Bayrak
21 Recep 1429
24 Temmuz 2008, Perşembe
21 Recep 1429
24 Temmuz 2008, Perşembe
Ayet
Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.
Hucurat-12
hadis
Kim ki yanında Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı halde, gücü yeterken ona yardım etmezse, Allah onu dünya ve ahirette zelil kılar.
Camiu’s-Sağîr

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 39 (5 Kayıtlı ve 34 Misafir) bulunmaktadır.

Online  drkoyuncu, hafsa, kebirulcady06, yolcu


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye
eee



Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » RİSALE-İ NUR » Hilafet-i İslamiyet neden Âl-i Beyt-i Nebevîde yerleşmedi?


Cevapla
 
Seçenekler
Super Moderator
 
leys - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.483


3 Albümü var
Yarışma Puanı: 310
Teşekkür etti: 3.218
Teşekkür aldı: 1.261 konuda 4.619 kere
Blog-Yazıları: 2
leys - MSN üzeri Mesaj gönder
Hilafet-i İslamiyet neden Âl-i Beyt-i Nebevîde yerleşmedi?

"Neden hilâfet-i İslâmiye Âl-i Beyt-i Nebevîde takarrur etmedi? Halbuki en ziyade lâyık ve müstehak onlardı."


Elcevap:



Saltanat-ı dünyeviye aldatıcıdır.
Âl-i Beyt ise, hakaik-i İslâmiyeyi ve ahkâm-ı Kur'âniyeyi muhafazaya memur idiler.
Hilâfet ve saltanata geçen, ya nebî gibi mâsum olmalı,

veyahut Hulefâ-i Râşidîn ve Ömer ibni Abdülâziz-i Emevî ve Mehdî-i Abbâsî gibi harikulâde bir zühd-ü kalbi olmalı ki, aldanmasın.


Halbuki, Mısır'da Âl-i Beyt namına teşekkül eden devlet-i Fâtımiye hilâfeti

ve Afrika'da Muvahhidîn hükûmeti

ve İran'da Safevîler devleti gösteriyor ki,

saltanat-ı dünyeviye Âl-i Beyte yaramaz;

vazife-i asliyesi olan hıfz-ı dini ve hizmet-i İslâmiyeti onlara unutturur.

Halbuki, saltanatı terk ettikleri zaman, parlak ve yüksek bir surette İslâmiyete ve Kur'ân'a hizmet etmişler.


İşte, bak:

Hazret-i Hasan'ın neslinden gelen aktablar,
hususan Aktâb-ı Erbaa ve bilhassa Gavs-ı Âzam olan Şeyh Abdülkadir-i Geylânî
ve Hazret-i Hüseyin'in neslinden gelen imamlar,
hususan Zeynelâbidin ve Cafer-i Sadık ki, herbiri birer mânevî mehdî hükmüne geçmiş, mânevî zulmü ve zulümatı dağıtıp envâr-ı Kur'âniyeyi ve hakaik-i imaniyeyi neşretmişler, cedd-i emcedlerinin birer vârisi olduklarını göstermişler.
eski 31.12.2007, 12:31 leys isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
leys isimli üye'ye teşekkür edenler
Cevapla



Yer imleri
Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:48 .