| | Sayfa 2 Toplam 2 Sayfadan | < | 1 | 2 | | | Şeref Üyesi
Üyelik tarihi: 03.04.2008
Mesajlar: 765
Teşekkür etti: 3.505
Teşekkür aldı: 727 konuda 2.789 kere
| Bu satırlar öyle bizden ki ablam öyle biz ki ölüyoruz yahu demişsin ben bazen öldük galiba diyorum. Dört bir yanımız dünyalık sıkıntılar . Yıllarca aklıma gelmeyen şeyler namazda benligimi sarıyor.İşin içinde çıkamıyorum. Dün haberleri seyrederken kendimi çok kaptırmışınm sanırım. Can yoldaşım bana çok dikkatlisin dediginde kendime geldim . Evet işin içinde dünya varsa nefsimde var diye düşündüm. Bazen ahh atabilsem sırtımdan şu dünyayı diyorum. Ah ilişmese bana.
İmam-ı Gazali Demişki: Kişi Dünya sevgisini kenera bırakmadıkça ibadetlerini kemale erdiremez.
Hikmetinden sual olunmaz Rabbim. Her işimizi hayır kıl. Kalplerimizi genişlet. Yönümüzü sana çevir. Şüphesiz Sen neylersen güzel eylersin.
yüregine saglık ablacım. Kalemine, kelamına saglık.
...DuaLarLa...
__________________ SesizLigim ÇıgLıgımdı. Hepiniz mi Sagırdınız? | 
03.07.2008, 13:22
| |
DuaLar isimli üye'ye teşekkür eden 7 üye:
| | | Gast
Mesajlar: n/a
|
Herhalde bu etrafımızda olup bitenlerle ne kadar alakalı olmalıyız sorusuna daha güzel bir cevap olur.
Risale-i Nur talebeleri tarafından sorulan bir suale cevab...
Âlem-i İslâmın mukadderatıyla ciddî alâkadar olan bu cihan harbinin (ikinci dünya savaşı kasdediliyor) dehşetli zamanlarında iki sene (şimdi on sene kadar) oldu ne bizden ve ne de her gün hizmetinizde bulunan Emin'den bir defacık olsun sormadınız, ehemmiyet vermediniz. Acaba bu büyük hâdiseden daha büyük diğer bir hakikat mı hükmediyor ki, bunu ehemmiyetten iskat ediyor; yahut onun ile meşgul olmanın bir zararı mı var?. diye Üstadımızdan sorduk.
O da elcevab diyor ki: Evet bu cihan harbinden daha büyük bir hakikat, daha azîm bir hâdise hükmettiği çin, cihan harbi ona nisbeten çok ehemmiyetsiz düşüyor. Çünki bu cihan harbinde iki hükûmet küre-i arzın hâkimiyeti için mürafaa ve muhakeme davasında bulunmaları içinde, iki muazzam dinin musalaha ve sulh mahkemesine barışmak davaları açılarak ve dinsizliğin dehşetli cereyanı da semavî dinler ile mücadele-i azîmesi başladığı hengâmda, nev'-i beşerin sosyalist tabakasıyla burjuvalar taifesinin mahkeme-i kübralarında açılan büyük davalarından çok mühim öyle bir dava açılmış ve öyle muazzam bir hakikat meydana çıkmış ki, o davanın tek bir âdeme isabet eden mikdarı bu cihan harbinden daha büyüktür. İşte o dava da budur ki:
Şu zamanda her mü'min için, belki herkes için küre-i arz kadar bir bâki tarla ve o tarla baştan başa bahçeler ve kasırlarla müzeyyen ebedî bir mülk almak ve o mülkü kazanmak veya kaybetmek davası açılmış. Demek her bir tek âdemin başına öyle bir dava açılmış ki; eğer İngiliz ve Alman kadar serveti ve kuvveti olsa ve aklı da varsa, yalnız o davayı kazanmak için bütününü sarfedecek.
Elbette o davayı kazanmadan evvel başka şeylere ehemmiyet veren, divanedir. Hattâ o dava o derece tehlikeye düşmüş ki; bir ehl-i keşfin müşahedesiyle, bir yerde ecel elinden terhis tezkeresini alan kırk âdemden bir âdem kazanabilmiş, otuzdokuzu kaybetmiş.
İşte bu ehemmiyetli, azîm davayı kazandıracak ve yirmi senedir tecrübelerle onda sekizine o davayı kazandıran bir dava vekili bulunsa, elbette aklı başında her âdem, o davayı kazandıracak, öyle bir dava vekilini vazifeye sevkedecek bir hizmete her hâdisenin fevkinde ehemmiyet vermeğe mükelleftir. İşte o dava vekilinin birisi belki birincisi, Kur'ân-ı Mu'ciz-ül Beyan'ın i'caz-ı manevîsinden süzülen ve çıkan ve tevellüd eden Risale-i Nur olduğuna, binler onunla o davayı kazananlar şahiddir.
Evet bu küre-i arza memuriyetle gönderilen her insan, burada misafir ve fâni olduğu ve mahiyeti bir hayat-ı bâkiyeye müteveccih bulunduğu kat'iyen tahakkuk etmiştir. O her bir insan, bu zamanda hayat-ı ebediyesini kurtaracak olan istinad kaleleri sarsıldığından bu dünyasını ve içindeki bütün alâkadar ahbabını ebedî terketmekle beraber, bu dünyadan binler derece daha mükemmel bâki bir mülkü de kaybetmek veya kazanmak davası başına açılmış. Eğer iman vesikası olmazsa ve beratı ve senedi olan itikadı sağlam bir surette elde etmezse, o davayı kaybeder. Acaba bu kaybettiği şeyin yerini hangi şey doldurabilir?
İşte bu hakikata binaen, benim ve kardeşlerimin herbirimizin yüz derece aklımız ve fikrimiz ziyadeleşse de, bu muazzam vazife-i kudsiyenin hizmetine ancak kâfi gelebilir. Sair mesaile bakmak, bize fuzulî ve malayani olur. Yalnız bu kadar var ki, Risale-i Nur şakirdlerinin bir kısmı öteki davalar içinde bulunduğu ve lüzumsuz, sebebsiz bazan bize akılsızların tecavüzleri ve taarruzları zamanlarında zaruret derecesinde, istemeyerek bakmışız.
Hem de bu hakikî ve pek büyük dava haricindeki davalara ve boğuşmalara alâkadarane fikren, kalben karışmak zararlıdır. Çünki böyle geniş, siyasî ve heyecan veren dairelere dikkat eden ve onlarla meşgul olan bir âdem, kısa bir daire içinde vazifedar olduğu ehemmiyetli hizmetlerden geri kalır veya şevki kırılır.
Hem de o geniş, cazibedar siyaset ve boğuşma dairelerine dikkat eden, bazan kapılır; vazifesini yapamadığı gibi, selâmet-i kalbini ve hüsn-i niyetini ve istikamet-i fikrini ve hizmetteki ihlasını kaybetmese de o ittiham altında kalabilir. Hattâ bu noktada bana mahkemede hücum ettikleri zaman dedim:
Güneş gibi hakikat-ı imaniye ve Kur'âniye, yerdeki muvakkat ışıkların cazibesine tâbi' ve âlet olmadığı gibi, o hakikatı cidden tanıyan, değil küre-i arzdaki hâdisata, belki kâinata da âlet edemez diye, onları susturdum. | 
03.07.2008, 14:37
| |
isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
| | | ................. (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 15.408
Teşekkür etti: 27.013
Teşekkür aldı: 12.010 konuda 43.305 kere
| Ömür sermayesi pek azdır; lüzumlu işler pek çoktur. Birbiri içinde mütedâhil dâireler gibi, her insanın kalb ve mide dairesinden ve ceset ve hane dairesinden, mahalle ve şehir dairesinden ve vatan ve memleket dairesinden ve küre-i arz ve nev-i beşer dairesinden tut, tâ zîhayat ve dünya dairesine kadar, birbiri içinde daireler var. Herbir dairede, herbir insanın bir nevi vazifesi bulunabilir. Fakat en küçük dairede en büyük ve ehemmiyetli ve daimi vazife var. Ve en büyük dâirede en küçük ve muvakkat arasıra vazife bulunabilir. Bu kıyasla, küçüklük ve büyüklük makûsen mütenasip vazifeler bulunabilir. Fakat büyük dairenin câzibedarlığı cihetiyle küçük dairedeki lüzumlu ve ehemmiyetli hizmeti bıraktırıp lüzumsuz, mâlâyani ve âfâkî işlerle meşgul eder. Sermaye-i hayatını boş yerde imha eder. O kıymettar ömrünü kıymetsiz şeylerde öldürür. Ve bazen bu harp boğuşmalarını merakla takip eden, bir tarafa kalben taraftar olur. Onun zulümlerini hoş görür, zulmüne şerik olur. | 
03.07.2008, 14:48
| |
Ayşe Reşad isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
| | | Gast
Mesajlar: n/a
| Biz biraz daha izahatlısını yazmıştık.  | 
03.07.2008, 15:00
| |
isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
| | | ................. (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 15.408
Teşekkür etti: 27.013
Teşekkür aldı: 12.010 konuda 43.305 kere
| Uzun yazılar genelde okunmaz forumlarda ablam
Hem bu aldığım da aynı mevzu Şualar'dan ve özü | 
03.07.2008, 15:08
| |
Ayşe Reşad isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
| | | | | Sayfa 2 Toplam 2 Sayfadan | < | 1 | 2 | | Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:33 .
Powered by: vBulletin Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0 Bazaar Desings |