Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 43 (16 Kayıtlı ve 27 Misafir) bulunmaktadır.
Geçen gün bir televizyon kanalında bir kadın doktoru anlattı, yazayım da belki emziren anneler varsa faydalanırlar
"Emziren annelerde göğüs çatlakları oluyorsa;
Geceden gül suyunun içine ayva çekirdeklerini koyun..
Sabaha jelatinimsi bir hal alacak-çekirdeklerin özelliğinden-
Bunu günde 3 kez ya da daha fazla, artık duruma göre, göğüs uçlarına sürün..Bebeği emzirirken ayrıca yıkamanıza gerek de yok..Çok etkili olduğunu göreceksiniz"
__________________
"Nasıl dünya maîşeti insanlardan kazanılıyorsa, ahiret maîşeti de insanlardan kazanılır!"
benim notlarım tv den değilde okuduklarımdan onları eklesem olurmu ?
melâl içindesin. yoksul olduğunu düşünüyorsun. Ne ki senden alınmıştır, o senin hayrınadır. İçindeki yoksulluğu hissediyor musun ? İşte senin için en hayırlı vakit. Unutma, ihtiyaç mütemadîdir. (sf.17)
.. zaten dış perdelerden başka görebildiğimiz ne var ki? perdeler düştükçe meydana çıkan, yine dış... İç, mutlak iç, o ebediyet.. Kimi şu kadar dışta, kimi şu kadar içte; hepsi bu kadar... (sf.104)
herkesin kendi içinde ve kendi hücresinde yapayalnız kaldığı hakikatini alev alev içiyordum... Allah tan başka her yakınlık, temelsiz bir vehimden ibaret.. (sf.107)
Hayat geçiyor. Geriye tarih kalıyor. O da, yazıya nasıl geçmişse öyle kalıyor. Yazıya geçmeyen nasıl yaşandıysa öyle unutuluyor. Bu yüzden önemli sağdaki meleklerle soldaki meleklerin kaydettiği şey. Ki tarih hayattan burada ayrılıyor.
cefanın arkasında sefa vardır. Cefayı çekmeyen âşık, sefanın kadrini bilmez. Herkes sefaya taliptir ama şunu bilmezler ki sefa, cefanın içinde saklıdır.Cemâl,celâlin içinde gizlidir. Herkes derdine derman arar. Ama bilmezler ki derman dediğin, derdin kendisidir.
Derman arardım derdime, derdim bana derman imiş
Burhan arardım aslıma, aslım bana burhan imiş
Sağı solu gözler idim dost yüzün görsem deyu
Ben taşrada arar iken ol can içinde can imişder
Niyâzî-i Misrî.
Mevlâna ise
"Ey insan! ilacın sendedir, ama sen bunu bilmiyorsun"
Bu ifadeyi biz çoğu zaman manasını anlamadan tercüme ederiz.
Bu ifadeye şöyle baksak, meselâ bir insan kendi yerine ana babasını feda etse buna feda etme denebilir mi?
Hele Arap toplumunda bu ifade, yani “Anam babam sana feda olsun” ifadesi çok daha önemlidir.
“Benim bu dünyada zahiri sebebim, annem babamdır. Yâ Resulallah, değil kendimi feda etmeyi, benim vücuduma sebep olanları bile sana feda etmeye hazırım” demektir.
Esas manası budur. Arap toplumunda esas kasıt budur.
Böyle anlamak lazımdır.
Böyle fedakâr, böyle muhabbet eden zatlar, İslâm’ın nurunu, Resul-i Ekrem’in aleyhissalatu vesselam muhabbetini yaymaya muvaffak olmuşlardır. Çünkü candan geçmeden canan ele geçmez.
Fatih Çıtlak
__________________
"Nasıl dünya maîşeti insanlardan kazanılıyorsa, ahiret maîşeti de insanlardan kazanılır!"
__________________ Bir gözyaşı, bir cevherdir ateşten kaynayan ve alev gibi yanan.
Özü sudur ama avuçta bir yalım, gönülde bir yangın olur.
Bir ateş düşünün,
dumanı âh ile çıkar da külleri göz yaşına karışır ya…
Hayat bir mum alegorisidir hani, mumun başındaki yanış gözde yaş olur da gözyaşı alevle barışır ya…
Alev can ipliğini yakınca, acıdır ki, bedenini eritir de mumun, su ile alev birbiriyle yarışır ya…