|  |
| | محمد ديار بكري
Üyelik tarihi: 20.08.2007
Mesajlar: 1.792
Yarışma Puanı: 290 Teşekkür etti: 4.000
Teşekkür aldı: 1.635 konuda 6.547 kere
| Dört Mezhebden Birine Taklid Vacib Dört Mezhebden Birine Taklid Vacib
Birinden Diğerine Geçiş Caizdir Asrı saadette ashabdan her biri,Râsulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den işitmiş olduğu Kur’an ve hadisle hükmederdi.Kendileri vahyi müşahade ettiklerinden dolayı,karşılarına çıkan herhangibir hükümle müşkül çekmezlerdi.Allah’ın Rasûlü sallallâhu aleyhi ve selem de ümmetin, ashabın arkasında gitmesini emretmiştir.Tâbiîn ve tebei tâbiîn devresinde heva ve hevesler çoğalınca,en itimadlı müctehidlerin arkasında gitmenin vacib olduğu hakkında, Ehli Sünnet müctehidleri ittifak ettiler.Müctehidlerin bazılarının mezhebleri tedvîn edilmiştir; bazılarının mezhebi tedvîn edilmedi.Tedvîn edilen mezhebler, sened ile zamanımıza ulaşan dört mezhebdir.Ehli Sünnet velCemaatin ittifakıyla dört mezhebden biriyle amel etmek vacibdir.
İmam Ebû Hanîfe Hicri 80’de doğup 150’de; İmam Mâlik 93’te doğup 179’da; İmam Şafiî 150’de doğup 204’te; İmam Ahmed bin Hanbel 164’de doğup 241’de vefat etmişlerdir.Bunlardan sonra İmam Suyûtî’den naklen İmam Şar’ânî’nin Mîzân-ul-Kübrâ adlı eserinde tesbit ettiği üzere, Muhammed bin Cerîr et-Tabarî’den başka müstakil ictihada dava eden olmamıştır.Fakat kendisi de gayesine ulaşamamış ve maalesef mezhebi tedvîn edilmemiştir.Bu dört imamın mezhebleri ulemâ tarafından tedvîn edilmiş; ve zamanımıza kadar mütevâtir sahih senedlerle gelmiştir.Onun için,dört mezhebden birine taklid etmek vacibdir denilmiştir.
Aslında İmam el-Leys bin Sa’d, İmam Süfyan Servî,İmam İshak bin Râhuveyh, İmam
Muhammed bin Cerîr Taberî, İmam Süfyan bin Uyeyne, İmam Abdurrahman bin Ömer el-Evzâi gibi mezheb sahibi olan imamlar da olmuştur. Ancak bunların mezhebleri, dört mezheb kitabları içinde naklolunmuş; müstakil olarak nakledilmemiştir. Onun için dört mezhebden birine taklid vacibdir dedik.Nitekim Şerh-u Muhtasar-ı İbn-il-Hâcib’de Adud-ul Milleti vedDîn diyor ki: << Müstakil ictihad mertebesine ulaşmayan kimsenin, âlim olsun avam olsun, müstakil olan müctehidlere taklid etmesi vacibdir.Bunda naklî delilimiz ‘’ … Eğer bilmiyorsanız,ehli ilimden sorun.’’ mealindeki ayet-i kerîmedir.Aklî delilimiz de: a]Ulemâdan soru sormanın illeti,bilmemektir yani cehalettir.İllete bağlı olan emr, illetin tekrarıyla tekerrür eder. Binaenaleyh müstakil ictihad rütbesine ulaşmayanın, âlim olsa dahi taklîdi vacibdir. b]Müstakil müctehidler gibi,delilleri izah etmeksizin meselelerde fetva vermek, Asrı saadetten zamanımıza kadar devam edegelmiştir.Tabiî ki bu takliddir. Ve taklid üzerine icmâ’ bağlanmıştır.>>
Muhaşşîsi Allâme Teftezâni diyor ki: << Her ne kadar ittibâın vücûbu üzerine hüküm ikâme edilse de, müctehid olmayan avamın, müctehidin sözüyle tutunmasının vacib olduğunu demek istiyor.Aksi takdirde taklîdin tarifinde bu sûretle hata veyahud cehle mebnî mücerred taklid kasdedilmemiştir.>> Muşârun ileyh, taklîdin ilim olmadığı ve hata olduğunu söyleyenleri reddetmek için bunu söyledi.
İtikada Ebu-l-Hasan el-Eş’arî ve Ebû Mansûr el-Mâtûrîdî, imam olarak kabul edilmişlerdir.Nitekim Ebu-l-Kâsım Muhammed el-CÜneyd Bağdâdî gibi zevat da, tasavvufta imam kabul edilmişlerdir: Binaenaleyh (amelde) bunlardan birine taklid etmek vacibdir.
Ehli Sünnet velCemaat,anlaşılan lafızla bunu hikaye ettiler.
Her insan mutlak ictihad mertebesine güç bulamayınca,ashabdan sonra ümmetin en büyükleri olan dört âlimden birine taklid vacibdir.Cumhûr-u ehli hadis,fukaha ve ehli usûlün mezhebi de budur.Bunlar ‘’…Eğer bilmiyorsanız, ehli ilimden sorun.’’ Mealindeki El-Enbiyâ sûresinin 7’nci ayetiyle istidlal ettiler.Ehli zikirden maksadın, müctehid-i kiram olduğunu; ve müctehid-i kiramların arkasına gitmenin vacib olduğu bilicmâ’ tasrih ettiler.
İşte mezhebsizlik fikrine kayanların hesabına bu gelmiyor.Bunlar kendilerini o büyüklere kıyas ederek, iki taifeye ayrıldılar: Bir kısmı büsbütün mezhebleri reddederek bunların ictihadlarının beşerî fikir olduğunu,her beşerî fikrin de ayet ve hadislerle merdud olduğunu ileri sürerler. İkinci bir kısım: ‘’ Şafiî, Hanefî, Mâlikî, ayet ve hadislerden hüküm aldıkları gibi biz dahi buna güç buluruz; hüküm çıkarırız; ve onların arkasına gitmeye mecbur değiliz.’’ dediler. Bu iki fikir de bâtıldır.Çünkü mutlak ictihad, hemen hemen dördüncü asrın başında kesilmiştir.Bu hususta Şeyh Zâhid Kevserî, bu iki görüşe sapanların reddiyesi olarak, el-Lâmezhebiyye Kantarat-ul-Lâdîniyye = Mezhebsizlik Dinsizliğin Kantarıdır adlı eseri yazmıştır. Eserin ismi, mezhebsizliğin ne olduğunu beyan etmektedir.Ayrıca Profesör Ramazan Botî, el-Lâmezhebiyye adlı bir risâle yazmıştır.
Galiba mezhebsizler,ictihadın ne manada olduğunu bilememişler..
İctihad Arab lugatında,zorluğa katlanarak çok çalışmaktır.Mesela ictihede fî hamlirrihâ ‘’Değirmenin taşını kaldırmaya çalıştı’’ denilir; ictihede fî hamlinnevâti ‘’Çekirdeği kaldırmaya çalıştı’’ denilmez | 
26.11.2007, 02:32
| |
diyarbekrî isimli üye'ye teşekkür eden 6 üye:
| | | محمد ديار بكري (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 20.08.2007
Mesajlar: 1.792
Yarışma Puanı: 290 Teşekkür etti: 4.000
Teşekkür aldı: 1.635 konuda 6.547 kere
| Ehli usûlün ıstılahında ise ictihad,şer’î hükümleri bilmek için ilim talebinde var gücünü harcamaktır. Bu itibarla dediler ki: Müctehid var gücünü harcayarak ayet,hadis, icmâı ulemâya bakar ve ona göre hüküm çıkarır.
Ve onların ictihadları,ayet ve hadîse dayanmaktadır;Allah Teâlâ’nın indirdiği ayet e O’nun Rasûlü’nin hadîslerinden başkası değildir.
‘’…Eğer onu,Rasûle ve (mü’minlerden olan) emr sahiblerine (müracaatla) döndürselerdi; onlardan bazıları içinden onu (hükmü) çıkarmayı bileceklerdi…’’ (En-Nisâ’ 83)
İstinbat, lugatta; bir insanın zorluğa katlanarak alet edevatlarla kuyunun altından suyu çıkarmasıdır.Istılahta; müctehidlerin ayet ve hadîsin belâğatli olan manalarından hüküm çıkarmalarıdır. Ayet-i kerîmdeki yestenbitûnehû , bu manayı bildirmektedir. Demek İmam Şa’rânî’nin Mîzân-ul-Kübrâ adlı eserinde dediği gibi,istinbat, müctehidlerin makamıdır; ve Şâriin emriyle hükümleri çıkarmaktır.Hükmü çıkarmakta hatta etse dahi, ictihadı isabetli olur, yani doğru olur; Şâri’ onun hatasını sevaba çevirir.Binaenaleyh ictihad,dördüncü beşinci asırdan sonra çıkmış bir bid’at değildir.Bilakis ashab zamanında da mevcuddu.
Şübehsiz ashabın büyükleri, Peyagmber sallallâhu aleyhi ve sellem’in huzurunda dahi sözünden hüküm çıkarıp ictihadlarını beyan ettiklerinde, isabetli olduğu takdirde Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve selem kabul ederdi. Nitekim Müslim ve Buhârî’nin ittifakla tahric ettikleri Ebî Katâde’den gelen bir hadiste muşarûn ileyh şöyle anlatmıştır:
Bizler Huneyn muharebesinde savaştık.İki ordu karşılaşınca Müslümanlarda bir bozgunluk oldu.Derken müşriklerden bir adam gördüm ki, Müslümanlardan bir zatı alt etmişti. Hemen arkasından yanına geldim ve boynunu vurdum. Ama üzerime dönerek beni öyle bir sıktı ki,bundan ölüm kokusunu duydum.Sonra can vererek beni bıraktı.Müteakiben Ömer bin Hattab’a yetiştim:
-Bu insanlara ne oldu?dedi. Ben de:
-Allah’ın emri.. dedim.Sonra cemaat döndüler. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de oturdu ve:
‘’Bir kimse birini öldürür de onun üzerine şahidi de bulunursa, öldürülenin üzerindeki eşyası onun olur.’’ Buyurdu.Bunun üzerine ben ayağı kalkarak:
-Bana kim şahidlik edecek? Dedim.Sonra oturdum.Sonra Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem yine deminki gibi buyurdu.Ben hemen kalkarak:
Bana kim şahidlik edecek? Dedim ve oturdum.Sonra Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem o sözü üçüncü defa tekrarladı.Ben yine kalktım.Fakat Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:
‘’Sana ne oldu ya Ebâ Katâde?’’ diye sordu.Ben de kıssayı kendisine anlattım.Derken cemaatten bir adam:
-Doğru söyledi ya Rasûlallah.Bu öldürülenin üzerindeki eşyası bendedir; hakkından dolayı Ebû Katâde’yi razı ediver.. dedi.Ebû Bekr Sıddîk ise:
-Hayır vallahi.Bu olamaz.Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem,Aşşah ve Rasûlü’nun yolunda savaşan Allah arslanlarından bir arslanın hakkını vermeyerek onun eşyasını sana vermez.. dedi. Artık Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:
‘’Doğru söyledi.Bunu ona ver.’’ Buyurdu.
İşte görüldüğü gibi Ebû Bekr Sıddîk radıyallahu anh ‘’Bir kimse birini öldürür de onun üzerinde şahidi de bulunursa, öldürülenin üzerindeki eşyası onun olur.’’ Mealindeki Peygamberin sözünü işitip, ictihad edince, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘’Doğru söyledi.Bunu ona ver.’’buyurmakla onu tasdîk etmiştir.Binaenaleyh ictihad bid’at değil, Şâri’ tarafından emredilmiştir.Nitekim başka hadislerden bu da anlaşılmıştır.
Buraya işareten İbrahim Hakkı Hazretleri ıstılâhî tarif üzere şöyle dedi:
(94) Delîle müctehid evvel bakıb eyler isâbet hak
Ve sonra muhkeme bakıb hatâsın afveder Allah Müctehidin bir önceki delile bakarak hüküm etmesinden sonra,
Muhkem bir delili görüp yeniden hüküm etmesi halinde Allah Teâlâ önceki hatasını afuv eder..
Müslüm ve Buhârî’nin de tahric ettikleri Amr bin As’tan gelen bir rivayette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
‘’Hâkim bütün gücünü harcayarak hükmettiği zaman (görüşü) hakka isabet ederse ona iki sevab vardır.Hâkim bütün gücünü harcadığı halde hüküm ettiği zaman (görüşü) hakka isabet etmezse bir sevab vardır.’’ Yani hatası afuv olur.
Müctehid ayet ve hadîsin manasını anlamak için var gücünü harcar.Sonra ayet ve hadisten hüküm çıkarır.Bir müctehidin daha muhken bir delili bulup da yeniden hükmetmesi halinde, önceki hatası afuv olduğu gibi;aynı delile bakarak birbirinin hilâfına hüküm çıkaran iki müctehidden hangisinin fikri hakka isabetli ise, o iki sevab, fikri isabet etmeyen bir sevab kazanır, yani hatası afuv olur. | 
26.11.2007, 02:37
| |
diyarbekrî isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
| | | محمد ديار بكري (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 20.08.2007
Mesajlar: 1.792
Yarışma Puanı: 290 Teşekkür etti: 4.000
Teşekkür aldı: 1.635 konuda 6.547 kere
| İmam Gazâli: <<İctihadın iki şartı vardır:Birincisi, şer’î meseleleri tamamıyla idrak etmektir.Bu takdirde müctehid, takdîmi gerekli olan ilimleri takdim, tehiri gerekli olan ilimleri tehir etmeye mecburdur. İkinci şartı, âdil olmasıdır. Adaleti engelleyen herhangibir günahtan sakınması gerekir.Bu şart,gayrın kendisine itimad etmesi içindir.Zira âdil olmayan bir kimsenin fetvası, gayrı hakkında kabul edilmez.Binaen aleyh ictihadda adalet şatı, gayrın kabul etmesi içindir.Amma birinci şart öyle değildir; yani ictihad edeceği meselede şeraitin, doğrusu ayet ve hadîsin derinliklerine müctehidin vâkıf olması gerekir.>> demiştir.
İmam Gazâli’nin bu ibaresine vâkıf olanlar, ayet ve hadîsin derinliklerine vukûfun kolay olduğunu zannederler.Halbuki iş böyle değildir.Nitekim el-Matâlib-un-Nefîse’nin şerhi Keşf-ul-Esrar’da bu husus uzun uzadı ele alınmıştır.
İmam Beğavî müctehidin beş ilimde bilgin olmasının şart olduğunu söylemiştir: a)Allah Teâlâ’nın kitabına aid olan ilimleri bilmesidir. b)Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in sünnetine,yani hadislere aid olan ilimleri bilmesidir. c)Kendisinden önceki ulemânın ittifak veya ihtilaf ettikleri meseleleri bilmesidir. d)Arabî lugata vukûfudur.Mesela sarf,nahuv,meâni ve belağat gibi ilimleri bilmesidir. e)Kıyas ilimlerini yani Kitab ve Sünnetten hükmü çıkarma usullerini bilmesidir.Binaenaleyh müctehidin.nâsih ve mensuh ilmini,mücmel ve mufassal, âmm ve has; muhkem ve müteşabih, kerahat ve tahrim yahud ibaha, nebid ve vücub yollarını bilmesi vacibdir.
Aynı zamanda bunlar hadis ilminde de şarttır.Ayrıca hadis ilminde,
sahîhi,zayıfı,müsnedi,mürseli bilmek; Sünneti Kitabla,Kitabı Sünnetle karşı karşıya getirmek de gerekir.Bunsuz ictihad imkansızdır. Bu itibarla ictihadın yahud müctehidlerin ayrı ayrı mertebleri vardır: 1-İbnu Âbidîn’in de Redd-i Muhtar’da tasrih ettiği üzere, ayet ve hadiste ictihad edenlerdir; dört imam gibi. Yukarıda bahsedilen şartlar, bu tabaka hakkındadır.Bunlara müctehid-i mutlak ve müctehid-i müstakil denilir. 2-Müctehid-i gayrı müstakildir. Yukarıda sayılan şartlar kendilerinde mevcud olduğu halde,vasıtasız ayet ve hadisten hüküm çıkarmaksızın, imamlarının kendilerine tayin ettikleri usul ölçüleriyle, mezheb sahibinin sözünde ictihad ederek hüküm çıkaranlardır.Hanefîlerden İmam Ebû Yûsuf, İmam Muhammed, İmam Züfer; Mâlikîlerden İbn-ul-Kâsım,Eşheb,Esed bin el-Ferat; Şafiîlerden Buveytî, Müzenî; Hanbelîlerden Ebû Bekr el-Esrem, Ebû Bekr el-Mervezî gibi zevat bu tabakadandır.Bunlara,müctehidun filmezheb denilir.Usul kaidelerinde bunlar, kendi imamlarına taklid ettikleri,bazı fürû’ hükümlerde kendi imamlarına muhalefet edebilirler.
Ehli Sünnet velCemaatin kısm-i a’zamîsinin ittifakıyla bu müctehidler, üçüncü asırdan itibaren görülmemişlerdir. 3-Mukayyed müctehidlerdir. Bunlar kendi mezheb imamlarından açık bir hüküm görmedikleri takdirde,önceki tabakaların usulleri üzere meselenin hükmünü çıkaranlardır.Bunlara, müctehidun filmesâil yahud ashâb-ı tahric denilir. Hanefîlerden Hassaf, Tahâvî, Kerhî, Hulvânî, Serahsî, Pezdevî, Kâdı Han; Mâlikîlerden Ebherî, ;bnu Ebî Zeyde el-Kayrevânî; Şafiîlerden Ebû İshak eş-Şîrâzî, Mervezî, Muhammed bin Cerîr, İbnu Huzeyme,; Hanbelîlerden Kâdı Ebû Ya’lâ, Kâdı Ebû Ali bin Ebî Mûsa gibi ulema,bu tabakadandır.Bunlara, ashâb-ı vücuh da denilir.Kendilerinden önceki imamların açıklık getirmediği bir meselede, onların usul kaideleriyle meseleyi çıkarırlar; yahud da görüşlerini beyan ederler. 4-Ashâb-ı tercihtir.Bu tabakada olan müctehidler de, kendi imamının yahud imamının talebelerinden birinin yahud da kendi mezheb imamından başka imamın rivayetini tercih eden ulemâdır.Hanefîlerden Kudûrî, Merğınânî; Mâlikîlerden Allâme Halil; Şafiîlerden Rafiî, Nevevî; Hanbelîlerden Kâdı Alâaddin gibi âlimlerdir. 5-Fetvâda ictihad edenlerdir.Yani mezhebde açık veya kapalı, kavî veyahud zayıf, râcih veya mecruh görüşleri birbirinden tefrik etmeye güç bulan ulemâdır.Bunlara, ashâb-ul-mutûn denilir.Hanefîlerden Kenz’in sahibi ve Dürr-ü Muhtar’ın müellifi gibi.; Şafiîlerden Nevevî gibi. 6-Bunların arkasına giden ve yukarıdaki tahriclere güç bulamayan ulemâdır.
İbnu ağabeydîn bunu Redd-i Muhtar’da izah ettiği gibi, Şerh-ur-Risâlet-il-Müsemmâ bi Ukûd-i Resm-il-Müftî adlı risâlesinde de ayrıca izah etmiştir.
Şimdi münakaşa buradan başlar.Mezhebe tâbi’ olanlar ve olmayanlar arasında,uzun münakaşalar olmuştur.Bir kısım ehli ilim, doğrusu Ehli Sünnet velCemaat, yukarıdaki gibi izah edilen dört mezheb imam ve tâbi’-lerine ittibâın vacib olduğuna kâil oldular.Bunlara göre birinci ve ikinci mertebede müctehid kalmamıştır.Onun için dört mezhebden birine taklid vacibdir.Nitekim Şah Veliyullah Dehlevî, el-Ikd-ul-Cîd adlı risâlesinde diyor ki:
<<Dört mezhebe tâbi’ olmakta büyük maslahat vardır; dört mezhebden yüz çevirmekte büyük mefsedet vardır. Onları şu vecihlerle beyan ederiz:
Birincisi, ümmet şeraitin bilinmesi hususunda dört imam ve tâbi’lerine itimad ettiler.Dört mezheb âlimleri yani tâbiîn ve tebei tâbiîn, ashâb-ı kirâma itimad ettiler.Böylece her sonra gelen ulemâ,sonraki gelen ulemâya dayanarak itimad ettiler.Çünkü şeriat, nakil ve istinbattan başkasıyla bilinmez. Nakil ise sened ile önceki tabakadan alınmasından başkasıyla yerli yerinde olmaz. İstinbat hususunda önceki mezhebleri bilmek şarttır.Nitekim sanat erbabından her biri, kendisinden öncekisine dayanmaktadır. …
İkincisi, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ‘’Sivâd-i a’zam’a tâbi olun’’ buyurmuştur.Bu dört mezhebden başka mezhebler, münderis olunca; bu dört nezhebe ittibâ’, sivâd-ı a’zama ittibâ’ sayılmaktadır.Bu takdirde bu dört mezhebden çıkmak,sivâd-ı a’zamdan çıkmak demektir.
Üçüncüsü, zaman uzayınca ve kaynaklar uzaklaşınca, emanetler zayi olunca, haliyle hevâ ve heveslerine tâbi’ olan müftîlerin, zülum ve cefaya başvuran hükümdarların ve ulemâisûin sözlerine itimad etmek caiz değildir.Aksi takdirde bunlar sözlerini eminlik, diyanet, sıdkla şöhret bulmuş, salih olan Selefe isnad edeceklerdir.Aynı zamanda ictihad derecesine ulaşıp ulaşmadığını bilmediğimiz kimselere, tahric ettikleri hükümlerin Selefe dayanıp dayanmadığını bilmediğimiz sözlere de ittibâ’ caiz değildir.Nitekim bu manada Ömer radıyallahu anh şöyle demiştir: ‘’ Kitabla mücadele eden münafık İslamı yıkar.’’ Yine İbnu Mes’ûd radıyallahu anh:’’ Kim birisine tâbi’ olmak isterse, öncekilere (ashaba) tâbi’ olsun.’’
Konu diyarbekrî tarafından (26.11.2007 Saat 02:45 ) değiştirilmiştir..
| 
26.11.2007, 02:40
| |
diyarbekrî isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
| | | محمد ديار بكري (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 20.08.2007
Mesajlar: 1.792
Yarışma Puanı: 290 Teşekkür etti: 4.000
Teşekkür aldı: 1.635 konuda 6.547 kere
| Demiştir.Binaenaleyh İbnu Hazm’ın: Peygamberden başkasına taklid haramdır, demesi merduddur.>>
İbnu Âbidîn, Feth-ul-Kadîr’den naklen diyor ki: <<Ehli usûlun ıstılâhınca müftî, müctehid olandır. Müctehid olmayana gelince, kendisi ictihadında ehliyetli olmadığından müctehidlerin sözlerini hikaye üzere nakleder.Bunun üzerine vacib olan şey, imamının ve müctehidlerinin sözünü doğru olarak nakletmesidir.Bundan anlaşıldı ki, bizim zamanımızda fetva verenler ictihad edebilecek derecede değillerdir.Ancak fetvayı taleb ederlerse, önceki müctehid olan müftîlerin sözlerini nakleder.
Nakilde iki yol vardır: Birincisi, naklin sabit bir senedle olmasıdır.İkinci yol, ulemâca tanınan ve elde dolaşan Muhammed bin el-Hasan’ın kitabları gibi mutemed kitablardan nakletmektir.Çünkü bu gibi kitablar, mütevâtir veya meşhur olan haberler gibidir.Tahtavî de göyle nakletti.>>
İmam Şa’rânî: << Eğer sen desen ki: ‘’Neden, sahabî olmayan müctehidlerin sözlerine taklid vacibdir; ashabdan müctehid olanların sözlerine taklid avcib değildir, dedin? ‘’ Şöyle cevab veririz:
Sahabî olmayan müctehidlerin sözleri, ashabın kelâmından mutlak olarak takdim ve tercih edilmemiştir.Bazı meselelerde takdim edilmiştir.Çünkü ashabdan sonra gelen müctehidler, birçok ashabın sözlerini; yahud da ağlabî sözlerini bir araya getirmişlerdir.Binaenaleyh ashabdan sonraki müctehidlerin sözleri, yine ashabın sözüne dayanmaktadır; amma ekser, amma ağlab.. >>
Yine İbnu Âbidîn, Şurumbluâlî’nin el-İkd-ul-Ferîd eserinden naklen şöyle diyor ki: << Yukarıda zikrettiğimizden anlaşıldı ki,kişi muayyen bir mezhebden ayrılmaz diye bir hüküm şart koşulmamıştır.Bineanaleyh kişinin, imamından başka , ictihad şartlarına haiz bir imama taklid ederek, ayrı amel etmesi caizdir. Bir imama taklid ederek önceden yapmış olduğu ibadetinde iptali yoktur. Çünkü geçen fiil bâtık olmaz; geçen kâdı’nın hükmü gibi.. Şurumbulâlî dedi ki: Amelden sonra da taklid caizdir.Mesela kendi mezhebine göre kılmış olduğu namazın sahih olduğunu zanneden kimse, sonra o namazın kendi mezhebinde sahih olmadığını, lakin başka bir mezheben göre sahih olduğunu fark ederse, o mezhebe taklid edebilir; ve kılmış olduğu namazla yetinmiş olur.Nitekim Bezzâziye’de de yer aldığı üzere, rivayet olduğuna göre, Ebû Yûsuf rahimehullah cum’â için guslederek namaz kıldıktan sonra, hamam kuyusuna bir farenin düştüğünden haberdar olunca: ‘’Bu takdirde biz, Medîneli kardeşlerimizin sözlerine tutunuruz.Onlar dediler ki: Su kullateyne ulaştığı zaman necaset kabuletmez. ‘’ demiştir. >>
Cem’û-l-Cevâmi’nin muhaşşîsi, Şeyh Muhammed Ali bin Hüseyn el-Mâlikî diyor ki: << Kâdı Ebû Tayyib et-Tabarî, namazın tekbîr-i taharrümünü alacağı anda bir kuş gelip pisliği bırakmış; derhal: ‘’ Bu takdirde ben de Hanbelîyim’’ diyerek namaza başlamıştır.Halbuki kendisi Şâfiî olup,kuş pisliğinin namaza engel olduğuna hüküm ederdi.Bu ihtiyac anında kendi mezhebinden başkasına taklîdin cevazının ifadesidir.Yine Kâdı Ebû Âsım el-Âmirî el-Hanefî, (Şafiî olan) Kaffâl’ın mescidinin kapısında fetva vermekle uğraşırken müezzin tarafından akşam ezanı okununca, işini bırakıp mescide gitmiştir. Kaffâl onu görünce müezzine, ikâmeti çift getirmesini emretmiştir; ve Kâdı’yı mihrâba takdim etmiştir.Bunun üzerine Kâdı Ebû Âsım Besmeleyi cehren okumuş ve namazın haraketlerini Şâfiîler gibi yapmıştır.Gayet malumdur ki Kâdı Ebû Âsım bundan önce Hanefî mezhebi üzere namazı ikame ederdi.>>
Yine Şeyh Muhammed Ali bin Hüseyn el-Mâlikî diyor ki: << Hanefîlerden Şurumbulâlî, Seyyid Padişah’ın Şerh-ut-Tecrîd adlı esrinden naklen der ki: Mezheblerin ruhsatlarına tâbî’ olmak caizdir; ve buna şer’î bir engel yoktur.Çünkü ihtiyac olduğu ve en hafife muhalif olan bir kaville amel etmek imkanı olmadığı zaman, insana en hafif yolda yürümesi vardır.>>
Hanefîlerden bir kısım ulemâ böyle dediler; fakat kısm-ı a’zamîsi, böyle keyfî olarak mezhebin değiştirilmesinin caiz olmadığını söylemişlerdir. Şah Veliyullah Dehlevî de el-Ikd-ul-Cîd adlı risâlesinde, cevaz verenlerin sözüne meyletmektedir.
İmam Şa’rânî, ;mam Suyûtî’den naklen diyor ki: <<Bir mezhebe bağlanan bir kimse, o mezhebden başka mezhebe çıkmaz diyenlerin delilleri yoktur.>>
İmam Münâvî de bu söze meyletmiştir. Fakat vâkıa İmam Şa’rânî’nin naklettiği üzere birçok büyük âlimler mezheb değiştirmişlerdir.Nitekim İbnu Âbidîn Şâfiî iken Hanefî olmuştur.
Tabiî ki bu mezhebden şu mezhebe nakil olmak, keyfî olamaz; bir maslahata mebnî olur.Çünkü mücerred nefsin meyletmesiyle bir mezhebden diğer bir mezhebe geçiş, Hanefî ulemâsının kısm-i a’zâmîsine göre asla doğru değildir.Nitekim İbn-u-Himam, Feth-ul-Kadîri’nde bunu nazarı itibare alarak diyor ki: << Kişinin üzerine vacib olan şey, bir müctehide, ictihadının isabetli veya hatalı olmasını nazarı itibare almaksızın taklid etmesidir. Ulemâmız dediler ki: Bir mezhebden diğer mezhebe ictihad ve burhanla olsa dahi nakolan günahkârdır; ve onun nakli, ta’zîrini gerektirir.Biinaenaleyh ictihad ve burhan olmaksızın bir mezhebden diğer mezhebe nakolmanın, evlâ yolla günah olması gerekir.>>
Çünkü bir mezhebden diğer mezhebe geçiş, terk edilen mezhebi hatalı görmekten dolayı ise; bu mezhebden şu mezhebe nakolan, mezheb müctehidinin hatasını bulmak derecesinde değildir. Eğer bu geçiş tercih yoluyla olsa yine nakolan buna da ehil değildir.Bu takdirde bir mezhebden diğer mezhebe geçmek, ya nefsin hevâsına ya da şer’an nazar-ı itibare alınmayacak bir sebebe mebnî olur.
Bunun için bir mezhebden diğer mezhebe nakolmak caiz değildir.Çünkü bu nefsin hevâsına ve şehvetlere tâbî’ olmaya sebeb olur.Allâme Zafer Ahmed el-Osmânî, İ’lâi-s-Sünen’in mukaddimesinde diyor ki: << Eğer ‘’Bir kimse tercihe ehli olmadığı takdirde, şu müctehide değil bu müctehide nasıl taklid edebilir; yani müctehidi nasıl seçer?’’ diye sorarsan, ben derim ki: Taklid için bir müctehidin tercihi, özel bir delile muhtac değildir.Bir müslümanın kalbi, hüsnü zannına mebnî hangi müctehide meylederse,onu kendisine imam kabul etmiş olur.Bu takdirde bir imamın seçilmesi, şu meseleyi bu meseleye daha tercih etmek gibi değildir.Çünkü bir meseleyi diğer meseleye tercih etmekte, delile ihtiyac var; taklid eden ise delil getirmeye mecbur değildir.Kaldı ki müctehidi seçmenin menşei, kendi memleketindeki o mezhebe mensub meşhur alimlerin bulunmasıdır.Böyle olduğu takdirde, taklid edenin kendi mezheb ulemâsına veyahud o mezhebe aid kitaba müracaatı kolaylaşmış olur.Onun için mezheb değiştirmenin caiz olmadığının fukahamız tasrih ettiler. İşte görüldüğü gibi Şafiî mezhebi ve uleması,Mısır ve Hicaz’da; İmam Mâlik’in mezhebi Mağrib’de;Ebu Hanîfe’nin mezhebi, Fâris,Rum,Hind,Sind ve başka yerlere yayılmıştır.>>
İşte bundan dolayıdır ki, Hanefî ulemâsı ‘’kuddât’’ bahsinde dediler ki: Eğer hâkim, farklı ictihad edilmiş meselede, müracaat edenin mezhebine muhalif olarak hükmederse, mutlaka hükmü infaz edilmez; ister bu hüküm kasdî olsun ve ister unutularak olsun.Nitekim Dürr-ü Muhtar’ın müellifi,Şurumbuâlî’den naklen diyor ki: <<Müctehid olmayan bir hâkim,zamanımızdaki Hanefîler gibi, müracaat edenin mezhebinin hilafına kasdî olarak hükmederse, ittifâken hükmü infaz olmaz. İmâmeynin nezdinde,unutarak da olsa hüküm böyledir.>> | 
26.11.2007, 02:42
| |
diyarbekrî isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
| | | محمد ديار بكري (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 20.08.2007
Mesajlar: 1.792
Yarışma Puanı: 290 Teşekkür etti: 4.000
Teşekkür aldı: 1.635 konuda 6.547 kere
| İbnu Âbidîn ‘’ mutlaka hükmü infaz edilmez’’ sözünün ta’lîkında diyor ki: << Feth-ul-Kadîr’de olduğu üzere ‘’İctihadlı meselelerde hâkim,mezhebini unuttuğu halde mezhebine muhalif olarak hükmederse, bir tek rivayet olarak Ebû Hanîfe’nin nezdinde hükmü makbuldür.Şayet kasdî olarak mezhebine muhalif hükmederse,bunda iki rivayet vardır. İmâmeynin nezdinde,kasdî olsun , unutara olsun, her iki vecihte de hükmü infaz olmaz.Fetvâ, İmâmeynin kavli üzerindedir.’’ Lakin el-Fetava-s-Suğrâ adlı eserde, ‘’ Fetva, İmamın kavli üzeredir’’ sözünün ta’lîkında şöyle denilmiştir:’’BU zamanda İmameynin sözüyle fetva verilir demek gerekir.Çünkü kasdî olarak mezhebini terk eden, güzel bir maksad için değil, bâtıl bir hevese tâbi’ olarak mezhebini değiştirmiş olur.Unutan ise böyle değil. Çünkü mezhebe taklid eden, kendi mezhebiyle hükmedilsin diye hakime müracaat etmiş olur.Bu ihtilafın hepsi, müctehid olan hâkimın hakkındadır.Müctehid olmayana gelince; müracaat eden, Hanefî mezhebiyle hükmetsin diye hâkime müracaat etmiştir.Binaenaleyh hâkim,müracaat edenin mezhebine muhalif olarak hükmettiği takdirde,bu hükme nisbeten azlolunur.’’Şurumbulâlî, Burhan’dan balken diyor ki: ‘’ Her cihetle tutulaca hak ve açık söz de budur.’’
Bahr’da: ‘’ Taklid eden hâkim,mezhebinden başkasıyla hükmettiği;yahud zayıf bir rivayetle hükmettiği;yahud zayıf bir sözle hükmettiği takdirde, hükmü makbuldur.’’diye iddia edilmiştir.Bahr’ın en kuvvetli tutunduğu fetva,Bezzâziye’nin şu sözüdür: ‘’Hâkim, müctehid olmadığı zaman, mezhebinin hilafına bir fetvayla hükmederse o makbuldur.Başkasının da onun hükmünü yıkma hakkı yoktur.Kendisi hükmünü iptal ederse, o müstesna.İmam Muhammed’den de bu rivayet edilmiştir.İmam Ebû Yûsuf: Kendisi de yıkmaz,demiştir.’’
Nehr’in müellifi diyor ki: Mezhebde Feth-ul-Kadîrin sözü, makbul olandır.Bezzâziye’deki söz ise, İmameyn’den nakolunan rivayete hamledilir.Yukarıda geçtiği üzere,mezhebi unutan hakkında böyledir.Kasdî olarak ise; müctehidin hükmü infaz olunmazsa, taklid edenin hükmü daha da kabul olunmaz demek olur.>> Kâdıhan’da da böyle izahlıdır..
İbnu Âbidîn Resm-uş-Muftî risâlesinde,bunu daha izahlı bir şekilde tahlil etmiştir.
Dürer ve Ğurer adlı eserin kuddât bahsinde şöyle denilmektedir:<<Kâdı, ictihadlı meselelerde kendi mezhebinin hilafına hükmederse,hükmü infaz edilmez.Hanefi mezhebinin aslı da budur.Meseşa Hanefî’nin Şâfiî mezhebi üzere; yahud da Şâfiî’nin Hanefî üzere hükmetmesi gibi.>>
Bütün bunlarla beraber Şah Velîyullah Dehlevî diyor ki: << Bir mezhebe tâbi’ olarak şartlanmak, yani o mezhebden hiçbir surette ayrılmamak diye bir şart yoktur.Ancak taklîdin şartıyla kişi, dört imamdan herhangi birisinin sözüyle amel edebilir.Ancak dört mezhebden çıkmaması gerekir.>>Yani amel hususunda kayfî olarak ruhsata tâbi’ olmaksızın ve taklîdin şartlarına riayet ederek bir Müslüman,istediği muteber müctehide taklid edebilir.
Nitekim İbn-ul-Himam rahimehullah,Et-Tahrir adlı eserin sonlarına doğru diyor ki: <<Kişi taklid edip onunla amel etmiş olduğu meselede,ittifakla dönüş yapamaz.Onunla amel etmediği meselelerde, kendi imamına veyahud başka mezheb imamına taklid etmesinin caiz oluğ olmadığı hakkında ihtilaf vardır.Muhtar kavle göre, evet, taklid edebilir.Çünkü selef bir kere şundan, bir kere bundan fetvâyı taleb ederlerdi.
Muayyen bir muftîye ayrılmaz bir surette taklidi şart koşmamışlardır.İmam Ebû Hanîfe ve İmam Şafiî’nin mezhebi gibi muayyen bir mezhebi iltizamın gerekip gerekmediği hususunda ihtilaf edilmişse de, şer’î delil olmadığına göre zannı galible, gerekmemesi tercih edilmektedir.>>
Et-Tahrîr’in şârihi İbnu Emîr-il-Hâc: << Bilakis şer’i delil, kişinin muhtac olduğu meselede her müctehidin sözüyle amel ve taklid etmesini gerektirmektedir.Şer’î delil de ‘’ …Ehli ilimden sorun…’’ ayetidir.Soru sormak, ancak muayyen hâdisenin hükmünün talebi anında tahakkuk eder.Mü’min nezdinde bir müctehidin kavlî sabit olduysa onunla amel etmesi vacib olur.Mezhebden ayrılmaz bir surette iltizam, işitilen muteber delille sabit olmamıştır.>> demektedir.
İbnu Âbidîn; avamın mezhebi olmadığını,ancak mezhebinin, müftîsinin mezhebi olduğunu; mezhebe bağlılığın, bir mezhebin kitabını okuyana mahsus olduğunu Redd-i muhtar’ın bir çok yerlerinden tasrih etmiştir.
Şunu da demek gerekir ki, müctehidin sözünü nakleden kimsenin, en essahı, en kuvvetliyi nakletmesi gerekir. İsmail Çetin-Ehli Sünnetin Nazarı İtikadın Ölçüsüdür | 
26.11.2007, 02:42
| |
diyarbekrî isimli üye'ye teşekkür eden 7 üye:
| | | Hakkperest
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.229
1 Albümü var
Teşekkür etti: 10.873
Teşekkür aldı: 4.485 konuda 21.318 kere
| maşallah barekallah diyarbekri... senin klavye sağlam görünüyor  bunu ben bir haftada anca yazardım
evet bu yazı mezheb meselesi hakkındaki soruları çözüyor elhamdülillah.. sağolasın kardeş. | 
26.11.2007, 08:58
| |
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
| | | محمد ديار بكري (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 20.08.2007
Mesajlar: 1.792
Yarışma Puanı: 290 Teşekkür etti: 4.000
Teşekkür aldı: 1.635 konuda 6.547 kere
| Allah razı olsun
fırsat buldukça yazmaya çalışıyoruz  | 
26.11.2007, 17:09
| |
diyarbekrî isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
| | | محمد ديار بكري (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 20.08.2007
Mesajlar: 1.792
Yarışma Puanı: 290 Teşekkür etti: 4.000
Teşekkür aldı: 1.635 konuda 6.547 kere
| Aslında İmam el-Leys bin Sa’d, İmam Süfyan Servî,İmam İshak bin Râhuveyh, İmam
Muhammed bin Cerîr Taberî, İmam Süfyan bin Uyeyne, İmam Abdurrahman bin Ömer el-Evzâi gibi mezheb sahibi olan imamlar da olmuştur. Ancak bunların mezhebleri, dört mezheb kitabları içinde naklolunmuş; müstakil olarak nakledilmemiştir. Bunlardan en zor olanı İmam Süfyan'ın -burda iki tane var hangisi olduğunu tam hatırlamıyorum ama Servî olsa gerek- mezhebiymiş,mesela O'nun mezhebine göre kadınlara bakmak abdesti bozarmış.
sübhanellah
-emin birinden işittik- | 
12.12.2007, 03:45
| |
diyarbekrî isimli üye'ye teşekkür eden 6 üye:
| | | ADMİN
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 14.218
1 Albümü var
Yarışma Puanı: 490 Teşekkür etti: 24.566
Teşekkür aldı: 10.628 konuda 35.903 kere
| diyarbekri´isimli üyeden Alıntı Bunlardan en zor olanı İmam Süfyan'ın -burda iki tane var hangisi olduğunu tam hatırlamıyorum ama Servî olsa gerek- mezhebiymiş,mesela O'nun mezhebine göre kadınlara bakmak abdesti bozarmış.
sübhanellah
-emin birinden işittik- Demek takvada ilerledikçe, yani O'na yakınlaştıkça çember iyice daralıyor. Hani "avamın sevapları, muqarrabinin günahlarıdır" derler ya öyle.. | 
12.12.2007, 12:51
| |
monaroza isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
| |  | Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:52 .
Powered by: vBulletin Version 3.7.2 (Türkçe) Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0 RC5 Bazaar Desings |