aklıma bir anda pek çoğu geldi ama,
aralarında tek olanı yazayım:
İbrahimi yakmayan ateş.
ateş yakar, diken acıtır, soğuk dondurur, bıçak keser..
sebepler dairesinde varlık, vazifesine itaatkardır..
fakat sebeplerin üzerinde sebeplerin hakimi olan Zat..
Müsebbibül Esbab!
"Ey ateş! Serin ve selametli ol!" emri..
sebeplerin hakimini bilmekten geçti..
"Ya Rabbi sen benim vekilimsin" niyazı ile cem etti..
yakar diye bildiğimiz ateş yakmadı..
aleme bak, seyreyle..
"o bir peygamberdi" deme..
zira.. ateş misal yaz sıcağında herşey kururken.. ağaçların havaya uzanmış dalları hem de elleri kolları dolu bir vaziyette aynı bu emri tekrar ettirirler yemyeşil ve hayattar yaprakları ile..
ve Musa'nın asası.. taşları şak edip ikiye ayırırken..
otların o ipek gibi yumuşak damar ve kökleri, sert olan taşı ve toprağı delip geçmesi..
bir başka emri akla getirir:
" Asanı taşa vur dedik!"
velhasıl Müsebbibül Esbab bilinir ise..
diken delmez.. ateş yakmaz.. bıçak kesmez!
-----------
ben bundan anlarım ki, insana müteveccih "rahmetin" cilvesidir tüm bu seramoni..
ağacın meyvesine müteveccih eden.. tüm kainatı insana müteveccih eden..
açıkça rahmettir..
kâinattaki tüm mevcudatı hikmet dairesinde insanın etrafında toplayıp, bütün ihtiyaçlarına mükemmel bir intizam ve inâyetle koşturmak..
bunun için ya kâinatın herbir nev’i, kendi kendine insanı tanıyor,
ona itaat ediyor, yardımına koşuyor—bu ise yüz derece akıldan uzak olduğu gibi,bir çok imkansızlığı içinde derc eder;
insan gibi bir acizde en kuvvetli bir sultanın kudreti bulunmak lâzım geliyor.
Veyahut bu kâinatın perdesi arkasında
bir Kadîr-i Mutlakın ilmiyle bu muavenet oluyor.
Demek, kâinatın envâı, insanı tanıyor değil;
belki insanı bilen ve tanıyan, merhamet eden bir Zâtın tanımasının ve bilmesinin delilleridir.
Hiç mümkün müdür ki, bütün mahlûkatı sana müteveccihen muavenet ellerini uzattıran ve senin ihtiyaçlarına lebbeyk dedirten Zât-ı Zülcelâl seni bilmesin, tanımasın, görmesin?
Madem seni biliyor, rahmetiyle bildiğini bildiriyor.
Sen de Onu bil, hürmetle bildiğini bildir.
Ve kat’iyen anla ki, senin gibi zayıf, âciz, fakir , fâni, küçük bir mahlûka
koca kâinatı musahhar etmek ve onun imdadına göndermek,
elbette hikmet ve inâyet ve ilim ve kudreti tazammun eden rahmetin hakikatidir.
Elbette böyle bir rahmet,
senden küllî ve hâlis bir şükür
ve ciddî ve sâfî bir hürmet ister.
her şeyi bilen, her şeyin üzerinde kudreti hakim olan Zat..
seni de bilir..
ona müteveccih olunduğu vakt.. herşeyi sana müteveccih eder..
ihtiyacın nisbetinde.
O'nun adetine aykırı olsa bile..
hikmetinin önüne kimi zaman kudretini geçiriverir de..
seni yakan yandıran.. her şeyi emrine musahhar eder..
yakanlar yakmaz olur! |