının başında, on üçüncü ayının başında, ardından on altıncı ayının başında birer müfreze daha çıkarıldı.
- Sonra Recep ayında Hicretten sonra on yedinci ayın başlarında Abdullah b. Cahş komutasında bir seriye (müfreze) çıkarıldı. İlk defa öldürme ve çarpışma olayı bu harekâtta meydana geldi. Aynı zamanda bu olay Haram ayın (savaşmanın yasak olduğu ayın) içinde meydana geliyordu.
- Sonra büyük Bedir Savaşı aynı senenin Ramazan ayında meydana geldi. İşte ele aldığımız Enfâl suresi bu savaş hakkında inmiştir.
devam..
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
Gerekçe, insanları kula kulaktan kurtarıp tek ve ortaksız Allah’a kul yapmak suretiyle tüm yeryüzünde insanın evrensel özgürlüğünü duyurmaktır. Bu tek başına cihad için yeterli bir gerekçedir. Bu gerekçeler Müslüman savaşçıların ruhlarında etkin bir şekilde yer etmişti.
Bu yüzden “niçin cihada çıkıyorsunuz?” diye sorulduğunda hiçbiri “tehdit altındaki vatanımızı savunmak için çıkıyoruz” ya da “İranlılar’ın ve Bizanslılar’ın biz Müslümanlara yönelik saldırılarını önlemek için cihad ediyoruz” veya “toprağımız genişletmek, bol ganimet elde etmek için savaşıyoruz” dememiştir.
Rebi bin Amr, Huzeyfe bin Muhsin ve Muğire bin Şu’be’nin Kadisiye Savaşı öncesinde üç gün ardı ardına teker teker kendilerinden, “neden buralara kadar geldiklerini” soran İran ordu komutanı Rüstem’e verdikleri cevabın aynısını söylüyorlardı:
“Dileyeni, kula kulluktan kurtarıp tek ve ortaksız Allah’a kul yapmamız, dünyanın sıkıntısından kurtarıp genişliğine ulaştırmamız, sahte dinlerin baskısından çıkarıp İslâmın adaletine yükseltmemiz için Allah gönderdi bizi.
Yüce Allah, peygamberiyle birlikte insanlara dinini göndermiştir. Kim bunu kabul ederse biz de onu kabul eder geri döneriz, onu ve yurdunu terk ederiz.
Kim de bu çağrımızdan yüz çevirirse cennete ya da zafere ulaşana kadar onunla savaşırız.”
Müslüman, savaş alanındaki cihada çıkmadan önce kendi içinde şeytana karşı, kendi arzularına ve ihtiraslarına karşı eğilimlerine ve isteklerine karşı, kendi çıkarlarına, kavminin ve aşiretinin çıkarlarına karşı, İslâm dışı her türlü duyguya karşı Allah’a kul olmanın, O’nun hakimiyetini yeryüzüne yerleştirmenin, Allah’ın egemenliğini gasp eden tağutların egemenliğini hayattan uzaklaştırmanın dışında her türlü etkene karış büyük cihada girişmiştir.
devam..
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
İslâma düşman olan kamplar zaman gelir islâma saldırmama düşüncesini benimseyebilirler. Ancak İslâm bu kampları kendi hallerine bırakacak olursa, bölgesel sınırları içinde insanın insana kulluğu devam etmiş olacaktır. Onları oldukları gibi bırakmaya razı olursa, daveti ve evrensel kurtuluş bildirisi oralara ulaşmamış olacaktır. Bu yüzden İslâm, cizye vermek suretiyle islâma teslim olduklarını duyurmadıkları sürece onları rahat bırakmaz. Çünkü oralardaki maddi otoritelerden kaynaklanan herhangi bir engelle karşılaşmaksızın tüm kapıların İslâm çağrısına açık olmasının garantisi budur.
İslâmı bu tabiata sahip bir din olarak düşünmekle onu coğrafi ya da milli sınırlar içinde kabuğuna çekilmiş olarak saldırı korkusu olmadığı sürece harekete geçmeyecek bir durumda düşünmek arasında büyük bir fark vardır elbette. O, bu son şekliyle sürekli hareket halinde olmasını gerektiren değişmez gerekçelerini yitirmiş bir görünümdedir.
Bu dinin Allah tarafından insanların hayatı için belirlenen bir hayat sistemi ve hareket metodu olduğunu, insanlar tarafından konulan bir sistem, bir metot olmadığını, insanlardan sadece bir gurubun mezhebi, yolu olmadığını, her hangi bir ırkın siyasi rejimi olmadığını kavradığımız zaman, islamın evrensel boyuttaki yayılışı tam derinlikleriyle açık seçik belirginleşir. Bu büyük gerçek belleğimizden silinmediği, bu sorunun Allah’ın tek ve ortaksız ilahlığı ile kulların kulluğu sorunu olduğunu unutmadığımız sürece, İslam’ın yayılışına başka gerekçeler aramaya kalkışmayız. Çünkü bu muazzam gerçeği kavrayan birinin İslam’da cihad için başka gerekçeler, dış etkenler aramaya çalışması mümkün değildir.
İslam’ı bu şekilde düşünmekle, onu belli bir ülkenin sınırları içinde yöresel bir düzen olarak algılamak, bu yüzden coğrafi sınırları içerisinde kendisine yönelik saldırıları bertaraf etme hakkına sahip olduğunu düşünmek arasında korkunç bir mesafe vardır.
İlke olarak harekete geçmesi İslam’ın hakkıdır. Çünkü İslam belli bir kavmin inancı, ideolojisi veya belli bir ülkenin siyasal rejimi değildir. O ilahi bir sistem, evrensel bir hayat düzenidir. Siyasal düzenlerden ve insanın seçme özgürlüğünü sınırlandıran rejimlerden oluşan engelleri yok etmek onun görevidir. Ancak İslam, kendi inanç sistemini benimsemeleri için fertlere baskı yapmaz. Sadece fertleri, fıtratı yozlaştıran ve seçme özgürlüğünü sınırlandıran bozguncu etkenlerden kurtarmak için düzenlere ve rejimlere saldırır.
DEVAM..
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
_Sana savaş ganimetlerinin bölüşümü hakkında soru sorarlar. De ki; ganimetler hakkında hüküm verme yetkisi Allah'a ve Peygamber'e aittir. Buna göre eğer mümin iseniz, Allah’tan korkunuz, ilişkilerinizi düzeltiniz, Allah'a ve Peygamber'e itaat ediniz.1
Müminler ancak öyle kimselerdir ki, Allah anıldığında kalpleri ürperir, yanlarında Allah'ın ayetleri okunduğu zaman bu ayetler imanlarını arttırır ve sadece Rablerine tevekkül ederler.2
Onlar namazlarını dosdoğru kılan ve kendilerine rızk olarak verdiğimizden (Allah yolunda) harcayan kimselerdir.3
işte onlar gerçek müminlerdir.Onlar için rableri katında nice dereceler,bağışlanma vetükenmez bir rızık vardır4
...İnsan, Bedir savaşına katılan Müslümanların ganimetler hakkında konuştuklarını görünce dehşete kapılıyor.
Oysa onlar, ya herkesten önce Müslüman olmuş, her şeylerini geride bırakıp inançları uğruna Allah'a hicret etmiş, şu dünya hayatının hiçbir nimetine aldırış etmemiş Muhacirlerdir, ya da muhacirleri barındıran, yurtlarını ve mallarını onlarla paylaşan ve su dünya nimetlerinin hiçbirinde cimrilik göstermeyen Ensar'dır...
Ganimetler aynı zamanda savaş alanında güzel bir imtihanla ilişkilidir. Güzel imtihana bir örnek oluşturmaktadırlar. O gün için insanlar müşrikleri yenip gönüllerini serinlettikleri ilk büyük olayda, Resulullah'ın ve yüce Allah'ın şahitliğine ihtiyaçları vardı. Bu arzu içlerini doldurmuş ve ganimetler konusunda konuşanların unuttuğu başka bir havaya sokmuştu. Nitekim yüce Allah onlara hatırlatmış ve onları kendisine yönelmiştir. Aralarındaki ilişkilerde hoşgörünün egemen olması bilinç açısından gönüllerinin ıslahı için bir zorunluluktu.
Nitekim bunun Ubade b. Samit'in de belirttiği gibi, farkına varmışlardı. Ubade: "Bu ayet ganimetler konusunda görüş ayrılığına düştüğümüzde biz, Bedir savaşına katılanlar hakkında indi. O zaman çok kötü davranmıştık. Bunun üzerine yüce Allah ganimetleri elimizden alıp, peygamberine verdi" demiştir.
Ganimet:
Daru'l-Harbde yaşayan gayr-i Müslim (kâfir)lerle yapılan savaş esnasında veya savaşan iki ordunun karşılaşmaları sırasında gazilerin kuvveti ile düşmandan alınan mal. Enfâl olarak ta anılır. Kuran’ın sekizinci suresine, ganimetlerden bahsettiği için "el-Enfâl Sûresi" denilmiştir. Düşmandan harbetmeksizin alınan ganimete de "fey" denir. Şamil
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
Tevekkül:
Tevekkül; müslümanın, yapacağı işlerde tüm zahiri sebeplere sarılması, alınması gereken tedbirleri alması, çalışıp çabalaması, ama gönlünü bunlara bağlamayıp sadece Allah'a dayanmasıdır.
Tevekkül, müslümanların kadere olan inançlarının bir sonucudur. Tevekkül eden kimse, Allah'a kayıtsız şartsız teslim olmuş, kaderine razı kimsedir. Fakat, nasıl kadere inanmak tembel tembel oturmayı, her şeyden el etek çekmeyi gerektirmiyorsa, tevekkül de tembellik ve miskinliği gerektirmez. Gerçek mütevekkil çalışmadan kazanmayacağını, ekmeden biçilemeyeceğini, amelsiz Cennet'e girilemeyeceğini, ihlâsla ibadet ve taatta bulunmadan Allah'ın rızasına kavuşulamayacağını bilir. Şamil
Bedir gazvesinin ardından ashab-ı kiramın aralarında ganimetleri paylaşma konusunda beliren ihtilaf birinci ayetin konusudur. Her konuda olduğu gibi, ganimet konusunda da söz Allah’ın ve Peygamberi’nindir. Ashab-ı kiram, Bedir’den sonra aralarında ihtilafa düştülerse de, bu ayetin inmesi ile beraber toparlandılar. Allah’ın hükmüne teslim oldular.
İslam ümmetinin kalitesi ve kimliğini koruyabilmesi bu ayetlerde şu üç esasa bağlanmaktadır:
- Takva
- İlişkilerin düzeltilmesi
- Allah’a ve Resûlüne itaat
“Eğer mümin iseniz,
Müminler ancak öyle kimselerdir ki…”
Bu ayetlere göre gerçek müminlerin vasıfları:
1- Allah’tan tam bir korku ile korkma.
2- Kur’an tilaveti ile imanın pekişmesi.
3- Sadece Allah’a tevekkül.
4- Namazı eda etme.
5- Allah Yolunda harcama.
“Ayetin indiriliş sebebine ilişkin yer alan rivayetler arasında Sa'd b. Malik'in sözleri enteresandır. Sa'd ganimetlerin mülkiyetini Peygamberimize veren, onlar üzerinde Peygamberimize dilediği gibi tasarruf yetkisini tanıyan ayetin indirilişinden önce Peygamberimizden -salât ve selâm üzerine olsun- bir kılıcı kendisine ganimet olarak vermesini istemişti. Peygamberimiz de, "Bu kılıç ne senin, ne de benimdir, bırak onu" demişti. Sa'd kılıcı bırakıp geri döndükten sonra tekrar çağırıldığında, yüce Allah'ın kendisi hakkında bir ayet indirmiş olabileceğini düşünmüştü. "Herhalde yüce Allah hakkımda bir ayet indirdi" diye düşündüğünü söylemişti. Peygamberimiz, "Benden kılıcı istediğin zaman bana ait değildi. Ama şimdi bana bahşedildi. O senindir" demişti.
İşte bu şekilde onlar Rableriyle birlikte yaşıyorlardı. Kendilerine inen bu Kuran’la bu şekilde yaşıyorlardı. Bu dehşet verici bir olaydır. Ve bu insanlık hayatında yaşanmış olağanüstü, göz kamaştırıcı bir dönemdir. Kuran’dan bu şekilde tat almaları da bu yüzdendi. Doğrudan doğruya Kuran’ın direktifleri ışığında pratik bir hayat sürdürmeleri de özel zevkle iç içeliklerini gittikçe arttırıyordu.
…Bu düşüncenin özellikle, cahiliye tarafından istila edilen ve cahiliyenin iğrenç ve pis boyasıyla boyanan realite dünyasında bu dini yeniden inşa etmek için harekete geçen mü'min kitlenin gönlünde yer etmesi kaçınılmazdır.”
devam...
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
İlk Müslüman kitleye, imanın bir gerçeğinin bulunduğu ve insanın bu gerçeği içinde bulması gerektiği öğretiliyordu.
İmanın iddia olmadığı, dilde söylenen kelimelerden ibaret olmadığı, ayrıca temenniyle gerçekleşemeyeceği öğretiliyordu. Hafız Taberanî Haris b. Malik el-Ensarî'den şöyle rivayet etmiştir:
Haris bir gün peygamberimizin yanına vardığında peygamberimiz,
`Nasıl sabahladın ya Haris' der.
`Gerçek bir mü'min olarak sabahladım' diye cevap verir. O zaman Peygamberimiz,
`Ne dediğinin farkında mısın? Kuşkusuz her şeyin bir gerçeği vardır. Peki, senin imanının gerçeği nedir?' diye sorar. Haris,
`Kendimi dünyadan çekip kurtardım,
geceyi uyanık geçirdim,
gündüzümü susuz geçirdim.
Sanki Rabbimin arşını seyrediyorum.
Cennet ehlinin birbirlerini ziyaret edişlerini, cehennem ehlinin çekişmelerini görür gibi oluyorum' diye cevap verir. Peygamberimiz üç defa
`Ey Haris, bilmişsin, bu durumunu sürdür' der.
(Ganimetlerin bölüşümü sırasında karşılaştığın bu hoşnutsuzluk) tıpkı mü'minlerin bir kesimi istemediği halde Rabbinin seni hak uğruna savaşmak için evinden çıkarmasına benzer.5
Sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, gerçek ortaya çıktıktan sonra bile seninle tartışıyorlardı.6
Allah, iki gruptan birinin hakkından geleceğinizi vadettiği zaman, siz güçsüz olan grubun size düşmesini istediniz. Oysa Allah sözleri aracılığı ile gerçeği yüceltmeyi ve kâfirlerin kökünü kazımayı, soylarını kurutmayı istiyordu.7
Amaç, mücrimlerin hoşuna gitmese de hakkı yüceltmek ve batılı ortadan kaldırmaktı.8
Hani siz Rabbinizden yardım istediğinizde Allah bu çağrınıza 'Ben size ardı ardına gelecek bin kişilik bir melek ordusu ile yardım edeceğim' diye cevap verdi.9
Allah sadece müjde olsun ve kalpleriniz güven bulsun diye size bu yardımı yaptı. Zaten yardım, zafer doğrudan doğruya Allah katındandır. Hiç kuşkusuz Allah azizdir ve hakîmdir.10
Hani Allah, korkunuzu gidermek için sizi hafif bir uykuya daldırmıştı. Ayrıca sizi temizlemek, şeytanın vesvesesinden arındırmak, kalplerinizi pekiştirip kaynaştırmak ve ayaklarınızın yere sağlam basmasını sağlamak için size gökten su indirdi.11
Hani Rabbin meleklere ‘Ben sizinle beraberim, müminleri yüreklendirin, ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım, vurun boyunlarını, indirin darbelerinizi parmaklarına.’ diye vahyetti.12
Şundan dolayı ki, onlar Allah'a ve Peygamber'e karşı çıktılar. Kim Allah'a ve Peygamber'e karşı çıkarsa bilsin ki, Allah'ın azabı ağırdır.13
İşte size Allah'ın azabı, tadınız onu. Ayrıca kâfirler için cehennem azabı da vardır.14
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
Peygamber aleyhisselam ve ashabı bir hesap yaptılar, o hesaba göre de yola çıktılar. Allah’ın hesabı ise daha başkaydı. Onlar müşriklerin kervanını ele geçirip, Mekke’de kalan mallarının karşılığına el koyacaklardı. Çok rahat ve masrafsız bir sonuç hesaplanmıştı. Allah’ın tecelli eden kaderinde ise, her sahabenin üç müşrikle savaşıp ganimetine el koyacakları bir hesap vardı. Biri dikensiz diğeri de baştan ayağa dikenliydi.
Medine’den yüz elli km. uzakta olmaları, çoğunlukla yaya bir yolculuk yapmaları, çıkarken ciddi bir savaş hazırlığı yapmamış olmaları, Ramazan ayında ve oruçlu olmaları imtihan içinde imtihan anlamına geliyordu. Ölüm uzakta veya yakında değil boyunlarına asılı duruyordu.
Her şeye rağmen Allah’a ve peygamberine güvenlerini sarsmadılar. Peygamber aleyhisselamı en zor günlerinden birinde desteksiz ve ortada bırakmadılar. Onlar Bedir’de büyük bir ders gördüler, gördükleri ders de kıyamete kadar bütün iman edenlere büyük bir miras olarak kaldı. Bedir imanın ne olduğunu gösteren iyi bir dersti.
1- Bedir büyük imtihandı; ama imtihana tabi tutulanlar sadakatlerini gösterince Allah’ın nimetleri ile karşılaştılar: - Savaşın öncesinde müminlere –olayın bütün ürkütücülüğüne rağmen- derin bir uyku verdi. Etraflarını kuşatan ölüme rağmen uyudular. Uyanınca da moralleri yerinde ve dinç olarak savaş saflarına geçtiler. Karşı cephedeki müşrikler ise, kendi aralarında sürtüşerek ve stresli bir geceden sonra savaş meydanına çıktılar. (Enfal, 11)
- O gece tatlı bir yağmur yağdı. Kumlu arazide, kumun kayganlığı kayboldu. Yağmurun rahmet olduğunu gözleri ile gördüler. Su ihtiyaçlarını giderdiler. (Enfal,11)
- Peygamberinin ve ashabının gözünde müşrikleri küçülttü. Bin kişi oldukları halde 70 veya 100 kişi kadar gördüler onları. (Enfal,42) Aynı şekilde müşriklerin gözünde de Müslümanları az gösterdi, ki daha ağır bir savaş hazırlığı yapmasınlar. ( Enfal,44) Ancak savaş kızışınca müşrikler, müminleri kat kat fazla görmeye başladılar ve korkuları arttı. (Ali İmran, 13- Enfal,12)
- Hem Peygamber aleyhisselamın hem de ashabın dualarını kabul edip, melekleri ile onlara yardım etti. Melekler ashabla kol kola verip şirkle savaştı. (Enfal,9)
2- Bedir Savaşı başlamadan önce mübareze yapıldı. Mübareze, ortaya çıkan bir kişiye karşılık bir kişinin çıkıp bireysel savaş yapmasıdır. Müşrikler üç pehlivanını çıkarıp, karşılarına çıkacak adam istediklerinde Peygamber aleyhisselam efendimiz: “Kalk Hamza! Kalk Ali! Kalk Ubeyde!” diyerek üç kişiyi çıkarmıştır. Bu üç kişiden Hamza, öz amcası ve en güçlü destekçilerinden biridir. Ali de amcasının oğlu ve kızının kocasıdır. Ubeyde de amcasının oğludur. Peygamber aleyhisselam efendimiz üç yüz kişinin içinde en yakın akrabalarını üç keskin kılıcın altına sürerek, evlerinden ümmeti idare etmeye kalkan, fedakârlığı başkalarından bekleyen, kendi çocuklarına ve yakınlarına sadece imkânlardan veren; ama cefa çektirmeyenlere önemli bir ders vermiştir. Bedirdeki zafer de bu ihlâsın üzerine kurulmuştur.
3- Bedir gazvesinin en önemli sonuçlarından biri, şirkin başı Ebu Cehil’in öldürülmesidir. Gerçi Ebu Cehil’in yerine başkası geçmiştir; ama hiç kimse Ebu Cehil olamamıştır.
4- Bedir’in Allah’ın yardımı ile zafere dönüşmesi, Medine’deki Yahudilerin bakışlarını değiştirmiş, anladıkları iki dil olan savaş ve paranın birini Peygamber aleyhisselamın elinde görmeleri yeni taktikler hazırlamalarına neden oldu. Gerçek kimliklerini daha açık dille ifade ettiler.
5- Allah Teala peygamberi için bile harikalar yaratmadan önce sebeplere tevessül etmesini, başka bir ifade ile üzerine düşeni yapmasını istemiştir. Kervanın güzergâhı ve diğer bilgiler vahiyle değil, istihbaratla öğrenildi. Ashabı kiramla gerekli istişareler yapılıp, fikirlerinden yararlanıldı.
6- Bedir… Sahabi… Cihad… Şehadet…
Savaşın ardından müşriklerin bıraktığı ganimetler ortaya çıkınca ihtilaf belirdi. Şöyle olsun böyle olsun denildi. Asıl zor imtihan başladı. Nihayet Allah ayetlerini indirip ne yapacaklarını söyleyince teslim oldular ve ikinci defa kazandılar. Hem ganimetleri kazandılar hem de Allah’ın rızasını.
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
“Sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, gerçek ortaya çıktıktan sonra bile seninle tartışıyorlardı.”6
“Kuşkusuz bu, tehlike karşısında insan ruhunun karakteristik özelliğini ortaya çıkaran bir durumdur. Burada kalben inanılmış olmasına karşın realiteyle karşı karşıya kalmanın etkisi belirginleşmektedir. Realite karşısında inancın gereklerini değerlendirirken Kur'an'ın çizdiği bu tabloyu göz önünde bulundurmalı, insan ruhunun gücünü ve pratikle karşılaşırken tereddüt geçireceğini unutmamalıyız. Dolayısıyla kalbin inancı tamamıyla benimsenmiş olmasına rağmen gerek kendimizin, gerekse bir insanın tehlike karşısında sarsıntı geçirdiğini gördüğümüzde karamsarlığa kapılmamalıyız. Bu kişinin bundan sonra dirençli olması, yoluna devam etmesi, tehlikeye pratik olarak karşı koyması ve bu ilk sarsıntıyı yenmiş olması yeterlidir.”
“Amaç, mücrimlerin hoşuna gitmese de hakkı yüceltmek ve batılı ortadan kaldırmaktı.”.8
Hak aslında haktır. Ancak yaşanan hayatın içinde elle tutulur, gözle görülür olduğu zaman hakka uygun bir mevkide olmuş olur. Batıl her ne kadar değersiz ve yok olmaya mahkûm ise de, hak tarafından imha edilmedikçe hakmış gibi durur ve aldatır. Buna göre batılın hakkın yolundan çekilmesini sağlamak, hak adına yapılacak en önemli görevdir.
“Evet... Yüce Allah bu kitlenin bir ümmet olmasını diliyordu. Güç ve iktidar sahibi bir devlet olmasını diliyordu. Gerçek gücünü düşmanının gücüyle karşılaştırmasını, gücünün bir kısmıyla düşmanın gücüne üstün gelmesini istiyordu. Zaferin sayı, mühimmat, mal, at ve hazırlıkla gerçekleşmediğini, sadece kulların bağlılığının düzeyiyle ilişkili olduğunu öğrenmelerini istiyordu. Bütün bunların da pratik bir deneyim sonucu gerçekleşmesini, salt bir düşüncede ve kalpte yer eden soyut bir inançtan ibaret kalmamasını diliyordu. Amaç, Müslüman kitlenin geleceği bakımından bütün bu pratik deneyimlerle hazırlıklı olmasını, her zaman ve her yerdeki tüm Müslüman toplumların, kendileri sayıca az, düşmanları çok da olsa, kendileri maddi güç bakımından güçlü de olsa, her zaman düşmanlarına, rakiplerine galip geleceklerine inanmalarını sağlamaktır. Çünkü iman ve küfrün güçleri arasındaki kesin savaşın dışında bu gerçek bu denli sağlam bir şekilde yer edemez gönüllerde.
Bugün yarın bu olaya bakan her kişi, o gün Müslüman kitlenin kendisi için istediği sonuçla yüce Allah'ın onlar için istediği sonuç arasındaki büyük uçurumu, onların hayır sandıkları şeyle yüce Allah'ın onlar için hayır olarak takdir ettiği şey arasındaki farkı görecektir…
Müslüman kitlenin kendisi için istediği nerede, yüce Allah'ın onlar için dilediği nerede?.. Şayet güçsüz olan grupla karşılaşacak olsalardı, bir ganimet alma hikâyesi olarak kalacaktı bu olay. Bir kervana saldırıp onu ganimet alan bir kavmin olayı olarak bilinecekti Bedir savaşı. Fakat Bedir savaşı, bir inanç olarak yer alır tarihte. Hakla batıl arasındaki kesin zaferin ve ayrılığın olayı... Hakkın sayısal bakımdan azınlık olmasına, hazırlık ve donatım açısından yetersiz olmasına rağmen, her türlü silah ve mühimmatla donatılmış düşmanlarına galip gelmesinin hikâyesi... Allah'a bağlanan ve kişisel zaaflardan kurtulan gönüllerin kazandığı zafer... Hatta aralarında savaşmak istemeyen kimselerin de bulunduğu bir avuç gönülün kazandığı zaferin olayı olarak tarihte yer alır Bedir savaşı.
Dikkat edin, meydana geldiği koşullar itibariyle Bedir savaşı insanlık tarihinde bir örnektir... Dikkat edin Bedir savaşı, her zaman ve mekânda tüm nesillerin okuduğu açık bir kitaptır. Bu kitabın anlamı değişmediği gibi, mahiyeti de değişmez. Bedir Allah'ın ayetlerinden bir ayettir. Yarattıkları için yürürlüğe koyduğu kanunlardan bir kanundur. Yer-gök durdukça bu kanun yürürlükte kalacaktır. Cahiliye tarafından istila edildikten sonra tekrar yeryüzüne islâmı egemen kılmak için cihad hareketine girişen bugünkü Müslüman kitle, belirlediği kesin değerler ve ortaya çıkardığı insanların kendileri için istediği ile Allah'ın onlar için istediğinin arasındaki korkunç farkla birlikte Bedir savaşı üzerinde uzun uzadıya durmalıdır.” S.Kutub
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”