| | Sayfa 3 Toplam 5 Sayfadan | < | 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | > | |  |
| | Hakkperest (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.163
1 Albümü var
Teşekkür etti: 10.836
Teşekkür aldı: 4.397 konuda 20.588 kere
| topyekun hariciler kafirdir, mutezile kafirdir, şiiler kafirdir gibi lafızların artık şu aşamadan sonra savunulacağını sanmıyorum.
aynen seyyid kutub kafirdir, ibni teymiye kafirdir gibi lafızların da savunulamayacağı gibi.
en azından bir ehli sünnet aktarmış olduğumuz nakillerdeki ibarelere vakıf olup da, bunu söyleyebiliyorsa, niyetinden endişe etme hakkım ortaya çıkar.
ibni teymiye rahimehullah'ı şiddetli eleştiren şeyh yusuf nebhani'nin dediği gibi:
'İbni Teymiyye ve diğer vehhâbiler ile, İslâmî mesleklerden bunların durumuna uygun bulunanlar, meded dilemeyi ve peygamberleri, sâlihleri ve hattâ Hz.Muhammed (Salllahu aleyhi ve sellem) i ziyaret için yolculuk yapmayı yasaklamış olmaları sebebiyle, bizim onları tekfir etmemiz caiz görülmemiştir.
Bizim için caiz olan, onların bid'at ehli olduğunu söylemektir.'
ibni teymiye rahimehullah'ın da dediği gibi:
'Kim 72 firkanin hepsini tekfir ederse, kitaba, sünnete, sahabe icmaina ve onlara güzelce uyan tabiine muhalefet etmis olur'
üstaz ismail çetin rahimehullah da kimlerin tekfir edilebileceğini gayet sarih belirtmiştir:
'islam şeriatını, zamanına kifayetsiz gören yahud şer'i bir hükmü hafife alan yahud şeriattan bir hükmü inkar edenin küfründe ihtilaf yoktur.'
seyyid şerif'in dediği gibi:
Allah'tan başka bir ilahın bulunduğunu veya Allahın bazı şahıslara hulul ettiğini intaç eden inanışlar, Muhammed aleyhisselâmın nübüvvetini inkâr eden veya onu kötüleyen, onu küçümseyen İnanışlar. Kat'î haramları halâl kabul eden veya dinî inanışları reddeden inanışlar gibi durumlar küfrü gerektirir.
ibnu himam'ın dediği gibi:
âlemin kıdemine inanmak haşr-i ecsâdı ve Allah Tealâ'nın cüzleri bildiğini inkâr etmek gibi dinin usûl ve zarurundan olan her hangi bir şeye muhalefet eden kimsenin kâfir olacağında ittifak vardır.
mutlak müctehidler imam azam imam şafii gibi zevattır. mesela imam ahmed bin hanbel' rahimehullah'a göre namaz kılmayan kafirdir ve öldürülür; ama biz bu hususta imam azam rahimehullah'a uyuyoruz ve namazı inkarsız kılmayanı gavur görmüyoruz.
yani bu meseleler çoğu zaman ictihadidir. filan alimin kafir dediğine başkası değil diyebilir.
ibni abidin:
'Evet, mezheb ehlinin kelâmında bir çok küfre nisbet edilme mevcuddur.
Fakat bu, müctehid olan fukahânın sözü olmayıp, müctehid olmayan fukahânın sözüdür.
Müctehid olmayan fukahanın sözüne itibar yoktur.
Müctehidlerden nakledilmiş olan ehl-i kıbleden hiç bir kimsenin küfre nisbet edilmemesidir. ' demiştir.
ehl-i kıble, türkçemizde beş vakit namazına müdavim manasına geliyorsa da fukaha ve mütekellimînin ifadelerinde Kâ'beye doğru namaz kılmanın farz olduğunu kabul eden manasını taşır. bunun delili şu hadistir:
kim bizim kıblemize yönelir, bizim namazımızı kılar ve bizim kestiğimizi yerse, onun canı malı ve ırzı eman altındadır. | 
26.05.2007, 10:33
| | | Hakkperest (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.163
1 Albümü var
Teşekkür etti: 10.836
Teşekkür aldı: 4.397 konuda 20.588 kere
| Milli Gazete - 6 Şubat 2003
Başlangıçta Hamidullah'ın tenkide uğrayan görüşleri konusunu bu köşede detaylı olarak ele almayı tasarlamıştım. Ancak bu köşeyi aylarca işgal edeceği anlaşılan bu meseleyi, müstakil bir makale halinde işlemenin daha uygun olacağı kanaatiyle bu seriye, "tekfir" konusunda Ehl-i Sünnet ulemanın koyduğu ölçüleri zikrederek son vereceğim.
Bugüne kadar –sadece Hamidullah, Mevdudi vb. kimseler konusunda değil– bütün yazdıklarımda "ilkeler"i ön plana alan bir tavır izlemeye çalıştım. Bu gayretim bundan sonra da devam edecek. Tarihinin en müşevveş bilinç durumunu yaşayan bizler, modern zamanların Müslümanları, birçok meselede "ölçünün tayininde" veya en azından "okunması"nda sıkıntılar yaşıyoruz. Burada bunun sebeplerine ayrıntılı olarak dalmak niyetinde değilim. Hiç olmazsa "ölçü"nün ne olduğu konusunda görüş birliği içinde olanların birbirlerini ithamdan uzak durmalarını bekliyor insan. Bunun ne kadar "elzem" bir hassasiyet olduğunu, bu yazılara tepki olarak aldığım mesajlarda bir kere daha derinden hissettim...
Bu yazı serisinin ilkinde de belirttiğim gibi, bu konuda sözü uzatmamın sebebi, itikadî meselelerin hassasiyetidir. Ehl-i Sünnet'i bu noktada diğer fırkalardan ayıran tavrı –temel bir gösterge olarak– tebarüz ettirmemiz gerekiyor. Aşağıda vereceğim nakiller, bu husustaki tavrımızın netleşmesi bakımından büyük önem taşıyor:
İmam el-Gazzâlî, el-İktisâd fi'l-İ'tikâd adlı eserinin sonunda (155 vd.) itikadî fırkalardan hangilerinin tekfir edilmesi gerektiğini ve hangilerinin tekfir edilmesinin uygun olmadığını açıklarken şöyle der:
"Dördüncü Grup: Felsefeciler dışında kalan Mu'tezile, Müşebbihe ve diğer bütün fırkalar. Bunlar, tasdik ehlidirler ve herhangi bir maslahat sebebiyle olsun olmasın, yalanı (nasslarla bildirilen hususları tekzip etmeyi) caiz görmez, yalan (tekzib) maslahatı uğruna (nassların) ta'lili ile iştigal etmezler. Yaptıkları tevilden ibarettir; ancak tevillerinde hatalıdırlar.
Durumları içtihad sahasına girer.
Haklarında hüküm verme durumunda olan kişinin, tekfir edilmemelerine bir yol bulabildiği sürece onları tekfirden sakınmaya meyletmesi uygundur.
Zira "Lâ ilâhe illallâh" sözünü açıkça söyleyen ve kıbleye yönelen musalli kimselerin kan ve mallarını mübah görmek hatadır.
Bin kâfirin hayatta kalmasıyla sonuçlanacak bir hata, bir müslümanın hacamat şişesini dolduracak kadar kanının akıtılmasına müncer olan hatadan daha ehvendir.
(...) Bize göre, tevilde yapılan hatanın tekfiri gerektirdiği sabit değildir. Böyle bir hatanın tekfir gerektirdiği konusunda delil gösterilmesi şarttır. (Buna mukabil) tasdik ehlinin kanının korunmuşluğu ise "Lâ ilâhe illallâh" demesiyle kesin bir şekilde sabittir. Bu delil, ancak "kesin" bir (muarız) delil ile geçersiz kılınabilir.
Bu söylediklerimiz, tekfirde aşırı gidenin aşırılığının bürhan (kesin delil)'dan kaynaklanmadığı konusuna dikkat çekmek için yeterlidir. Zira bürhan ya bir asıl veya bir asla dayanan kıyas olabilir.
Burada (bir kimsenin tekfiri için gerekli olan) asıl, nassların açık bir şekilde yalanlanmasıdır. Nassları yalanlamayan kimse(nin yaptığı) ise "yalanlama" anlamına kesinlikle girmez. Bu itibarla, şahadet kelimesini söyleyen kimse, umumî ismet (kanının ve malının korunmuşluğu) zırhı altında kalmaya devam eder.
"Beşinci Grup: (Nassları) açık bir şekilde tekzib etmeyen, ancak Hz. Peygamber (s.a.v)'den tevatüren malum olan Şer'î asıllardan birisini inkâr edenlerdir.
Bir kimsenin, "Beş vakit namaz farz değildir" demesi, kendisine Kur'an ve hadisler okunduğu zaman, "Bunun Hz. Peygamber (s.a.v)'den sadır olup olmadığını bilmiyorum; belki de hata ve tahriftir" demesi, keza bir kimsenin, "Ben Hacc'ın farziyetini itiraf ediyorum; fakat Mekke'nin ve Kâbe'nin nerede olduğunu ve insanların namazda yöneldikleri ve haccettikleri beldenin, Hz. Peygamber (s.a.v)'in haccettiği ve Kur'an'ın tavsif buyurduğu belde olup olmadığını bilmiyorum" demesi böyledir. Bu kimsenin de küfrüne hükmedilmesi gerekir. Çünkü o, (aslında nassları) tekzip etmekte, ancak bunu açıkça söylemekten kaçınmaktadır. Yoksa mütevatir tariklerle sabit olan hususların anlaşılmasında avam ve havass müşterektir.
"Bu kimsenin söylediğinin batıllığı, Mu'tezile mezhebinin batıllığı gibi değildir. Zira Mu'tezile'nin kabul etmediği mütevatir hususların idraki, araştırma ve basiret ehli kimselere mahsustur. Şu kadar var ki, söz konusu şahıs eğer yeni Müslüman olmuş ve bu sebeple bu (kabul etmediği) hususlar onun nezdinde henüz tevatüren sabit olmamış ise, kendisine, bu konulardaki tevatür, nazarında sübut bulana kadar mühlet verilir. Biz böyle kişiyi, tevatürle malum olan bir hususu inkâr ettiği gerekçesiyle tekfir etmeyiz.
"Eğer bir kimse, Hz. Peygamber (s.a.v)'in gazvelerinden birisini veya Hz. Ömer (r.a)'in kızı Hz. Hafsa (r.anha) ile evlendiğini, yahut Hz. Ebu Bekr (r.a)'in varlığını ve hilafetini inkâr ederse, bu sebeple tekfir edilmesi gerekmez. Çünkü bu, Din'in asıllarından olup, tasdik edilmesi gereken herhangi bir aslı tekzip değildir. Ancak hacc, namaz ve İslam'ın (diğer) rükünleri böyle değildir. (...)
"Altıncı Grup: (Nassları) açıkça tekzip etmeyen ve Din'in asıllarıyla ilgili tevatüren malum olan bir hususu yalanlamayan, ancak sıhhati sadece İcma ile bilinen bir hususu inkâr edenler. (...)
Ben bu konuda hemen hüküm verilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Zira İcma'ın hüccet olduğu konusunda birçok problem mevcuttur ve bunlar, neredeyse İcma ile sabit olan hususları inkâr eden kişiye özür teşkil edebilecek durumdadır. Ancak bu kapı bir kere açılacak olursa, birçok çirkin durumlara yol açar.
Mesela bir kimse, "Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)'den sonra bir resul gönderilmesi caizdir" diyecek olursa, bu kimsenin tekfirinde tevakkuf etmek normal karşılanamaz. Böyle bir hususun imkânsızlığının dayanağı, araştırıldığında kaçınılmaz olarak İcma'dan istinat bulacaktır. Zira akıl, Hz. Peygamber (s.a.v)'den sonra bir resulün gönderilmesini imkânsız bulmaz. Hz. Peygamber (s.a.v)'den nakledilen, "Benden sonra nebi yoktur" sözü ve Yüce Allah'ın Hz. Peygamber (s.a.v) hakkında "Nebilerin sonuncusu" buyurmuş olması, bu görüş sahibini tevilden aciz bırakmaz. Bu gibi ayet ve hadisler karşısında o kişi şöyle diyecektir: "Bu ayetteki "nebiler" ifadesinden kasıt, resuller içinde ulul azm olanlardır." Buna karşı, "Buradaki "nebiler" kelimesi umum ifade eder" denirse, o da "umum ifadenin tahsisi"ni gündeme getirir. Keza bu kimse, Hz. Peygamber (s.a.v)'in "Benden sonra nebi yoktur" sözü ile kastedilenin de "resuller" olmadığını, "nebi" ile "resul" arasında fark olduğunu söyleyecek, "nebi"nin mertebe olarak "resul"den daha yüksek olduğunu söyleyecek ve buna benzer hezeyanlar ileri sürecektir..."
ebubekir sifil | 
26.05.2007, 17:15
| | | Hakkperest (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.163
1 Albümü var
Teşekkür etti: 10.836
Teşekkür aldı: 4.397 konuda 20.588 kere
| Bid'at Fırkalar
Milli Gazete - 10 Aralık 2005
Soru:
Şiiler, Bahailer, İsmaililer, Reşat Halifeciler, Vahhabiler, Hariciler, Mutezile, Cebriye ve reformist-modernistlerin hükümleri nedir? Bunlardan küfrüne hükmolunan mezhepler var mıdır? Varsa niçin? Küfrüne hükmedilmeyenlerin hükmü nedir? Bir süre cehennemde yanıp sonra cennete girme gibi bir şey mi?
Cevap:
Öncelikle soru sahibini, "bid'at fırka" kavramını hayata tetabuk ettirerek ele alan yaklaşımından ötürü kutladığımı belirteyim. Zira "bid'at fırka" kavramı yaygın olarak tarih içinde olup-bitmiş olgular ve devrini tamamlayıp tarihe mal olmuş oluşumlar için kullanılır, günümüze tatbik edilmez ve tabii ki bu eksik bir değerlendirmedir.
Yukarıda adı aynı bağlam içinde anılan fırka ve oluşumlara gelince, bunları mutlak surette kategorize ederek ele almak gerekir. İlke şudur: "Dinden olduğu zaruretle sabit olan hususlar"ı inkâr etmeyenler İslam dairesi içinde, edenlerse dışında değerlendirilir.
Burada bir hususa dikkat çekmek gerekiyor:
el-Kevserî merhum, el-Melatî'nin et-Tabsîr'ine yazdığı takdim yazısında, fırkalar hakkında hüküm verirken son derece dikkatli ve ihtiyatlı olmak gerektiğinin altını çizmiş ve şu hususlara dikkat çekmiştir:
Fırkalar hakkında eser veren ulemadan kimi sadece bu fırkaları ve görüşlerini zikretmekle yetinip, görüşlerini tartışmazken, kimi de bu tartışmayı alabildiğini sert bir şekilde yapar ve her fırkayı, kendi görüşlerinin gereği saydığı hususlarla ilzam eder. Bu fırkalar hakkında konuşurken, onları, sadece kendi eserlerinde yer alan görüşlerle ilzam etmek ve muarızlarının onlar hakkında yazdığı eserlerde zikrettikleri her görüşü onlara nisbet etmekten sakınmak gerekir…
Bu değerlendirmeler ışığında gerek mezkûr fırkaları, gerekse bunların alt dallarını birbirinden ayrı tutmak durumundayız.
İslam dairesi içinde bulunanlara Şia'nın "gulat/aşırılar" dışındaki alt dallarını, Vehhabiler'i, ve yine Hariciler'in –Necdât gibi– bazı kollarını örnek verebiliriz. Mu'tezile, Cebriye vd., de böyledir. Bunların her birinin alt dalları, liderleri ve kendine mahsus görüşleri vardır.
Aynı durum Modernist/reformistler için de böyledir. Aralarında son derece aşırıya gidenler olduğu gibi, ılımlı olanlar da vardır.
Bahailer, Reşad Halifeciler… gibi "yalancı peygamberlere inananlar"a gelince, bunların durumu tıpkı Müseylimetü'l-kezzâb'a inananların durumu gibidir. Gerek ona, gerekse diğer yalancı peygamberlere inananlarla yapılan savaşlara "ridde savaşları" dendiği malumdur.
Hz. Peygamber (s.a.v)'den sonra peygamber gelmeyeceği, dinde zaruretle sabit olduğu halde bunlar, sahte peygamberlere iman etmekle bu zarureti inkâr etmişlerdir.
Bütün bu fırkalar içinde küfrüne hükmolunanlar, yukarıda da belirttiğim gibi "dinden olduğu zaruretle sabit olan hususlar"dan herhangi birini red/inkâr ettiği için bu hükme muhatap olmuştur. Kur'an veya mütevatir Sünnet ile sabit olan hususlardan herhangi birini inkâr edenlerin durumu böyledir.
Tekfir edilmeyenlere gelince, bunlar Ümmet-i Muhammed'in günahkârlarından olarak cehennemde belli bir süre azap çekerler.
Zira bid'atleri küfre varan aşırılıkta değildir. Dolayısıyla bunlar esas olarak "mü'min"dir.
ebubekir sifil | 
26.05.2007, 17:15
| | | Hakkperest (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.163
1 Albümü var
Teşekkür etti: 10.836
Teşekkür aldı: 4.397 konuda 20.588 kere
| İmam-ı Rabbani ks bu hadisin açıklamasında şunları yazıyor.
Hadîs-i şerîfde bu ümmetin yetmişüç fırkaya ayrılacağı, bunlardan yetmişiki fırkanın Cehenneme gidecekleri bildirildi.
Bu hadîs-i şerîf, yetmişiki fırkanın Cehennem ateşinde azâb göreceklerini bildiriyor.
Cehennemde sonsuz kalacaklarını bildirmiyor.
Cehennem ateşinde sonsuz azâbda kalmak, îmânı olmıyanlar içindir. Ya’nî kâfirler içindir.
Yetmişiki fırka, i’tikâdları bozuk olduğu için Cehenneme girecekler ve i’tikâdlarının bozukluğu kadar yanacaklardır.
Yetmişüçüncü olan bir fırkanın i’tikâdı bozuk olmadığı için, Cehennem ateşinden kurtulacaklardır.
Bu bir fırkada bulunanlar arasında kötü iş yapmış olanlar varsa ve bu kötü işleri tevbe ve istigfâr ile veyâ şefâ’at ile afv olunmadı ise, bunların da günâhları kadar Cehennemde yanmaları câizdir.
Yetmişiki fırkada olanların hepsi Cehenneme girecekdir. Fekat hiçbiri Cehennemde sonsuz kalmıyacakdır.
Bir fırkada bulunanların hepsi Cehenneme girmiyecekdir. Bunlardan yalnız kötü iş yapanlar Cehenneme girecekdir. Cehenneme girecekleri bildirilmiş olan yetmişiki (Bid’at fırkaları), (Ehl-i kıble) oldukları için, bunların hepsine kâfir dememelidir.
Fekat bunların, dinde inanması zarûrî lâzım olan şeylere inanmıyanları ve (Ahkâm-ı islâmiyye)den her müslimânın işitdiği, bildiği şeyleri te’vîlini bilmeden rededenleri kâfir olur. (Ehl-i sünnet) âlimleri “rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma’în” bildiriyor ki, (Bir müslimânın bir sözünden veyâ bir işinden yüz şey anlaşılsa, bunlardan doksandokuzu küfre sebeb olsa ve biri müslimân olduğunu gösterse, bu bir şeyi anlamak, onu küfrden kurtarmak lâzımdır). Herşeyin doğrusunu ALLAHü teâlâ bilir. En sağlam söz Onun sözüdür.
iktibas: kuzucuk | 
26.05.2007, 17:15
| | | Hakkperest (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.163
1 Albümü var
Teşekkür etti: 10.836
Teşekkür aldı: 4.397 konuda 20.588 kere
| Şiileri tekfir eden âlimlerin varlığı bizim için önemlidir. Her halukarda onların sapıklıklarını ortaya dökebiliriz, bundan çekinmeyiz fakat birileri de çıkar, Şiileri tekfir etmeyen âlimler varken ortada ki çoğunluk böyledir, şiileri topluca tekfir eden belli âlimler vardır onlar da tenkitçiliği ön planda olan âlimlerdir.
Şimdi şiileri tekfir etmek isteyenler bir liste çıkarsınlar, tekfir eden âlimlerin listesini yapsınlar görelim bakalım ne kadar âlim tekfir etmiş.
İhtilaflı konuları kaşımak sizlere bir fayda vermez. Tekfir konusuna bu kadar sevdalı olmayın. İhtyiatlı davranmayı yeğleyin. Ben yine diyorum dileyen gitsin tekfir etsin ben kimseye sen neden tekfir ediyorsun demem ama ortada ihtilaf varken her müslüman tekfir etmelidir, sizler tekfir etmiyorsunuz haliniz ne olur gibi birşey söylerseniz ben de derim ki binlerce yıldır gelip geçen islam âlimlerinin bir çoğunu töhmet altında bırakırsınız.
Osmanlı’nın Şia mensubu türkleri türk saymadığına, türk sınıfına sokmadığına dair malumatlar vardır fakat gayr-ı müslim olarak nitelediğine dair ben bir malumat bilmiyorum.
Osmanlı döneminde tekfir eden âlimler çoktur, benim sorduğum bu değildir. Osmanlı’nın büyük kadılarından, devlet erkânından yada Şeyh-ül İslamlarından karar alarak Şia Mensuplarını gayr-ı müslim olarak ifade eden bir Şeyh-ül İslâm yada yetkili kimse var mıdır?
Osmanlı onlara o kadar baskı yapmasına rağmen topunu kafir saymış mıdır saymamış mıdır?
iktibas: aşıkyekini | 
26.05.2007, 17:16
| | | Hakkperest (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.163
1 Albümü var
Teşekkür etti: 10.836
Teşekkür aldı: 4.397 konuda 20.588 kere
| bismillahirrahmanirrahim.
üzülerek muşahade etmekdeyiz ki ehli sünnetden bazı oluşumlar ehli sünnet harici diğer 72 fırkayı toptan kafir ilan etmekdeler.bu çok büyük bir hatadır.çok büyük bir yanlışdır.
bilinsin ki bu oluşumlar adı ister tarikat ister cemaat olsun bu hususda bidata düşüyor ve de ifrata kaçıyorlar.bundan kaçınmak gerekir.
her küfür denilen ibare direk dinden çıkarıcı kafir demek değildir.
bunların arasını iyicene ayırt etmek gerekir.
bilerek (bile bile.) ve ya bilmeyerek yanlışa düşmeyin.zira bunun mesuliyeti vardır ahiretde.
net aleminde bazı siteler ehlı kıbleyi tekfirin öncülüğünü yapmakdadır.böyle sitelerde alıntılar yapmayın.dikkat edin.hatda bunların netde bulunan bir ansiklobedisinde müslümanlardan bazısına iftira dahi vardır.kaynak gösterdikleri yerlerden tahrifat yapabilmekdedirler kendi din anlayışlarına uygun olarak..!!
bu gibi yerlerden alıntı ile müslümanları ( açıkca kafirliğine sebeb olan neden olmadıkça.) tekfir etmeyin.
bilmediğinizi ehline sorunuz.
bilmemek ayıp değil yerine göre mazeretde değil ama bilmediği halde cevab vermekde cahilliğin ve de sorumsuzluğun göstergesidir ve de bu kişiyi günah sahibi kılan bir unsurdur.
dikkat çekerim.
fi emanillah.
iktibas: molla | 
26.05.2007, 17:16
| | | Hakkperest (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.163
1 Albümü var
Teşekkür etti: 10.836
Teşekkür aldı: 4.397 konuda 20.588 kere
| senin adam tekfir etmen şuna benzer... Bir kimse, bir kimseyi eş cinsel olduğundan dolayı yada diyelim ki eş cinsel ilişki esnasında gördüğünden dolayı onu öldürebilir mi? Yada ona ceza uygulayabilir mi. Yada diyelim ki zina yapan evli bir kadını yada erkeği gördüğünüz bunun zina yaptığı noktasında sizler karar verebilir misiniz velev ki ell kişi aynı anda, cinsel temas esnasında görün. Kısacası tekfir meselesi insanların oturup tartışıp münazara ettikten sonra birbirlerine karşı söyleyecekleri sözlerle olmaz, bu iş muhakeme işidir.
Tekfir işi İslam Hukukunda belirtilmiş bir meseledir. Nasıl ki bizler bugün Türk Ceza Kanunu yada Anayasaya dayanarak, ona isnad ederek bir hüküm veremiyor isek buna yetkili değilsek, yukarıda Şia mensubu ve diğer mücessim kimselerin tekfir edileceğine dair delilleri önümüze alarak insanları tekfir edemeyiz, bizim dediğimiz budur. İslam Hukukunu ve ulemanın kavillerini delil alarak adam yargılamak bizim işimiz değildir. Abdest, namaz vs... taharet ile ilgili dahi, ilmihale bakarak bile aslında hüküm vermeye yetkili bir kimse olmadığımıza göre irtidat etme noktasında bir kimseye nasıl fetva verebiliriz, nasıl yargılarız?
Te'vilde yanılma meselesini Molla abi açıklamış bu hususta ihtilaf vardır ben de bunu Yusuf Kerimoğlu'ndan naklettim. Bu ihtilafları yok saymak yada ifrata kaçmadan ihtiyatlı davrananları suçlamak olmaz. Bu sizin mantığınız, Sistani yada Humeyni'ye günümüzde kâfir demeyen bütün İslâm Âlimlerini töhmet altında bırakır.
iktibas: aşıkyekini | 
26.05.2007, 17:16
| | | Hakkperest (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.163
1 Albümü var
Teşekkür etti: 10.836
Teşekkür aldı: 4.397 konuda 20.588 kere
| Yusuf Kerimoğlu’nun Fıkhi Meseleler isimli eserinden
KIBLE EHLİ KİMDİR?
Mektubunuzda, "İslam'ı öğrenmeye ve öğrendiklerimle amel etmeye gayret ediyorum. (...) Akaid kitaplarında; 'Kıble ehlinin tekfiri caiz değildir' hükmü yer almaktadır. Fakat kıble ehlinden kasdın ne olduğu hususunda, farklı görüşler vardır. (...) Öğrenmek istediğimiz husus şudur: İtikadda ehl-i sünnet ve'l cemaatten ayrılan bütün fırkalara ehl-i kıble diyebilir miyiz? Dinde inanılması zaruri olan ahkamı reddeden bir kimse, kıble ehli olma vasfını koruyabilir mi? Şüphe sebebiyle sünneti reddeden kimseleri tekfir etmek mümkün müdür?" diyorsunuz.
CEVAP: Mektubunuzu özetlemeye gayret ettim. Emaneti muhafaza etmeye karar veren her mükellefin, hevasına muhalefet etmesi ve İslam'a teslim olması zaruridir.
Resul-i Ekrem (sav)'in, "Hakiki mücahid, nefsinin hevasına karşı mücadele eden kimsedir"(1) buyurduğu ve Müslümanları ikaz ettiği malumdur. Bu tesbitten sonra;
"İtikadda ehl-i sünnet ve'l cemaatten ayrılan bütün fırkalara ehl-i kıble diyebilir miyiz?" şeklindeki sualinize geçebiliriz.
Ehl-i sünnet ve'l cemaat, Resul-i Ekrem (sav)'in ve sahabesinin yolunu takip edenlerin bir vasfıdır.
Veraset yoluyla, babadan oğula geçen bir imtiyaz değildir.
Molla Hüsrev, "Ehl-i ehva; kelam kitaplarında zikredildiğine göre, inançları ehl-i sünnetin inançlarına uymayan ehl-i kıbledir. Bunlar: Cebriyye, Kaderiyye, Rafiziler, Hariciler, Muattıla ve Müşebbihe fırkalarıdır. Bunların tamamı yetmiş iki fırka olur. Bize göre bunların şahidliği kabul edilir"(2) diyerek, meseleyi izah etmiştir.
Ehl-i sünnet ve'l cemaat yolundan ayrılan kimseler; dinde inanılması zaruri olan hususları inkar etmedikleri müddetçe, kıble ehli olma özelliğini korurlar.
Resul-i Ekrem (sav)'in, "Kim bizim kıldığımız namazı kılarsa, bizim kıblemize yönelirse, kestiğimizi yerse, işte ALLAH ve Resulü'nün zimmetinde bulunan Müslüman budur.
ALLAH'ın zimmetini bozmayın" hadis-i şerifi'ni esas alan müctehid imamlar, "Kıble ehlinin tekfiri caiz değildir"(3) hükmünde ittifak etmiştir. Dürri'l Muhtar'da, "Bid'at, Peygamber (sav)'den malum ve meşhur olan şeyin aksine itikad etmektir. Fakat bu inat sebebiyle değil, bir nevi şüphe iledir.
Bizim kıblemize dönenlerden hiçbiri bid'at sebebiyle tekfir edilemez. (...) Çünkü bu yaptıkları bir tevil ve şüphe neticesidir. Tekfir edilmemelerinin delili, şahitliklerinin kabul edilmesidir"(4) hükmü kayıtlıdır. Şüphe sebebiyle sünneti reddeden kimseleri tekfir etmek doğru değildir. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.
(1) Sünen-i Tirmizi- İst.: 1401 C: 4, Sh: 165 Had. No: 1621 K.Cihad: 2.
(2) Molla Hüsrev- Düreri'l Hükkam- İst.: 1307 C: 2, Sh: 376.
(3) İmam-ı Azam- Fıkh-ı Ekber (Aliyyü'l Kari Şerhi)- İst.: 1981 Sh: 424 vd.
(4) İbn-i Abidin- A.g.e.: C: 2, Sh: 409 | 
26.05.2007, 17:17
| | | Hakkperest (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.163
1 Albümü var
Teşekkür etti: 10.836
Teşekkür aldı: 4.397 konuda 20.588 kere
| Yusuf Kerimoğlu – Fıkhi Meseleler
Zihnime takılan iki mesele vardır. Kaynaklarıyla izah ederseniz sevinirim. Son yıllarda birbirlerini tekfir eden kimselerin sayısı artmıştır. Tekfir edilen birisi öldüğü zaman; cenaze namazını kılıp-kılmamak hususunda, şüpheye düşüyoruz. Nasıl amel etmemiz gerekir? İkincisi: Ölüm yatağında olan bir kimsenin yanında, hatırlatmak niyetiyle kelime-i şehadeti söylemek doğru mudur?" diyorsunuz.
CEVAP: Mektubunuzu özetlemeye gayret ettim. Dünyayı gözlerinde büyüten Müslümanların, değişik hastalıklara tutulmaları mümkündür. Bu noktada Resul-i Ekrem (sav)'in, "Ümmetim dünyayı gözlerinde büyüttükleri zaman kendilerinden İslam'ın heybeti çekilip alınır. Emr-i bi'l ma'ruf ve nehy-i ani'l münkeri terkettiklerinde, vahyin bereketi kendilerine haram kılınır. (Ve nihayet) Birbirlerine sövmeye başladıklarında ALLAHu Teala (cc)'nın nazarında hiçbir değerleri kalmaz"(1) mealindeki mübarek tesbitini hatırlamakta fayda vardır.
Bir Müslümanın irtidat ettiğine (mürted olduğuna) karar vermek, kolay bir hadise değildir. İrtidat hadisesi, ağır cezası olan bir cürümdür. İhtimal sebebiyle bu ceza uygulanamaz.
Bir Müslümanın irtidat edip-etmediğine, kadı (şer'i mahkeme reisi) hüküm verebilir. Eğer Kadı'nın hükmü söz konusu değil ise; adil olan iki Müslümanın, irtidatın tahakkuk ettiğine dair yemin etmeleri gerekir. Feteva-ı Hindiyye'de, "Bir şahidin, bir Müslüman hakkında 'İrtidat etti' demesiyle, onun cenaze namazını kılmayı terk etmek caiz değildir. Serahsi'nin Muhıyt'inde de böyledir"(2) hükmü kayıtlıdır.Hasan-ı Basri (rh.a)'ye göre; irtidata hüküm verebilmek için, dört adil şahide ihtiyaç vardır.
Diğer sualinize gelince: Hanefi fukahası, "Üzerinde ölüm alametleri bulunan kimsenin yanında, kelime-i şehadeti zikretmek suretiyle telkin yapılır. Ancak telkini yapan kimse, ağır hasta olan kimseye, 'Sen de söylediklerimi tekrar et!..' diye emirde bulunmaz. Çünkü o halin verdiği ızdırap ile reddetmesinden korkulur. Eğer hasta bir defa şehadeteyni zikrederse, telkin tekrar edilmez. Bu telkin icmaen sünnettir"(3) hükmünde müttefiktir. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.
(1) Abdurrauf Münavi- Feyzu'l Kadir- Beyrut: 1974 C: 1, Sh: 404. Ayrıca El Azizi- Siracü'l Münir: C: 1, Sh: 160.
(2) Şeyh Nizamüddin ve Heyet- Feteva-ı Hindiyye- Beyrut: 1400 C: 5, Sh: 348.
(3) Molla Hüsrev- Düreru'l Hükkam Fi Şerhi'l Gureri'l Ahkam- İst.: 1307 C: 1, Sh: 160. Ayrıca İmam-ı Merginani- El Hidaye- Kahire: 1965 C: 1, Sh: 90 | 
26.05.2007, 17:17
| | | Hakkperest (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.163
1 Albümü var
Teşekkür etti: 10.836
Teşekkür aldı: 4.397 konuda 20.588 kere
| bismillahi teala.
ilk yapdığımız nakilde sanırım herşey açık iken anladığımız kadar ile bazıları aynı meseleyi kaşımakda ve de ehlı kıbleyi toptak kafir ilan etmekdedir.
sormak laızmdır madem öyle ehlı kıbl tekfir edilmez kaidesi niye kondu.?
ihtilaf olan meseleri ibni abidin özetlemiş.bazıları bu hususda acele edip tekfir eyledi bazıları da tekfir eylemedi.imam subki hazretleri cem'ul cevaminde bunları belirtiyor idi celal el mahalliden naklen.
küfrün 4.kısmı tevilde hatadan kaynaklanır.
ulema bunda ihtilaf edip ikiye ayrıldılar.birinci grub tekfir etdi.ikinci grub tekfir etmedi .öyleki birinciler tevilde aşırıya gidenler ile mutedil olanlar arasını dahi ayırmadılar hepsini tekfir etdiler.buda büyük hatadır.
hz ali ra.süz ile kendine karşı çıkanlar hakkında şöyle demişdir.
küfürden kaçdılar hataya saplandılar.bu bölümde şerhi mişkatdan yapdımız konuda vardır.iyicene okunması elzemdir.
bu hususda ifrata kaçmayın.ihtilaf olan meselerde sukut etmek en doğrusudur
iktibas: molla | 
26.05.2007, 17:17
| |  | | Sayfa 3 Toplam 5 Sayfadan | < | 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | > | | Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:33 .
Powered by: vBulletin Version 3.7.2 (Türkçe) Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0 RC5 Bazaar Desings |