Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 71 (19 Kayıtlı ve 52 Misafir) bulunmaktadır.
İnsanlara bugüne kadar algılayanın beyin olduğu öğretilmiştir. Oysa beyni analiz ettiğimizde karşımıza, diğer canlı organlarda da bulunan protein ve yağ molekullerinden daha farklı bir malzeme çıkmaz. Yani beyin dediğimiz ışık ve sesten yoksun et parçasında, göruntuleri seyrederek yorumlayacak, bilinci oluşturacak, kısacası "ben" dedigimiz şeyi yaratabilecek bir şey yoktur.Bu noktada karşımıza çıkan gerçek açıktır: Gören, işiten ve hisseden varlık, madde ötesinde bir varlıktır. Bu varlık "canlı"dır ve ne
madde, ne de görüntüdür. Bu varlık vücut görüntümüzü kullanarak önundeki algılarla muhatap olur.İşte bu varlik "ruh"tur. Allah Kuran'da şöyle bildirir:
Sana ruh'tan sorarlar; de ki: "Ruh, Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnizca az bir sey verilmiştir." (İsra Suresi, 85)
Muhatap oldugumuz dunya,gerçekte ruhumuzun gördüğü algılar ise,o halde bu algiların kaynağı nedir?
Bu soruya cevap verirken dikkat edilmesi gereken gerçek şudur; biz maddeyi sadece hayalimizde göruruz, dışarıdaki aslı ile hiçbir zaman muhatap olamayız. Madde bizim için bir algı olduğuna göre, "yapay" bir şeydir. Yani bu algının bir başka güç tarafından yapılması, daha açık bir ifadeyle yaratılması gerekir. İçinde yaşadığımız maddesel evreni yaratan ve sürekli yaratmaya devam eden üstün bir Yaratıcı
vardır. Nitekim o Yaratıcı, bize indirdiği kitap yoluyla Kendisi'ni,evreni ve bizim neden var olduğumuzu anlatır. O Yaratıcı Allah,kitabının ismi ise Kuran'dır.Göklerin ve yerin, sabit ve kararlı olmadığı,Allah'ın yaratmasiyla
varlık buldukları ve O yaratmayı durdurduğunda yok olacaklari bir ayette şöyle ifade edilir:
Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval bulurlar diye (her an kudreti altında) tutuyor. Andolsun, eğer zeval bulacak olurlarsa, Kendisi'nden sonra artık kimse onları tutamaz. Doğrusu O, Halim'dir,
bağışlayandır. (Fatır Suresi, 41)
Allah'ın her şeyi sarıp kuşatması, bize şah damarimizdan yakın olması nasıl oluyor?
Maddesel varlıklar Allah'ı göremezler, ama Allah, Kendi yarattığı maddeyi her şekliyle görur. Yani biz Allah'ın varlığını gözlerimizle algılayamayız. Ama Allah bizim içimizi, dışımızı, bakışlarımızı,
düşüncelerimizi tam olarak kuşatmıştır. O'nun bilgisi dışında, tek bir söz söyleyemeyiz, hatta tek bir nefes dahi alamayız.Dış dünya sandığımız algıları seyrederken, yani hayatımızı sürerken de bize en yakın olan varlık, Allah'ın Kendisidir. Kuran'da yer alan "Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız." ayetinin sırrı da bu gerçekte gizlidir. (Kaf Suresi, 16) Bir insan kendi bedeninin "madde"den oluştuğunu zannettiginde bu önemli gerçeği kavrayamaz. Çünkü "kendi" zannettiği yer beyniyse, dışarısı olarak kabul ettiği yer kendisine 20-30 cm gibi belirli bir uzaklıkta olur. Ama madde diye bildiği her şeyin zihnindeki algılar olduğunu kavradığında, artık dışarısı, içerisi, uzak, yakın gibi kavramlar anlamsızlaşır. Allah kendisini çepeçevre kuşatmıştır ve ona "sonsuz yakın"dır.
__________________ * “Tasavvuf, vakti, en değerli olan şeye sarfetmektir."
* "Tasavvuf, herkesin yükünü çekmek ve kimseye kendi yükünü çektirmemektir."
* "Tasavvuftan maksat, kendini zorlamadan her an Allahü teâlâyı hatırlamaktır."
* "İnsanın kıymeti; idrâkinin, bu yolun büyüklerinin hakikatlerini anladığı kadardır."
* "Belâlara sabretmek hatta şükretmek gerekir. Çünkü, Allahü teâlânın birbirinden acı belâları vardır."
"Ruh, Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnizca az bir sey verilmiştir." (İsra Suresi, 85)
az verilen ilimle ancak bu kadarını idrak edebiliyoruz daha fazlasını görebilmeyi nasip etsin Rabbim hepimize...
__________________ KALBİN AĞLASADA GÜLÜMSE İNADINA SEN YETER Kİ HEP ÜMİT ET HAYAT DÖNER SANA...
__________________ * “Tasavvuf, vakti, en değerli olan şeye sarfetmektir."
* "Tasavvuf, herkesin yükünü çekmek ve kimseye kendi yükünü çektirmemektir."
* "Tasavvuftan maksat, kendini zorlamadan her an Allahü teâlâyı hatırlamaktır."
* "İnsanın kıymeti; idrâkinin, bu yolun büyüklerinin hakikatlerini anladığı kadardır."
* "Belâlara sabretmek hatta şükretmek gerekir. Çünkü, Allahü teâlânın birbirinden acı belâları vardır."
Çoğu zaman, derin derin kafa yorduğum birşeydir bu..
Beynin işleyişi akıl almaz.. Sanki imkansız..
Mesela gözümüzle resim olarak algıladığımız nesnelerin beyne aktarılışı..
Kulağa gelen titreşimlerin, beyinde mantıklı bir yer bulması ve tanımlanması, anlaşılması..
Normal konuşurken, bu kadar çabuk kelimelerin ağızdan dökülüşü ve
hangi kelimeleri kullanacağımızı düşünmek için hiç zaman harcamamız..
İnanılır gibi değil..
"ALLAHU EKBER" diye bağırası geliyor insanın...
senden de Allah razı olsun kardeşim....
gelmez mi kardeşim....
tüm kainata haykırmak lazım..............
__________________ * “Tasavvuf, vakti, en değerli olan şeye sarfetmektir."
* "Tasavvuf, herkesin yükünü çekmek ve kimseye kendi yükünü çektirmemektir."
* "Tasavvuftan maksat, kendini zorlamadan her an Allahü teâlâyı hatırlamaktır."
* "İnsanın kıymeti; idrâkinin, bu yolun büyüklerinin hakikatlerini anladığı kadardır."
* "Belâlara sabretmek hatta şükretmek gerekir. Çünkü, Allahü teâlânın birbirinden acı belâları vardır."