Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.
Hucurat-12
Kim ki yanında Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı halde, gücü yeterken ona yardım etmezse, Allah onu dünya ve ahirette zelil kılar.
Camiu’s-Sağîr
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 63 (21 Kayıtlı ve 42 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
reddül muhtarda nakşi hulefasından allame ibni abidin şöyle nakil etmekdedir bağiler babında.
Muhît'te zikredilmiştir ki;
bazı fukahâya göre, bidat ehlinden hiç bir kimse küfre nisbet edilmez. Bazı fukahâya göre, bidatçı bidatıyla kesin delile muhalefet ederse, küfre nisbet olunur.
Bu kavil, Ehl-i sünnet fukahâsının ekserisine nisbet edilmiştir.
Fakat doğru olan kavil, bidat ehlinden hiç bir kimsenin küfre nisbet edilmemesidir.
Evet, mezheb ehlinin kelâmında bir çok küfre nisbet edilme mevcuddur. Fakat bu, müctehid olan fukahânın sözü olmayıp, müctehid olmayan fukahânın sözüdür.
Müctehid olmayan fukahanın sözüne itibar yoktur.
Müctehidlerden nakledilmiş olan ehl-i kıbleden hiç bir kimsenin küfre nisbet edilmemesidir.
İbn-i Münzir müctehidlerin mezhebinin naklini çok iyi bilendir.
= Müctehid olmayan fukahânın sözüne itibar yoktur =
İbn-i Hümam Müsayere isimli kitabında zikretmiştir ki;
âlemin kıdemine inanmak haşr-i ecsâdı ve Allah Tealâ'nın cüzleri bildiğini inkâr etmek gibi dinin usûl ve zarurundan olan her hangi bir şeye muhalefet eden kimsenin kâfir olacağında ittifak vardır.
Ancak ihtilâf, AllahTeâlâ'nın sıfatlarını, iradesinin umumî olduğunu inkâr etmek ve Kur'ân-ı Kerim'in mahlûk olduğunu söylemek gibi dinin usûl ve zarurundan olmayan herhangi bir şeye muhalefet eden kimsenin kâfir olup olmamasındadır.
iktibas: attar
__________________ İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!
Ebu'l-Hasan el-Eş'arî, mezhepler tarihi mevzuunda telif ettiği eserinin mukaddimesinde, müslümanların, Peygamber'lerinden sonra bir çok hususlarda İhtilâfa düştüklerini, böylece fırka ve parçalara ayrıldıklarını kayd ettikten sonra ilâve eder :
«Şu kadar var ki İslâmiyet bütün bu fırkaları sinesinde toplamakta ve hepsine de şâmil bulunmaktadır» [8]
Büyük imamın bu ifadesi geniş bir müsamaha zihniyeti taşımakta ve hiç bir isiâmî fırkanın tekfir edilemiyeceğini iş'ar etmektedir.
Selef mezhebinin müdafii olan Ebû Ca'fer et-Tahâvî (v. 321/933) de Akîde'sinin sonunda Müşebbihe, Mu'tezile gibi fırkaları zikreder ve onların dalâlet içinde olduklarını söylemekle yetinir [9]
Yine bir mütekillim ve mezhepler tarihçisi olan Abdülkahir el-Bağdâdî (v. 429/1037), el-Fark beyne'l-fırak adlı eserinde ehl-i sünnetin birbirini tekfir etmediğini, buna mukabil muhalif fırkaların tekfir belâsına giriftar olduklarını kaydeder [10]
İmam-ı A'zam Ebû Hanifenin (v. 150/787) el-Fıkhu'l-ekber adlı akaid risalesine güzel bir şerh yazan Aliyyu'l Karî'nİn (v. 1014/1606) şu iki cümlesi anlatmak istediğimiz fikri hulâsa etmektedir:
«Ehl-i bid'atın kusurlarındandır ki birbirlerini tekfir ederler; ehl-i sünnetin de övülmeye lâyık meziyetlerindendir ki yekdiğerlerini olsa olsa hataya nisbet ederler, fakat tekfir etmezler» [11]
İbn Kuteybe ve Gazzâlî'nin yukarıda sözü edilen şikâyetlerine rağmen şunu., söyleyebiliriz ki ehl-i sünnet kelâmcıları İle fukahânın çoğunluğu (cumhuru) birbirini tekfir etmediği gibi «ehl-i kıbleyi de küfre nisbet etmemiştir.
Allâme Teftâzânî (v. 793/1390) meşhur «Şerhu'l-Akaidinde bu hakikati şöyle ifadelendirmiştir:
«Ehl-i sünnetin prensiplerindendir ki ehl-i kıbleden kimse tekfir edilemez» [12]
Kaynaklar bu noktada hemen hemen ittifak halindedir [13]
Şunu da belirtmeliyiz ki «ehl-i kıble», türkçemizde «beş vakit namazına müdavim» manasına geliyorsa da fukahâ ve mütekeilimînin ifadelerinde «Kâ'beye doğru namaz kılmanın farz olduğunu kabul eden» manasını taşır (13Î.
İslâm filozoflarının tekfiri mevzuunda şiddetli bir tavır takınan Gazzâlî Tehâfutu'l-felâsife'sinin mukaddimesinde şöyle der:
«Ben[14] felâsifenin görüşlerini çürütürken bazan Mu'tezile, bazan Kerrâmiy-ye, bazan da Vâkıfiyye mezhebinin delillerini kullandım. Kitabımda tek bir mezhebin savunucusu tavrı takınmadım, bilakis bütün fırkaları filozofların karşısında yek-vücud bir cephe haline getirdim. Çün*kü itikadî mezhepler (fırkalar) bize teferruatta muhalefet ederken filozoflar İslâmiyetin esaslarına taarruz etmişlerdir. O halde bunlara karşı yekvücud olmalıyız; büyük musibetler karşısında ufak kırgınlıklar ortadan kalkar» [15]
Engin islâmî bilgisinin yanında derin bir felsefî kültüre de sahip bulunan Seyfeddîn el-Âmidî fv. 631/1233), tekfir mevzuunu etraflıca ele aldığı Ebkâru'i-efkâr adh eserinde, mütekellimîn ve fukahânın yukarıda belirtilen görüşlerini naklettikten sonra, ehl-i süntetten bazılarının bid'at fırkalarını tekfir ettiklerini kaydeder.
Âmidî daha sonra Kaderiyye, Şîa, Havâric ve Müşebbihenin tekfir edildiği noktaları bir bir zikr ederek «bunların dışında kalan mezhep mensupları bid'ate düşüyorlarsa da kâfir değillerdir» hükmünü verir (vr. 274/b - 275/a).
Fakat Âmidî bazı bilginlerin bu tekfir görüşünü doğru bulmaz ve zikri geçen fırkaların tekfir edildiği noktaları teker teker çürütür [16]
Âmidî'den İki asır sonra gelen meşhur Seyyid Şetif el-Curcânî (v. 816/1413) de aynı yolu takibetmiş ve Şeru'l-Mevâkıf adlı üç ciltlik hacimli eserinde, ehl-i kıbleden Mu'tezile, Mücessİme ve Revâfızın tekfir edildiği noktaları, ayrıca Mu'tezilenin ehl-i sünneti tekfir ettiği meseleleri bir bir ele alarak çürütmüştür.
Yalnız Seyyid Şerif bu İzahatının sonuna şu notu koymayı da ihmal etmemiştir:
«Şunu bil ki ehl-i kıblenin tekfir edilemiyeceği hususu yukarıda da geçtiği gibi Eş'arî ve fukahânın görüşlerine uygundur. Fakat İslâm fırkalarının akidelerini bir bir incelediğimiz takdirde kesinlikle küfrü gerektiren noktalara tesadüf edebiliriz :
Meselâ, ALLAH'tan başka bir tanrının bulunduğunu veya ALLAH'ın bazı şahıslara hulul ettiğini intaç eden inanışlar. Muhammed aleyhisselâmın nübüvvetini inkâr eden veya onu kötüleyen, onu küçümseyen İnanışlar. Kat'î haramları helal kabul eden veya dinî inanışları reddeden inanışlar gibi» [17]
Seyyid Şerifin verdiği bu misaller elbette insanı küfre götüren şeylerdir.
Bu türlü inanışlara sahip bulunan şahıs veya guupların tekfiri her halde münakaşa kaldırmayan bir husustur.
Günümüzdeki problemlerimizden biri de bazi sebepler öne sürerek baska müslüman kardeslerimizi tekfir etmeye egilim göstermemizdir. Halbuki tekfir çok agir, çok mesuliyetli bir is... Çünkü bir sahis için o kafirdir dedigimizde onu kendi gözümüzde Islam dairesinden çikarmis, nikahini düsürmüs, ebedi azaba aday olmus görüyoruz demektir.
Bu konuda merhum ibn-i Teymiyye, ehli sünnetin tavrini asagida gayet ilmi bir sekilde açikliyor. Müslümanlara müthis zararlar vermis bir firka bile tekfir edilmezken, ulu orta baskalarini tekfir etmenin ne büyük bir hata olacagi, bu yazi okunduktan sonra daha iyi anlasilacaktir.
Asagidaki satirlar, Hafiz Zehebi'nin el-Mukiza adli kitabina dipnotlariyla güzel açiklamalar yapan Abdulfettah Ebu Gudde'nin kitabin sonuna ekledigi iktibaslardan (147-165 sayfalar) ibn-i Teymiyye'ye ait bir kismin Türkçe tercümesidir.
Faydali olmasi dilegiyle...
Muaz Özyigit
Abdulfettah Ebu Gudde'den:
Seyh, imam, hafiz, seyhülIslam ibn-i Teymiyye Minhac-us-sünnet-ün-nebeviyye'de 3:27,60-62 sayfalarda içtihadda isabet edildiginde iki ecir, hata edildiginde bir ecir alma konusundan bahsederken söyle diyor:
Imam olsun, hakim, alim veya bir idareci ya da benzeri veya bir müftü olsun delillere dayanarak içtihad eden kimse, içtihadinda Allah'dan gücü yettigince takva ederse iste bu, Allah'in onu mükellef kildigi seydir. Iste o zaman Allah'a itaat etmis ve sevaba hak kazanmis olur. Cebirci cehmiyyenin görüsünün aksine, süphesiz Allah onu bundan dolayi ikab etmez. Böyle biri Allah'a itaat açisindan dogru hareket etmis demektir.
Bununla birlikte müctehid dogruyu bulabilir de, bulmayabilir de. Bunun hilafina olarak kaderiyye ve mutezile söyle derler: Her kim elden geldigi kadar çaba gösterirse dogruya erisir. Halbuki bu görüs batildir. Bilakis kim elden geldigince çaba gösterirse sevaba hak kazanir. Bu konu iki meseleye dayanmaktadir:
Günah, sahibinin küfrünü gerektirmez. Hariciler ise gerektirdigini söyler. Halbuki ateste ebedi kalmayi gerektirmez. Mutezilenin dediginin aksine günah, sefaatten mahrum kalmayi da gerektirmez.
Bir kimse Rasulullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) uymak maksadi ile içtihad ederek yanlis bir tevile ulassa, bu kimse ne küfür ile, ne de fisk ile itham edilmez.
Aslinda bu nokta ameli meselelerde halk arasinda yaygin olarak bilinir. Akaid meselelerinde ise çoklari hata yapanlari tekfir etmislerdir.
Halbuki ne sahabeden ne de onlara güzelce uyan tabiinden böyle bir görüs bilinmemektedir. Ne de müslümanlarin imamlarindan böyle bir sey duyulmustur.
Bu görüs aslinda hariciler, mutezile ve cehmiyye gibi kendilerine muhalefet edenleri tekfir ederek bid'ate düsen firkalarin görüsüdür.
Bu tutum malikiler, safiiler, hanbeliler ve diger imamlara tabi olanlarin çogunda da görülmüstür. Bunlar da tekfirde bu yolu tutabilirler. Bazilari bütün bid'at ehlini tekfir eder. Sonra bu görüsünden farkli düsünenleri bid'atçi olmakla itham eder.
Halbuki bu, aynen haricilerin, mutezile ve cehmiyyenin görüsüdür.
Bu görüs, yani her bid'atçiyi tekfir etme, ne dört mezheb imaminda, ne de diger ulemada bulunmaz. Onlarin içinde her bid'atçiyi tekfir eden kimse yoktur. Bilakis onlardan yapilan sarih nakiller bunun aksinedir. O imamlardan bazen bazi sözleri söyleyenlerin tekfiri naklolunmussa da bununla o sözün küfür oldugunu, kaçinilmasi gerektigini kasdetmislerdir.
Bilmeyerek ve tevil ile küfür sözü söyleyen herkesi tekfir etmek de gerekmez. Belirli bir sahisda küfrün sübut bulmasi onun hakkinda ahirette cezanin sübut bulmasi gibidir ki baska yerde genisce açikladigimiz gibi bunun sartlari ve engelleri vardir.
Eger bir insan kafir olmazsa münafik da olamaz. Ancak mümindir. Onun için istigfar edilir, merhamet duyulur. Bir müslüman "Rabbimiz bize ve imanda bizden önce geçmis kardeslerimize magfiret et" [1] dedigi zaman, kendinden önceki asirlarda yasamis ümmeti kasdetmektedir. Eger bir mümin yanlis bir tevilde bulunsa, sünnete aykiri düsse, günah islese bile yine de imanda önceki kardeslerimizdendir ve ayetteki genel mananin çerçevesine girer.
Bir kisi 72 (sapik) firkadan olsa bile bu firkalarin çogu da kafir degil bilakis mümindirler.
Nasil ki günahkar müminler Allah'in tehdidine muhatab iseler o firkadakiler de dalalet ve günahlari sebebiyle cezaya müstahak olacaklardir.
Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) onlari Islamdan çikarmadi, bilakis ümmetinden saydi. Onlarin ateste ebedi kalacagini da söylemedi. Iste bu, gözetilmesi gereken büyük bir prensiptir. Sünnete intisab edenlerin çogunda rafizi ve haricilerin bid'atleri türünden bir bid'at bulunmaktadir.
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem.)in ashabi, Ali b. Ebi Talib (radıyallahu anh) ve digerleri kendileriyle savasan haricileri tekfir etmediler. Bilakis onlarin Harura'da çiktiklari, taatten ve cemaatten ayrildiklari davalarini tevil ettiler. Ali b. Ebi Talib (radıyallahu anh.) onlara söyle demisti: Sizleri mescidlerimizden men etmeyiz, feydeki hakkinizdan mahrum birakmayiz. Sonra onlara ibn-i Abbas'i gönderdi. Ibn-i Abbas (radıyallahu anh.) onlarla münazara etti. Bunun üzerine haricilerin yaklasik yarisi geri döndü. Sonra Hz. Ali digerleri ile savasti ve onlari yendi.
Bununla birlikte ne onlari köle yapti, ne onlardan ganimet aldi, ne de sahabenin Müseylemet-ül-kezzab ve benzeri mürtedlere yaptigi muameleyi yapti. Aksine Hz. Ali'nin ve sahabenin haricilere muameleleri, sahabenin mürtedlere yaptigindan farkli idi. Sahabenin hiç biri de Hazreti Ali'nin bu uygulamasini inkar etmedi. Bundan haricilerin Islam dininden dönmediklerine dair sahabenin ittifak içinde olduklari anlasilir.
Ishak dedi ki: Veki bize Ebu Halid'den tahdis etti, o da Hakim b. Cabir'den, dedi ki: Nehrevan taifesini [Hariciler - M. Ö.] öldürdügünde Hazreti Ali'ye soruldu:
Onlar müsrik mi idiler?
Hazreti Ali: Onlar sirkten kaçtilar.
Peki Münafik mi idiler?
Hazreti Ali: Münafiklar Allah'i çok az zikrederler.
Peki o zaman ne idiler?
Hazreti Ali: Bizimle harb eden bir gurup. Biz de onlarla harbettik. Bize karsi savastilar, biz de savastik. [2]
Derim ki [yani ibn-i Teymiyye -- M. Ö.] ilk hadisde ve bu hadisde nebi (s.a.v) in bir çok hadislerinde zemmettigi ve savasmayi emrettigi Nehrevan'daki Harura haricileri hakkinda Hz. Ali'nin bu sözü söyledigi açiktir. Ki o hariciler Osman'i, Ali'yi ve onlari sevenleri tekfir ederler. Onlara göre kim onlarla beraber olmazsa kafirdir! Yurtlari da dar-ul-küfürdür. Ancak kendi yurtlari dar-ul-Islamdir.
Sahabe ve onlardan sonraki ulema haricilerle savas etme üzerinde ittifak etmislerdir. Hariciler kendi mezheplerine uyandan baska bütün müslümanlara asidirler. Müslümanlara karsi savasi baslatan onlardir ve serleri ancak savas ile defedilebilmektedir. Müslümanlar için yol kesen eskiyadan daha zararli oldular. Yol kesenin maksadi mal ve paradir. Verildi mi öldürmezler. Insanlarin bazisina zarar verirler. Halbuki hariciler insanlarla din üzerine, kitab, sünnet ve sahabe icmai ile sabit olan yoldan, kendi bid'atlerine, batil tevillerine ve Kur'an'i fasid anlayislarina dönene kadar savas ederler. Bununla birlikte Ali (radıyallahu anh.) onlarin kafir degil, münafik degil, mümin olduklarini belirtmistir.
Bu, Ebu Ishak el-isferayini ve ona uyanlar gibi bazilarinin görüslerinin hilafinadir. Onlar derler ki: Ancak bizi tekfir edenleri tekfir ederiz. Halbuki tekfir onlarin degil Allah'in hakkidir.
[Abdulfettah Ebu Gudde burada söyle bir not düsüyor: Allah rahmet eylesin Ebu Hanife'nin gögsü ne genis, insafi ne olgun! Kendisini tekfir edene kafir deyip demeyecegi soruldugunda söyle demistir: Beni tekfir edene kafir demem, yalan söylüyor derim. Bu ifade el-alim vel-müteallim kitabindadir.
Ebu Mukatil Hafs ibn-i Selm es-semerkandi ondan sayfa 62-67 de söyle rivayet eder:
"Dedim ki: sana kafir diyen hakkinda ne dersin?
Dedi ki [yani Ebu Hanife -- Çeviren]: Onun yalanci oldugunu söylerim. Ona kafir demem. Fakat yalanci olarak isimlendiririm. Çünkü ihlal edilmesi haram kilinmis haklar ikidir: Biri Allah'la ilgili, öbürü ise kullarla ilgilidir. Allah'la ilgili hakkin haram olan ihlali, ona sirk kosmak, onu tekzib etmek ve küfürdür. Kullarla ilgili olarak ihlal edilmesi haram kilinmis seyler de aralarinda meydana gelen çesitli haksizliklardir. Allah'a karsi yalan söyleyenle bana karsi yalan söyleyenin ayni olmasi yarasmaz. Çünkü Allah ve rasulunu yalanlamak, diger bütün insanlar hakkinda yalan söylemekden daha büyük bir günahtir. Benim kafir oldugumu söyleyen benim nazarimda yalancidir. Benim hakkimda yalan söyledi diye benim de onun hakkinda yalan söylemem helal olmaz. Çünkü Allah teala söyle buyurdu: 'Bir kavme olan garaziniz sizi adaletten alikoymasin. Adalet ediniz, bu takvaya en yakin olandir.' [3] Dedi ki: (yani) bir kavme olan düsmanliginiz sizi onlara adil davranmaktan vazgeçmeye sevketmesin." Ebu Hanife'nin (r.aleyh) sözü ve Ebu Gudde'nin notu burada bitti. -- M. Ö.]
[Ibn-i Teymiyye devamla söyle diyor -- M. Ö.:]
Insana kendini yalanlayan hakkinda yalan söylemesi veya kendine karsi çirkin hareket edene çirkin hareketle karsilik vermesi yakismaz.
Sahabenin haricileri tekfir etmemelerine bir baska delil de onlarin haricilerin arkasinda namaz kilmalaridir. Abdullah b. Ömer (r.a.) ve baska sahabiler Necdet-el-haruri'nin arkasinda namaz kilarlardi. Sahabiler onlarla bir müslümanin müslümanla konustugu gibi konusur, fetva verir, hutbe söylerlerdi. Ayni sekilde Necdet-el-haruri mesele sormak için adam gönderdiginde, Abdullah b. Abbas cevaplandirirdi.
Yine Buhari'deki hadisde [4] Nafi b. el-ezrak'i meshur meselelerde cevaplandirdigi gibi. Nafi onunla Kur'an'la ilgili konularda iki müslümanin yaptigi gibi münazara ediyordu. Müslümanlarin tavri hala böyledir. Rasulullah (s.a.v.)in sahih hadislerde onlarla savasmayi emretmesi ile birlikte müslümanlar, haricilere, (Ebu Bekir) es-siddik (r.a.)in savastigi mürtedler gibi bakmadilar.
Onlarin yeryüzünde öldürülenlerin en serlisi oldugu, onlari öldürenlerin en hayirli savasçilar olduguna dair hadis Ebu Umame tarafindan Tirmizi ve baskalarinca rivayet edilmistir. Bunun manasi onlarin müslümanlara karsi baskalarindan daha serli olmasidir. Yani kimse müslümanlara o kadar serli olmamistir. Ne yahudiler, ne de hristiyanlar... Çünkü hariciler kendilerine uymayan her müslümanin öldürülmesine, kanlarinin, mallarinin ve çocuklarinin katlinin helal kilinmasina içtihad etmis, onlari tekfir etmislerdi. Sapik bid'atlerinin ve cehaletlerinin büyüklügünden ötürü bu sekilde inaniyorlardi.
Bununla birlikte sahabe ve onlara güzelce uyan tabiin, onlari tekfir etmediler, mürted saymadilar. Onlara karsi ne sözde, ne fiilde asiri gitmediler. Aksine o konuda Allah'dan takva ettiler ve böylece adil bir tavir içinde oldular. Sia, mutezile ve sair bid'at ve heva ehli için de ayni sey söz konusudur.
Kim 72 firkanin hepsini tekfir ederse, kitaba, sünnete, sahabe icmaina ve onlara güzelce uyan tabiine muhalefet etmis olur. Her ne kadar bu "72 firka" hadisi Sahihayn'da yoksa da, ibn-i Hazm ve baskalari "zayif" dedilerse de Hakim gibi digerleri "hasen", yahut "sahih" demislerdir. Sünenlerde çesitli yollardan rivayet edilmistir.
"72 firka ateste ve bir firka cennettedir" sözü, "yetimlerin mallarini haksiz yere yiyenler, karinlarina ancak ates dolduruyorlar ve sonra da çilgin bir atese gireceklerdir" [5] ayetinden veya "Kim bunu zulmen veya düsmanca yaparsa onu atese sokacagiz. Bu Allah'a kolaydir" [6] ayetinden daha büyük degildir. Daha bunun gibi kim söyle yaparsa atese girecektir türünden baska nasslar da vardir.
Bununla birlikte birisi için mutlaka atese girecektir diyemeyiz. Belki tövbe edecektir, belki hasenati seyyiatini giderecek kadar çoktur veya basina gelen musibetler Allah tarafindan günahina keffaret sayilmistir vs.
Bilakis, Allah'a ve rasulune zahiren ve batinen iman etmis, rasulden gelenle hakka uymaya niyet etmis bir kisi, hakki bilmeyip hata ettiginde, Allah'in onu mazur görmesi, bilerek, kasden günah isleyene kiyasla daha evladir. Bildigi halde kasden günah isleyen süphesiz azaba müstahakdir. Ama öbürü kasden degil, hataen günah islemistir. Allah teala ise bu ümmetin kasitsiz hata ve unutmasini cezalandirmayacaktir...
[1] Hasr 10
[2] Arapça metinde, bu noktada ayni manada, farkli senette üç hadis veriyor ibn-i Teymiyye. Manalar ayni oldugundan çeviriyi kisaltma amaciyla ilk ikisi alinmadi.
[3] Maide 8
[4] Abdulfettah Ebu Gudde bu hadisin Buhari'de degil, Müslim de oldugunu, ibn-i Teymiyye'nin yanlis hatirladigini belirtiyor.
[5] Nisa 10
[6] Nisa 30
" Kur'an ve hadisten başka bir şeye ihtiyac yoktur." diyenlerin sözü doğrudur, fakat altında hile ve tezvir vardır; bu kelimeyi tuzak etmişlerdir.
Filhakika Kur'an ve hadisleri bilmek için tek çare dört mezheb âlimlerinin arkasından gitmektir.
Doğrusu, Kur'an ve hadisi kendi hevâ ve hevesimizle, kısır akıl, örümcek beynimizle anlamaya kalkışmamalıyız. Ayet ve hadisleri, haklarında hadisle müsbet şahitlik yapılmış, ilk üç asırda yaşayan ulemânın anlayışıyla anlamaya çalışmalıyız.
" Fukahanın görüşleri de beşerî sistem ve tâğuttur" diyenlerin sözleri, köksüzdür. Hakikaten kendileri tağuttur. Çünkü hevâ ve heveslerine davet ederler. Mezheb imamlarımız ise, Allah ve O'nun Rasûlü'ne davet ederler.
Ebû Dâvud, Tirmizî ve Neseî'nin tahric ettikleri, Cündüb radıyallahu anh'tan gelen bir rivayette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
" Kim Kur'an'da görüşüyle söylerse ve bunun üzerine isabetli olsa dahi, hakikaten o hata etmiştir."
ehli sünnet velcemaat
Hârise, Berra' bin Mâlik, Ebû İsrâil, Huzeyfe, Ebû Sıddîk, Osman, Ali, Selman, Suheyb, Ebû Râfı', Bilal ve Habban hazeratı gibi bin kadar sahabi; Zeyn-ul- Abidîn'in torunu Ali bin Hüseyn, İmam Bâkır, İmam Câfer Sâdık, Üveys-ul-Karanî, İbnu Hâzım, Seleme bin Dinar, Hasan Basrî, Alkame, Esved bin Zeyd, İbrahîm Nehâî, Malik bin Dinar, Muhammed bin Sîrîn hazeratı gibi tâbiîn; ve Abdulvâhid bin Zeyd, Utbet-ul-Ğulâm, Fudayl bin İyaz, İbrahim bin Ethem, Dâvûd et-Tâî, Süfyan Sevrî, Ebû Süleyman Dârânî, oğlu Süleyman, Zünnûnî Mısrî, kardeşi Zülkefil, Bişr-ul-Hafî, Serî Sakatî, Hars el-Muhasibî gibi binlerce tebe-i tâbiînden müteşekkil kafile, hepsi, ehli mukâşefe, muhsin, zâhid ve ehli tasavvufturlar. İşte bizim imamlarımız bunlardır. Radıyallahu anhum....
bunların uygulaması ne ise bizim kabulumuz, ne bunların hoşuna gitmemiş ise bizim reddimize mahaldir.
İmam Mâlik radıyallahu anh:
" Kim fıkıh ilmini anlamadan tasavvufu izhar ederse, gerçekte zındıklaşır. Ve kim tasavvuf ( özleşmek) ilmini anlamadan, fıkıh ilmini izhar ederse, gerçekte fâsık olur. " buyurmuştur.
Bize Vâsıl bin Abdil'a'la söyledi....( hadisin tahric bölümü şahıs
isimleri uzunca kim kimden aldı kısmı şahısların ismi uzunca geçiyor) Dedi ki: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'den işittim, şöyle dedi:
"İnsanların (içinde yaşanılan zamanın) en hayırlısı benim karn'ımdır. Sonra onların peşinde gelenlerdir. Sonra onların peşinde gelenlerdir. Sonra bunların akabinde gelen bir kavm olur ki, semizlenirler; semizlenmeyi severler. Onlardan şahidlik taleb edilmediği halde şahitlik yaparlar."
iktibas: ustaz
__________________ İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!
Ben derim ki: Evet. Hülâsa'dan naklen Bezzâziye'de zikredilmiştir ki; şübhesiz Hazreti Ebû Bekir radıyalahu anh ile Hz. Ömer (radıyallahu anha dil uzatan ve onlara lânet eden Râfızî kâfirdir. Hz. Ali (radıyalahu anh i Hz. Ebû Bekir radıyalahu anh ile Hz. Ömer (radıyalahu anh 'den üstün tutan Râfızî bidatcıdır. Bu Hz. Ebû Bekir (radıyalahu anh .) ile Hz. Ömer radıyalahu anh 'e dil uzatan kimsenin tevbesinin kabul edilmeyeceğini gerektirmez ve böyle bir kimsenin kâfir olduğuna hükmetmek müşküldür. Çünkü "ihtiyar" isimli kitabda zikredilmiştir ki; dört mezhep imamı "Bütün bidat ehil, dalâlet ve hataya nispet edilir. Sahabeden birisine dil uzatan veya buğz eden kimse kâfir olmaz. Fakat dalâlete düşmüş olur." diye ittifak etmişlerdir.
ibni abidin reddulmuhtar mürted babı
__________________ İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!
hariciler hakkında yine ibni abidinde bir nakil vardır.
şöyle ki.
Fethü'l-Kadir'de zikredilmiştir ki;
Cumhur-ı fukahâ ve ehl-i hadîse göre, Müslümanların kanlarını ve mallarını helâl sayan, ashab-ı kiramı küfre nisbet eden Haricilerin hükmü, bâğîlerin (haklı olan Müslüman hükümdarına isyan edip, itâat dairesinden çıkan kimselerin) hükmü gibidir. Ehl-i hadîsden bazılarına göre, bunlar mürteddirler.
İbnü'l-Münzir: " "Hariciler mürteddir" diyen ehl-i hadîsden bazılarına muvafakat eden hiç bir âlim bilmiyorum. Bu. haricilerin küfre nisbet edilmeyeceğine dâir fükahânın icmâ'ının nakledilmiş olduğunu gerektirir." demiştir.
--
bunu ''hz.aliye kafir diyene kafir derim '' diyenlere sunuyorum.!!
başka bir meselede daha var..!bilhassa hadis ulemasının ekserisi hariciler gelen rivayetleri dahi almışlardır ki hatda bir söz vardır en sağlam hadislerde bunlardan gelir.
buhari dahi bunlardan hadis rivayet etmişdir.anlatabiliyormuyuz meseleyi.
bazı şiadan dahi hadis rivayeti alınmışdır.hadis eserlerinde numuneleri vardır.
yani bunlar direk kafir olmuş olsalardı buhariye dahi itimat olmaz idi kardeşim.halbuki en sahih hadis onun eserindedir.icma var ittifak var bunda.!!
not: ehlı kıbleden yapılan hadis rivayetleri ve de şartları için ismail çetin hocaefendinin şerhi mişkat adlı eserinin birinci cildine bakabilirsiniz.
attar
__________________ İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem.)in ashabi, Ali b. Ebi Talib (radıyallahu anh) ve digerleri kendileriyle savasan haricileri tekfir etmediler.
Bilakis onlarin Harura'da çiktiklari, taatten ve cemaatten ayrildiklari davalarini tevil ettiler.
Ali b. Ebi Talib (radıyallahu anh.) onlara söyle demisti:
Sizleri mescidlerimizden men etmeyiz, feydeki hakkinizdan mahrum birakmayiz. Sonra onlara ibn-i Abbas'i gönderdi. Ibn-i Abbas (radıyallahu anh.) onlarla münazara etti. Bunun üzerine haricilerin yaklasik yarisi geri döndü. Sonra Hazreti Ali digerleri ile savasti ve onlari yendi.
Bununla birlikte ne onlari köle yapti, ne onlardan ganimet aldi, ne de sahabenin Müseylemet-ül-kezzab ve benzeri mürtedlere yaptigi muameleyi yapti.
Aksine Hazreti Ali'nin ve sahabenin haricilere muameleleri, sahabenin mürtedlere yaptigindan farkli idi.
Sahabenin hiç biri de Hazreti Ali'nin bu uygulamasini inkar etmedi.
Bundan haricilerin Islam dininden dönmediklerine dair sahabenin ittifak içinde olduklari anlasilir.
Ishak dedi ki: Veki bize Ebu Halid'den tahdis etti, o da Hakim b. Cabir'den, dedi ki: Nehrevan taifesini [Hariciler - M. Ö.] öldürdügünde Hazreti Ali'ye soruldu:
Onlar müsrik mi idiler?
Hazreti Ali: Onlar sirkten kaçtilar.
Peki Münafik mi idiler?
Hazreti Ali: Münafiklar Allah'i çok az zikrederler.
Peki o zaman ne idiler?
Hazreti Ali: Bizimle harb eden bir gurup. Biz de onlarla harbettik. Bize karsi savastilar, biz de savastik.
zahid kevseri rahimehullah'ın talebesi abdulfettah ebu gudde'nin tahkiki ile şeyhulislam ibni teymiye rahimehullah'ın ibaresi
__________________ İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!
bir önceki sahabeliklerini inkar etmeden laf etse kafir olmaz geçiyor.
buna ek olarak diyor ki.halifeliklerini red ederek de laf etse yine kafir olmaz..yani sahabeliğini red etmeden hilafetii red etse kafir olmaz.
Kezâ: Münyetü-l-Musalli'de zikredilmiştir ki; kendisi için bir şübhe bulunduğundan dolayı Hz. Ebu Bekir (R.A.) ile Hz. Ömer (R.A.)'a dil uzatan ve onların halifeliğini inkâr eden kimse küfre nisbet edilmez.
Fakat Hz. Ali (R.A.)'nin ilâh olduğunu, Cebrâil Aleyhisselâmın galat ettiğini iddia eden kimse kâfir olur.
Çünkü bu iddia her hangi bir şübheden dolayı değildir. Bu bahsin tamamı Müsâyere isimli kitaptadır.
Ben derim ki:
Kezâ Hz. Aişe validemize kazfeden ve Hz. Ebû Bekir (R.A.)'in sahabî olduğunu inkâr eden kimse kâfir olur. Çünkü bu kazf ve inkâr Kur'ân-ı Kerîm i tekzibdir. Nitekim bu önceki babda geçmiştir.
__________________ İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!
Bazı meşayıh: "Hz. Ali (R.A.) olmasaydı biz Müslümanlarla savaşın câiz olduğunu bilmezdik. Hz. Ali (R.A.) ve ona tâbi olanlar adalet ehlinden, hasımlar ise bağy ehlinden idi. Zamanımızda hüküm gâlip olanındır. Herkes dünyayı istediği için adaletli kimse, bâği olan kimseden fark olunamamaktadır." demişlerdir. T.
"Bâğilerdlr ilh..." Fetih'de zikredilmiştir ki; bâğîler, hâriciler gibi Müslümanların kanlarını, mallarını ve zürriyetlerinin esir edilmesini mubah görmeyen fakat adâletli hükümdara karşı çıkan Müslüman bir taifedir.
İhtiyar'da zikredilmiştir ki; bâğy ehli, bir te'vile yani hak ve velâyet bizimle beraberdir diye bir delile dayanarak bir yere toplanıp üstün gelmek için adâlet ehli ile savaşan her taifedir.
"Hâricilerdir ilh..." Bunlar vaktiyle Hz. Ali (R.A.)'a karşı çıkan kimselerdir. Hariciler ile bâğîler arasındaki fark; hariciler kendilerine muhâlif olan Müslümanların öldürülmesini ve zürriyetlerinin esir edilmesini mubah gören kimselerdir. Hariciler küfre nisbet edilmedikleri için isyan etmedikçe zürriyetleri esir edilmez. İhtiyar ve diğer fıkıh kitaplarının ibâresinden anlaşılmış olduğu üzere bâğiler daha umumîdir.
Bâğiler her iki fırkaya da şâmildir. Bundan dolayı Bedâyı'da her ne kadar bâğîler umumî ise de hâricilerin bâğîlerden olduğunu beyan etmek için bâğiler, hâriciler ile tefsir edilmiştir. Fırkaların bu tarifi ıstılâh cihetindendir. Yoksa her iki fırka da hak olan hükümdara karşı çıkmaktadır.
Bundan dolayı Hz. Ali (R.A.) hâriciler hakkında :
"Kardeşlerimiz bize isyan ettiler." demiştir.
"Bir tevilden dolayı ilh..." Yani Hz. Ali (R.A.) ve ona tâbi olanlar harpte hakemin hükmüne razı oldukları içîn kafir olmuşlardır. Çünkü hüküm ancak Allah'a mahsustur. diye gerçeğe muhâlif olarak tevil ettikleri bir delilden dolayı Hz. Ali (R.A.)'nin ordusunda bulunan bir kısım kimseler ona karşı isyan etmişlerdir. Bunlara "Hariciler" adı verilmiştir. Bunların mezhebine göre, büyük günâh işleyen kâfirdir. Hakem tâyin etmek de büyük günahtır.
"Peygamber Efendimizin ashab-ı kirâmını küfre nisbet eden ilh..." Bu ifade Haricîliğin şartını beyan etmek için olmayıp Hz. Ali (R.A.)'a karşı çıkanları beyan etmek içindir. Yoksa Hâricilerin karşı çıktıkları hükümdarın küfrüne inanmaları kifayet eder.
ibni abidin bağiler bahsi
__________________ İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!
imam gazali rahimehullah'ın şu sözü yeterliydi aslında tek başına:
İmam Gazâlî, "Faysalüt-tefrika beyne'l-islâmi vez-zendeka" adlı kitabında şöyle ifade etmektedir:
Her fırkanın, delilde hata ettiğini görerek hasmını tekfire kalkması münâsip değildir.
Evet, bunları "Sapıklar ve türedi bidatçiler" diye isimlendirmek caizdir. Sapık denilmesi, doğru yoldan sapmış olmaları cihetiyle; "Türedi" diye isim verilmesi ise, selef-i sâlihîn tarafından ifade edilmeyen sözler uydurmaları itibariyle olmuştur.
__________________ İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!