Öyle demeyin bizimde böyle komik ama bazı zamanlar yaşadığımız olmuyormu?
92 yılında istanbuldayız, küçük çamlıcada oturuyorduk,
apartmanın yakıtı bitti ve gelmediği için ev buz gibi, kızım daha bir yaşında henüz,
ev soğuk ne yapalım derken mutfağın kapısını kapatıp fırını yaktık ve öyle ısındık.
Allah'tan mutfak geniş olunca zorlanmadık küçük kızımla akşama kadar böyle ısınmak zorunda kaldık..
ha bu arada misafir bile ağırladık.. komşular sağolsun güzeldi komşulukları...
Temel ve Dursun iki ayri kuruluşta genel müdürdür. Bir yerde oturup
dertleşirken Temel odacisindan şikayet eder...
- Ula benim odaci o kadar aptaldir ki sorma citsin. Biktim aptalligindan, iyi usak ama aptal işte... Dursun içini çekerek:
-Mudurum, seninki benimkinin yaninda cok akulludur. Bende bir odaci var ki cel de cildirma...
- Ula senin ki benimki kadar aptal olamaz.
- Benim odaciyi bir cor, sen de anlarsin. Cel istersen deneyelum. Pakalum hangisi daha aptal.. Denemeye karar verirler. Temel zile basar, odacisi gelir:
- Puyur mudirum! Temel odacisina:
- Al su 100 lirayi, baga bir Mercedes al cetur! Odaci:
-Bas ustune mudirum der cikar. Bu sefer de Dursun odacisini cagirir:
-Usagim hele bir cit bak bakayum ben evde miyum?
- Bas ustune mudurum der, o da cikar. Kapida iki odaci karsilasir. Biri oburune
-Ula nereye cideysun diye sorar.
- Sorma dayiogli, pizum cenel midur cok aptaldir da... Bena diy ki al su 100 lirayi Mercedes al. Ula bugun pazar butun dukkanlar kapali. Ben arabayi nerden alacagim. Obur odaci aglamakli olarak:
-Sen halune sukret! Penum mudur seninkinden daha aptaldir.. Baga diy ki cit bak pakalum ben evde miyim? Ula onunde telefon, ac da sor! Benu neye yoraysun....
Üç Amerikan askeri ıraklı bir amcanın bakkal dükkanına girerler alışveriş yaparken 'kahrolsun amerika'diye bir ses duyarlar.Etrafa bakınırlar ve sesin bir papağandan geldiğini görürler.
Bunun Üzerine ıraklı bakkal amcaya 'bu papağanı buradan yok et yarın geldiğimizde görürsek seni mahvederiz'derler.
Askerler gittikten sonra bakkal amca kara kara düşünmeye başlar çünkü papağan kuşunu çok sevmektedir. Derken aklına cami imamlarının papağanı gelir.
Hemen imamın yanına koşar başından geçenleri anlatır ve'Hocam eğer sakıncası yoksa papağanları değiştirelim'der. Hoca kobul eder ve değişim gerçekleşir.
Ertesi gün işgalci amerikan askerleri gelir, papağanı görürler ve kızarak;
-biz sana bunu yok edeceksin demedik mi? deyince
Bakkal amca; Bu papağan o değil dese de inandıramaz.
Sivri zekalı askerin biri ben şimdi anlarım bunun dünkü papağan olup olmadığını der ve papağanın tekrarlamasını umarak bağırır:kahrosun amerika!!
ses çıkmayınca bakkal amca dahil hep birlikte bağırmalarını söyler:
Din dersine Müfettiş girer ve Bir öğrenciye sorar:
-Adın ne?
-Fatih
-Fatiha Suresini oku bakalim
Öğrenci hiç yanlışsız okur ve yerine oturur.
Müfettiş bir diğer öğrenciye yönelir ve sorar:
-Adın ne evladım?
-Yasin Hocam ama bana kısaca arkadaşlarım Kevser der....
__________________
Gam değildir, gide dünya kala Din.Gam odur ki; kala dünya gide Din.
- Küpe mi takıyosun sen ? (dikiz aynasından zorlukla görüyor.)
- Ha evet.
- Baban kızmıyor mu ?
- yok kızmıyor.
- Benim oğlan yapıcak bi tarafına sokarım o kupeyi..
- Hmm ben sağda iniyim.
Olay, bir arkadaşımın annesinin gözetmen olarak bulunduğu ilkokulu dışardan bitirme sınavlarından birinde gerçekleşiyor.
Dışardan bitirme sınavı ya, yağlı ballı adamlar da var sınavda. Gözetmenler sınav sırasında sıraların arasında dolaşıyorlar. Tam o sırada gözetmen bakıyor, adamın biri soruların hiçbirine cevap verememiş; acıyor adama.
"Maddenin üç halini yazınız" sorusunu parmağıyla işaret ediyor ve adamın kulağına eğilip cevabı fısıldıyor: " Katı, Sıvı, Gaz."
Sınav kurulunu dumura uğratan an cevap kagıtları okunurken gerçekleşiyor. Sorunun cevabı, kagıtların birinde aynen şöyle yer alıyor:
- Katır, Sığır, Kaz
Abimiz deri, yarım bot ve koyu kahverengi ayakkabıyı alıp kasaya yanaşıyor... Kasadaki bayan botları poşete koyarken, sayın Abimiz de soruyor;
- 43 lira değil mi?...
- Kız, "Ne münasebet" der gibi bakıyor ve "Bunlar orijinal deri...İndirimli fiyatı 180 lira..."
Abi'mizin bitiş cümleleri, kızcağızın kopuş anına denk geliyor;
-Olur mu hanımefendi, altında 'Size 43' yazıyor...
Barbaros bulvarında olmuş bir olay... Arkadaşlarla öyle Barbaros bulvarında yürüyorduk. Bir anda yanımızdan son sürat bir minibüs geçti. Biz 'Freni patladı' filan demeye kalmadan, minibüs kafadan elektrik direğine bindirdi.
Hemen koştuk, yardım edelim diye. Minibüse ulaştığımızda manzara şuydu:
Yolcuların kiminin kası açılmıs, kiminin dudağı patlamış... Dağılmış vaziyetteler yani. Ama bir tuhaflık var. Çünkü o hallerine rağmen, gözlerinden yaşlar gelecek şekilde gülüyorlar.
Biz ne yapacağımızı şaşırdık. 'Ne oldu?' diye sorduk. Bir iki tanesi, güçlükle 'Şoför, şoför...' diyebiliyor ama yine gülmeye başlıyorlar.
Bu şaşırtıcı manzaranın aslını öğrenebilmek için 2-3 dakika geçmesi gerekti. Meğer şoför, tükürürken minibüsten düşmüş.
Hani, bizim şoförlere özgü, giderken kapıyı açıp dışarı tükürme hareketi vardır ya. Baba, dengeyi tutturamamış, tükürükle beraber, gümbürt aşagı düşmüş. Minibüs de kontrolden çıkıp direğe bindirmiş.
Sene 1992,üniversiteli bir genç Anneannesinin hac parasıyla zar zor bir bilgisayar kapatmış ama printer'a para kalmamış. Akşam vakti printer'i olan bir arkadaşına gidip aleti ödünç almış, eve dönüp proje çıktısı alacakmış.
Ankara' da her kış olduğu gibi yerler yine buz. Kayıp düşer de alete bir zarar veririm korkusuyla bir taksiye binmiş.
Daha iki dakka olmadan polis çevirmiş, taksici kenara çekmiş, sonra arabadan inmiş, kimliğini göstermiş.arkadaş kucağındaki cihazın inmemek için uygun bir bahane olduğu düşüncesiyle elde kimlik arabada beklemiş. Polis abi gelmiş, kapıyı açmış, ve aralarında şöyle bir diyalog geçmiş:
- O ne len ööle?
- Printer
(yanindaki öteki polise dönerek) Ecnebi oğlum bu.
Sonra gülümseyerek kapıyı kapatmış. Güle güle manasına ikisi birden el sallamışlar, tekrar yola koyulmuş bizimkiler.
500 metre kadar gittikten sonra söför gene kenara çekmiş, çünkü gülmekten arabayı kullanamıyormuş .