|  |
| | Super Moderator
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.317
3 Albümü var
Yarışma Puanı: 310 Teşekkür etti: 2.958
Teşekkür aldı: 1.098 konuda 4.029 kere
| İttihad-ı İslam ve Bediüzzaman1 “Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’ân’a) sımsıkı sarılın ve parçalanmayın.” Âl-i İmrân, 103
Avrupa tarihi, din savaşları, mezhep savaşları, milletlerarası savaşlarla dolu kanlı bir tarihtir.
Yahudiler bütün Avrupa’da, yüzyıllar boyunca katliamlara maruz kaldılar.
Aynı zamanda bu katliamlar, reform hareketlerinin ilk dönemlerinde, Katolik ve Protestanlar arasında da cari idi. Yalnızca Sen Bartelmy katliamında, bir gecede 40 bin Protestan, Katolikler tarafından vahşice öldürüldü.
Avrupa’da milletlerarası savaş eksik olmuyordu. 14. ve 15. yüzyıllarda Fransa ve İngiltere arasındaki savaş ‘100 Yıl Savaşları’ olarak bilinir.
Avrupa’da 1618 – 1648’li yıllarda yapılan savaşlar da, tarihe ‘30 Yıl Savaşları’ olarak geçmiştir. Yine 20. yüzyılda meydana gelen iki dünya savaşı Avrupa devletleri arasında oldu. Fakat günümüzde bu savaş ve anlaşmazlıkların hepsi unutulmuş görünüyor. Yahudiler yüzyıllarca, dünyanın her tarafında dağınık ve sefil bir şekilde yaşarken,
Siyonizm düşüncesiyle bir araya geldiler ve dünya üzerinde büyük bir güç oluşturdular. Dünyadaki nüfusları 20 milyon olduğu halde, siyasi ve ekonomik alanda 7 milyar dünya nüfusuna tesir edecek bir konuma geldiler. Hristiyan mezhepleri arasında bugün bir sıkıntı olmamakla beraber,
onların Yahudilerle bile anlaştıklarını, birleştiklerini görüyoruz. Kendi ralarında yüzyıllarca savaşan Avrupa devletleri,
şimdi "Avrupa Birliğini" oluşturdular
ve dünya üzerinde büyük bir güç odağı haline geldiler. *** Günümüzde Müslümanları birleştirecek pek çok ortak bağ olduğu halde,
hala bir İslam birliği oluşturulamamıştır.
Bugün dünya nüfusunun 1/5 ini Müslümanlar oluşturmakta (Bir buçuk milyar)
Fakat siyasi, ekonomik ve kültürel alanda, dünya çapında tesirleri pek az!
Müslümanların dünya üzerinde büyük bir nüfusa ve ekonomik potansiyele sahip olmakla beraber, tesirsiz olmalarının temelinde, birlik ve beraberlik ruhuna sahip olmayışları vardır. Eğer siyasi, ekonomik ve kültürel birlikelik sağlanabilse,
dünya dengelerini değiştirecek yeni bir güç ortaya çıkacak.
Teorik olarak bütün Müslüman fert ve devletler,
Müslümanlar arası ittifakın,
dünya üzerinde maruz kalınan siyasi, ekonomik, kültürel bütün felaketlerden kurtulmaya vesile olacağını,
aynı zamanda bunun Allah'ın emri olduğunu çok iyi bilir
ve bunu temenni ederler. Fakat iş pratiğe gelince bazı şartlanmışlıklardan ve nefsani, şahsi garazlardan kurtulup da bunu gerçekleştiremezler. Sormak gerek: Hegomonik güçlerin İslam'a açıkça savaş açtıkları, gözümüzün önünde İslam ülkelerinin işgal edilip, masum insanların katledildiği şu zamanda, Müslümanlar ittifak etmeyecekse, ne zaman ittifak edecekler?
Şimdi değilse ne zaman? | 
02.02.2008, 12:27
| |
leys isimli üye'ye teşekkür edenler
| | | Super Moderator (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.317
3 Albümü var
Yarışma Puanı: 310 Teşekkür etti: 2.958
Teşekkür aldı: 1.098 konuda 4.029 kere
| ittihad-ı İslam ve Bediüzzaman2 - Bediüzzaman Hazretleri'nin tarif ettiği ittihad:
Üstad Bediüzzaman Müslümanlar arası ittifaka büyük önem vermiş, hayatında yaptığı faaliyetlerle ve eserleriyle daima bu ittifakı gerçekleştirmeye çalışmıştır. Hayal ettiği İslam birliğini şöyle tarif eder: Tarif ettiğim ve dahil olduğum ittihad-ı Muhammedi'nin (asm) tarifi şudur ki: İttihad-ı Muhammedi; şarktan garba, cenuptan şimale uzanan bir sisile-i nurani ile bağlı bir dairedir. Dahil olanlar da; bu zamanda üç yüz milyondan ziyadedir.(Bu sözlerin 1910 yılında söylendiği unutulmmalıdır) Bu ittihadın cihetü'l- vahdeti ve irtibatı; tevhid-i İlahidir. Peyman-ahd- ve yemini; imandır. Müntesipleri; kaalu beladan dahil olan umum müminlerdir.
(Cemaatimize her bir mümin manen müntesibtir. Sureten intisap ise, sünnet-i Nebeviyyeyi kendi aleminde ihyaya kesin karar iledir.) Defter-i esmaları da; Levh-i mahfuzdur. Bu ittihadın nâşir-i efkârı -fikirleri neşreden, yayan-; umum kütüb-ü İslamiyedir. Günlük gazeteleri de; î'â-i kelimetullahı hedef-i maksat eden umum dini gazetelerdir. Kulüb ve encümenleri; cami ve mescidleer, dini medreseler ve zikirhanelerdir. Merkezi de; Haremeyn-i Şerifeyn'dir. Böyle cemiyetin reisi; Fahr-i Alem aleyhisselatü vesselamdır. Ve mesleği;
herkes kendi nefsiyle mücadele,
yani ahlak-ı Ahmediyye(asm) ile tahalluk (ahlaklanmak)
ve sünnet-i Nebeviyyeyi ihya
ve başkalara da muhabbet
ve -eğer zarar etmezse- nasihat etmektir. Bu ittihadın nizamnamesi;
sünnet-i Nebeviyye ve kanunnamesi
emirler ve şeri nehiylerdir. Ve kılıçları da; berahin-i katıadır- Şeksiz ve şüphesiz olan kat'i deliller-.
Zira medenilere galebe çalmak ikna iledir, icbar ile değildir.
Taharri-i hakikat -hakikatin araştırılması-, muhabbet iledir.
Husumet ise vahşet ve taasuba karşı idi. Hedef ve maksatları da; İlay-i kelimetullahtır.
Şeriat da, yüzde doksan dokuz ahlak, ibadet, ahiret, fazilete aittir.
Yüzde bir nisbetinde siyasete mütealliktir;
onu da ulul emrilerimiz düşünsünler. Şimdi maksadımız; o silsile-i nuraniyi ihtizaza -harekete- getirmekle, herkesi bir şevk ve hahiş-i vicdaniye -vicdani isteyiş ve arzu- ile
tarik-i terakkide kabe-i kemalata sevk etmektir. Zira ilay-ı kelimetullahın bu zamanda bir büyük sebebi,
maddeten terakki etmektir.
İşte ben bu ittihadın efradındanım.
ve bu ittihadın tezahürüne teşebbüs edenlerdenim.
Yoksa, sebeb-i iftirak olan fırkalardan, partilerden değilim. | 
02.02.2008, 13:01
| |
leys isimli üye'ye teşekkür edenler
| | | Super Moderator (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.317
3 Albümü var
Yarışma Puanı: 310 Teşekkür etti: 2.958
Teşekkür aldı: 1.098 konuda 4.029 kere
| İttihad-ı İslam ve Bediüzzaman3 Mühim ve müthiş bir sual:
Neden ehl-i dünya, ehl-i gaflet, hattâ ehl-i dalâlet ve ehl-i nifak rekabetsiz ittifak ettikleri halde,
ehl-i hak ve ehl-i vifak olan ashab-ı diyanet ve ehl-i ilim ve ehl-i tarikat, neden rekabetli ihtilâf ediyorlar?
İttifak ehl-i vifakın hakkı iken ve hilâf ehl-i nifakın lâzımı iken,
neden bu hak oraya geçti ve şu haksızlık şuraya geldi? Elcevap:Bu elîm ve fecî ve ehl-i hamiyeti ağlattıracak hadise-i müthişenin pek çok sebeplerinden; İKİNCİ SEBEP Ehl-i dalâletin zilletindendir ittifakları; ehl-i hidayetin izzetindendir ihtilâfları.
Yani, ehl-i gaflet olan ehl-i dünya ve ehl-i dalâlet, hak ve hakikate istinad etmedikleri için, zayıf ve zelildirler.
Tezellül için, kuvvet almaya muhtaçtırlar.
Bu ihtiyaçtan, başkasının muavenet ve ittifakına samimî yapışırlar.
Hattâ, meslekleri dalâlet ise de, yine ittifakı muhafaza ederler. Adeta o haksızlıkta bir hakperestlik, o dalâlette bir ihlâs, o dinsizlikte dinsizdârâne bir taassup ve o nifakta bir vifak yaparlar, muvaffak olurlar. Çünkü samimî bir ihlâs, şerde dahi olsa neticesiz kalmaz. Evet, ihlâs ile kim ne isterse Allah verir.
Amma ehl-i hidayet ve diyanet ve ehl-i ilim ve tarikat,
hak ve hakikate istinad ettikleri için
ve herbiri bizzat tarik-i hakta yalnız Rabbini düşünüp tevfikine itimad ederek gittiklerinden,
mânen o meslekten gelen izzetleri var.
Zaaf hissettiği vakit, insanların yerine Rabbine müracaat eder,
medet Ondan ister.
Meşreplerin ihtilâfıyla, zâhir-i meşrebine muhalif olana karşı muavenet ihtiyacını tam hissetmiyor, ittifaka ihtiyacını göremiyor. Belki hodgâmlık ve enâniyet varsa, kendini haklı ve muhalifini haksız tevehhüm ederek, ittifak ve muhabbet yerine, ihtilâf ve rekabet ortaya girer. İhlâsı kaçırır, vazifesi zîr ü zeber olur. İşte bu müthiş sebebin verdiği vahîm neticeleri görmemenin yegâne çaresi, Dokuz Emirdir. 1. Müsbet hareket etmektir ki, yani, kendi mesleğinin muhabbetiyle hareket etmek. Başka mesleklerin adâveti ve başkalarının tenkîsi, onun fik-rine ve ilmine müdahale etmesin, onlarla meşgul olmasın. 2. Belki, daire-i İslâmiyet içinde, hangi meşrepte olursa olsun,
medar-ı muhabbet ve uhuvvet ve ittifak olacak çok rabıta-i vahdet bulunduğunu düşünüp ittifak ederek, 3. Ve haklı her meslek sahibinin, başkasının mesleğine ilişmemek cihetinde hakkı ise, "Mesleğim haktır," yahut "daha güzeldir" diyebilir.
Yoksa, başkasının mesleğinin haksızlığını veya çirkinliğini ima eden "Hak yalnız benim mesleğimdir" veyahut "Güzel benim meşrebimdir" diyemez olan insaf düsturunu rehber etmek, 4. Ve ehl-i hakla ittifak, tevfik-i İlâhînin bir sebebi ve diyanetteki izzetin bir medarı olduğunu düşünmekle, 5. Hem ehl-i dalâlet ve haksızlık, tesanüd sebebiyle, cemaat suretindeki kuvvetli bir şahs-ı mânevînin dehâsıyla hücumu zamanında,
o şahs-ı mânevîye karşı, en kuvvetli ferdî olan mukavemetin mağlûp düştüğünü anlayıp, ehl-i hak tarafındaki ittifak ile bir şahs-ı mânevî çıkarıp,
o müthiş şahs-ı mânevî-i dalâlete karşı hakkaniyeti muhafaza ettirmek, 6. Ve hakkı, bâtılın savletinden kurtarmak için, 7. Nefsini ve enâniyetini, 8. Ve yanlış düşündüğü izzetini, 9. Ve ehemmiyetsiz, rekabetkârâne hissiyatını terk etmekle ihlâsı kazanır, vazifesini hakkıyla ifa eder. (20. Lem'a)
http://www.irfanmektebi.com/ | 
02.02.2008, 13:15
| |
leys isimli üye'ye teşekkür edenler
| |  | Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:23 .
Powered by: vBulletin Version 3.7.2 (Türkçe) Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0 RC5 Bazaar Desings |