| hafakan sardı derunumu, ölmek vakti değil mi? Hafakan sardı derunumu.. delirmezsem.. çıldırmazsam.. felahı yok halimin.
Islıklıyorum.. "Gönül" ü.. hırsım geçmiyor.. yankı yapıyor boşluğun mahallesinde .. kendi kendime sayıklamalarım bile düşürmüyor (düşürmesin) beynimin ateşini!! Üstümü başımı parçalasam.. tepemdeki mustatil cinnet sönse..
Âkılım ya! Onu da almıyor havsalam! Kafesinde dönen aslan gibi dönüyorum Mahmud Efendi sokaklarında! Biri çıksa.. bir kelam etse.. Ahhhhh! O zaman öfkem kan kusacak.. çıkmıyor inadına..
Süleymaniye! Gördüğüm, seherinde yanan minarelerin.. ateşten kızıl bir kor! Birazdan düşerim kapılarına.. Debbahın kolları arasında kaldım sanki! Kurbanın olayım çöz beni.. Al beni sükutuna!
De bana! Ziyan olmuş bir ömrün bakiyesinde ne var? Ne var sokak duvarlarında sözüm ona destanlaşan aşkların..
Bit pazarında liyakati kesb etmiş.. üç otuza değer biçilen sevdaların! Bakıyorum.. bahçende medfun sultanlarına! Hangi devrin mecnunları.. köle olmuş huzurunda.. arşı titreten naraları.. gönlü titreten bercesteleri.. tarihi baştan yazan sevdaları.. De bana! Ben mi acizim.. onlar mı? Her taşında nakşolunmuş hissiyat.. bir kükreyiş değil mi? Bir çılgınlık nöbeti..?
Şirpençeler saldın ten kafesinde ruhuma!
Ruhum ki.. hüzzam makamıyla yalnızlaşan..
Ruhum ki.. erguvani nöbetlerde ağırlaşan..
Ruhum ki.. imbik imbik kanar lebaleb hüzün..
Ruhum ki muska gibi takmış tenime yaşını gözümün..
Şimdi de bana! -Ölmek vakti değil mi?-
leys |